(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "Abdulkadir Geylani - Gaybin Dili"

GAYB'IN DiLi 

TACU'L-EVLiYA ve BURHANU'L ESFiYA 
ABDULKADlR GEYLANl (K.S.) 



MENKIBELERI 

HiKMETLi SOZLERi 

KADRi TARiKATI ve EVRADI 

TAVSiYE ETTiGi NAMAZ ve DUALAR 



E§-§eyh Muhammed §ehabt'y-iis Sad? 



Terciime 
SEYYiD HOSEYiN FEVZi PA§A 



DEVRAN iLAHl 

Cem oldu asiklan pirim Abdu'l-Kadir'in 
Yolunda sadiklan pirim Abdii'l- Kadir'in 
Elim verdim eline kurban oldum diline 
Canim feda yoluna pMm Abdii'l Kadir'in 
Sana derim ey kisi gikar dilden te§vi§T 
Oda yanmaz dervi§i pMm Abdii'l Kadir'in 
Ansiyim baliyim bahgesinin giiliiyiim 
Baginin biilbiiliiyiim pMm Abdu'l-Kadir'in 
Hakk katinda uludur iki cihan doludur 
Esrefzade kulundur pirim Abdu'l-Kadir'in 



E§refzade RumT 



Not: Bu ilahT KadrT Dergahlannda Devran adi verilen Toplu Zikre ba§lamadan 
evvel muridlerin ayakta okuduklan NahT'dir. (Mutercim) 



Bu kiymetli eser; Seyyid Hiiseyin FevzT pasa He bu kitaba ve bunun 
nevmden olan eserlerin tiimiine emegi gegen, insanlan gergek ISLAM DINI 
konusunda uyarmaya calisan bu kutsal vazifeye kendini adayan ariflere ithaf 
olunmu§tur. 

KiTSAN 

§. GOKNAR 



Boliim: 1 



YAYINEVININ 
ONSOZU VE ESERiN TANITIMI 

Elinizde bulunan bu eserin ash Farsga'dir. 

E§-§eyh Muhammed Sadik-ul KadirT'y-u§ §ehabry-iis Sadi Hz.leri tarafindan 
Farsga'dan Arapga'ya; «Menakibi Tac-ul Evliya ve Burhan-ul Esfiya, El-Kutbiir 
Rabbani Vel Gavsiis SamedanT Es-Seyyid Abdiil-kadTr-ul GeylanT (k.s.)» ismi 
konularak tercume edilmi§tir. 

Arapga'ya tercume edilerek basilan eserin isminin bulundugu risalenin 
altinda, §u agiklama bulunmaktadir ki, cidden irfan ehlince bu satirlar 90k derin 
ledunnTmanalan (ilahf sirlari) agiklamaktadir: 

«Huvel kitab-iil musemma bttefrih-ul 

Hatirii terciime-tu §eyh Abdulkadir 

El kadiri Ibni Muhiddin-ul Erbili.» 

Yukarda ki beyftte unlii mutercim bu gibi eserlerin gonullere ferahlik 
verdigine i§aret buyurmaktadir ki, cidden oyledir. 

Tasavvufa ait buttin eserler, gonulleri ferahlandinr. Zaten bu sebepledir ki, 
§eyh-ul Ekber Muhyiddin ibn'ul Arab? (r.a.) §6yle buyurmusjardir: 

— «Oyle zaman gelecektir ki, hasbel icab ve zaman zahir olamayan 
mu'minler, bu gibi tasavvuf! eserleri okuyarak, ALLAH'in sevdiklerinden 
olabileceklerdir.» 

Eserin basildigi yerhakkinda, ise eser'in aslmda§u bilgiler verilmektedir: 

«lsbu eser is a Matbaasinda, Haleb kapisinda, Misir'da basilmistir.» 

j§te elinizde bulunan bu kiymetli eser de bu Arapca olan eserin Arapga'dan 
da Turkge'ye Seyyid Huseyin Fevzi Bey tarafindan tercume edilmesi ile 
hazirlanmistir. 

Eser'in ilk basiminda sadele§tirmesini A. KadTri ve B.UIuginar yapmislardir. 

Yayinevimiz nagizane olarak sahasinda gok kiymetli olan bu eseri, yeniden 
tertib ettirerek ayrica eser'in igersine KADJRJ EVRADINI ve Gavsu'l-Azam'm 
muridlerine tavsiyeleri olan hikmetli sozlerini «EY OGUL!»'u ayri boliim halinde 
alarak siz kiymetli okurlanmiza sunmaktan Cenab-i Hakk'a sonsuz §ukran 
duymaktadir... 

Zira; §una kesinlikle inanmaktayiz ki ilmi ledunnu (HAK JLMJ) ve tasavvuf 
erbabmin hallerini anlatan kitaplan yaymlamak ve bu kitaplardan 
faydalanabilmek her §eyde oldugu gibi TAKDIR-T JLAHf'dir. 

Ve §una da kesinlikle inanmaktayiz ki bu ilme hizmet etmek gok kiymetli 
olan bir lutfu ilahidir... 

Bizler de bu ilme ummanda bir damla kadar hizmet edebiliyorsak bizlere ne 
mutlu... 

§una da eminiz ki; Herseyin dogrusu ancak CENAB-I HAKK (c.C.) bilir!.. 



Cumlemizi yanh§hga du§mekten muhafaza buyursun ve bizlere hakkiyla 
hizmet etmeyi bu yolun nasipkarlann-dan da olmayi YAYIN EVJM JZE'de bu 
sahanin kiymetli eserlerini yayinlamayi nasib eylesin AMJN!.. 

Bu vesileyle, bir noktaya daha i§aret etmemizin luzumu burada hasil oldu ki 
bu; esasinda hak olan evliya hazeratinin kerametlerinin aciklanmasi, yiice 
velTlerce makbul olmayip, onu bazi yiiksek mutasavviflar, Rica-iil hayz (erkeklerin 
hayiz gormesi) gibi nitelemektedirler... 

Lakin bazilan tarafindan Evliya hazeratinin kerametlerini aciklamak 
sakmcah goriilsede, bu yolun talihlilerinin bu menkibelerden aldiklan bircok ders 
vardir ki elinizde bulunan bu kiymetli eserde ki bulunan menkibelerin icersinde 
de Gavs'iil-Azam Abdiilkadir Geylani Hazretlerinin kiymetli, hikmetli sozleri ve 
tasawuf ilminde bulunan bircok konulan meseleleri aciklayan metinler 
bulunmaktadir. 

Bu arada yeri gelmi§ken, Maarifetname muellifi ibrahim Hakki ErzurumT 
(k.s.)'nin buyurduklan, bir gergegi de tekrarlamadan gecemiyecegiz. §6yle ki: 

— «Adetullah O'dur ki, her ne kadar yiice velfler keramet gostermekten 
gekimrlerse de, alemlerin yiice Rabbi, evliyasina dyle ikram ve ihsanda bulunur 
ki, o ikram lar bazen evliya'yi kerametini gizlemekten mahrum eder.» 

Zira, KUN (OL) emri kendilerine verilen velTlerden, aciga cikan bazi 
olaganiistii tecelliler, gozlerden saklanamaz olur. Nun ile Kaf sirri tecelli eder... 

Aczimizin birkez daha derinligini idrak ederek her ba§arinm dostu yiice 
Mevla'nm lutfuna guverek, eseri siz okurlanmizin faydalanmalanmalan igin 
yaymlamif bulunuyoruz. Gayret bizden lutfu ilahTRABBJMJZDEN, 

KiTSAN YAYINEVi 



*^ji4£;;'***& 








Manevi kainatin s6nmezgune§idir O Gonullerde taht kuran mana hukumdaridir 

Tasavvuf ocaginin kutsal ate§idir O Hak yolu erlerinin rehberidir yaridir 

Gavsu'l-azam abdulkadfr Geylani Hazretlerinin Bab'u§ §eyh 
(eski adiyla Reis'us Sakf) denilen semtte medresede turbe-i saadeti. 



TAKDIM 

Genis islam dunyasinda Sultanu'l-Evliya, Gavsu'l-azam, Zamaninin sahibi, 
Gavs-i SamedanT gibi isimlerle anilan buyuk veil ve alim AbdulkadTr GeylanT (k.s.) 
hicretin 470'inci yilmda (MiladT:1077) senesinde Hazer Denizi'nin guneyinde Geylan 
eyaletinin Nif Koyu'nde dunyaya tesrif etti. 

Rivayet olunur ki; Hz. AbdulkadTr'in dogumu serefine Cenab-i Hak (c.c.) o gece 
dunyaya gelen 1 100 erkek gocuga velayet ihsan etmistir. 

AbdulkadTr GeylanT'nin menakib ve silsilesi, torunu Ebu Salih Nasr tarafindan 
yazilmis olup, ana ve baba cihetinden Peygamber (s.a.v.) soyuna baglandigi, ana 
cihetinden Hz. Huseyin'e (r.a); baba cihetinden de Hz. Hasan (r.a.)'in torunu, hem 
seyyid hem de serif oldugu aynca nesebinin Hz. Ebubekir (r.a.), Omer (r.a.) ve Osman 
(r.a.)'a ulastigi kesin olarakanlasilmistir. 

AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'un ana rahminde sukrettigi ve dogumundan sonra bir 
gokfevkaladelikler gosterdigi bilinmektedir. Cocukken dogrulugun timsali idi. Buyudugu 
zaman da fazTletin temsilcisi olarakyasadi. 

Sahih rivayetlere gore; 18 yasina kadar memleketinde kaldi ve ardindan tahsil 
igin Bagdat'a gonderildi. Bagdat'ta EI-TebrizT'den sarf ve nahiv dersleri bunlarm yani 
sira da Bagdat'ta HanbelT ve §afti Fikhmi da tahsTI ettT. Hz. AbdulkadTr'in 1095 yilmdan 
1127 yillan arasinda gegen omru esnasinda tasavvuf yoluna suluk ettigi ve tarikat 
erkanini yerine getirerek muhtelif gile ve derslerden (unlu hocalardan) gegmistir. 

Zira; gok iyi bilmekteyiz ki buyuk insanlann yetismesi de, buyuk gayret ve 
galismayi gerektirir. Bu bakimdan AbdulkadTr GeylanT'nin insan ustu kisiligine guglu ve 
kudretli ogretmenler muhatab olabilirdi. 

AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'un tarih kitablanna aksetmeyip hususT mahiyet arz eden 
bu 28 yilhk hayat hikayesi seyr-i sulukun ikmali (tevhid terbiyesi) ile geger. 

Bir ara imam-i Azam Ebu HanTfe Hz.'nin turbedarhgini yaptigi ve yine bu yillar 
iginde evlendigi bilinmektedir. Hz. AbdulkadTr (k.s.) gok meshur bir velT olan Ebu'l Hayr 
Muhammed bin Muslim el Dabbas'a talebe olduktan sonra tasavvuf yolunda buyuk bir 
gelisme gosterdi ve kisa zamanda mumtaz bir velT ve varhk oldugunu kabul ettirdi. 

El-Dabbas, AbdulkadTr GeylanT'nin hayatmda onemli bir yer isgal etmistir. ManevT 
sirlan ondan tederrus etmis ve El-Debbas kendi yerini O'na terk etmistir. 

El Debbas, kendisine mulaki olan Hz. AbdulkadTr'e El-Bazu'l Esheb (ALLAH'in 
ak dogani) lakabmi vermistir. Bu olay soyle vuku bulmustur: 

Bilindigi gibi, Hz. AbdulkadTr'in annesi golde giderken, bir haydut guruhu 
tarafindan gevrilir. Ve o sirada bir sahin peydah olur. 

§ahin haydutlan kagirtir ve Abdullah'm kizi Fatima'nm basindaki ortuyu ahr. 
Aradan yillar gegtikten sonra Hz. AbdulkadTr GeylanT, El Debbas'm huzurunda 
otururken, birdenbire sahin ortaya gikar ve El Debas hemen Hz. AbdulkadTr'e bakar. Bu 
bakism manevT sirlan tevdT anlamma geldigi ve bilahare Hz. AbdulkadTr GeylanT'nin 
annesi Fatima'ya «Bu bas ortusunu al!» diyerek sahin tarafindan alinan ortuyu hediye 
ettigini butun menakiblar yazar. 

El Debbas'm nazanndan AbdulkadTr'e intikal eden isik huzmesi O'nun varhgmda 
bir yanardag gibi indifa etmeye basladi ve ig aydinhk kainata isik sagar oldu. 

Boyle bir kudret hazTnesi igtimaT hayatta yerini almahydi. Nitekim sofTlik hirkasini 
Es-§eyh KazT El-Kuzat Eba Sait El-Mubarek BagdadT buyuk bir merasimle giydirerek 



O'nun mustakbel yerini isaret etti. 

1 127 yihnda soft Yusuf EI-HemedanT (*), Hz. AbdulkadTr GeylanT'ye cemaate vaaz 
etmesi igin telkinde bulundular. Hz. AbdulkadTr genis ve sonsuz bir ilim hazTnesi 
olmasma ragmen irsad gorevini yuklenemiyordu... 

Qunku bekledikleri bir isaret Hz. Peygamber (s.a.v.) katindan bir izinname vardi. 
Yusuf HemedanT (k.s.)'un irsad ve Tkazi o kutsal musadenin yaklastigini haber 
veriyordu. Nihayet gunlerden bir Cum'a, buyukler buyugu olacak Hz. AbdulkadTr 
GeylanT minbere dogru yurumektedir. 

Birden Hz. Peygamber (s.a.v.), Ali bin Ebi Talib (k.v.) ve Ashabdan bazilan 
oldugu halde O'nun onundedirler. Hz. AbdulkadTr, ALLAH (c.c.)'in sevgili Peygamberini 
(s.a.v.) gorunce sonsuz bir mutluluk igine gomulur. O hali, ne biz tasvir edebiliriz, ne de 
onlar bu sirn agiklar. 

Bulusma ve gorusme alenen cereyan eder. Birgok goz Cenab-i Resulullah'm 
(s.a.v. )AbdulkadTr GeylanT (k.s)'un agzina yedi kere ufledigini ve «Konu§ ey 
AbdulkadTr!» dedigini, Hz. AbdulkadTr'in sukut ettigini, bunun uzerine Hz AIT (k.v.) ve 
diger ug halifenin uger defa ufledigini gorur. Hz. Peygamber (s.a.v.) tekrar «Konu§ ey 
AbdulkadTr!)) hitabinda bulunur. Bu defa Hz. AbdulkadTr konusmaya baslarve ilk sozu: 

— «GECMl'Sl BIRAKIP, HALE DONELIM !..» olur. 

O'nun sesinde artik insanhgm mumtaz ilmi ve tesiri vardir. O andan itibaren Hz. 
AbdulkadTr, insanhgm en yuce hatTbi, edibi, en kutsal ogretenidir. 

Qunku Hz. AbdulkadTr, o andan itTbaren Resuller Resulunun izni ile kursude vaaz 
etmekte ve ondan sadir olan her kelam Allah (c.c.)'in kanunlarma ait bir izahname, bir 
tefsir huviyetini almaktadir. 

Bu sebeble, Hz. AbdutkadTr'in cemaati o gunden sonra gittikge artar... 

Oylesine artar ki; ne yer aliyor du bu kalabahgi... Ne de almasina imkan vardi. O 
yucelerden yucelere gegiyor, cemaatda o yucelik iginde sonsuza agilan bir baska 
dunyayi seyre daliyor, o seyranda herkes cusu hums iginde sarhos oluyordu. 

Kisa bir zaman sonra, Hz, AbdulkadTr gelen dinleyicilerine yer bulmak, yer 
aramak zorunda kaldi, Bagdat'm disma kadar tasan bir cemaate her an sayisiz asiklar 
katihyordu.,. 

Onun igindir ki; Bagdat'm Halka kapisi yaninda mescid yapildi ve oraya gegildi. 
Artik bu yeni mescidde vaaz veriliyordu. Amma ask her gonulu yakmisti. Musluman, 
Hristiyan, MusevT demeden hepsi O'na asiktilar. 

O yerler de dar gelince artik vaazlar mescidin disma meydanlara tasti... 

Garip ve mutlu seyler oluyordu vaaz sirasinda Hz. AbdulkadTr yavas sesle 
konustugu halde herkes duyuyordu. O'nun meclisinde uzak yakm yoktu, her asik o sesi 
iginde duyuyor, O'nun sesi zaman ve mesafeyi asarak gonullere akiyordu. Meydanin 
bir tarafina asitane (tekke) de yapildi. Fakat o dahi ihtiyaca cevap veremiyordu. 

Hz. AbdulkadTr'in hutbeleri insanlik igin yeni bir hadise idi. Ve 1134 yihnda devrin 
en buyuk alimi ve ayni zamanda Bagdat kadisi bulunan Eba Saidu'l Mubarek'in dergahi 
da Hz. AbdulkadTr'in idaresine tevdi edilmis bulunuyordu. 

Hazreti Sultan cum'a sabahi ve persembe aksamlan kendi medresesinde, pazar 



Yusuf EI-HemedanT: Kutbu'l-aktab olan bu kutsal zat dort tartkattan icazetlidir (Hilafeti var) 



aksami ise dergahda (tekkede) ders ve nasihatlanna devam ettiler. 

Hazreti AbdulkadTr GeylanT keramet ve ilmi ile de devrini asmis mustesna bir 
varhkti. Canlara rahmet sunan, gonuller aydinlatan ve nice karanlik insani aydinliga 
kavusturan emsalsiz ogretmen olmustur. 

Hz. AbdulkadTr, ilim ve irfan gunesi idi. Herkes O'na kosuyor, herkes O'ndan 
himmet bekliyordu. O hepsine cevap vermesini bildi. Herseye muktedir oldugunu 
insanliga kabul ettirdi. Fakirleri doyurdu, cahilleri alim kildi. Kapali gozleri agti, go- 
nullere rahmeti soktu. O'ndan kim ne istedi ise hig bir teredute mahal kalmadan 
istediginin tamamini aldi. 

Alimler O'nun rahlesinde ilimlerine ilim kattilar. Asiklar O'nun huzurunda Hakk'a 
vuslat etti. VelTler O'nun nazannda Cemal nes'esini taddilar. 

O, devrinin ve sonraki zamanlarm aranan buyuk insani olarak kaldi. Alimlerin 
O'nun huzurunda en kansik mes'elelere gozum bulduklan biliniyor. 

Oyle ki; Fikih bilginleri O'na ne sorarlarsa hemen anmda cevap aliyorlardi. O, 
canh bir kitabdi. Kitablar O'nun bakislanndan feyiz alanlarm kalemi ile yazildi. VelTler 
O'nun bakismdan beslenerek buyuduler. Ve O, boylece gavslar sultani (Mahbub-u 
SiibhanT) oldu. 

iste, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in emriyle, kendi dilinden: 

— «Kulya AbdulkadTr kademeyye hazihi a la ragabeti kiilli veliyyullah!» 

Manada en buyuk olan madde de elbette ki; en kudretli olacakti. Bu sebeple 
igtimai gorevlerini de tamamen yerine getirmis idi. 

Hz. AbdulkadTr GeylanT'nin 49 gocugu oldu. Bunlardan 11 tanesi babalarmin 
yolundan yuruyerek manevT makamlara eristiler. Bunlardan isa, Misir'da babasinin 
manevT sirlarmi tedris eden bir mursid oldu. Diger ogullan Abdullah, Abdulve-hab, 
Abdurrezzak, Yahya, Muhammed, Abdurrahman, Abdul-Cebbar isimli gocuklan da 
Bagdat'ta babalarmin ilim rahlesinde asiklara ders ve telkinlerine devam ettiler. Diger 
gocuklan ibrahim ve Vasit muhtelif eyaletlerde, Musa §am'da, AbdulazTz ise Sincar'da 
gonullere gerag oldular. 

Hz. AbdulkadTr GeylanT, Bagdat'ta o kadar gok buyuk bir tesir ve nufuz sahibi idi 
ki; MelTk ve veziler de ona murid olmuslardir. 

Lakin bu sahislar, Hz. AbdulkadTr GeylanT ve evlatlannm Bagdat'taki Ttibar ve 
hakimiyetlerinden endiseye dustuler. MelTk basit ve kuguk dunya hesaplanyla 
GeylanT'lerin saltanatina goz koyduklan vesvese ve evhamma kapildi. Bu sebeple bir 
ara GeylanT ailesini Bagdat'tan surdu. Surgun gok aci ve agir neticeler vermekte 
gecikmedi... 

CCJnku Allah katmda sevilenlere uzatilan her el kinlmaya mahkumdur... Elbette; 

— «Men ezali veliyyen ve Tekad azentuhu bTharb — VelTme eziyet ve (bugz) 
edene suphesiz ben ilan-i harb etmisimdir.» 

Hadis-i kudsTsinin sirn tecellT edecek ve kahr-i ilahTye uzerine celbeden, saltanat 
makammda bulunan sahsin da eli kinlacak ve tahtindan uzaklastinlacaktir. Nitekim de 
sirr-i kader bu yolda zuhur etmistir. Dogudan ve Kuzeyden Bagdat'a dogru gelen 
korkung bircinayet kasirgasi Bagdat'i da yerle bir etti. 

Bu kasirga Mogollar idi. Mogollar, Bagdat'ta korkung katliamlar yaptilar ve sonra 
da bu ma'mur beldeyi bir harabe haline getirerekterkedip gittiler. 

O vakit Melik anladi ki; GeylanT'ler, saltanat ve dunya tutkunu degildir. Onlar 



manevT meleklerve Bagdat'in koruyucu kudretleridir. 

Bu mubarek belde de Resul-u Zi§an'in ve onun sevdiklerinin saye-i sadfinda 
muhafaza ve himaye edilegelmi§tir ki; onun igin §u kit'ayi buraya bu babtaki ledum 
sirnna i§aret olarakalmadan gegemedik: 

«Nedendir gol kenannda seref buldugu Bagdat'in 

Cenab-i Gavs-i Azamin makami oldugundandir 

Saye endazi humaves oldugu basta 

Kadirinin giilzar nisani oldugundandir. » 

Bu tevbe ve nedametten sonra, surulen GeylanT ailesi, surucu MelTk'in aglayi§ ve 
yalvan§lan arasinda Bagdat'a avdet buyurdular. 

Elinizdeki eser §imdiye kadar hig yaymlanmami§ menkibelerle birlikte Gavs-i 
SamedanT'nin butun'menkibelerini havi olmakla buyuk bir ozellige sahiptir. Bu §iirden 
de anla§ilacagi veghile, kaleme alman MenakTb-i Tacu'l-Evliya'nm ozelligi, bu 
menkibelerde iki cihan serveri (s.a.v.) efendimizin Leylei israda (Mi'rag gecesinde) 
alemlerin yuce Rabbi ile mulakatinda Hakk (c.c.) Hazretlerinin kendilerine: 

— Senin Abdulkadir ismi ile musemma (adlandinlmi§) oglun nerede? O'nu 
getirmedin mi? 

ilahT sualine muhatap olu§udur. Bu ilahT hakTkat bizzat Gavsu'l-azam tarafindan 
aynen ve defaatLe nakil buyurulmu§-tur. 

Nitekim, Hz.Gavs bu ilahT iltifat nedeniyle, gerek alemlerin yuce Rabbi'ne gerekse 
habTb-i ekremine, sonsuz §ukran arz ettigini de aynca beyan buyurmaktadir. 

Bu eseri dilimizin dondugu idrakimizin vusati nispetinde izaha gah§tik. 

Hizmet bizden hidayet O'ndandir. 

Bu alude du§uncelerle hemhal olan gonul dostlarma dareynde (ebedT hayatta) 
saadetler diler, saygi ve muhabbetlerimi sunarim. 

HUSEYiN FEVZi 



GAVSUL'AZAM 

Her menakib bir velTnin sanmi izhar eder 
01 menanibie gonulde kalmaya gam ve keder 
Bu menakib hepsinin ala-u bT hemtasidir 
Cunku mirac-i resul ersarmm bir yadidir. 
01 gece HAK sordu zira gun habibi ekreme 
Nerde Gavsu'l-azam'm gelmedi senle niye? 
Ceddi paksm ol velTler §ahina hakkelyakiyn 
Bundan anla Gavsu'l-azam nicedir ey a§ina 
Bir nefestir olmami§tir Hak tealadan cuda 
Bu menakib oldurur ki, anlatir bu sirlan 
A§inayi vahdete mektum olan esrarlan 



Hangi devletlu velTdir ki, Resulu Kibriya 
Oldu manada pederana Muhammed Mustafa 
Ey hakikat talibi bu menakib baskadir 
Onda mTraci Resulu anlatir gun ol kadir 
Kadiriler Gavsu'l-azam'la bulurlar devleti 
Gavsu'l-azam'da numayan iki cihan izzeti 
Ruh-u pakmdan dile gel her dilek makbul olur 
Du cihan sultanidir kim ona has kul olur 

(KATiB'OL GAVS) 
Es-§eyh Seyid Huseyin Fevzi Pasa 



«0 'nu ancak "O" gorur. O'nu ancak "O" idrak eder. O'nu ancak "O" bilir. Kendi 
zatmi, kendi zati ile gorur ve bilir. O'nu kendinden gayn kimse goremez. Bir kimse idrak 
edemez. Zatmi bilmek ancak esma ve tecellTyati iledir. Huner, Allah'i... ALLAH ile 
bilebilmektir.» 



Gavs'ul-Azam AbdulkadTr GaylanT (k.s.) 



-10- 



Boliirn: 2 



GiRi§ 



«Rahman ve Rahim olan Allah-u Zul Celalin adiyla» 

Ya Rabbi! 

Sana yuzbinlerce hamd olsun ki, sana kavusan kurbet ehlini, beseriyet gukurun- 
dan vahdet zirvesine yukseltirsin... 

Kullann arasinda yukselmis ve buyuk insanlara, kutsal feyizlerini ihsan buyu- 
rursun... 

Sana kavusan ehlullah efendilerimizin zikr-i cemillerini belalann her turlusunden 
kurtulma vesilesi yapip, onlarin §e-faatlanyla nice mu'minleri, rahmetine 
kavu§turursun... 

Evliyaullahm nesilden nesile, dilden dile gegen menkibele-riyle bu gok kubbeyi 
nurlandinrsin... 

Butun yer ve gok tabakalan, o yuce ALLAH dostlannm kerametleri ve 
fevkaladelikleriyle suslenir. 

§6hretleri gune§ gibi ufuklan i§iklandinr... 

Ol mana gune§lerinin aydmligi ile, olu kalbler can bulur... 

Bu suretle de ulu evliyalann, kelamlannda ki, helavet ve esran dile getiren §u 
beyitin gizlilikleri ortaya gikar. 

«Enbiyanm asumani, Hak gibidir sozleri» 

«Evliyanm sozleri tezyin duiir etme gurur» 



— «Yuce Hak Peygamberlerinin sozleri asuman (Feza, Gokkubbe) gibi ise de, 
evliyaullahm kelamlan da, o gokkubbeyi susleyen yildizlar gibidir» demektir. 

Ya Rabbi! Sana kurbet (yakmhK) esran ile yakinlasan ku-lannm meclislerinde 
bulunanlar, seytanin azdirmalarmdan korunmus ve gizlenmis olur. 

Ya ilaht! Sen bizlert, onlarin meclislerinde bulunmak, serefine nail eyle... 

Yuce Mevla'ya bu hamdu senadan sonra alemlerin sultani, Levlake tahtinm tek 
sahibi sultani. 

— «Sen olmasaydin bu alemleri yaratmazdim!..» 

ilahT hitabmin, mazhan Resul-i Kibriya (s.a.v.) Efendimiz hazretlerine ve all 
eshabma sonsuz salat-u selami tekrarlamakla zevk duyariz. 

Bundan sonra kitabi, Farsga'dan, Arapga'ya geviren segkin yazan igin, ilahT 



-11- 



rahmetin esirgenmemesini niyaz eyleriz. 

Sonra AbdulkadTr Bin Muhiddin-i ErbilT (k.s.)'nin (Erbili MuhiddTn'in manevT 
evladinin) menkibelerine gegiyoruz. 

Bu menkibelerdir ki, okuyanlann, kederlerini sevince, mutluluga donusturur. 

Okurlanmizin bilgisine sundugumuz, AbdulkadTr GeylanT (k.s.) oyle yuce, bir 
velTdir ki; devrinin ve asirlann Gavsu'l-azam'i ve heykeli samedanTsi'dir. 

Yuce Mevla'nin varhgmda, kendi varliklanni eritmis olduklanndan, yuce isimlerine 
Ferdurrahmani ALLAH ile bir olan) denilmek suretiyle, Hak (c.c.) Hazretleri tarafindan 
taltif buyurulmustur. 

Pak ve yuce ceddinin Resul-i Kibriya (s.a.v.) oldugu, butun irfan ehlinin 
bilmusahide ma'lumudur. Boylelikle, silsile-i serifelerinin Efendimiz; Hz. Muhammed 
Mustafa (s.a.v.)'e kadar vardigi kafi bilinir. 

Es-§eyh Es-Seyyid Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'nin bu itibarla lakab 
ve kunyeleri soyle ifade buyurulur: 

§unu iyi biliniz ki; bu kunyenin anilmasi dahi butun ehlullaha feyiz sebebidir. 

Demek istiyoruz ki; AbdulkadTr GeylanT Hz.'nin anilmasi pek gok Allah dostlanna 
feyiz kaynagi olmustur. 

Gavsu'l-azam ve heykelT nuranT (nuranT anit) ve samedani (ALLAH'a mensup) 
AbdulkadTr GeylanT (k.s.) iki cihan serveri Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin 
manevT ogullan hem Hz. Hasan, hem de Hz. Huseyin'e soyca bagliliklan dolayisiyla da 
lakablan AbdulkadTr-ul HasanT ve HuseynT diye ozetlenebilir. 

Bu yuce ve mumtaz muellif bu konuda soyle buyurmaktadir: 

— «Gavsu'l-azamin §efaatini istirham etmekle, yuce Rab-bimizin lutuflanni 
bizden esirgemiyecegini Cenab-i Hak'dan niyaz ederiz...» 

Yuce mutercimin bu niyazma, eserimizde yer verdikten sonra, hig suphesiz ki, 
kendileri iki yonlu ariflerden oldugunu hemen anlamaktayiz... Onun bu sozlerine tabiT 
olarak ilaveye gerek yoktur. 

§unu iyi bilmek gerekir ki; AbdulkadTr GeylanT Hz.'le gibi bir Gavsu'l-azami 
anlatabilmek, anlayabilmek igin, once onun gizlilik ve ledunniyatma vakif olmak gerekir. 

Bir kadin olan yuce muellif, elbette ledunniyati ile hem de sonsuz bir askla yuce 
Gavs'a baghdir. 

Es-§eyh Muhammedus Sadik, bu vesileyle sunlan da sozlerine eklemektedir: 

— «0 piri azamin yuce varligina siginarak, bu konudaki maruzatimizi burada 
bitirip, yuce Mevla 'dan aff-i magfiret dilegi ile duamizi kabul buyurmasini niyaz ederiz. 

Tek arzumuz Gavsu'l-azam'in ruhaniyetinin yardimcimiz olmasidir.... 

Biz daha buyuk bir tevazu ile okurlanmizin ayak kaymalanmizi ve hatalanmizi af 
buyurmalan niyazi ve istirham indayiz. 

En buyuk siginagimiz ise, HAK (c.c.) Hazretleri'nin Gaffar (Ortucu) ve Settar 
(Saklayici) sifatlandir... 

«Esimi muterife merhamet muriivvettir 

Karini af ola gelmis hatasi insanm» 

Yukarda ki beyTt'in manasi: 



-12- 



Curmunu itiraf edene merhamet, muruvvet geregidir. Daima insanm hatasi affede 
gelinmistir. Tevfik Allahu Zulcelalin'dir. 

Malumdur ki; kaleme aldigimiz Menakibi Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya adh 

eserin ozelligi bu menkibelerde; MiR'AQ ESRARININ TECELLI ETMESiDiR. 

Resul-i Kibriya (s.a.v.) mir'ag-i seriflerin de alemlerin yuce Rabbi'nin su hitab ve 
beyanlarma muhab olmustur. 

Yuce Mevla soyle hitab etmistir: 

— Ya Habibim! Manevi oglun olan Abdulkadir Geylant'yi neden beraberinde 
getirmedin?» 

i§te hig bir menkibede ve menakibe ait eserlerde bulunmayan Mir'ag ledunniyati 
ait eserlerde bulunmayan Mir'ag ledun-niyati bu esrarda gizlidir ve bu menakibin paha 
bigilmez degeri de buradadir. 

Tercume ettigimiz ve agikladigimiz Menakibu'l-Evliya bir gok buyuk kuguk 
menkibeden meydana gelmistir. 

Bu menkibelerin en onemli kisimlan; 

Resul-i Kibriya ile Gavsu'l-azam'm musafahasi (karsilikli konusmasi) ve Seyhu'l- 
Ekber (r.a.) ile olan ruhanT qorusmesidir. 

Biz, bu eseri siraya koyarken, ilk once Gavsu'l-azam'm iki cihan serveri ile 
karsilikli konusmasina yer verip, kalemimizi menkibelerin onemine gore siraya koymus 
bulunuyoruz. 

Haddimiz olmayarak, sunu arz edelim ki: 

Basip yayinfayacagimiz eser, bir taraftan Muhamed-ul Sadik (k.s.) tarafindan 
Farsga'dan, Arapga'ya tercume edilen menakibin, tercume ve izahi oldugu gibi, simdiye 
kadar hig bir menakipde rastlanmamis, Gavsu'l-azam'm kerametlerini de tercume 
ettigimiz eseri genisleterek, takdim ediyoruz. 

Biz soylemesek de, elbette dikkatli gozlemciler, bu hakikati kadir bilip, 
degerlendirmekten geri kalmayacaklardir. 



* * * 



«Dunya telasmdan kurtul ki Ahiret'e eresin... 

Ahiret telasmdan kurtul ki, o zaman BANA vasil olasm» 

Gavs'ul-Azam Abdulkadir Gey lam (k.s.) 



-13- 



ABDULKADlR GEYLAN? HAZRETLERiNJN 
HAYATLARI VE NESEBi §ERJFi 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hz.'lerinin ana ve baba cihetinden dort halifeye 
de ulastigi iki cihan serveri Resulu Kibriya (s.a.v.)'e muntehi oldugunu kesinlikle tespit 
eden asara rastlamak pek kolay degildir. Buna ragmen bizlere delTI teskTI eden; yuce 
Gavs'in silsile-i serifesini tesbit eyleyen ve nesep itibariyle Gavsu'l-azam'a yakmhgi 
asikar olan torunlarmdan Ebu Salih Nasr tarafindan kaleme alinmis olan bu eserin mu- 
tealasi Gavsu'l-azam (k.s.)'in hem Seyyid ve hem de Serif oldugunu kesinlikle ortaya 
koymaktadir. 

Simdi sirasiyla bu nesebT sizlere vermeye galisacagiz... 

BABACiHETiNDEN NESEBi; 

Hazreti Ali (r.a.)'in oglu Hasan oglu Hasan el-Musenna oglu Abdullah Mahd oglu 
Musa ei-Cun oglu Abdullah oglu Musa oglu Davud oglu Muhamed oglu Yahya Zahid 
oglu Abdullah oglu Salih Musa Zengidost oglu Seyyid AbdulkadTr GeylanT'dir. 

ANACiHETiNDEN NESEBi: 

Temiz validesi Ali bin EbT Talib'in oglu imam Huseyin oglu imam Zeynel Abidin 
oglu Muhammed Bakir oglu imam Cafer Sadik oglu imam Seyyid Ebu Alaaddin 
Muhammed el-Cevad oglu imam Kemaluddin isa oglu imam Ebu Ata Abdullah oglu 
imam Seyyid mahmut oglu imam Ebu Cemaluddin Seyyid Muhamed oglu Seyyid 
Abdullah es-Semai kizi Umu'l-Hayr, Emetu'l-Cebbar Fatime'dir. 

Hz. §eyh AbdulkadTr'in nesebi Hz. Ebubekr (r.a.)'le birlesmektedir. Soyle ki: 

§eyh AbdulkadTr'in babasmm annesi olan Ummu Seleme Hz. Ebu Bekr oglu 
imam Abdurrahman oglu imam Abdullah oglu imam Talha oglu imam Muhammed'in 
kizidir. 

Ayrica; Seyh AbdulkadTr Hazretlerinin nesebi Hz. Osman' (r.a.)ya da ulasmak- 
tadir. Soyle ki: 

Hz. AbdulkadTr'in dedesi (yedinci) olan Abdullah el-Mahd ile lakablandinimasi 
Mahd'm her seyden annmisa delalet etti-gindendir. Abdullah el-Mahd Hazretleri de 
anne ve baba cihetinden kolelikten uzaktir. Bu sebeple kendisine bu lakab verilmistir. 
Babasi Hz. Ali (r.a.) oglu Hz. Hasan'm oglu Hasanu'l-Musenna'dir. Babasmm 
vefatindan sonra Hz. Osman'm oglu Omer oglu Muzaffer oglu Abdullah annesi ile 
izdivag etmistir. 

Seyh AbdulkadTr GeylanT Hz.'lerinin nesebi Hz. Omer' (r.anhuma)e de ulasmak- 
tadir. §6yle ki: Adi gegen Abdullah'in temiz valisedinin adi Hafsa'dir ki, Hz. Omer'in 
oglu Abdullah'in kizidir. 

Butun bunlar agikga gostermektedir ki; 

AbdulkadTr GeylanT Hz.'lerinin nesebi hem Hz. Ebu Bekr'e hem Hz. Osman'a, 
hem Hz. Omer'e, hem de Hz. Hasan'a ve Hz. Huseyin'e (Radiyallahu Anhuma) ulas- 
maktadir. 

ALLAH (c.c.) hepsinden razi olsun! Bizleri §efaatlerine nail eylesin!.. AMJN 

* * * 



-14- 



HZ. GAVS (K.S)IN DUNYAYATE§RiF ETMELERi 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.) Hazretlerinin dun-ya'yi tesriflerinde, 
ortaya gikan olaganustu haller, saymakla bitmeyecek kadar gok olmakla beraber, 
Menakib-i Tacu'l-Evliya'da, kisaca bes tanesine temas edilmistir. 

Birinci olaganustu hal sudur: 

Mubarek babalan Es-seyyid Ebu SalTh Musa-i Zengi-dost hazretlerine, iki cihan 
serveri Muhammed Mustafa (s.a.v.) cismanT hale gelerek, yanmda eshab-i kirami 
bulundugu halde, kendisine su hitabda bulunmuslardir: 

— «Dunya'ya gelmek uzere bulunan oglun, hem benim, hem de alemlerin yuce 
Yaraticisi Allahu Zu'l-Celal'in mahbubudur. O, alemde devrinin kutbu'l-aktab'i olub, 
cumle evliyaullah hazerati ve nufusu safiye erbabi ona bagli olacak ve itaat edecektir.» 

Bu yuce sozun hakikat mertebesinde anlami sudur: 

Her asirda bulunan Kutbu'l-irsad ve Gavs'lar da O'ndan mana aleminin isaretlerini 
alacaklardir. Ancak bu vesile ile su sirra tekrar isaret edelim ki; Gavsu'l-azam'da 
asrinda ug manevT gorevi dahi toplanmistir. Yani zamanmin hem Kut-bu'l-aktab'i, hem 
Gavs'i, hem de Kutbu'l-irsadi idi. 

ikinci olaganustu tecellT sudur: 

Resul-i Kibriya'dan baska diger butun yuce peygamberler de gorunerek ayni 
mujdeyi pek muhterem pederlerine tekrarlamislardir. Bu konu uzerinde ikinci 
menkibede israrla durulmustur. 

Ucuncu olaganustu tecellT sudur: 

Butun yuce Hakelgileri Gavsu'l-azam'in pederlerine mujdelemislerdir ki; korunma 
ve saklanmalan, hayri ve serri ayird eden kitab olan Kur'an-i KerTm'de agiklanmis 
butun velTler, oglunun emri altmda olacaklardir. O, oyle bir velTdir ki, bin senede bir 
gelen mucedditlerden (yenileyici) olacaktir. 

Dorduncu olaganustu hal; 

Gavs Hz.lerinin babasma mujdelenmistir ki; senin oglun turn islerinde seriat-i 
Ahmediye'ye ve sunnet-i seniye'ye uygun hareket edecektir. 

Besinci olaganustu hal: 

Daha gocukluk anlannda, Ramazan gunlerinde, tan vaktinden gunesin batisma 
kadar, oruglu olurdu. Bu kisa menkibeye isaretten sonra, sunu da ilave edelim ki: Bazi 
hakTkat ehlTzat'lar demislerdir ki; 

— «Dervislik derecesini asip Hakk'a erenlerin derecesine varan evliyalar'in 
doguslan, ana ve babalarmin doguslanndan da 6ncedir...» 

«Kamil dogarmi§ ehli Hak 

Dogmazdan evvel anesi.» 

Yukandaki beyit, bu sirri agikladigi gibi. MevlevT tarikati'nm pin sanTsi (ikinci pin) 
§eyh Galip Dede, bu sirra soyle isaret buyurmustur: 

« Atari, anen senin var ise mihru mahtir cana 

Ki bir baki§ta mihre bir baki§ta maha benzersin.» 

LuqatT anlami: 

«Aslmda bu gibi zevata, ana ve baba aramak gerekirse, manevT yucelikte mana 



-15- 



gune§ine, guzellikle ay'a orantih olmasi gerekir.» 

Manasi sudur: 

«Senin anan ve baban var ise ay ile gunestir. ZTra bir bakista, gunes'e bir bakista 
ay'a benzersin» demektir. 

* * * 



Hz. GAVSU L AZAM ABDULKADIR GEYLANT (K.S.)'IN 
KUTSAL JSiMLERi 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya» adli eserin eserin elli dorduncu 
sayfasinda soyle buyurulmaktadir: 

Cenab-i Hak (c.c.) Hazretleri'nin doksan dokuz esmasinin pek gogu Kutbu'l-aktab 
ile ilgilidir. 

Bunun zahirT manasi: 

«Gavsu'l-azam'dan baska kutup yoktur» demektir. Bu konudaki goruslerimizi 
sonra belirtmek uzere simdi «Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'da «Gavsu'l- 
Azam'in Esmasi» diye arz edilen esmaya gegelim: 

Seyyit, Miieyyit, KerTm, AzTm, SerTf, Zarif, imam, He-mam, Salik, Nasik, 
Mumin, Mufin, Munim, Muksim, Tayyib, Tabib, Mutayyib, Cevat Munkat, Kaim, 
Saim, Abit, Zahit, Sacit, Vacit, TakT, NakT, Kami I, Lazil, ZekT, SakT, CemTI, CelTI, 
Maz, Munas, Sait, Re§it, SahT, Vaki, VafT, Parisa, Nakib, NecTp, HazT, Ha§u, Sahib, 
Sakib, Varis, Haris, Vasii, Barig, Faik, Laik, Rasih, Samih, VelT, Tahir, Zahir, Muti, 
MunT, Lebib, Habib, Sahit, Rasjt, Zait, Kait, BasTr, Muhzib, Delil, Sadik, Hazik, 
Sultan, Burhan, Husnu, Huseyni, Alim, Hakim, Mum, Mubeyyin, Misbah, Miftah, 
Sakir, Zakir, Melaz, Meaz, Salih, Nasih, Falik, Vazih. 

Dikkat buyurulursa bu menkibede gosterilen esmanin bir kismi esma-i ilahiyye'ye 
ait olan esmau'l-husna'ya dahildir. 

Mesela Sebbuh ve Kuddus esmalannin tecellTyatindan bulunan SerTf, Tayyib, 
Mukrim gibi esmai ilahiyye Hak (c.c.)'unun Sebuh ve Kuddus esma-i ilahiyyesi'nin 
mazharlannin esma ve tecellTyatindandir. 

Bu mazharlarda tecellT eden basta Melaike-i Kiram ha-zeratinin, baslangigta 
Adem (a.s.) gibi HAK (c.c.)'nun Kahhar (yok eden), Muntekim (6c alan) gibi esma-i 
ilahiyyesi'nin mazhanna secdede tereddut gosterip, onun HalTfetullah (ilahT halTfe) olus 
keyfiyetine itirazlan da bu sirdandir. 

Oyle anlasilmaktadir ki, «Menakib-i Tacu'l-Evliya»'da anilan isim kutbiyyet 
esmasi olarak gosterilmekte denmek istenmektedir ki, Gavs' hazretlerin de yuce HAK 
(c.c.) esma'u'l-husna'si tecelli etmistir... 

Bu ise su sirdandir ki, arif ve mutasawif bir sair bu hikmeti dile getirerek soyle 
buyurmustur: 

«Bir muammadir bu alem fehmtden ariflere 

Ism-i azam sirndir gun ol muammadan garaz» 

Hemen haddimiz oljnayarak menkibede su cumleyi agiklamaya muhtag 
gordugumuzu de isaret etmeliyiz. 



-16- 



Yukanda isaret ettigimiz cumleden (Gavsu'l-azam'dan baska kutub yoktur) 
manasi gikmaktadir ki, gayenin bu olmadigi kesindir. Kasd eylenen o degildir. 

Olsa olsa denmek istenmektedir ki; 

Devrinin hem Gavsu'l-azam'i, hem Kutbii'l-lrsadi, hem Oe Kutbu l-aktabi 
Abdiilkadir Geylani Hazretleridir, denilmek istenilmistir. Ciinki her devrin ayn bir 
Kutbu'l-aktab-i, yani «insan-i kamili» vardir. 



TACUL EVLiYANIN HANIMLARI 

Sofilerin seyhi, §eyh §ihabuddin Es-SuhreverdT (Avariful Maarif) kitabmin yirmi 
birinci bolumunde der ki: 

§eyh AbdulkadTr'e bazi salih kisiler sormuslar: 

Niye evlendiniz? demisler. §6yle cevap vermisler: 

— «Resulullah (s.a.v.) bana «Evlen!» deyinceye kadar evlenmedim.» 
Yine O'ndan nakl edilmi§tir: 

— «Evlenmek istiyordum, fakat bir turlu vaktimi israf ederim du§uncesiyle evlen- 
mege cesaret edemiyordum... 

Vaktaki zamani geldi, Allah bana dort hanim gonderdi ve bunlarla evlendim. 
Hepsi gonul ho§lugu He bana itaat edip, heryonden hizmetimi gorurlerdi...» 

ibniin-Neccartarihinde §6yle yaziyor: 

— AbdulkadTr'in oglu Abdurrezzak'dan dinledim. Dedi ki: Babamin kirk dokuz 
gocugu oldu. Bunlardan yirmi yedisi erkek, geri kalani da kiz idi... 

EI-CubaTi, §eyh AbdulkadTr'den nakl ediyor: 

— «Benim bir gocugum olunca derhal onun kalbimden gikarir: O, benim igin 
§imdiden 6lmu§tur...» derdim... 

O insanlarla dini sohbet ederken, kizlanndan ve erkek gocuklanndan olen olurdu 
da, yerinden kalkmaz, sohbetini kesmezdi. Kursuye gikip halka vaaz ederdi... 

Nihayet olen gocugunu yikayip kefenledikten sonra camiye getirirlerdi, kursuden 
inip namazmi kildinrdi... 



TACUL EVLiYANIN gOCUKLARI 

§EYH ABDULVEHHAB: 

Onun gocuklanndan birisi de oglu Abdulvehab'dir. Babasinm yanmda tahsil 
gormu§ ve ondan ilim dinlemi§tir. Ayrica Ebtil-Kalib bin El-Benna ve diger alimlerden de 
ders almi§tir. 

ilim tahsil etmek uzere Acem beldelerine gitmistir. Uzun zaman babasinm 
medresesinde ona vekaleten ders okutmustur. Yirmi yasmda iken 543 yilmda fetva 
vermege baslamistir. Ulemadan birgok kimse ondan icazet almistir. 

§erif Huseyni EI-BagdadT, Ahmed bin AbdulvasT bin Emir-gah ve digerleri ondan 
tahsil gorenlerdendi. §eyhin ogullan arasinda ondan daha kiymetli, daha gorgulu ve 
akilh kimse yoktu. 



-17- 



Fazilet sahibi, hos sohbetli bir zat idi. ihtilafh meseleleri hal etmekte emsalsizdi... 

Vaaz ederken son derece fasih konusurdu. Nutuk irad ederken agzmdan adeta 
bal damlardi. 

Zerafet ve goz alici sakalan ile un yapmisti, yigit idi. 

Son derece sahsiyet sahibi ve comert idi. 

imam En-Nasir li dTnillah onu, sikayetlerin gozumlenmesi igin gorevlendirmisti. 
hsanlarin ihtiyag ve sikayetleri O'na sunulurdu ve bunlan en guzel bir bigimde 
hallederdi... 

Ez-ZehebT der ki: 

— «0, vaaz vermis, hadTs rivayet etmis, fikren anlasamadigi kisilerle de 
munazara etmis ve onlari ikna etmistir. 

Edebiyata vukufu vardi. Kalbleri cezb edecek gugte idi. Soyledigi sozlerle 
insanlan adeta buyulerdi... 

Ondan, EddenisT, ibni Halil ve bir topluluk rivayet etmistir... 

ibni Receb tabakatmda der ki: 

— ibnul-Huseyin ibn Er-Ra'vabT, EbT Galip bin El-Benna O'nun hakkmda bana 
soyle anlatmistir: 

O, nefsanTarzulardan tamamen tecrid edilmis birfakih, zahid ve vaiz idi. 

Nereye giderse, hangi mecliste hazir bulunursa mutlaka husn-u kabul gorurlerdi... 

Nasir, O'nu gelen sikayetleri halletmek igin gorevlendirmistir. 

Bagdat'taki zarif ve kibar sahislardan bir tanesi de O idi. 

Babasinm evladi arasinda ondan daha fakih, ondan daha anlayisli yoktu... 

Bir diger alim de onun hakkmda soyle sitayisle bahs etmistir: 

Fetvada kalemi essizdi. Muhammed bin Yakub bin Ebid-dunyaya icazeti o 
vermistir. 

522 yilmin Saban aymda Bagdat'a dogmus, 593 yilmin Sevval aymin yirmi 
besinci gecesinde orada vefat etmistir. 

Hilbedeki kabristana defn edilmistir. 

Seyh isa ondan ve Ebil-Hasen bin Sirma'dan ders almistir. 

Ders okutmus, hadTs rivayet etmis, vaaz vermis ve gesitli dint gorevlerde 
bulunmustur. 

O'nun birgok te'lifleri de vardir. 

«Cevahirul Esrar Ve Letafi'ul Envar Fi ilmissufiyye» adh eseri bu teliflerin 
basinda yer ahr... 

Misir'a gelmis ve orada hadTs rivayet etmis, ilmin gesitli tenlerini okutmustur. 
Birgok alimler ondan icazet almislardir. Ondan icazet alan alimlerden su isimleri 
siralayabiliriz: 

Ebu Turab Rabia bin el-Hasan el-HadremT, Misair bin Ya'mer el MisrT, Hamid bin 
Ahmed el-ErtacT, buyuk fakih ve muhaddis Muhammed bin Muhammed, EmevTIerden 
Abdul-Halik bin Salih el-KuresT, el-Misn v.s. 



-18- 



ibniin-Neccar, tarihinde soyle anlatir: 

— O, babasinin vefatmdan sonra Bagdat'i terk etmis, §am'a gitmis ve orada Ali 
bin MendT bin el-Muferec el-HilalT'den 562 yilinda ders almistir. 

Babasindan hadTs rivayet etmis, bilahare Misir'a gidip vefat edinceye kadar orada 
kalmistir. 

Minberler ustunde halka nasihat eder, babasi hakkinda genis bilgiler verirdi. 
Herkesden husn-u kabul gorurdu. 

Ahmed bin Meysere bin Ahmed el-Hallal el-HanbelT O'ndan bir gok hadTs rivayet 
etmis, gesitli tenleri nakl etmistir... 

EI-MunzirT'ye gore; O, Misir'a gelmis, hadis rivayet etmis vaaz ve nasihatlarda 
bulunmus ve nihayet orada hayata gozlerini yummustur... 

ibniin-Neccar diyor ki: 

— §eyh AbdulkadTr el-GTIanT'nin oglu §eyh isa'nm kabir tasinda, onun Misir'da 
573 yilmm Ramazan aymm on ikisinde vefat ettigine dair bir yazi okudum: 

Sozun yeri gelmisken o'nun sirli beyitlerinden ornek koyalim kitabimiza istedik 
soyle ki: 

«Sevgililer diyanna selamimi gotiir ve onlara de ki; 

Gar \b istiyak iginde kivranmaktadir. 

Eger halimi sorarlarsa deyin ki; 

Firkat atesleri iginde yanip kavrulmaktadir. 

Onlara yaklastiracak bir arkadasi da mevcut degildir. 

Donusiine de bir yol yoktur! 

Herulkede uziintu He basbasa kalan bir garibdir... 

Ulkelerde garibin yari var midir ki?..» 

«Sizi gormezsem butun yil lisan orucu tutarim; 

Sizi gordiigum gun artik orug (sukut) bana helal olmaz. 

Dikkat edin!.. 

Kalbim size olan istiyakimdan gatlayacak gibi oluyor, 

Onu teskin etmek igin ne yazik... 

Ki bir gem bulamiyorum...» 

* 

§EYH EBU BEKiR ABDULAZiZ: 

Bu da §eyh AbdulkadTr'in ogullarmdandir. O da babasindan ders almis ve ondan 
gesitli bilgiler elde etmistir. Ayrica ibni Mansur Abdurrahman bin Muhammed El- 
Gazzaz'dan da ders almistir. Baska hocalan da olmustur. 

HadTs rivayet etmis, vaaz vermis, gesitli ilim dallannda ders okutmustur. 

O'ndan birgok kimseler icazet almistir... 

Askalan'da gazada bulunduktan, Kudus-i §enfi ziyaret ettikten sonra 580 yillan 
sirasinda Cibale gitmis ve orasini vatan edinmistir. Nesli hala orada iskan etmektedir. 



-19- 



Efendi ve gayet mutevazT bir zatti. 532 yihnin §ewal aymda dogmus, 602'nin 
Rebi'ulewel aymin on sekizinde Cibal'de hayata gozlerini yummustur. 



§EYH ABDUL-CEBBAR: 

§eyh Abdul-Cebbar; babasindan, EbT Mansur ve Kaz-zaz'dan fikih okumus ve 
onlardan hadTs dinlemistir... 

O, gayet guzel yazi yazardi. Tasavvuf erbabi ile arkadaslik yapar ve kalb ehli 
olan kisilerden aynlmazdi. 

Fakirlerin igine girer, dertlerini dinlerdi. Meride bahsi gegecekolan Abdurrezzak da 
ondan ders aimistir. Gayet guzel ve herkesi hayrette birakan yaz i la r yazardi. 

Abdurrezzak'dan yirmi sekiz sene once 575 yihnin Zilhicce ayinm dokuzunda 
henuz geng iken vefat etmis, Bagdat'taki medresenin dogu giris kapismm sagma defn 
edilmistir. 

Zamaninda Bagdat'ta ortaya gikan bir canavan buyuk kerameti sonucu yok 
etmistir. Canavann basi turbenin guneyinde asihdir. 



§EYHU'L KUDVE EL-HAFIZ ABDURREZZAK 

§eyh AbdulkadTr'in ogullarmdan olan bu zat da babasindan ilim tahsil etmis, fikih 
ogrenmistir. Ebil Hasan bin Dirma'dan da ders almistir. 

HadTs okutmus, ilmin gesitli dallarmi ogretmis, fetva vermis, fikren anlasamadigi 
kisilerle munakasa ve munazarada bulunmustur. 

Birgok alimlere icazet vermistir. 

ishak bin Ahmed zin Ganim, AN bin Ali HatTb ondan icazet alan alimlerdendir. 

El-Hafiz ibnun-Neccartarihinde onu soyle anlatiyor: 

— Babasi onu daha kugukken okutmus ve su alimlerden de ders gormustur: Ebil- 
Hasan Muhammed bin Es-Saig, Kadi Ebil-Fadl Muhammed bin Nasir el-Hafiz, EbT Bekr 
Muhammed bin ez-ZagunT, Ebul Muzaffer Muhammed el-HasTmT, ebil-MuafT ahmed bin 
Ali bin es-Semin, Ebil feth Muhammed bin el-Bater. 

ibnil-Batar, EbT Abdullah bin Talha'mn nezdinde gok ilim tahsil etmistir. 

Kendi el yazisi ile, hem kendi igin, hem de insanlar igin pek gok faideli seyler 
yazmistir. 

Yazisi pek guzeldi. Saglam hafiz, son derece guvenilir bir kimse, gok dogru ve 
hadTsi gok iyi kavrayabilen, imam Ahmed bin Hanbel'in mezhebinde fikih sahibi bir zat 
idi. 

Takva ve vera sahibi, Cumalar harig evine ibadet igin kapanan, rivayeti seven, 
talebeleri seven, fevkalade comert, sahsiyet sahibi bir mu'min idi. 

Ahlaki guzel, izzeti nefis sahibi, fakr-u zarurete karsi gayet mutehammil, selefin 
yolundan giden gok iffetli bir alimdi... 

El-Hafiz ez-Zehebi yazdigi « islam Tarihi» kitabinda der ki: 



-20- 



— Ebu Bekir Abdurrezzak once GTylanh, sonra Bagdath, HanbelT mezhebine 
mensup bir zat olmustur. 

Kendisi Muhaddis, Hafiz, Sika, Zahid bir sahisti. Babasmdan tahsil etmis, kendi 
kendisini yetistirmis idi. Bagdat'm dogusunda olan Hilbe sehrine nispetle kendisine 
HilebT denilmistir. 

(ER'RAVD) kitabinin muellifi der ki: 

— Ebu Same soyle demistir: 

«0, Zahid, Abid, Sika, aza kanaat eden bir zat idi... 

Ondan su alimler rivayet etmislerdir: Ed-DenisT, ibnun-Neccar, Ed-Diya, En- 
NecTb, Abdullatif, Et-TakT el-BeldanT. 

Seyh Semseddin Abdurrahman, Kemal Abdurrahim, Ahmet bin Es-Seyban, 
Hadice bin Es-Sihab, ismail el-AskalanT, gibi alimlere de icazet vermistir.» 

El-Hafiz ibni Receb, tabakatinda der ki: 

Mezheb bilgisi vardi; lakin hadTs bilgisi, fikih bilgisinden daha fazla idi. ibni 
Nukta'ya gore O; Hafiz, Sika, Emniyetli bir kimse olup hakkmda Ed-DesinT ve digerleri 
medihde bulunmustur. O, Allah'dan haya ederek tarn otuz sene ba§mi se-ma'ya 
kaldirmami§tir. 

528 yilmm Zilkade ayinin on sekizinci ak§ami dogmu§; 630 yilmin §evval aymm 
altinci gunune tesaduf eden cumartesi gunu Bagdat'ta vefat ettmi§tir. Turbe-i saadeti 
Halep'te olup buyuk ziyaretgahdir. 

ibnun-Neccar diyor ki: 

— Vefat ettigi gunu takip eden gun, sala okundu. Her taraftan halk gelip toplandi. 
Cenazesi §ehrin di§ina gikanldi. Orada bir musallanin uzerine konup binlerce ki§i 
namazmi Ki Idi. Sonra omuzlarda Errassafe camiine ta§mdi, orada da namazi kilmdi. 
Sonra Halifeler turbesinin kapisma getirildi, orada da namazi kilmdi. Sonra Dicle'den 
gegirilip Bab-i Harime getirildi, orada tekrar namazi kilmdi. Sonra Ahmed denilen 
kabristana getirildi, orada da namazi kilmdiktan sonra oracikta defn edildi. Kalabahk bir 
gundu o gun... 



E§-§EYH iBRAHiM: 

§eyh ibrahim de babasmdan ilim tahsil etti aynca Said bin el-Benna ve 
digerlerinden de ders aldi. Vasifa gidip yerlesti ve orada 592 tarihinde vefat etti... 



E§-§EYH MUHAMMED: 

§eyh AbdulkadTr'in ogullanndan olan §eyh Muhammed de babasmdan okuyup 
feyz aldi. Ayni obur kardesleri gibi o da Seyh el-Benna'dan ders aldi. 

600 yilmm Zilkade aymm yirmisinde vefat etti ve ayni gun El-Hibe kabristanmda 
defn edildi. 



-21- 



E§-§EYH ABDULLAH: 

O da babasmdan ve ibnil-Benna'dan ilim tahsil etmistir. 508'de dogup, 598 yilmin 
Safer ayinin sekizinde Bagdat'ta vefat etmistir. 

Bazilanna gore seksen yedide vefat etmistir. O'nun kardeslerinin en yashsi 
oldugu da soylenir. 

O da babasmdan ilim tahsil etmistir. Aynca Abdul-BakT oglu Muhammed'den de 
ilim tahsil etmistir. 

Misir'a gelmis ve halk O'ndan gok istifade etmistir. O, efendimiz Seyh 
AbdulkadTr'in en kuguk ogludur. 

Babasinm vefatindan on bir yil once, 550'de dogmustur. Misir'da bir gocugu 
olmus, ona AbdulkadTr admi koymustur. 

Onunla bilahare Bagdat'a gelmis ve 600 yilmin Saban aymda orada vefat 
etmistir. 

Cenazesi igin sala okunmus, bir gok halk toplanmis, aga-beysi Abdulvehab'in 
yanmda, Hilbe'deki turbesine yakm bir yerde defn edilmistir. Annesi Habesli bir 
kadmdi... 

Seyh Abdulvehab anlatiyor: 

Babam gok agir hasta idi. Biz yanmda aglamaya basladik. Bize: 

— Aglamayin. Benim sulbumde Yahya denilen biri var, o doguncaya kadar 
olmem, korkmayin! dedi. 

Biz bunu her halde hastahgmin siddetinden soyluyor ve ne dedigini bilmiyor diye 
yorumladik. Sonra iyilesti. Bir Habesli cariye ile evlendi. Oglu dunyaya geldi ve ona 
Yahya admi verdi. (Boylece babamizm kerameti bir kere daha zahir olmus oldu...) 

O, O'nun en son gocugu idi. Uzun bir muddet daha yasadiktan sonra vefat etti. 

* 



E§-§EYH MUSA: 

Bu da babasi ve ibnul-Benna'dan tahsil gordu. Sam'da hocahk yapti, orasini 
vatan edindi. Epeyce orada yasadi ve halk ondan gok fayda land i. Bilahare Misir'a gitti 
ise de orada fazla kalmadan tekrar Sam'a (Suriye'ye) dondu... 

539'un Rebiul-Evvel aymda dunyaya geldi, 816 yilmin Ce-madiyelahirin 
baslangiglannda §am'da AkTbe mahallesinde vefat etti. Sefh Kasyon denilen yerde 
defn edildi. Seyh Ab-dulkadTr'in ogullarmdan en son vefat eden O'dur. 

Es-Seyh Omer bin el-Hacib, Muceminde der ki: 

— O, HanbelT, mezhebindendi. HadTs de alimdi, zuhd ve takva sahibi idi. 

Bu seyhimiz Suriye'ye gelmis oraya yerlesmistir. Orada vefat etmistir. 

Seyhimiz zarif ve mazbut bir zatti. Yaslandi, hastalandi ve vefat etti. Namazi El- 
Mucahidiye medresesinde kilmip, Kasyon dagmda defn edildi. 

ALLAH'in rahmeti cumlesinin ve onlann yollanndan gidenlerin uzerlerine 
olsun!.. 

AMiN!.. 



-22- 



«Ya Gavsi evvela cisim ve nefsinden gik... Ondan sonra da kalp ve 
ruhlardan huruc etmis olasin... Bundan sonra da hiikum ve emirden siynlabilsin 
ki BANA vasil olasin. » 

Gavs'ul-Azam Abdiilkadir Geylant (k.s.) 



AHMED-UL FARUKU §ERHJNDi (K.S.)UN 

GAVSUL-AZAM ABDULKADIR GEYLAN? (K.S.)'IN 

YUCE MERTEBESi HAKKINDAKi BEYANLARI 

imam-i Rabbani mektubatmda su sirra temas ederek buyurmuslardir ki; 

— «Hakk Teala (c.c.) Hazretleri'ne vasil olan ikidir. 

Birincisi; Enbiya-i izam hazeratidir. (Bu bir bakima Muh-yiddTn ibn'ul Arab? 
(k.s.)'un buyurduklan gibi peygamberlik kanununun sahipleridir). 

Bu yol peygamberlerin sonuncusu Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) qelmesi 
ile son bulmustur. ZTra ondan sonra Neb? qelmeyecektir. 

ikincisi; tarTk-i velayet yolu ile Hak (c.c.)'ye vasil olanlardir. Aktab (Kutbu'l-aktab), 
Ebdal (bir velayet derecesi), Evtad (bir velayet derecesi) butun velTler bu ikinci kisma 
dahildir. 

Bunlann cumlesi velayet-i muhammediye'den feyz almislardir. Demek oluyor ki, 
her isin oldugu gibi velayetin de baslangici yine Muhammed (s.a.v.)'dir. Butun velTler 
onun nuru velayetinden nurlanni alirlar. Miras onun mirasidir. 

Makamin asil sahibi Resul-i Kibriya olduguna gore, bu mubarekfirka Hazreti Ali 
(k.v.)'den, Hazreti Fatma ve Hazreti Hasan ve Huseyin yoluyla sultanu'l-evliya ve 
Burhanu'l-esfiya, yer ve goklerin Gavsi AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'ye intikal eder. Bu 
gordugumuz gunes her zaman batar, fakat mana semasinda her zaman parlayan 
Gavs'in gunesi hig bir zaman batmaz.» 

Devran odur kim devrini devr-i felek bilmez ola 
Insan odur kim sirrini ins-oii melek bilmez ola 

Merkeb izinde su goriip deryayi gordiim sanma sen 
Derya odur kim ka'rini asla semek bilmez ola 

Adem odur kim nan ola hem ma hem zem'an ola 
Hayvandan ol adaldurur nan u nemek bilmez ola 



-23- 



Kamil odur kim ac susuz gok gok emek gekmi§ ola 
Nakis olandir bunda kim hergiz emek bilmez ola 

Her bir nebi her bir veli zilletle erdi menzile. 
Misri'ye sogsiin sul agiz ALLAH demek bilmez ola. 



NiYAZI MISRI 



BOLUM: 3 

EY OGUL!.. «YA EYYUHELVELED!..» 

Bu bolumde "Ya Eyyiihelvelet «Ey Ogul!..»» diye yayinlanan Gavs'ul-azam'in 
evlatlarma ve bu yolun taliblilerine tavsiyelerini igeren kuguk risalenin, zahir manasini 
asarak igyuzunun anlami ve izahi verilmi§tir. 

Eserin aslinda bu bolumde bulunan metinler eserin degi§ik yerlerinde 
bulunmasma ragmen biz eserin yeniden tasnifini yaparken okuyuculanmizin konudan 
uzaklasmamalan igin bu ayn ayn olan Gavs'ul-azam'in tavsiyelerini bir araya toplamayi 
uygun gorduk... 

Umanz ki bu sekilde okuyuculanmiz eserden daha iyi faidelenirler. 

Hizmet bizden tevffk Cenab-i Hakk'tan. 

Her§eyin dogrusunu bilen HAK'tir. 

SahTh olan rivayetlere gore; Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hz.lerinin 
ogullan §eyh Abdurrezzak, §eyh Abdulvahab ve §eyh Abdurrahman kendilerinden 
irsad olmalanna yararli olan tavsiyelerini (ozellikle vaazlann da) soylediklerini soyle 
anlatmislardir: 

Gavsu'l-azam soyle buyurmustur: 

GAVSU L AZAM iN SOHBETLERJNE BA§LARKEN 

SOYLEDiGi KlYMETLi SOZLERi 

EYOGUL!.. 

Efendimiz §eyh Abdulvahab'la §eyh Abdurrahman (Evlatlan) soyle bir 
agiklamada bulunmuslardir: 

— «Babamiz vaaz meclislerinde konusurken, konusmalanna soyle baslardi: 

— «EL-HAMDULiLLAHiH RABBl'L-ALEMIN...» 

Biraz sukut ettikten sonra yine; 

— «EL-HAMDULiLLAHi RABBiL-ALEMIN...» derlerdi. Sonra biraz sukut eder- 
lerdi. Sonra; 

— «Adede halkihf ve zinete arsihi ve ridae nefsihf ve midade kelimatihf ve 



-24- 



munteha ilmiht ve cemtu masa ve haleka ve zeree ve berie. 

Mahlukatinin adedince, Arsinin agirliginca, Nefsinin hosnutlugunca, diledigi 
ve yarattigi her§eyin sayisinca hamd, Allah' a mahsustur...» der. 



Sonra: 

— «Alem-ul gaybi vessehadeti errahmanirrahim Elmelikiil kuddusiil Aziziil- 
Hakim... Ve eshedii en la ilahe illallahu vahdehu la serikeleh, lehulmulkii 
velehulhamdii yuhyt ve yumitu... Ve hiive hayyun la yemut... Biyedihilhayr ve 
hiive ala kiilli §ey'in kadir... Ve la nedde lehii vela serikelehu vela vezire vela avne 
vela zahtr... Et-vahidul-Ahad. El-Ferdiissamed. Ellezi lem yelid velem yuled velem 
yekun lehu kufiiven ahad. 

O, (ALLAH) seminlesecek bir cisim (Cok degerlipahaha bigilen), 
Giizel/esecek bir cevher, Noksanlasacak bir araz degildir... O'nun veziri, 
mulkunde ortagi da YOK'turL Yaratmi§ oldugu §eylere benzemekten tamamen 
munezzeh ve miiberradir... 0,nun nig benzeri de YOK'turL. Hakkiyle duyan, tarn 
manasiyle goren de O 'dur. 

Sehadet ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve Resuliidur, Sevgilisi ve 
dostudur. Mahlukatin en iyisi ve hayirli-sidir... O'nu hidayet ve butun dinlere 
iistun gelecek bir dinle gondermistir... Miisrikler istemese de... 

ALLAH'IM!.. Tertemiz bir soydan gelen; ismi ismine, cismi cismine mahkun, 
yaninda medfun olan O miisfik halife ve ytice imam Ebu Bekr es-Siddik'dan razi 
oil 

Emeli kasir (Dunya sevgisi az), ameli kesfr (Ibadetleri qok), korku bilmeyen, 
siddet aninda sarsilmayan, verdigi hiikumler kitabin nassina muvafik olan, yiice 
Imam Ebu Hafs Omerbin El-Hattab'dan da razi oil 

Cey§'ul-Usre'yi techiz eden «On»'un onuncusu olan, imam (gogsiinde) 
simsiki baglayan, Kur'an'i adabina riayet ederek okuyan, sehidlerin efdafi, mutlu 
kisilerin en sereflisi, Rahmanin meleklerinin haya duydugu, iki nurun sahibi 
Osman bin Affan'dan da razi oil.. 

Kahraman, Betul'un zevci, Resuliin amcazadesi Allah 'in kilina, kapiyi gekip 
koparan (Hayber kapisini gekmi§ koparmistir) ordulan dize getiren, din 'in imami, 
alimi; seriatm hakimi, acayib kerametlerin izhar edicisi el-Imam ebil-Huseyin ebi 
Talib oglu Ali'den de razi oil.. 

Iki §ehid torun Hasan ve Huseyin'den de razi oil.. 

iki serefli amca olan Hamza ve Abbas'dan da razi oil 

Ensar ve muhaciriynden de kiyamete kadar onlarin yolundan gidecek 
olan lard an da razi ve hosnut oil.. 

ALLAH'im Imami (HalTfeyi) de, milleti de islah etl lyilik hususunda kalplerini 
telifeyle! Birbirlerine zararlan do-kunacaksa liitfunla onu da onlel 

ALLAH'im! ig yiizlerimize, gizli islehmize ancak sen vakifsin. Onu da diizelt! 
Gunahlanmizi da senden iyi bilen yok, onlari da afv eyle! Ayiplanmiza senden 
daha iyi kim vakif olabilir?.. §u halde ayiplanmizi da ort! Hacetlerimizi de 
biliyorsun, onlari da ihsan et YarabbV. 

Yasak ettigin yol ve islerde bizleri suluk ettirme! Rizan olmayan islerden 
bizleri men eyle! Kendine itaat etmekle bizleri izzet ve §eref sahibi yap! Masiyet 



-25- 



deryalarmda bizleri zelfl kilma! 

Senden baskasindan ilgimizi kes! Bizleri, senden uzaklastiracak §eylerden 
de uzaklastir!.. Bize zikrini, sukrunu ve ibadetlerinin guzelini ilham et!...» 

Boyle konustuktan sonra parmagi He ytiztine dogru isaret ederek soyle 
derdi: 

— «La ilahe ill all ah ma saellahu kane vema lem yese'lem yekun... 

ALLAH birdir, O'ndan baska tann yoktur. Diledigi olur, dilemedigi olmaz. La 
kuvvete ilia billahil Aliyyilazim... (Kuvvet ancak yiice ve biiyiik olan Allah'la elde 
edilir...) 

ALLAH'im bizleri gaflette birakma! Bizi aniden alma! 

Ey Rabbimiz! Sayet unutur veya hata edersek bizleri muahaze etme! 

Ey Rabbimiz! Takat getiremiyecegimiz §eyi de bizlere tahmil eyleme! 

Bizi afv et! Gtinahlanmizi magfiret et! Bize aci! Sen bizim Meviamizsin! 
Oyleyse kafirler guruhuna karsi bizlere yardim et!..» 

Meclisinden imam noksan veya tevbesini bozan biri kalkip gitmek istedigi zaman 
ona hitaben derler ki: 

— «Ey Ftilan sana seslendik, cevab vermedin! Seni kotii yoldan alikoyduk, 
bir ttirlii vazgegmedin. 

Seni hizlandirmak istedik, en ufak birgayret gostermedin! 

Seni ne kadar tevbih ettiysek utanmak bilmedin! Ne kadar seni acmak 
istedik, bir ttirlii acilmadin. 

Belkiyola gelirsin diye gtinlerce, aylarca sana mtihlet verdik, hig ayilmadin! 

Yillarca sana tesbiratta bulunduk. Hig aldirmadm. Biri-sana tebsiratta 
bulundukga sen durmadan uzaklastim 

Ey Ftilan! Bundan sonra; yani bizlere bir daha kottiltikler avdet 
etmeyecegine dairsoz verdikten sonra, bir daha donersen (kansmam...) 

iste simdi biz, ALLAH'm emirlerine simsiki sanlman igin seni uyarmis 
bulunuyoruz... 

Ne biliyorsun, belki seninle alakamiz fazla devam etmez!.. 

Ya seni red edersek, huzurumuzdan tard edersek ya da seni istemezsek, 
mazeretlerini kabul etmezsek, ya da seni adam yerine koymazsak, yahut belini 
kirarsak, huzurumuzdan kovulduktan sonra seni bir daha kabul etmezsek halin 
nice olur?.. 

Unuttun mu, bize korku iginde geldigini? Kapimiza boyun egerek 
sigindigim? Birde bizden ytiz gevirip kagmak istiyorsun ha!.. 

Bizi sevdigini iddia eden kimse nasil olur da btittin varligini bize veremiyor, 
hayret dogrusu. 

Bize yakmlik bulan, yada tinsfyet sarabimizdan/bir yudum igen kisi, nasil 
olur da toplulugumuzdan ayrilabilir, hayret dogrusu!.. 

Ey Ftilan! Eger soztinde oztinde sadik olsaydin, bize muvafik olurdun; 
bizleri gergekten sevseydin, bize muhalif olmazdin! Ahbabimizdan olsaydin, 
kapimizdan ayrilmazdin... Manevi iskencelerimize razi olurdun! Hatta onlardan 



-26- 



zevk alirdm... 

Ey Fiilan! Ke§ke yaratilmasaydin! Maaem ki yaratildin, dyleyse neden ve 
nigin yaratilmis oldugunu bilmen gerek... 

Ey uykuda olan kisi! Uyan! Gozlerini ag! Online bak! Basina azab askerleri 
ususmiis... Kerim ve ziyadesiyle bagislayamn lutfu olmasaydi sen siiphesiz o 
azabi hak edecektin!... 

EyZail!.. Ey Yolcu!.. Ey GocucuL. 

Hazirlan, yolculuk hazirliklarim yap! Benden tek bir kelime duyman igin tarn 
bin sene yolculuk yap! 

Ey kardesim! ALLAH askina hayatin uzun siirmesine, malm gok ve insanlar 
arasmdaki mevkiinin yuksek olmasina sakin aldanma!. 

Cunku gece He gunduziin birbirini takip etmesinde gok acayip §eyler, 
akillan durduracak hadiseler vardir... 

Senden once diinya nicelerini yutmustur ve zehirle-mistir!.. 

Simdi yine kilinani gekmi§ sana hucum etmek uzere!.. Pusu kurmus vurmak 
istiyor seni, dikkatli ol! Sen de kendine siper bul! Cunku o, son derece gaddar ve 
hilebazdir! 

Firsat buldu mu hig dinlemez, enseler seni! Senden once nicelerini 
enselemistiro! 

Nicelerine once iimit vermi§ de, emrine muti, telkinlerine kulak verici, 
murad ve havasma uyucu kilmistir!.. Kendine tarn manasi He zebun ettikten sonra 
aniden enselemistir onu. Ona su-i kastler tertip edip fena halde perisan etmi§tir. 
Ya§ yerine kan aglatmistir... 

Cunku dirilis gunune kadar onu, kabrinin derinliklerinde kipirdatmazcasma 
haps etmi§tir!.. 

Salih amel hakkinda soyle demislerdir: 

«Her kim Mevtasm sidk ve takva He cahsirlarsa, sabah aksam ondan 
baskasmi aramaz... 

Ey Cemaat! Sizin igin olmayana gagirmayin!.. ALLAH'm birligini taniyin! 
O'na asla serik kosmaym!.. 

Kader oklarmin sizleri oldiirmesinden korkun ve sakinin! Her kimin telefi 
Allah igin olursa, Allah da onun mutlaka karsnligmi verir... 

Sunu da iyice bilin ki sizleri avucunda donduren kaza ve kader 
ceryanindasiniz! 

Siiphe yok ki, nefis diizelmedikge kalb duzelmez... Nefis yillarca kehfehlinin 
kapisinda bekleyen kopek gibi olmadikga ruh yukselmez... 

Calis da: 

— «Ey itmi'nana eren nefis sen Rabbinden Rabbin de senden razi olarak, 
Rabbine don artik!» (Fecr siiresi, ayet:27-28) hitabina mazharol!.. 

Birde bu hitaba muhatab oldun mu artik korkma! 

Kalb huzura girmis Rabbin basiklarma kibe olmustur... 

Rab ona goriinup ke§f ihsan eder, maddf ve siifli engeller gider; gergek 



-27- 



huviyeti verilir. 

Yiice Makamdan §u tatli sesi duyar: 

— «Ey kulum; gergek kulum, sen benimsin, ben de senin!..» 

Onunla sohbeti uzadikga artik onun dostu oluverir. Yeryuziinde 
mahlukatma onun vekili olmus olur, sirlarmin da emtni olur. 

Bogulanlan kurtarmak igin onu denize; sapitanlara hidayet etmek igin 
karaya gonderir. 

Bir oliinun yanindan gectigi zaman (ALLAH'm izni He) onu diriltir, bir asiye 
rastladigi zaman ona ogtit verir, Allah 'tan uzaklasan birini gordugunde de onu 
yaklastinr... 

Bedbaht birini gordugunde derhal onu mutlu eder... 

Velmin derecesi kutubdan (ebdal) sonra gelir, Nebinin derecesi Resuliin 
derecesinden sonra gelir... 

VelTler sabahlara kadar nobet tutan sultanin adamlan gibidir, uyumazlar 
gece onlarmdir... 

Gunduz de takarrup yolunu ararlar... 

EYOGUL!.. Ruyani sakin kardeslerine anlatma!.. 

Fena hakkinda Seyh Abdulkadtr sovle der: EYOGUL! .. 

— «Halkdan ALLAH'm hiikmu He, heva ve hevesinden ALLAH'm emri He, 
iradenden ALLAH'm fiili He yok oil Iste o zaman ALLAH'm ilmine bir kab olmaya 
yararsm. 

ALLAH'm mahlukatmdan yok olmanm alameti; onlardan uzaklasip, 
ellerindeki nimet ve servetten umidini kes-mendir... 

Kendinden ve heva-hevesinden yok olmanm alameti; menfaat talebinde ve 
zararlarm definde sebep aramayi terk etmendir... 

Kimildadiginda kendin igin kimildanma, dayandiginda nefsin igin dayanma, 
savundugunda kendin igin savunma, nefsin igin nefes alma!.. 

Bunlarm hepsini ALLAH igin yap! 

Iste o zaman ALLAH'da senin koruyucun olur. 

EYOGUL!.. 

Iradenden yok olmanm alameti, kendi iradeni ALLAH'm iradesiyle bir 
tutmamandir. Kendini tarn manasiyla onun emrine salivermendir. 

EYOGUL!.. 

Basina ne gelirse O'ndan geldigini bilip §ikayet etmemelisin; az alarm sakin, 
gonlun sakin, igin rahat olmalism... 

Ciinku kudret parmagi seni istedigi gibi oynatir, evirir gevirir... Iste o zaman 
ezel lisani seni gagirir. Mulkiin Rabbi sana ogretir, kendi nururdan sana paha 
bigilmez elbiseler giydirir, seni Ultil Hm derecesinde olanlarm yanina yiikseltir. 
Boylelikle kendini ALLAH'm iradesinin dismda gormemis olursun. Kerametleri 
izhar etmege baslarsm... 

Aslinda olanlan her ne kadar zahiren sen yapmis olursan da onlar ALLAH'm 
emri, hiikmu ve iradesi He olmaktadir... 



-28- 



i§ te bu, yeniden bir canlanistir. Dirilistir... 

Kendinde tasiyamiyacagin bir irade gorursen iste o zaman kavusma hasil 
olur, iste fena da budur. 

Artik; Sen YOK olursun, ALLAH her zamanki gibi baki olur. Mahlukati 
yaratmazdan evvel nasil baki ise yine oylece bakidir... 

Olan sana olur. Binaenaleyh sen, halktan oliirsen sana (ALLAH rahmet 
eylesin!) derler... o zaman ALLAH sana can verir. Oyle ki can ki artik ondan sonra 
o can icin olmek yoktur... 

iste o zaman; 

Bir daha muhtag olmamasiya zengin, 

Bir daha cahil olmamasiya alim, 

Bir daha korkmamasiya emin, 

Bir daha bedbaht olmamasiya mutlu, 

Bir daha zelil olmamasiya aziz olursun. 

Daim yaklasirsm, uzaklasmazsm!.. 

Daim saygi gorur, horlanmazsin!.. 

Daim temiz kalir, kirlenmezsin!..» 

EYOGUL!.. 

«Daima ve her isinde Hakk Teaia (c.c.)'ye teslim oil.. 

O'nun emirlerine noksansiz uy!.. 

Takvayi hayatinda kendini siar edinl.. 

Seriat sinirma uymaga ve onu asm am ag a gayret sar-fet!.. 

Allah 'in kitabini ve siinnet-i sen iyeyi asla ihmal etmei.. 

Daima tarikat arkadaslarimn kederlerini yiiklen, onlara yardimci oil.. 

Elinde oldukga nimetleri dagit!.. Seyhlere hiirmet eV... Dindaslarmla iyi 
gecin!.. Fakrin hakikatina uy!.. 

Senin gibi kul olan insanlara degil, hepsinin yaraticisi olan yiice Mevla'ya 
ihtiyacini belirt!.. 

Halk'tan degil, HAK'dan iste!.. 

Bil ki! Tasavvuf §u sekiz meziyet ve erdemle tahakkuk eder: 

1 - Comert olmak, 

2 - Kadere ve Allah 'in takdirine razi olmak, 

3 - Sabri kendine siar etmek, 

4 - l§aret, 

5 - Gurbet, 

6 - Sof (kil elbise) giymek, (Gosterisli elbise giyme..) 

7 - Seyahat, 



-29- 



8 -Fakir. »(*) 

§unu iyi bilesin ki!.. Fakir, hig bir §eyi olmayan kimse degildir. Gergek fakir, 
kendisine KUN«OL» emri verilen ALLAH dostudur. 

Comertlikte Ibrahim (a.s.), 

Riza'da Ishak (a.s.), 

Sabir'da Eyyiib (a.s.), 

i§aret'de Zekeriya (a.s.), 

Gurbefde Yusuf (a.s.), 

Sevahat'de is a (a.s.), 

Fakir'da iki cihan serveri Hazreti Mu hammed Mustafa (s.a.v.) ornek al !.. 

Bu konuda asagidaki misralarla kitabimizi susleyecegiz: 

«Gam gekmede Yakup ol!.. 

Sabretmede Eyyup o lL. 

Yusuf gibi mahbub ol!.. 

Ken'ana erem dersen.» 

Ve yine Resul-i Kibriya (s.a.v.)'in kendine dustur edindigi; 

— «ALLAH'in ahlakiyla ahlaklanmiz !..» 

Hikmetlerine butun mu'minlerin eri§mege can attiklan bir dustur olmahdir... 

— «Fakirlere itibar et, zenginlere karsi vakarmi koru.» Gavsu'l-azam'in bu 
sozlerinde su hadTsi serTfe isaret buyurul-maktadir: 

— «Kibir, aslinda kotiidur. Fakat kibirli olana, kibir yerinde bir harekettir.» 

Ey OGULL 

Dogruluk ve kalb temizliginden ayrilmamalisin. Eger bu ikisi olmazsa hig bir 
insan ALLAH'a yaklasamaz! 

Ey OGULL 

Kalbinin tasina, Musa (a. s.) 'in ihlas asasini vurursan siiphe yok ki ondan 
hikmet pinarlan fi§kinr. Arif de ihlas kanadlan He kevnin karanliklarmdan Nur'ul 
kuds aydinligma ugar ve bu mutlu ucustan sonra Mak'ad-i Sidk bahgesinin 
golgeligine tarn biremniyet ve selamet iginde inisini yapar... 

Ey OGULL. 

Yakin nuru, kulun kalbinde panldar panldamaz o anda butun velflerin nuru 
orada belirir Melekut-i A'lada melekler onun ismini yad ederler, kiyamette de 
huzura sadiklarla beraber gikar... 

Ey OGULL. 

Nefislerinin sehvetlerinden kagmmak kisinin kalbinde tevhid nurunu, 



FakTr=Fakr: Tasavvuf istilahi olarak manevi yoklugu ifade eder. Mevhum ve nazari varligi fan? 
kilan kimse fakre ermis olur. Kul'un kendi nefsinden ve kendisine nisbet edilen seylerden vazgegmesi ve 
bu halde olan kimseye verilen isim. (Mutercim) 



-30- 



gonlunde arifler sevkini husule getirir. Visalden baska hicbir seyden lezzet almaz 
olur... 

Ey OGULL 

ALLAH yolunda ancak dogruluk azigi He yurunebilir. ALLAH'm huzuruna 
her tiirlu gosterisleri ve kaliplan tahrip etmeden vanlamaz. Diinya orucu 
tutmadikga (Dunyadan kisi kendini koparmadikga) ahirette miisahedesarabiyla 
orug acilamaz! 

Ey OGULL 

ALLAH'a bir bakis, masivayi (Allah'm gayri butun varliklan ve diinyalari) 
terk etmege deger... Bir an bile onun cemalini gormen, ekvandan (varliklardan) 
siynlmana deger... 

Ey OGULL 

Nefis be§en kirlerden arminca Hani emirlere imtisalde gucluk gekmez... 
Arifin akli parlamaga baslayinca, sirrina halikmin nurlari dalga dalga olur... 

Ey OGULL 

VelTler Hazreti Sultan'm havas kisileridir. Arifler melikin meclisinin (velflerin 
tattigi baldan mahrum olan) nadimlerdir. 

Ey OGULL 

Yigitlerin akil gozleri diinyaya bakmaz, onun gegici ve aldatici cazibelerine 
aldanmaz... Sevgilinin; 

«Dunya hayati aldatici metadan baska bir §ey degildir» (Imran suresi, ayet: 
185) ayeti celilenin sirrina erer... 

Ey OGULL 

Diinya lezzetlerini kim sik sik tadarsa, §eytan kalblere girer, §ehvet 
pencerelerinden goge iner, dunyayi taleb etmek igin kulu kandinr. Ne mutlu 
aklinin gaflet uykusundan uyanan, Mevtasma takarrub etmek gayesi He haline 
safvet veren, en siiratli hesab gorene bir an evvel kavusmak igin acele eden, 
ahirete kosmak igin kollarmi sivayan ve nefsini sik sik hesaba geken kisilere!.. 

Suna hig siiphe yok ki, diinya gegici bir ugrak... Ahiret ise, ebedi ve getin bir 
duraktir... 

Sonra §u beyiti soyledi: 

«Biz sadik olunca aramizda perdeler kalkti. 

Dogru soz olmasaydi perdeler kalkmazdi!..» 

Cenab-i HAKK'i tenzih ederken §6yle derlerdi: 

«Rabbimiz Allah 'tir. O'na kimse e§ olamaz. Her §eyden alidir. Muteaiidir. 
Mahlukati kudreti He yaratan, butun isleri hikmeti He takdir eden, Hmi her§eyi 
kusatan O'dur! 

Kelimesi noksansiz tamam olmustur. Rahmeti her §eye samil olmustur. 
O'ndan baska Hah yoktur! O'ndan yiiz gevirenler yalan soylemi§tir... 

Kim ona bir e§ iddia edebilir, kim onun bir benzerini bulabilir? 

ALLAH'i bu gibi seylerden ve hususlardan, mahlukati-nm adedince, nefsinin 
hosnutlugunca, arsmm agirliginca, sozlerinin adedince, ilminin muntehasinca, 



-31- 



dileyip yarattigi varliklarm sayismca tenzih ederim. Gaibi bilen de, hazm bilen de 
O'dur! 

Melik, Kuddus, Aziz, Hakim de O'dur! 

Birdir TEK'tir; kimseye, hig bir §eye ihtiyaci YOK'tur. Dogmadi, dogrulmadi. 
Hig kimse O'nun dengi de olmamistir. Hig bir §ey onun benzeri degildir. Hakkiyle 
duyan, kemaliyle goren de O'dur! Benzeri YOK, e§i YOK, yardimcisi YOK, hamisi 
YOK, seriki ve naziri YOK, veziri YOK, musiri YOKtur. 

Genisleyecek buyiiyecek bir cisim, guzel/esecek bir cevher, fenaya 
mahkum bir araz, pargalara boliinecek bir terkip, temsil edilecek alet, 
sekillendirilecek telif degildir. 

Muhayyel bir mahiyet de degildir ki, tahdit edilebilsin... Tabiatlerden hig bir 
tabiat, tali'lerden hig bir tali' de degildir. Zahir olacak bir karanlik panldayacak bir 
nur da degildir. 

Dokunmadan e§yayi ilmiyle kusatir, dokunmaksizm her §eye muttalidir. 
Kahirdir, Hakimdir, Mabuttur, olmez bir diridir... 

Sonu olmayan Ezelidir, Hakim, Adil, Kadir, Rahim, Gafur, Satir, Halik, Fatir 
da ancak O'dur! Melekutii ebedi, ceberrutu siireklidir. Daima kaimdir, asla 
uyumaz! Azizdir, kimse onu zelil edemez! 

En guzel isimler, en yiice sifatlar O'nundur! O bir me-sel-i A 'la Ceddi 
Ebka'dir. O'nu vehimler tasavvur, akillartefehhiim edemez... 

Kiyasla idrak, insanlarla temsil edilemez. Akillar O'nu sekillendiremez, 
zihinler onu tahdit edemez!.. 

Yaratmi§ oldugu, meydana getirmis bulundugu varliklara benzemekten 
tamamen munezzeh ve muberradir! 

Insanlan soyan, herkesin kazandigi amele nazir olan da O'dur. Kendilerini 
tarn manasiyla sayip yarattigi varliklar kiyamette O'na ferd ferd geleceklerdir! 

Yedirir yedirilmez; nziklandinr, nziklandinlmaz; kurtanr kendisinin 
kurtanlmaga ihtiyaci olmaz... O yaratiklarmi bir menfaat elde etmek veya bir 
zarari defetmek igin yaratmami§tir. Veyahut onlari herhangi bir sebepten, ya da 
hadis olan birdusiinceden dolayi yaratmami§tir... 

Bilakis varliklan hadisattan tamamen miicerred bir irade He yaratmi§tir!.. 
Ziilarsil-Mecid O'dur. Diledigini tarn manasiyle yapan yine O'dur! 

Her §eyi yaratmaga, zararlan izale etmege, varliklan evirip gevirmege, 
sikayetleri bertaraf etmege, varliklan bir halden diger bir hale tahvil etmege gticu 
yeten hig siiphe yok ki O'dur! Her gun O, bir icradadir. Takdir ettigini tayin ettigi 
ana kadarsevk ve idare eder... 

Varliklan tedbir ve tedvir etmek hususunda hig bir yardimcisi yoktur. O, 
vardir... Varligi da kendindendir! Varligmin evveli olmadigi gibi ahiri de yoktur! 
Gaybi bilen O'dur. Muhdes (sonradan yaratilmis) degildir. 

Sonsuz kudrete sahiptir. Kainati, basi ve sonu olmayan bir irade He tedvir 
edere... Iradesinde noksanlik yoktur. Hafizdir unutmaz, Kayyumdur yanilmaz, 
Rakibtir gafil olmaz... Halimdir acele etmez... Ihmal etmez, istedigi zaman ceza 
vermege kadirdir... 

Kullannin kimine kisar, kimine sagar, kiminden hosnut olur, kimine gazabe 
gelir. Onlara magfiret eder, merhamet eder. Mahlukatini var o yok ettiginden kadir 



-32- 



denmege hak kazanmistir. 

Onlan kusursuz ve en giizel bir nizam iginde yarattigindan RAB demege 
layik olmustur. Kullannin ef'alini, onlardan arzuladigi seyin muktezasina gore 
icra ettiginden Alim demege layik olmustur. 

Hig kimse O'na benzeyemez. Temsil edilemez, sekil-lendirilemez; Zatin 
sifatina hig bir zat nig bir sifat benzemez!.. Bunun igin O'nun benzerinin benzeri 
bile yoktur ve SemTve Basirdir. Her sey O'nunla vardir. 

Varligi evvel ve ebedidir. Her canli O'nunla canlidir. O'nun azameti 
karsisinda zihinler durur; fikirler islemez; aczini anlar, tenzih ve tevhidden baska 
bir imkan goremez. Insanlar ve butun varliklar O'nun birligini haykirmak igin cusa 
gelir. 

Kibriyasmin karsisinda en olgun akillara durgunluk gelir... 

O'nun zatinin kuhnunu hig bir akil idrak edemez. Eha-diyetinin hakikatini 
idrakten gozler kamasir, goremez... 

O'nda oyle bir heybet var ki butun illetleri oldurur. Oyle bir infirad (teklik) 
var ki butun teaddudu yok eder. 

O, oyle bir varliktir ki, tarif ve tahdid edilemez! O celaldir, keyfiyeti bertaraf 
eder; Kemaldir, benzerligi iskat eder. O'nun butun varliklan ihata eden bir kudreti 
vardir... Yucelige sahiptir. Hig biryiicelik O'nunkine e§ olamaz. 

O'nun ilmi; goklerde, yerlerde, bunlarm aralannda; yerin altinda, denizlerin 
dibinde ne varsa hepsini kusatir. Her kilin ciktigi, agacin bittigi, her yapragm 
diistugu yeri bilen de O'dur! 

Taslarm kumlarm sayismi; daglarm agirliklarmi, denizlerin olgulerini, 
kullarm amellerini, eserlerini; nefeslerinin sayilarmi bilen hig siiphe yok ki O'dur! 

O, mekandan miinezzehtir. Ilmi her yeri, her seyi kapsar. 

Oyle ise birfiginin tasdik edelim... 

Varligmin onu, bekasimn sonu olmadigma ikrar getirelim... 

Ebediliginde sekillendirme misallendirmenin yeri yoktur... 

Mahlukata kendini; sirf birligini kabul, var oldugunu ispat etmek igin, 
sifatiyla tamtmistir. 

Varligina dil He ikrar, kalb He tasdik ederek i Im-i yakinla inaninz. Yoksa 
kunhiinu (Zat'ini) idrakte akil takat getiremez... 

Vehmin anlattigi, fehmin aciklamaga calistigi, aklm ha-yallendirdigi, zihnin 
tasavvur ettigi her ne varsa: ALLAH'm azameti, celal ve kibriyasi onun hilaf 
madir... 

Evveli de, Ahiri de; Zahiri de, Batini da ve her §eyi tarn bir sekilde bilen de 
0'dur!..» 

* * * 



-33- 



TACUL-EVLiYANIN iNSANOGLUNUN 
YARADILI§I HAKKINDAKi FJKJRLERi 

Ey OGULL 

— «§u insanin yaradi/i§indaki hikmeti dusundunuz mu?.. Ne kadar akillara 
hayret verici bir §eydir o! 

Heva ve hevesine uymadigi zaman, bir melek nefsinin girkin arzulanni 
yendiginde derin manalar ta§iyan bir letafet menbai, gaybi sirlann gariblerini iginde 
bulunduran bir hazine; kah nur, kah zulmetle dolu acayip bir kab; Ruh gelininin iginde 
suslenerek gizlendigi birsaraydir... 

Onun, gayb ve hazirdakileri Hen ulu varligin en buyuk eseri oldugunu, akil canli 
birbigimde gostermektedir... 

O varlik denizlerindeki Him gemilerinde barman ruh incileri He heykel sedeflerini 
bariz bir §ekilde ta§imaktadir... 

0, ruh sayesinde mucahede sahalanna yurudu. i§te orada akil sultani, nefis 
sultaninin tarn kar§isinda hucuma hazir bir vaziyette durdu. 

Gogsunun tarn ortasinda kar§ila§tilar, kiyasiya dogu§meye ba§ladilar. Nefis heva 
sultanini en kiymetli asker/erindendir. Ruh da akil sultaninin askerlerinden en ileri 
gelenidir. 

Orada bir ses: 

— «Ey Allah ordusu! Ey Hak gonulluleri, hazirlanm!..» 

derken; 
Ba§ka bir ses: 

— «Ey heva askerleri, haydi ne duruyorsunuz, ileri atilsaniza!.. Neden 
korkuyorsunuz!» der... 

Boylece herkes tuttugu tarafin galip gelmesi igin gali§ir, herkes hasminin sirtini 
yere sermek igin gay ret sarfeder. 

Zafer Hak yolunda olanlanndir. Cunku Hak kimle beraber olursa o 
muhakkak galip gelir ve Hak makam-i Sidka ulastinncaya kadar onun la olur. 

iste bu, ALLAH'm velfsine karsi olan Husn-ii nazannin miisbet bir 
sonucudur!..» 

Ey OGULL 

Madem ki akil, buyiik saadet yolunda seni yalniz birakmiyor, dyleyse ona 
uy! Nefsin ve hevaden ayril!.. 

Akillan hayrette birakan, yukanda arz ettigim mucadeleyi kendi gozumle 
musahede ettim... 

Sunu da iyi bil ki, ruh semavf ve gay bid ir... Nefis turabi ve arzidir (Yani 
yerdeki toprakla iliskisi vardir.) 

Latif kus, inayet kanadini acarak bas dondurucu bir yerde ulviyet agacina 
ugup kondu ve kurbiyet dalinda yuva yapti. istiyak ve vuslat dili He otmege 
basladi. Unsiyet arkadasi aradi. Hakikat cevherlerini marifet sahalarmdan topladi. 
O bas dondurucu yer karanliklar iginde kaldi. Kalip ve sekiller yok olunca kalb 
sirlari meydana gikti. 



-34- 



Evet o, kalbine bir nazar eylerse, onu (aklini) Makam-i arsinda ikame eder, 
ona Him hakikatlarmi bans eder, marifet sirlannin bekgileri yapar... 

Iste o zaman aklmla ezel cemalini gorur, hadis sifatiyla nitelenen her 
§eyden yiiz gevirirsin... 

Sirrin basiretiyle, kurbiyet aynasinda Melekut aleminin insanlarim seyr 
edersin!.. 

Yiice himmet ve gidisatimn goziinde hakikat emarelerini gosteren ke§f 
meclisinde, fiituhat gelinleri raks etmege baslar... 

Ey daginik akillar ne duruyorsunuz? Haydi toparlanin da, safT fikirleri 
karanlik dehlizlerden kurtaracak yigitlerin sahlanan atlarmi egerleyin, hazirlayin!.. 

Marifet ve inayet erbabinin delilleri, kisinin benligine cekilmis olan siiphe ve 
tereddiit perdelerini aralar... 

§ayet bu deliller kafi gelmezse, ona katilan sag I am bir irade, Hakkin elinde 
batilin fikirlerini bir daha dirilmemesiye bogar...» 

* * * 

BURHAN-UL ESFJYA NIN 
FIKIH HAKKINDAKi DU§UNCELERi 

EYOGUL!.. 

«Fikih ogren, sonra ALLAH'm kulundan ayril! Ciinku O, islahtan ziyade 
ifsah eder kisiyi... Rabbinin seriat kandilini beraberinden ayirma! 

Bildigi He amel eden kisiye ALLAH bilmedigini de ogretir. 

Sebeblerden seni mesgul edecek §eylerden alakani kes! 

Sevdiklerinden ve halktan sirf onun igin ayril! 

Kalbini, §ehvet teklif ve telkin eden hususlardan uzak tut! 

Ziihd ve takva yollarini seg! Edeb ve husn-ii ahlak siarm olsun. 

O'ndan baskasindan ayril, agyar ve esbaba kulak asma ki, kandilin 
sonuverir. 

Kirk sabah halisane Rabbine ibadet edersen kalbinden diline dogru akip 
giden hikmet pinarlan fi§kinr... 

Iste o anda Hakkin atesinin yanmakta oldugunu goriirsun! 

Musa (a.s.) '/ hatirla! 

Kalbinin agacindan nasil bir ates gormustu de nefsine, hevasina, seytanm 
kotti temayulune ve diger butun esbaba: 

— «Durun, ben bir ate§ gdrdum!» diye haykirmisti... Ve onun kalbine bir 
nida gelmi§ti: 

— «Ben senin Rabbinim, yalniz bana ibadet et! Benden baskasi He sakin 
ilgilenme! Beni tani, benden baskasmi tanima! Benimle ilgi kur, benden 
baskasindan kopuver! Beni iste, benden baskasindan yiiz gevir! Ilmime, 
kurbuma, mulkume ve saltanatima yaklassana ne duyuyorsun?» denmisti. 

Kavusma husule gelince, olan oldu. Kuluna vahy edecegini vahy etti de 



-35- 



perdeler ortadan kalkti. Bulanikhklar duruldu... 

Eltaf-i llahiyeye mazhar oldu ve kendisine soyle bir hi-tab geldi: 

Haydi Firavn'a (Tevhide davet etmek igin) git! 

Ey kalb; nefse, seytana, hevaya git de onlan islah et! 

Onlan benim yoluma sokmaga gali§! 

Onlara de: 

Bana uyun da sizi en dogru yola sevk edeyim... 

Sonra ilgilen, sonra ilgini kes, yine ilgilen, yine kes! 

Sonra yine ilgilen!» 

* * * 

BURHAN-UL ESFJYA'NIN 

VERA' (ALLAHTAN KORKMAK) 

HAKKINDA BUYURDUKLARI 

Vera' (*) hakkinda §6yle buyurmu§lardir: 

EYOGUL!.. 

«Vera' seriatm izni olmadan her§eye gekingen durmak, onu islemekten 
ictinab etmektir. 

Eger kisi seriatta bir yolunu bulur, onu islemek ve almak igin bir cevaz 
isareti elde ederse o zaman onu isler ve alir; aksi halde kaginir... 

Vera ug derecedir: 

1- Avam'm verai... Bu haram ve supheli seylerden uzaklasmaktir. 

2- Havas'in verai... Bu da nefis igin olan her §eyden hevai arzulan 
kamgilayan her §ehvetten uzak durmaktir... 

3- Havas el-Havas'm verai... Kalbin ilgilendigi her seyi terk etmektir. 
Vera' ayrica ikiye ayrilir: 

1- Zahiri vera'dir, bu yalniz Allah igin hareket etmektir. 

2- BatinT vera'dir ki, bu da kalbe Allah'tan baskasmi sokmamaktir. 

Vera'nin bu ince noktalan He ilgilenmeyen, nefis ihsanlan elde edemez. 

Mantikta vera'gok siddetlidir. Riyasette ziihd ondan daha giigtur! 

Ztihd Vera'in baslangici sayilabilir: kanaatin hosnut olmak igin basamak 
sayilmasi gibi... 

Yeme ve giyme hususunda Vera'in kaideleri: 

Takvaya eren kimselerin yemegi, Hakk'm ve halkin nzasina uygun olan 



Vera': Takvanm ileri derecesi, Bilmedigi ve §ubhe ettigini ogrenip iyiye ve dogruya gore hareket 
edip butun gunahlardan gekinme haleti ruhiyesi. (Osman. Turkge lugat S. 1044) 



-36- 



gidalardan meydana gelir... 

Veltnin yemegine gelince, bunda irade mevzu bahis degildir. Bilakis o, 
Allah'm fazli ve ihsanidir... 

Birinci vasfi tahakkuk ettiremeyen, ondan sonra gelecek asla ulasamaz!.. 

Mutlak helal olan gida, Allah'm isyanindan uzak olan ve kisiye Allah'i 
unutturmayan gidadir. 

Giyim hususunda insanlar tig ge§ittir: 

Peygamberlerin giydikleri elbise: Keten, pamuk ve ytinltiden ibarettir ki bu 
tabiatiyle helaldir... 

VelTlerin giydikleri elbise: Avreti ortecek ve zaruret bertaraf edecek kadar 
bir elbisedir. Qtinkti bu elbise He ancak nefislerin arzulanni kmp, gurur ve 
bobtirlenme duygularmi da bertaraf ederler. 

VelT Abdallarm giyecegi elbise: Asm gitmemek sarti He diledikleri sekildeki 
elbiselerdir. Bu gibi kisiler ytiz dinar tutannda olan bir elbiseyi giyebilirler... 
Ancak Mevlanin nzasina aykiri dusmemesi gerekir. 

Ver a' ancak on hasletle tamamlanir: 

1 - Dili giybetten alikoymak... Cenab-i Hakk, 

«Bazimz bazmiza giybet etmesin...» (Hucurat suresi, ayet: 12) buyurmustur. 

2- hsanlan alaya almaktan uzakla§mak. ALLAH: 

«Hig bir kavim (diger) bir kavmi alaya almasin (Hucurat suresi, ayet: 11). belki 
(alaya aldiklan) kavim onlardan daha hayirlidir...» buyurur. 

3- Goztinti harama bakmaktan alikoymak. 

Qtinkti ALLAH: 

«Mu'minlere, gozlerini haramdan uzak tutmalanni soyle!» (Nur suresi, ayet: 
30) buyurmustur. 

4- Dogru soylemek. ALLAH: 

«S6ylediginiz zaman adaletten ayrilmayin!»(En'am suresi, ayet: 152) 
buyurur. 

5- Minnet sadece Huda'ya aittir. Kisi bunu bilmelidir. Zira ALLAH: 

«Ozellikle Allah sizleri imana hidayet ettigi icjn size mihmet eder» (Hucurat 
suresi, ayet: 17) buyurmustur. 

6- Malm i Hakyolunda harcamak, batil yolda harcamamaktir. ALLAH: 

«0 kimseler ki; infak ettikleri zaman israf etmezler, fazla kismazlar (yani 
masiyete harcamazlar.) Taat yolunda harcamaktan da gekinmezler..» (Furkan 
suresi, ayet: 67) buyurmustur. 

7- Kendi nefsine btiytikltik ve bobtirlenmek gibi hususlan istememek. 
Qtinkti ALLAH: 

«l§te o ahiret yurdu, yerytiztinde btiytikltik ve fesadi istemeyenler igindir...» 
(Kasas suresi, ayet: 82) buyurdu. 

8- Be§ vakit namaza vakitlerinde devam etmek yani vakitlerinde kilmaktir. 
ALLAH: 



-37- 



«Namazlara devam ediniz. Orta namaza da devam edin!» (Bakara suresi, 
ayet: 238) buyurmustur. 

9- Ehl-i Siinnet vel-cemaatin yolundan aynlmayip o yolda istikamette devam 
etmek... ALLAH: 

«§ijphesiz bu, benim dosdogru yolumdur! §u halde ona uyunuz!..» (En'am 
suresi, ayet: 153) buyurmustur. 

10- Zikre devam etmek. Cunkii ALLAH: 

«Ey iman edenler, Allah'i gok zikr ediniz!. .» (Ahzab suresi, ayet: 41 ) buyurmustur. 

* * * 



TACUL-EVLiYANIN CEMAATJN 

SORULARINA VERMi§ OLDUKLARI 

HiKMETLiCEVAPLAR 

§eyh ABDULKADiR'e; 

«ilham, Muhabbet, A§k, TevhTd, Tecrid, Marifet, Himmet, Hakikat, Zikir, 
§evk, Tevekkul, inabe, Tevbe, Diinya, Tasavvuf, Taazziiz, Tekebbiir, §ukiir, Sabir, 
Giizel Ahlak, Almak-Vermek, Sidk, Fena, Beka, Riza, inayet, Viicud, Havf, Reca, 
Haya, Mu§ahede, Kurb, Sekir, Korku, Fakir (Fakr), Hal» hakkinda muridleri sorular 
sordular... 

§eyh'de sirasiyla soyle hikmetli cevaplar verdiler: 

§eyh AbdulkadTr'e, ilahi ilhamlarla §eytanT ilhamlar'in ne oldugunu 
sorduklannda su cevabi verdiler: 

— Ey OGULL 

«llahi ilhamlar; istemekle gelmez, bir sebebden dolayi da gitmez... Belirli bir 
zamanda ve belirli bir §ekilde de gelmez... §eytani ilhamlar ise; bunun tarn amen 
aksinedir...» 



— Pekala, bize MUHABBETIN ne oldugunu soyler misiniz? denince cevab 
verdiler: 

— Ey OGULL 

«Sevgiliden kalblere du§en hararetli ve ate§li kimildamalardir. Bu halde olan 
ki§inin gozune diinya, yuzuk halkasi kadar kuguk gdrunur. Veyahut dunya bir matem 
toplantisi kadar bir §eydir onun nazannda... 

A§K; ayilmak bilmeyen bir sarho§luktur... 

O, gizli ve aleni her yerde sevgiliye kayitsiz §artsiz ihlasla baglanmaktir... 

A§iklar birer sarho§turlar: Sevgililerini gormedikge ayila-mazlar. 

Onlar birer hastadirlar. Sevgililerine kavu§madikga, onlarla ihtilat etmedikge 
iyile§emezler... 



-38- 



§a§kmdirlar. Mevtalanni gormedikge yalnizliklanni gideremezler. Onu 
agizlanndan du§urmez, ondan ba§ka gagiranlanna da cevab veremezler... 

Hale uygun bir beyit: 

«G6zu dunya mi goriir asjki Didar olanin...» 

Bu hususta Leyla'nin Mecnun'u derki: 

— «l_eyla'yi sevdigim igin, kardesim, amcazadem, dayizadem ve dayim, hepsi 
evet hepsi beni kinamislardir... (Fakat ben hig birinin sozune aldirmadim...)» 

Diger beyitleri malum... Burada zikrine hacet yoktur... 

Sonra §eyh bu manada su beyitleri irad buyurdular: 

«Medyen kuyusundan su igmek igin gelince; 

Sari I saril akan pinarin yaninda, 

Misafirperver bir mahalleye inmistik. 

Evleri son derece giizel ve mukaddesti. 

Uzaktan igimizi garpan bir ates parladi. 

Onun ustunde; 

Kendisi yanip tutusarak sevdigim iz kimseyi gordiik... 

Bize su verdi, bize can verdi. 

Ruhlanmizi dipdiri kildi... 

Afv ve magfiret kansimi olan idilinin sarabiyla bizleri sermesi etti. 

Ondan ihlas sahihlerinden baskasim sulamamasina dair kati bir soz 
aim mist i. 

Ona kalblerimiz daha saglamlassin diye takvadan kanstirdik... 

Takva kansmis sarabi igene ne mutlu! 

Butun gayemiz vecdimizin devam etmesi idi. 

Sarhosluktan etekleri surukluyorduk da haberimiz yok idi. 

igtikge igtik... diistuk, kanimiz mubah goruldu... 

Kisi asik oldugu sirdan do lay i oldurulur mu hig... 

Hurlerde sir, bir emanetten baska bir§ey degildir. 

Lakin bu incelip erimek isterse.. 

Kim onu takviye edip ayakta tutacaktir?.» 

* 

§eyh AbdulkadTr'e TEVHJD'den sual ettiler. Cevab verdiler: 

— Ey OGULL 

«0, hazretin gelmesi esnasinda, gdnuller sirrinin i§aretleridir Sirlar sirnnin 
gizliligidir... Kalbin, efkarin muntehasina yol almasidir. Visa! derecelerinin en yuksek 
yerine gikmasi, ta'zim perdelerini aralayip tecrid ayaklan ustunde takarrub'a dogru 
yava§ yava§ adim atarak tefrid sa yi He Tedaniye dogru, her iki kevnin ve her iki 
mulkun otesine dogru, iki nailin gikararak iki nuru iktibas ederek ve muka§efe 



-39- 



§im§eklerinin panldayan i§iklannda her iki alemin fena bulmasiyle ilerlemesidir.» 
§eyh Abdulkadir'e TECRiD'den sual ettiler. Verdigi cevab: 

— Ey OGULL 

«0; Sirri, Mahbubun talebinden sukunun sebatiyle tedeb-burden tecrid ve itminan 
elbisesini giyerek Mahdudu birakmaga razi olmak igin bir kenara gekilip halktan Hakka 
yonelmektir...» oldu. 

Ya MARJFET nedir? diye soranlara su cevabi verdiler: 

— Ey OGULL 

«Kainatin sirlanna muttali olup panldayan her§eyin onun vahdaniyetine delalet 
ettigini idrak etmek, hakikat ilmini her varligin fena (Yok olu§) sinda gormektir. 

Qunku bakiolan varlik Rububiyet heybetiyle i§aret ettiginde Ilahi Celale kalb gozu 
He bakildiginda, panldamasinda o anlattiklarimi gormemek mumkun mu hig?..» 



O'na HiMMET'in ne oldugunu sorduklannda §u cevabi verdiler: 

— «0, ki§inin, nefsen dunyayi sevmekten; ruhen ahirete baglanmaktan, kalben 
Allah'tan ba§kasini istemekten kendini kurtarmasidir...» 



O'na HAKiKAT'in ne oldugunu sordular... §u cevabi verdi: 

— Ey OGULL 

«0, oyle bir §eydir ki, zidlari onu etkisi altina alamaz ve ona kar§i duramaz. 
Bilakis butun bunlaronun bir i§aretiyle yok olup gider...» 

* 

O'na; "Zikrin en yiiksek derecesi nedir?" diye sorduklannda su cevabi 
vermis lerdir: 

— Ey OGULL 

«0, kulun Hakki istediginde Hakkin i§aretiyle kalbine ve gonlune yerle§en ilmi bir 
duygudur. O oyle bir duygu ki, ne unutmak ve ne de gaflet onu etkileyemez! 

Kendisini bu halde goren kimse daima zikir halinde olur. Cenab-i Hakk'in Kitab-i 
Celilinde i§aret buyurdugu (gok zikir) i§te budur! Gizli yerlerde Melik-i Cebbari 
hatirladigi zaman kalbe heyecan veren zikir ise zikirlerin en guzelidir.» 



«§EVK nedir?» diye soranlara da su cevabi verdi: 

— Ey OGULL 

«§evklerin en guzeli, mu§ahededen husule gelen §evktir. Boyle bir §evke sahip 
olan ki§i, ona kavu§maktan korkmaz, anlatmaktan bikmaz, yakla§maktan kaginmaz, 
daima onunla beraber olur; ona kavu§tukga §evki artar. Butun illetlerden te-reccud 
etmedikge gergek §evk elde edilmez... 

O, ruhun muvafakati ve himmetin ardi ardina gelmesiyle ya da ruhu koruyup 
sebeplerden tecrid He olur. 



-40- 



Boyle bir §evkin sebebinin ne oldugu bilinemez, anla§ilamaz. Cunku o, daima 
onu musahede ediyor ve O'na kar§i can atiyordur...» 

O'na TEVEKKUL'den sual ettiler... §u cevabi verdiler: 

— Ey OGULL 

«0, sirran ALLAH'la mesgul olmaktir. Hem o derece ki nereye tevekkiil 
ettigini de unutur. Onun sayesinde masivadan el etek geker, tevekkiil icinde fena 
bulur. Tevekkiil, marifet He esyanin gizli taraflanni miilahaza etmek, marifet 
yollarmin hakiki manalan He yakin hakikatine itikad etmektir. 

Bir defasinda yine ona tevekkulden sordular, su cevabi verdiler: 

— «Tevekkulun hakikati Ihlasin hakikati gibidir. ihlasin hakikati, yapilan 
amellerden kar§ilik beklememektir. i§te bu tevekkiil, hululdan giki§ Rablarm Rabbina 
van§tir...» 

— Ey OGULL 

Sana neler soyleniyor da duymuyorsun!.. 
Neler duyuyorsun fakat anlamiyorsun!.. 
Nice anladigin §eylerde var ki amel etmiyorsun!.. 
Nice yaptigin amellerde var ki ihlastan beridir...» 

* 

Ona iNABE'den sual ettiler. §6yle cevab verdiler: 

— Ey OGULL 

«lnabe; makamlara yakla§mayi arzulamak, derecelerde durmamak, gizliliklerin en 
ust derecesine gikmak, himmetlerle Hazret meclislerinin sadirlanna dayanmak, 
Hazretin huzurunda hazir olup muhadarayi seyr ettikten sonra hepsinden dogru Hakka 
rucu etmekten ibarettir... O'ndan korkarak yine ona siginmak, O'ndan ba§kasindan 
kagip O'nu istemek, herilgiden irkilipyine O'na iltica etmektir, lnabe!..» 



Kendisine TEVBE'den sual edenlere verdigi cevab da Calib-i dikkattir: 

— Ey OGULL 

«Tevbe; Hakkin kuluna kar§i olan eski inayetine nazar edip o inayeti kulun 
kalbine yerle§tirmesi ve onu kendisine dogru kemal-i §erfkatle cezb etmesinden 
ibarettir. 

i§ bu durumu arz edince, kalb himmet-i fasideden siynlip ona yonelir... 

Ruh, kalb ve akil birle§ir ve boylece kul tarafindan yapilan tevbe sahih olmu§ olur. 
Ne var ne yok her §ey boylece Allah'in emri He husul bulmu§ olur.» 



DUNYA'dan sual edenlere verdigi cevab sudur: 
— Ey OGULL 

«Onu kalbinden eline gikar. O sana bir sey yapamaz (gururlandiramaz!)» 



-41- 



«Allah igin aglamak nasil olmah?» diye soranlara da: 

— Ey OGULL 

«0'nun igin, O'ndan dolayi, O'nun uzerine agla!.. » diye mukabele etmistir. 

* 

Ya TASAWUF hakkinda ne buyurulur? diyenlere: 

— Ey OGULL 

«S6fi o kimsedir ki: ALLAH'dan ba§kasini murad etmez, dunyayi terk eder ve 
dunya onun hizmetine ko§ar, meram ve maksadi daha ahirete gitmeden dunyada 
gorulur, Rabbinin selami daima uzerine olur...» diye cevab verir... 

«TAAZZUZ ile TEKEBBUR arasinda ne gibi fark vardir?» sorusunu soyle 
cevaplandinr: 

— Ey OGULL 

«Taazzuz; Allah igin ve Allah ugruna olan §eydir. Bu, nefsin belini kirmak ve 
Allah'a son derece guvenmekle elde edilir. 

Tekebbur; nefis, heva ve heves igin, sirf onlarin tatmin edilmesi gayesiyle 
takinilan tavirdir. 

Bu da Hakka rucu etmekle bertaraf edilir. Tabii ki biryapmacik fikirden hig §uphe 
yok ki daha kolaydir.» 

Not: Her ikisini de bertaraf etmek bir musluman igin en onemli olan bir husustur!.. 

* 

«§UKRU bize tarif eder misin?» talebinde bulunanlara §6yle cevab verirler: 

— Ey OGULL 

Ǥukrun hakikati, Mun'im'in (Nimet verenin) Nimetini son derece hudu ifade eden 
bir lisanla itiraf etmek, minnet hissini yurekte duymak, tam manasiyle sukur etmenin 
mumkun olmadigma kani olup acz itiraf etmekten ibarettir... 

Bu birkag kisma ayrilir: 

1- Lisanla yapilan sukur... Bu, Allah tarafindan verilen nimetlere karsi itiraf-i 
lisanda bulunmakla tarif edilir. 

2- Erkanla (azalarla sukur) etmek... Bu da bilfiil sukrun icablanni yerine 
getirmekle yapihr. 

3- Kalben sukur... Bu ise, kalbi Allah'm verdigi nimetlerden dolayi Allah'a karsi 
devamh olarak hurmetkar kilmaktir. 

Bundan sonra nimeti musahededen, mun'im'i musahede etmege kadar 
yukselmektir. 

Sakir mevcuda sukur edene; sekur, mefkuda (yok olan bir seye) sukur edene 
derler. 

Hamid: (Hamd edici) vermemeyi ata (veris) zaran faide telakki eden kimseye 
denir. Bu kemale eren kimse igin menfaat ve mazarrat (Zarar, kar) m ikisi de ayni 



-42- 



§eylerdir. 

Butun hamdleri igine alan bir hamd ise; marifet gozu ile celil olan Allah'i noksan 
sifatlardan tenzih edip kemal sifatlan ile tavsif etmektir...» 

* 

«SABIR nedir, bize izah eder misiniz?» diye kendisinden bilgi isteyenleri soyle 
tenvir buyurmuslardir: 

— Ey OGULL. 

«Sabir, her turlu bela ve iskencelere karsi edeb iginde durmak, Allah'm kaza ve 
kaderini, Kitab ve sunnet hukumleri muvacehesinde gonulden kabul etmek (Allah'm 
reva gordugu her sey benim kabulumdur) diyerek kemal-i teslimiyet gostermektir. 

Bu da sukur gibi birkao kisma bolunur: 

1- Allah icin sabr etmek: 

Bu Allah'm emirlerini yerine getirmek, «sakinca vardir» dedigi hususlardan uzak 
olmakta sebat gostermektir. 

2- Allah'a sabir: 

Bu sabir, Allah'dan gelen her §eye kar§i nza gosterip bu "ALLAH'm bir 
takdiridir!.." diyerek sukuneti muhafaza edip §ikayette bulunmamakla tarifedilir... 

3- Allah ugruna sabir gostermek: 

Bu da her §eyde Allah'in vaad ve vaidini dinlemek, dunyadan ahirete yurumeyi 
goze almaktir. Dunyadan ahirete yurumek ise bir mu'min igin kolay olan bir husustur! 

Hakkin a§ki ugruna halki terk etmek tabii ki biraz daha zordur! 

Gegici dunyadan Allah'a dogru yurumek §uphesiz daha da getindir. Allah'a sabr 
etmek hepsinden gugtur... 

Fakirin sabri, zenginin §ukrunden ustundur! Haline hem sabr eden, hem de haline 
§ukreden fakir, hepsinden daha ustundur!.. 

Sevab ve mukafatini bilmeyen hig birzaman ibtila talihlisi olamaz. 

Ibtiladan meydana gelecek sevabi ancak bilen takdir eder.» 

* 

«GUZEL AHLAK hakkinda bizi tenvir eder misiniz?» dileginde bulunanlara 
§6yle hitabetmi§lerdir: 

— Ey OGULL 

«Guzel ahlak: Hakki gordukten sonra, halkin ezasina al-dirmamandir!.. Nefsin 
girkin ayiplanni gordukten sonra ona kiymet vermemendir. Iman ve hikmetler 
kar§isinda, halkin nazannda buyuk gorulen gegici mevki ve itibarlan yurekten 
kugumsemendir, guzel ahlak... 

Bir kul hakkinda anlatilacak menkibelerin en ustunu, gergek ki§ilerin izhar 
edebilecekleri cevherlerin en kiymetlisi i§te budur.» 



«ALMAK ve REDDETMEK hakkindaki fikirleriniz nedir?» diyenlerin sorusuna 



-43- 



da: 

— Ey OGULL. 

« Emr edilmeden isteyip almak inad ve kotuluk tevlid eder... Istemeyerek almak 
uygundur!.. Hig almamak hepten geri gevirmek, gosteri§ ve munafikliktir!..» cevabini 
vermi§tir. 

«SIDK (dogruluk) hakkinda bize biraz bilgi verir misiniz?» ricasinda 
bulunanlara §6yle demi§tir: 

— Ey OGULL 

«S6zlerde ve davrani§larda dogruluk, Allah'in emri ve murakabesinde olmakla 
(kulun kendisini boyle his etmesiyle) mumkundur. 

Hal ve tavirlarda sidk ise, Hak igin icra edilir (gosteri§ igin degil...» 

O FENA hakkinda §u cevabi verdiler: 

— Ey OGULL 

«Fena, Hakkin en a§agi bir tecelliyle velinin sirrina tecelli etmesi sebebiyle butun 
kainatin o i§aretin altinda yok olup velinin fani olmasidir. Onun buradaki fenasi 
bekasidir. Fakat o, bakinin i§aretinin tahtinda baki olur. Hakk'm i§areti onu gani kilinca 
tecellisi baki eder, bundan sonra fani kilar, sonra da baki kilar.» 

BEKA hakkinda sordular. §u cevabi verdi: 

— Ey OGULL. «Bu, fenasi ve inkitai olmayan bir varlikla mulaki olmaktir. 

Ehl-i Bekanin alameti, fani bir §eyle tavsifinin mumkun olmamasidir. Qunku 
bunlar (yani fena He beka) bir araya gelmeleri imkansiz olan iki zit §eylerdir...» 



Kendine (Allah ondan razi olsun) VEFA'dan sual ettilerde §u cevabi verdi: 

— Ey OGULL. 

« O, mahrumiyet anlannda bile Allah'in haklanna riayet edip Hah! hududlan, soz 
ve davram§ yonunden a§mak, gizli ve a§ikar butun hallerde Allah'in nzasina tarn 
manasiyle ko§maktir...» 



RIZA nedir? diyenlere §6yle demi§lerdir: 

— Ey OGULL. 

«Riza, ezelde Allah'in ilminde olani ve kaderde yazili bulunani kayitsiz §artsiz 
kabul etmektir.» 



«iNAYET» hakkinda §6yle buyurdu: 

— Ey OGULL 

«0, Allah'in ezeli bir sifatidir ki, hig kimseye vermemi§tir. O, hig bir zaman bir 
§eyle veya sebeble kotulenemez. 

Herhangi bir illet de onu if§ad edemez. Hig bir §ey ona leke surup kirletemez! 



-44- 



O, Allah'in bir sirndir ki kimse ona muttali olamaz. Kainat ona bir yol bulamaz... 
Allah istedigine bunu verir. 

Ehil olma ve inayete sahip olmayi marifete baglami§tir. Sonra onu da iradeye 
bagli kilarak kula irade-i cuz'iyeyi vermi§tir. 

Sonra mukafat ve cezayi kulun iradesine gore vermi§tir. 

Muvaffak olan kulu mukafatlandirmayi, o kulun amelini kabule baglamistir. 

inayeti olan kul esir edilir, sonra habsedilir, sonra takyid edilir, sonra da halktan 
gekip alinir.» 



«VUCUD» hakkinda demi§tir ki: 

— Ey OGULL 

«0, ruhu, zikrin halavetiyle, nefsi tatrip (ne§elenmek) le me§gul etmektir. Boyle 
sir, tarn amen Hak igin Hakla beraber ve herhangi bir Rakib'den hall olarak sevglllye 
munhasir kalir. 

Evet «Vucud» oyle bir §araptir ki; Mevla, onu velisine keramet minberi ustunde 
sunar. Ayeti celile; 

«Vesakahum rabbehum§araben tahura.» 

Veil onu igince ne§elenir, ne§elenince kalbi, mukaddes bahgelerde unsiyet 
kanatlan He ugup heybet denizine du§er ve bayilir. i§te bunun igindir ki onu bulan ki§i 
vecd ve istigraka dayanamayarak bayilmaktadir.» 

* 

«HAVF = Korku» hakkinda §6yle konu§mu§lardir: 

— Ey OGULL 

«Korku, birkag turludur: 

Gunahkarlann korkusu, abidlerin korkusu, alimlerin korkusu, muhiblerin korkusu, 
ariflerin korkusudur. 

Gunahkarlar cezalardan korkarlar, abidler ibadetlerin sevabindan korkarlar, 
(gunku onlar, ibadeti sevaba nail olmak igin degil de sirf Allah emr ettigi igin yaparlar...) 
Alemler yaptiklan taat ve ibadetler hakkinda Sirk-i hafi'den korkarlar, muhibler 
(sevenler) kavu§amayacagiz diye korkarlar, arifler heybet ve ta'zimden korkarlar... 

Bu (yani ariflerin korkusu) en buyugu ve §iddetlisidir. Qunku onlardan bu korku 
gitmemektedir. 

Diger korku ge§idleri ise, lutufve rahmetle mukabele edildiginde sakin olur...» 

* 

«RECA» hakkindaki goru§leri: 

— Ey OGULL 

« Velilerin «Reca« Allah'a kar§i iyi zan beslemeleridir. Yoksa Allah'in rahmetine 
tarn a etmek degildir... Velfnin hig birzaman recasiz kalmasi dogru olmaz... 

Reca, kulun Allah hakkinda husn-u zan beslemesidir. 



-45- 



Yoksa onun, kendine bir menfaat celb etmesini veya gelecek bir zarann 
tarafindan giderilmesini ummak degildir. Boylece Reca, bazi hallerde korkusuz olmaz. 
Zira bir §ey rica eden (uman) ki§i o §eyin fevtinden (kagmasindan, eri§ilmemesin-den) 
korkar. 

En iyisi Allah'm butun iyi sifatlanna guvenilmesi ve kulun kendisini ona gore 
hazirlamasidir. 

Kul §unu da iyi bilmelidir ki; Allah, ihsan sahibidir, ikram sahibidir, rahim, latif, 
ganive raufdur... 

Allah'a kar§i husn-u zanda bulunmak i§te bu sifatlanna gonulden baglanmak ve 
iltica etmektir... 

Yoksa her hangi bir §eyi umdugu igin, veyahut her hangi bir§eyden korktugu igin 
olmamalidirbu... 

Bu §ekilde olan duyguya «Reca» ismini itlak etmek yerinde olur. 

Bu vasiflan ta§imayan duyguya «Reca»'dan gok «Tama» adini vermek daha 
uygun olur. 

Korkusuz olan Reca, em in olmak; umidsiz korku da ye'se kapilmak m anas ma 
gelir... 

Bir hadis meali: 

«Eger mu'minin recasi ile korkusu tartilsa musavi olmazlar...» 

«HAYA» hakkindaki fikirleri: 

— Ey OGULL 

«Haya; kulun, Allah emirlerini yerine getirmeden «ALLAH» demesinden 
gekinmesi; Allah'a, yasak kildigi bir gok §eylerle yonelmesinden ve hak etmedigi 
herhangi bir §eyi O'ndan istemesinden haya etmesi; masiyetleri korku yuzunden degil 
de haya yuzunden terk etmesidir. 

Taati i§lerken, ya da masiyet irtikab ederken mutlaka Allah'm kendisini 
gdrdugune inanarak haya duymasi, haya ge§itlerinin en buyugudur!.. 

§u da muhakkak bilinmelidir ki; haya, heybetle kalp arasmdaki perdelerin 
kalkmasmdan tevellud eder...» 



«MU§AHEDE» hakkmda sozu de akillara hayret vericidir: 

— Ey OGULL. 

«Mu§ahede, gonul gozunu her iki kevne (Heme) de kapamak, marifet gozu ile 
Hakki mutalaa etmek ve kalblere yakin safasi bah§ edilmekten ibarettir...» 

* 

«KURB = yakinhgi da §6yle izah etmi§tir: 

— Ey OGULL. 

« Kulun, kendisine verilen buyuk bir lutuf sayesinde tayy-i mekan etmesidir.. .» 
diye tarif etmi§tir... 

«SEKJR = sarho§luk» hakkindaki fikirleri: 



-46- 



— Ey OGUL!.. 

«Sekir = Sarho§luk, sevgiliyi andigi zaman kalbin galeyan etmesidir. 

«Korku» yukanda anlattigimiz gibi kalb izdirabidir. 

«Yakin», gaybi hukumlerin siralanni gergekle§tirip, sevgili He bulu§mak ve ondan 
ba§kasindan alakayi kesmek, uzun zaman gekilen hasreti gidermektir. 

trade kavile§ip ona bir de hatirlama muttasil oldu mu artik ondan ba§kasina olan 
ilgisi kesilir... 

I§te bu, senin samimi halindir. Onu ne zaman anarsan sen muhib (yani a§ik) 
olursun. Ne zaman onun seni andigini duyarsan bu takdirde de sen ona mahbub olmu§ 
olursun. Mahlukat senin nefsine kar§i birperde, nefis de Rabbine kar§i birperdedir. 

Fakirlik olumdur, insanlar onda ya§amayi isterler. Kaal, avamin istedigi; halise 
havas'in istedigidir. O, sana isabetettigi zaman geni§ler. 

Ruhsatin, imanin noksanligina, azimet ise kemaline delalet eder. Mulk 
fanilerindir...» 



Ona FAKJR isminin manasindan sordular da §6yle cevap verdi: 

— Ey OGUL!.. 

«Fakir» kelimesinin (F)'si, zatinda yok olu§una kendi sifatlanndan farig olu§una 
delaleteder. Fakirin (F)'si, kalbinin sevgiliye kar§i kaviolub, Allah'in nzasini tahsil 
babinda gali§masina delalet eder. Fakir hig bir §eyi olmayan degil Allah tarafindan her 
istedigi olandir. 

Fakirin (Y)'si, Rabbini ummak ve ondan korkmak, hakkiyla tavka yolunda gitmek 
demektir. 

Fakirin (R)'si, kalbin rikkati, safhasi (temizligi) ve butun §ehvetleri birakip Allah'a 
donu§unu ifade eder.» 

Fakirin; fikren cewal, zikren bir cevher, munazaa bakimindan gayet iyi, muracaat 
bakimindan yakin olmasi gerekir. Hak'dan ancak hakki istemesi icab eder. Dogruluk 
yolundan ba§ka hig bir yolu segmez... Herkesden daha geni§ yurekli, nefsini daha 
algaltan biri, daima guleryuzlu, tebessumu elden birakmayan bir zat olmalidir. 

Gafile kar§i hatirlatici, cahile kar§i ogretici; kendine eza edene eza etmeyen 
kendini ilgilendirmeyen §eylerin ardindan gitmeyen; gok veren, hig kimseyi kirmayan; 
haramlardan kaginan, §upheli gordugu §eylerde tavakkuf eden; garibi seven yetimi 
koruyan, yuzu sevingli, kalbi huzunlu, fikri me§gul, fikriyle mesrur, kimsenin ayip ve 
sirrini if§a etmeyen, ki§i olmalidir... 

O, kimsenin irzinda [namusunda] gozu olmayan, hareketi latif, bereketi gok, 
mu§ahadesi tatli, comert, ahlaki guzel, yumu§ak ruhlu, guzel tabiatli, kendisine kotuluk 
yapildiginda gayet sabirli bir kimsedir... 

Donuk kafali degildir; onca Hak a§igi asla sonmez. 

Dedikoducu ve kovucu degildir; kiskang ve fesadgi da olamaz. Aceleci ve kind 
hig degildir. Buyuge saygili, kuguge kar§i merhametlidir. Emanete son derece riayet 
eder. 

Takvasi bol ve ahlaki hayasi olan ki§idir. Tebasbus bilmez, tahammulu gok; 
nefsine yuz vermeyen, gayriye comert davranan bir ki§idir o... Davrani§lannda terbiye, 



-47- 



sozunde fevkaladelik gorulur... 

Kimsenin felaketine gali§maz, kimsenin ardindan geki§tirmez. .. Gayet vakur, 
sabirli, az konu§an, gok namaz kilan, gok orug Man, dogru sozlu, saglam seciyeli bir 
ki§idiro... 

O, misafirlerine gok ikram eder. 

Hig birzaman yukanda da anlattigmiz gibi dedikoducu, hasud, zemman degildir... 

Huzunlu bir dili, muzdarip birkalbi, olgulu birsozu vardironun...» 

* * * 

GAVS UL-AZAM HAZRETLERJNJN 

VASiYYETi VE VEFAT ETMEDEN ONCE 

EVLATLARINA OLAN SOZLERi 

Gavsu'l-azam Hazreti AbdulkadTr GeylanT muhterem evladi, Seyyidina Esseyyid 
Taceddin Abdurrezzak (k.s.)'ye §6yle vasiyet buyurmu§tur: 

— « Ey OGULL 

Gozumun nuru evladim! 

Malumun olsun ki, isleri kolay kilan Cenab-i Vacibul Vucud Hazretleri sana 
ve kardeslerine ve cumle muslimine tevfik ve hidayet ihsan buyursun. AMlN. 

Sana vasiyet etmeye beni vasita kilan Cenab-i Feyyaz-i Mutlak Hazretlerine 
itaat eyle. 

Emr-i Ilahisine imtisal ve nehy-i LemyezelTsinden ic-tinab et ve §er'-i serifin 
ahamina son derece riayet ve ifasina dikkat et. Ser'i hududu goz oniinde 
bulundur, daima ihtimamla muhafaza buyur! 

Faide meyvam, OGLUM! 

Malumun olsun ki, Cenab-i Vacibiit Tehiyya Hazretleri seni ve cemi 
muslimini hayir He muvaffak buyursun. AMIN. 

Bizim tarikatimiz, yani tarikat-i celile-yi gavsiyemiz KI-TAB, yani KUR'AN-I 
AZIMUSSAN, SUNNET, yani emr-i Nebeviye, ehadis-i Muhammediye, elin 
cdmertligi, kalbin selameti igi, ezaya tahammul, alabildigine binihaye bir zor 
durum uzerine bina edilmistir. 

Ey OGULL 

Sana vasiyetim sudur ki: 

Fukara He bulun, onlar He otur, kalkl.. 

Meclisine davet eyle ve onlarin meclisinde bulun ve onlari sevindir. 
Fayladanmalan igin gali§! 

Muhterem ve all Seyh Hazretlerinin hiirmetini kazan, ihvanma giizel 
muamelede bulun. Arkadaslarmla dahi iyi gecin. Sakin ha sakin! Arkadaslarimn 
kalbini kirma. 

Kiiguklere ve nasihate ihtiyaci olan buyiiklere nasihat eyle. Herkese hayir 
ogiit ve nasihatla dogru yolda yuriimelerine itina ve gayret eyle... 



-48- 



Husumeti birak!.. Ancak dinden dolayi husumettik bu hukumden harigtir. 

Malum ola ki OGLUM! 

Bizi ve sizi Cenab-i Zu'l-Celal Hazretleri tevfikat-i Lem-yezelTsine mazhar 
buyursun, AMlN. 

Fakirligin hakikati: Kisinin akranma ve kendi ayarmdaki bir kimseye muhtag 
olmamasidir. Zenginligin hakikati kisinin kendi akranindan kiyas kabul 
etmeyecek sekilde zengin olmasidir. 

TASA WUF bir haldir ki: 

Dedikodu, kin ve garaz dolu bir kimsenin muvaffakiyeti mumkun degildir. 
Bunun igin fakir gordugun vakitde din ve Him igin usuliyle miinakasa ve 
mubahase eyle... 

Gortis ve dusiincelerini ofke He soyleme... Yumusaklik ve tatlilikla 
muamelede bulun!.. Cunkii Him o fakiri urkutur ve kagirir. Tatlilik ise ogrenmesini 
ve ogrenmesinde devam etmesini saglar. 

Ey goziimun nuru evladim! 

Bilgili ol ki Cenab-i Vacibul Vucud Hazretleri bize ve size tevffk ihsan 
buyursun, AMIN. 

Tasavvuf sekiz haslet uzerine kurulmustur: 

Birincisi: SEHA, ikincisi : RIZA, ucuncusii : SABIR, dorduncusu : i§ARET, 
besincisi : GURBET, altmcisi : SOFU ELBISESI, vedincisi : SEYAHAT, sekizincisi : 
FAKIRLiKTiR. 

Binaenaleyh; 

SEHA: Cenab-i Ibrahim Halflullah'a, 

RIZA: Cenab-i Ishak, 

SABIR: Cenab-i Eyyub, 

ISARET: Cenab-i Zekeriyya, 

GURBET. Cenab-i Yusuf, 

SOFU ELBISESI: Cenab-i Yahya, 

SEYAHAT: Cenab-i isa, 

FAKR: Mahbub-u Ilahi, Seyyidina Cenab-i Ahmed-i Mahmud Muhammed 
Mustafa Aleyhim efdalis salat ve ekmelit tehiyya efendimizden miras kalan 
faziletler ve giizel huylardir. 

Ey OGULL 

Zenginlerle izzet, ikram ve saygi He, fakirlerle algakgonullulukle sohbet 
eyle! Cunkii zengin ve fakirlere boyle yapilirsa memnun olur, sevinirler. 

Hayatimm yadigan evladim! 

Ihlasi kendine amel bil ve ihlasa devam eyle. Oyle bir ihlas ki: Halki 
gormemek, HALIKI GORMEK, Cenab-i Vacibul Vucud Hazretlerini zikre ve 
dergahma yuz surerek Cenab-i Allah '/ gormek igin gali§! 

Bir hacetin igin mukadderat-i Lemyezeliyeye, nza kapisina, tevekkiil eyle. 
Ytice Mevlaya yalvar. Bu hususda bir kimseye guvenme, itimat etme! Ancak 



-49- 



Cenab-i Hakk Hazretlerine sigin ve bag I an. Ne hacetin varsa Hacetleri yerine 
getiren Cenab-i Hakk'dan iste! 

Ey OGULL 

Ug §ey He fukaraya hizmet et ve bunda sebat eyle. 

Birincisi : Tevazu, ikincisi : Hiisn-u ahlak, ucuncusu : Sen sag iken nefsini 
oldurmus gibi igten gelen bir arzu He fukaraya hizmet et. Cunkii Cenab-i Hallak-i 
LemyezelT Hazretlerine en yakin olan ahlak-i hasene (Guzel ahlak, Peygamber 
Efendimizin Ahlaki) He siislenmis kimsedir. 

Goziimun nuru OGLUM! 

Fukara He ulfet ve sohbet eder oldugun vakit sabirla ve Hak He vasiyet eyle! 

Ey OGULL 

Dunyada sana iki §ey kafidir: Birincisi : Evliyaya hizmet etmek, ikincisi : Bir 
fakir He muhabbet etmektir. 

Ey OGULL 

Malumun olsun ki fakir olan kimse Cenab-i Feyyaz-i Mutlak Hazretlerinden 
baska birseyi arzulamaz ve o §ey igin nazlanmaz. 

Ey faide meyvam! 

Bilgili ol ki, sana yapilan hucum ve saldiri uzerine kendi akranma ve kendi 
akranindan daha da buyugiine cevap verebilesin ve ustunlugunii gosterebilesin. 

Tasavvuf He fakir iki sulaledir ki bunlara kuru lakirdi ve hakikatdan beri olan 
§eylerden birseyikansdirma! 

iste nesl-i necibim bunlar senin ve miiridlerimden isiten ve isitecek kimseler 
igin vasiyetimdir. 

Hakk Teala Hazretleri bizi ve sizi ciimle muslimmi zikir ve beyan eyledigimiz 
vasiyetleri ve tenbihleri icra etmeye muvaffak buyursun. 

Allahiimmec'alna mimmen yaktefi asariisself ve yes-sirlena sefaate 
hazretehiim ridvanullahi aleyhim ecmeiyn. 

* * * 

Cenab-i Gavsu'l-azam Hazretlerinin vefati yakla§tiginda muhterem evladma hitab 
buyurarak: 

— « Ey benim evladim, karagiin dostum!.. 

Yanimdan, etrafimdan gekiliniz. Uzakta bulununuz. Zira zahirde ben 
sizinleyim. Halbuki batinda, hakikat halde baskalanyla beraber bulunuyorum!» 

demi§tir. 

Yine devamla: 

— «Ey faide meyvam, ogullarim! Etrafimda sizden gayrileri hazir ve 
mevcutturlar. Bundan dolayi onlar igin etrafi aciniz. Bununla beraber bu 
makamda onlar He birlikte rahmet-i azime mevcut oldugundan etrafimi 
daraltmayiniz, acimz!» diye buyurmu§tur. 

Hazret-i Bazul E§heb Efendimiz o esnada: 

— Aleykumusselamu ve rahmetullahi ve berakatuhii gaferailahii IT ve lekiim 



-50- 



ve tabeliahu aleyye ve aleykum bismiilahi gayra mudhyne.» diyerek bir gece ve 
gunduz isbu mubarek sozleri zikir ve beyan buyurmustur. 



Mahdumu Seyh Seyyid Abdurrezzak Hazretleri soyle buyuruyor: 

Muhterem pederim Bazul Esheb Hazretleri o anda mubarek kalbini Hak katina 
dondurerek; 

— «Aleyhumusselamu ve rahmetullahi ve berakatiihu tubu vedhulii fissaffi 
izen ecfii ileykiim.» diye buyurdular. 

Yine o esnada: 

«KIF0» diye buyuruyordu. Ve bundan sonra sekeratul mevt (Azrail Aleyhisselam) 
huzur-u Gavsiyyelerine geldiginde: 

— «Kimse bana bir §eyden sual sormasm.! 

Ben ilm-i ilahiyyi lemyezeliyyede idam ediliyorum. 
Bunu isitmege ve bilmege mazhar buyuruldum.» 

Diye nutuk buyurmustur. 



Muhterem mahdumu §eyh Seyyid Abdulcebbar: 

— Cism-i alt gavsiyetmeabiniza elem ve eziyet eden nedir? diye sordugunda, 
Gavsu'l-azam Hazretleri: 

— « Ya evladim! Butun azalanm bana eziyet veriyor... 

Ancak velayet kalb-i §erifim elem ve azap vermekten harigtir. Cunkii kalb-i 
alT-i gavsiyem Cenab-i Halikii Ekvan hazretleriyle beraberdir.» 

Diye cevap vermi§lerdir. 

Mahdumlan Seyh Seyyid Abdulaziz Hazretlerinin: 

— Sizin igin verilmi§ nzik nedir? 

Diye suallerine Cenab-i Hazret-i Gavs §6yle buyurmu§tur: 

— «Ey oglum! Hakikatte zat-i velayetimin nzkini kimse bilemez. Bir kimse 
bu hususda fikir yuriitemez. Ins u cin ve melekler bilemez Akil erdiremez. 

Ezelde takdir edilmis rizkin noksan bulmaz. Hakk Teala Hazretleri ezelde 
takdir ettigi hiikmunu dilemesiyle degistirebilir. Ilmi ne zaman ne olacagini ve ne 
yapilacagini ezelde bildigi igin degismez. 

Yani ALLAH (c.c.) hasa yanilmaz. 

Hakk Teala Hazretleri diledigini mahv ve diledigini ispat eder. 

TEK'dir. £§/, BENZERl, ORTAGI YOKTUR. IRADE VE KUDRETI 
SONSUZDUR. 

Yaptigi isten sual olunmaz. Halbuki zat-i akdes-i kib-riyasi sual eder.» 

Yine o esnada Hazret-i Gavs: 

— «isteantii bila ilahe illallah siibhanehu ve teala vei-hayillezT la yah§el 
fevte subhane men teazzeze bil kudreti ve kahherei? bade biimevti la ilahe 



-51- 



illallahu Muhammedun Resulullahi.» 

Diye buyuruyorlardi. 

Muhterem evladi §eyh Seyyid Musa §6yle anlatiyor: 

— Vaktaki pederim Gavs hazretlerinin vefatlan yakla§tigmda Bazul E§heb 
Efendimiz Hakk Teala Hazretlerinin mubarek isimlerini aniyordu. Bununla beraber yine 
sihhatini kaybetmeyip tekrar mubarek sozler soyluyordu. 

Hatta bu mubarek kelimeleri soyledikleri sirada mubarek sesleri yuksek perdeden 
ve uzuncaydi. Sonra: 

— «ALLAHL ALLAH!.. ALLAH !..» 

Deyip mubarek sadasi azaldi ve kesildi. Dar-i Bekaya irtihal ile mubarek ruhlan 
alt bir makama vasil oldu. 

Ridvanullahi Teala aleyhim ecmain. 

Allahumme yessir lena sefaatehum. Amin. 

* * * 

TACUL-EVLiYA 

ABDULKADlR GEYLANlNJN (K.S.) 

MURiDLERiNE OZEL TAVSiYELERi 

Cenab-i Gavsu'l-azam Efendimiz buyurmu§dur ki: 

— «BiR TALlBl'N CiHAD MAHALLERl sirasiyla ilk onceleri sunlardir: 

1- Asia ister dogru yere, ister yalan yere ALLAH'm ismiyle yemin etme ve 
lisanini yeminden vaz gegir!.. 

Eger buna muvaffak olursan nurun artar... Gozii, kalbi, viicudun 
kuvvetlenir... Halk icinde heybetli ve muhterem gorunursun!.. 

2- Gerek latife, gerek ciddt surette olsun yalan soylemekten vazgegmek. 
Halk eger buna muvaffak olursa Allah onun sadnni genisletir, ferahlatir. 

3- Vadinde, ahdinde dur!.. Vadinde durmamak yalanciliktir. 

4- Halktan bir §eye lanet etmekten ve halka eziyet etmekten sakin!.. Cunkii 
bu adet siddikinin ahlakindandir. Ve bunu yapan kimse igin diinyada Allah'm 
korumasi altinda bulunarak akibeti iyi ve Allah 'in yaninda makbul dereceye varir. 

5- Her ne kadar hakkinda zuliim vuku bulursa halktan birisinin aleyhine 
beddua etme ve o kimseye mukabele etme!... Bu insanlarm yuksek derecelere 
gikarir. Halk ona hiirmet eder. 

6- Kible ehline, halki dogru yola gikartmaya calisan insanlar uzerine fena 
sozlerde bulunma!.. 

7- Disandan ve kalbinden HAK'm rizasi olmayan §eyi isletmekten ve ona 
bakmaktan gekin!... 

8- Kendi yiyecegini kendisi kazan!.. Gegimini baskasimn sirtina yiiklenmel... 

9- Baskasinda bulunan bir §eye tama etme!.. Kendi haline daim sukiir et!.. 
Bu ha He miikemmel olur... 



-52- 



10- Herkesin yanmda tevazuda bulun ve kendini kucuk gor!.. Bu halle 
salihin menziline eri§ir... 

iste artik bu hallere dikkat etmeye gonliine naksetmege baslar bu huylarla 
huylanmaya gayret eylersen bil ki bu yola ilk adimini atabilir sin... Artik bundan 
sonra daha fazla gayretkar olabilirsen bu yolun salikleri arasina katilabilirsin... 
Benim muridim olabilirsin!... Ve benim muridim olabirisen sana ne mutlu... 

Zira; Muridim ho§ olmadigi vakitde zatimin ho§ olmasi onlara kafidir. Hakk Teala 
Hazretlerinin izzet-i ilahiyyesiyle zat-i akdes Gavsiyem ma§nkda oldugu halde yardim 
elim magribde bulun an muridim in uzerindedir. 

Eger o muridimin hatunu agilmi§ olup vaziyeti kotu bir halde, bir mecburiyet 
kar§isinda, bir garesizlik, bir ihtiyag igerisinde bulunursa me§nkdan yardim elimi 
uzatarak o fena halden, kotu ve zararli vaziyetden onu kurtarinm. 

Cenab-i Feyyaz-i Mutlak Hazretlerinin izzet-i celilesiyle kiyamet gununde 
cehennemin kapisi onunde durarak her bir mudirimi cehennem ate§ine ugratmaksizin 
gegirecegim. Qunku Cenab-i Vacibul Vucud Hazretleri zat-i velayetime intisab eden 
muridlerimi cehennem ate§iyle yakmayacagina dair vaad buyurmu§dur. 

Buna binaen bir kimse zat-i velayet-i kudsiyyeme intisab ederse kabul buyururum 
Cenab-i Hakk Celle ve Ala hazretlerine kabul ettiririm. 

Bununla beraber munker ve nekirden ahd aldim. Ki murid-lerime kabirde tazyik 
buyurmayacaklardir. Yani muridlerim Cenab-i Feyyaz-i Mutlak Hazretlerinden her an 
ve zaman hususi hediyelere hissedar olacaklardir. 

Allahummec'alna min miiridi seyyidina Abdiilkadir ve yessir lena hazeratihf 
radiyallahu teala anhii ve kaddesallahii teala esrarehu. Amin.» 



GAVS'UL-AZAM'IN 
HiKMETLi SOZLERiNDEN ORNEKLER 

Cenab-i Gavsu'l-azam Sultan Seyh AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin bazi 
hikmetli sozleri. 

Buyuruyorlar ki: 

— «Nimetler sana ulasir, onu celbetmesen de. Belalar sana eri§ir, ne kadar 
istemesen de. Oyle ise biitun hallerinde Allah 'a teslim ol. Qunku Allah diledigini 
yapar.» 

— «Size erisen zarardan Allah "dan baskasina sikayette bulunmaym. Qunku 
Allah'dan bask a onu kaldiracak yoktur.» 

— «Sana bir ni'met gelirse zikir ve sukur et. Bir beta gelirse sabir ve 
muvafakat et! Bu ikisinden daha ala; nza ve kaza He muvafakat etmek, ondan 
hoslanmaktir.» 

— «Kendi nefsine esir olup kalma. Sonra onunla ve ondan daha fazla §er 
olaniyla mubtela olursun.» 

— «Kalbinde bir kimseye karsi buguz veya sevgi hissettigin zaman onun 
hal ve vasfini kitap ve siinnetin terazisinde tart. Eger bu terazide iyi gelirse onu 
sev. Kotii ge lirse terket. Ta ki; onu nefsinin arzusuyla sevmi§ ve buguz etmis 
olmayasin. Zira Cenab-i Hakk: 



-53- 



«Nefsin arzusuna tabi olma, sonra seni Hak yoldan saptinr.» buyuruyor. 

— «Hakkmda su-'i zanda bulundugun kimseye zulmetme. Ve hig bir kimseyi 
su-i zan He tohmet altinda birakma. Ciinkii Cenab-i Hak zalimin zulmiinii 
miikafatlan-dirmaz.» 

— «Ahireti diinyadan listen tutunuz. Diinya fani, ahiret bakidir. Baki olan, 
fani olandan listen tutulmali...» 

— «Kalbin en biiyiik oliimii: Onun ALLAH'I anmaktan gafil olmasidir. 
Kalbinin diri olmasini isteyen; Ona daima Hakkin zikrini islesin. Biitiin iilfetini 
Hak He kilmaya baksin. Gozlerini yalniz O'nuh azametine gevirsin ve halk 
iizerinde yaptigi tecelliyi ve tasarrufu miisahede etsin.» 

— «Nefsin dizginini elden birakma!. .Nef sin dizginini elden birakacak 
olursan seni kapmak ve sana her koteliigii yapmak ister.» 

— «Oliimii diisiin! Oliimii diisiinmek ve ona gore hazirlik yapmak kalbe cila 
verir ve tamamiyle diinyaya diiskiin olmaktan kisiyi alikoyar.» 

— «Bir kimse Hak yola girmek isteyince once nefsini terbiye etmeli... Nef is, 
Hakki gormez... Sagirdir ve akli bir§eye ermez. Sonra... Yaratanin kudretini de 
bilmez ve ona diisman olur.» 

— «Nefsin sahi Iblisdir. Dogru ve tarn bir iman sahibine Iblisin disi batmaz. 
Oyle kimseye Iblis ne muhalefet ve ne de diismanlik edebilir.» 

— «Diinya bast an sona hikmetle dolu bir calisma yeridir. Ahiret ise bir 
kudret alemidir. Hikmet aleminde gerektigi sekilde, §er'a muvafik calismayi 
birakma! Kudret aleminde ise isleri Hak goriir.» 

— «VelTler peygamberlerin manevi varisleridir. 

Seriati korumaga calisirlar. Dtni insanlarm ve cin tayfasinin §eytan 
tiplerinden saklarlar...» 

— «Yaptigin her ibadet seni Allahii Teala'ya yakla§tirmali, ibadetin tadim 
almalisin! Allahii Teala He aranda iinsiyet peyda olmali. Eger bunlar olmuyorsa 
yaptigin ibadetlerde kansiklik oldugunu, samimt ibadette bulunmadigini bilmis 
olasin. O kansik seyler gosteris ve nifas alametidir.» 

— «Ey amel sahibi! Sana ihlas gerek... Bu yoksa bosuna yorulma!» 

— «Takvanm esasi Hakk Teala'nin fiil tecellisine uyarak emr-i bil ma'ruf ve 
neyh-i anil miinkeri islemekle yani yapilmasini istedigi §eyleri yapmak ve 
yapilmasini istemedigi §eyleri de yapmamak... «0» nun hiikmiine, kaderine ve 
sairbela ve afetlerine nza gostererek sabretmektir. 

— «Daim? zikir, diinya ve ahiretin iyiligini getirir. Zikrin devami icin kalbin 
dogru ve sihhatli olmasi gerek... Kalb boyle olunca Hakki daim anar. Ve sahibi 
icin her yam ve ciimle azasi zikre devam eder. Gozleri uyur oldugu halde bile 
kalbi daima Hakki zikre devam eder» 

Seyh (K.S.) meclisin sona eri§inde soyle derlerdi: 

— «Allah bizi ve hepimizi hizmetinde daim olan diinyadan el etek geken, 
dirilecegi giinii hatirlayip da salihlerin yolundan gidenlerden ey leye... 

Ey Alemlerin Rabbi, ALLAH'im Sen buna siiphe yok ki ehilsin ve kadirsin!..» 

* * * 



-54- 



TACUL-EVLiYA 

ABDULKADlR GEYLANINJN (K.S.) 

ESERLERi 

Cenab-i Gavsu'l-azam Sultan Seyh AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin dogru yolu 
gosteren te'lif eserleri pek gok olup en me§hurlan §unlardir: 

Gunyetut-Talibin, El Havatir, Mektubat, Fiituhul-Gayb vs. Farsca Na't-i §erif-i 
nebeviyyesiyle yine Farsga pek me§hur gazelleri vardir ve bunlarda MUHYJDDJN 
admi kullanmi§tir. 

Onun hulefasi §u muhterem zevattir: 

1 - Seyh Ebu Medyen Magrib Suayb bin Huseyin. 

2 - Seyid Seyfuddin Abdulvehhab. 

3 - Seyh Seyyid Muhammed Semsuddin. 

4 - Ebu Abbas Arif. 

5 - Seyh Seyyid Abdurrezkak. 

6 - Seyh Sadaka-i Bagdad?. 

7 - Seyh Beka bin Batu. 

8 - Seyh Ali bin HeybetT. 

9 - Muhammed bin Kaad Evani. 

10 -Ebu Suud Bin SiblT. 

11- Seyh Kabibul-Beyan MusulT. 
12 - Seyh Yunus Kassab bin Hasjmi. 

* * * 



TACUL-EVLIYA 

ABDULKADlR GEYLANlNJN (K.S.) 

MANZUMESi 

VESiLE 

Ibrahim He beraber onun atesine atildim... 

Ates ancak benim duamla sogudu. 

Rabbima yalvarmada Musi He beraberdim... 

Musa'nin asasi benim asamdan istimdat etti. 

Beta aninda Eyyubla beraberdim... 

Ancak benim duamla si fa buldu. 

Ben is a He beraberdim ve besikte konustum... 



-55- 



Vie Davud'a nagmenin tatliligini veren ben idim. 
Zikreden, ettiren ve ettigi zikir benim... 
Siikreden ve etigiyerve nimete sukiir benim. 
Asikta, Masukta, zamirde gizli olan benim. 
Her nagmede isitilen ve isiten benim. 
Lezzeti biiyiik vahid fert benim. 
Vasfeden ve vasfedilen tarikat seyhi benim. 
Ben sozii kendiligimden soylemedim izinle soyledim. 
Benim hakikatim bilinsin diye soyledim. 
Bana, soyle korkma, ztra. 

Makam velayette evliyamsin denilinceye kadar soyledim. 

* * * 

Seyyah olup sol alemi ararsan 
Abdulkadir gibi sultan bulunmaz 
Ceddi Muhammeddir eger sorarsan 
Abdulkadir gibi sultan bulunmaz 

Mevlam yiice devlet vermi§ basina 
Mesgul olmus yaradanin isine 
Allah He Resulle asina 
Abdulkadir gibi sultan bulunmaz 

Ciimle ev lad in a yesil yarasir 
Aski gelir bu goynume dolasir 
Ana dervi§ olan Hakka ulasir 
Abdulkadir gibi sultan bulunmaz 

Hak yeri gogti yatip diizeli 
Ho§ nazar eylemis ana ezeli 
Evliyalar serge§mesi giizeli 
Abdulkadir gibi sultan bulunmaz 

Gidenler gazaya calarlar satir 
Daima yaparlar hos goniil hatir 
Bagdat'ta tiirbesi nur olmus yatur 



-56- 



Abdulkadir gibi sultan bulunmaz 

Hay a lid ir karsimizda sal in an 
Ne miirvettir katannda bulunan 
Gam y ernes in an dan kisve vurunan 
Abdulkadir gibi sultan bulunmaz 
Asik Yunus gekeryuce gayreti 
Ostumuze hazir ola him met i 
Oglum demis O'na Resul hazreti 
Abdulkadir gibi sultan bulunmaz 



ASIKYUNUSEMRE 



«Kalbin en biiyuk olumu: Onun ALLAH'i anmaktan gafil olmasidir. Kalbinin 
diri olmasini isteyen; Ona daima Hakkin zikrini islesin. Butun ulfetini Hak He 
kilmaya baksin. Gozlerini yalniz O'nun azametine gevirsin ve halk uzerinde 
yaptigi tecelliyi ve tasarrufu musahede etsin.» 

Gavs'ul-Azam Abdulkadir Geylani (k.s.) 



-57- 



Bolum: 4 



ABDULKADiR GEYLANI 

HZ.'LERiNiN 
MENKIBE-i §ERiFLERi 

ve 

iLM-i LEDUN'E AiT 

KlYMETLi BiLGiLER 



«Yaptigm her ibadet seni Allahu Teala'ya yaklastirmah, ibadetin tadmi 
almalism! Allahu Teala He aranda unsiyet peyda olmali. Eger bunlar olmuyorsa 
yaptigin ibadetlerde kansiklik oldugunu, samimt ibadette bulunmadigini bilmis 
olasin. O kansik §eyler gosteris ve nifas alametidir.» 

Gavs'ul-Azam Abdulkadir Geylant (k.s.) 



-58- 



1 nci Men kibe 

RESULU KiBRiYA (S.A.V.) iLE GAVSU'L-AZAM 

ABDULKADlRl GEYLAN? (K.S.)'NiN GORU§UP 

SAYGI GOSTERMESi HAKKINDA 

Gavsu'l-azam Abduikadir GeylanT, ol Heykeli samedanToyle nakil buyururlar ki: 

Bir gun Medine-i Munevvere'ye giderek yuce NebT'mizin Turbe-i saadetlerini 
ziyaret etmislerdi. 

Yuce velT huzur-u NebevT'de, kirk gun ayak ustunde iki cihan serverini ziyaretle 
su anlama gelen bir siir okumuslardir: 

— «Ya Resulullah! Gunahlarim, §u ugsuz, bucaksiz deryalann sonsuz dalgalan 
kadardir. Belki, onlardan da goktur. Adeta, en azametli daglar yuceligindedir. Butun 
niyazim mubarek elini 6pmektir.» 

Alemlere rahmet olan Levlak sultani, manevT oglu Gavsu'l-azam' in bu ricasini 
kabul buyurarak, mubarek kabirlerinden elini gikartip, yuce velTnin opmesi imkanmi 
lutuf ve bahseyle-mistir. 

Yuce veil de, ustun saygi ile Resulullah'in elini operek basina koymustur.Hemen 
Nave edelim ki; Gavsu'l-azam'in ceddi paki (temiz soyu) iki cihan serveri (s.a.v.) ile 
gorusmesi bundan ibaret degildir. 

Asagidaki menkibe, bu maruzatimizi butun ihtisam ve le-dunni esrariyle ortaya 
koymaktadir. 

§eyh Beka (k.s.)'den nakledilmistir ki: 

Hz. Gavs, Resul-i Kibriya ile en anlamli bulusma ve konusmasmi su menkibede 
anlatildigi gibi yapmislardir: 

— Bir gun Gavsu'l-azam Abduikadir GeylanT (k.s.)'nin mecsidindeydim. Minberin 
ilk basamaginda vaaz ediyorlardi. Aniden sozlerini kestiler, tarn bir sukut iginde 
durdular. Butun cemaat §a§kin baki§iyordu. (Aynen Hazreti Omer'in (r.a.) Me-dine-i 
Munewere'de hutbede aniden sukutu gibi...) 

Sonra minberinden asagiya inip, bir sure sonra tekrar minber uzerine giktilar ve 
ikinci basamakta oturdular. §eyh Beka (k.s.) buyuruyorlar ki: 

«Ben gordum ki, minberin ilk basamagi agildi, arasi gozun gordugu kadar geni§ 
biryeroldu ve sari sundusten birdo§eme do§ediler.» 

Seyyidu'l-Kevneyn (ikialemin efendisi) insanlann ve cinlerin peygamberi 
efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve eshab-i kiram'i ile beraber te§rifle, o 
do§emenin uzerine oturdular ve Hak (c.c.) Hazretleri §eyh Abduikadir Geylani (k.s.) 
Hazretle-ri'nin kalbine oyle tecelli etti ki Gavsu'l-azam (k.s.) Hazretleri sendeledi. 
Ancak, Resul-i Kibriya (s.a.v.) onu tutup korudu. 

§eyh Beka Hazretleri menkibeyi anlatmaya soyle devam ediyor: 

Bir muddet sonra baktim ki, Hz. Gavs, serge gibi kuguk ve zaifoldu. Ondan sonra, 
buyuyup, buyuk cusseli, heybetli bir hal aldi. Sonra butun bu zuhur eden tecelliyat 
gozlerimden kayboldu... 



-59- 



O mescidde bulunan gonul gozu agik kimseler, §eyhu'l-beka rahmetulahi aleyh 
hazretlerinden Resulullah ve eshab-i kiram'm ruhaniyeti keyfiyetini sordular. 

§eyh Bekuallah bu soruyu soyle cevaplandirdi: 

— «Gerek onlar, gerekse temiz ve pak ruhlari, ge§itli suretlerde gorunurler. Onlari 
§u kimseler musahede ederler ve gorurler ki, o kimselere Hak (c.c.) Hz. ervah-i 
mukaddesinin (kutsal ruhlann) gorme kuvvetini bagi§lami§tir.» 

MENKIBE-I SERIF IN ACIKLAMASI: 

Bu esrar, tecellT-i berkT sirlanna delalet eylemektedir. Cenab-i Hak'm sifatinin ve 
esmasi'nin tecellTsine besen vucut tahammul ederse de, zati'nin tecellTsine uzun sure 
dayanmak gugtur... 

Bunun igin Cenab-i Hak, pek yuce velTlere zatiyla tecellT ettiginde, o tecellT 
yildirim gibi gelir geger. iste bu nev'T tecellTlere, berkT tecellT denir. 

Bu vesileyle, bazi tamamlayici maruzati dahi arzetmeli-yim... §6yle ki; Elbette, 
her salik ne baslangig ne de son sulukunde Gavsu'l-azam gibi yuce bir kutbuzzaman'in 
serefine eremez. 

Hal boyle iken, Gavsu'l-azam'in mahiyetini yukanda arz ettigimiz, tecellT berkT 
karsisinda sendeledikleri veya alemi ken-vuzzaman'dan kaybolmak uzere bulunduklan 
dusunulurse, sair suluk erbabinin, tecellTyata tahammul kaabiliyeti kazanabilmek igin, 
nice gayretler sarfettigi meydana gikar. 

Hemen su sirra da temas edelim. §6yle ki; Rabita, gergekte Ruhu-kullTye 
yapildigi halde, mursidi kamilin iki kasmm arasina tahayyul edilerek, Hz. mursid'e 
yapilmasi veya oyle dusunulmesinin esran sudur: 

Ashnda rabitaya ehil, kendisinde fena ve bekabillah sirri tecellT eden, mursidi 
hayal etmekle vasitasiz ve engelsiz Hak (c.c.)'yu musahede eylemis oluyor... 

Gergekte gelen mursidi azamin cismaniyeti olayip alemlerin Rabbi'nin Ruhu 
kullisidir. iste butun bunlann agiklamasini da yine menkibeyi anlatan zat'm kaleminden 
arifane olarak ogrenmekteyiz. 

Gavsu'l-azam'in Resul-i Kibriya (s.a.v.) efendimizle konusmasina tanikhk eden 
buyuk velT, menkibeyi soyle surduruyor... 

«Bana, bu babda; "Neden dolayi, Gavsu'l-azam'in Resul-i Kibriya (s.a.v.) 
efendimizi gordugunde, du§mege meyil eylediginin sebebi ve hangi ledun sirri geregi 
once kugulup sonra buyuyup heybetli bir §ekil almi§tir...?" denilerek soru soruldugu 
zaman, izni Hak'la §u cevabi verdim: 

— «llk tecelli, oyle §iddetle meydana geldi ki, be§eri sifat ve vucudu zahirisi ona 
tahammul etmez oldu. Ancak, Resul-i Kibriya (s.a.v.)'in yardimi He buna gug bulabildi. 

Amma, ikinci tecelli celal degil cemal sifati He ortaya gikmakla, Gavsu'l-azam 
Hazretieri'nde inbisat meydana geldi. Geni§leme rahatlik husule geldi. 

O suretle ki, Resul-i Kibriya (s. a. v.) efendimiz mana oglu Hz. Abdulkadir Geylani 
(k.s.) hazretlerine asil halinde oldugu gibi, butun heybet ve kemali He gorundu.» 

iste iki cihan serveri ile Gavsu'l-azam'in, §eyh Beka Hz. tarafindan anlatilan 
gorusme menkibesi budur. 

Bundan sonra anlatilan menkibe de; en onemlilerinden birisidir... 

* * * 



-60- 



2.ci Menkibe 

GAVSU'L AZAMIN ALEM-i BEKAYA iNTJKALLERi 

SEBEBIYLE YUCE MEVLANIN MiR'AQ GECESI RESUL U 

KiBRiYA'YA GOSTERDiGI SEVGINJN BJR NAZJRiNI 

AZRAiL (A.S.) VASITASI iLE YUCE GAVSA DA 

GOSTERMESI HAKKINDA 



§imdi, ibretle yuce Gavs'in vefatmdan once Hak (c.c.)'nun O'na olan sonsuz 
sevgisini dile getirelim: 

Kendileri, elbette mevti ihtiyari (arzuya bagh olum) erbanndan da olduklanndan, 
ruhlan kabzedici melek birden Gavs'in huzuruna gelip, ruhu paklerini alamazdi. 

Nitekim, bu sir soyle de tecellT etmistir: 

Hazreti Gavs'in vefati ani geldikte, Azrail (a.s.) bir Arap sahis seklinde 
suretlenerek gelmis, kendisine bir mektup getirdigini oglu Abdulvehab'a beyanla, 
mektubu ogluna vermistir. 

Gonul gozu agik olan Abdulvehab (k.s.), bunun bu alemdeki yazilara 
benzemeyen, lahutT bir nagme (Gayb alemine ait bir mektup) oldugunu anlamakta 
gecikmedi. 

Gunes batmak uzere idi ki, Abdulvehab (k.s.)'a verilen mektupda su ilahT irade 
belirlenmekte idi: 

Bu dunyada artik, Gavsu'l-azam'm manevT gorevi son bulmus ve yuce velT, 
ahirete davet olunmaktaydi... 

Mektup sevenden, sevilene yazilmis bir mektupdu. Bu mektupdan agikga; Yuce 
Mevla (c.c.) Hz. Gavsu'l-azam'm dedigi AbdulkadTr (k.s.)'u mahbub (sevgili) 
mertebesine yukseltmisti... 

Bu mektubu okuyan Abdulvehab (k.s.), sevingle, keder arasinda kalmisti. 

Alemlerin Yuce Rabbi'nin, pederi Gavsu'l-azam'i mahbub-luk sifatina layik 
gormesi, bir yonuyle iki cihan degerinde idi. Fakat, bir taraftan da, insan olmasindan 
dolayi, babasindan aynlacagmi anliyor, bu uzuntu ile goz yaslanni tutamiyordu. 

Soz sirasi gelmisken sunu arz edelim ki: 

Resul-i Kibriya (s.a.v.)'in mir'ag gecesinde, alemlerin yuce Rabbi kendilerine: 

— «Neden manevT oglun Abdulkadfr'i getirmedin...?» derken, nasil ilahT bir 
sevgiyle Gavsu'l-azam'a muhabbetini izhar buyurusla, Gavsu'l-azam'i ahirete davet 
buyururken de ona «Allah'm Sevgilisi» olmak sifatini da bahsetmesi, ayni ilahT esrari 
dile getirmekte idi. 

Gavsu'l-azam (k.s.) canmi, cananma teslim ederken, hatiften su nida duyuldu: 



-61- 



— «Caennidau ya eyyuhennefsilmutmainne ircii radiyetten mardiyye» (Ayet- 

i KerTm'e) 

Mana-i sertfi: 

«Ya mutmainlik makamina gelen nets, sen Rabbinden, Rabbin senden hosnut ve 
razi olarakcennetime gir! ..» 

Bu, suna isarettir ki: 

Ayrilmakla, alemi goz yaslanna gark ederken, alem-i beka o yuce velTye 
kavusmakla, sonsuz surur buldu. 

* * * 



3.cu Menkibe 



MUHYiDDlN iBN'UL ARAB? (K.S.)'NiN 

GAVSU'L AZAM JN MAKAMI HAKKINDAKi 

KE§FE DAYALI SOZLERi HAKKINDA 



Gelmis gegmis veya kaderde gelecegi mujdelenen, butun velTler hakkinda, 
MuhyiddTn ibn'ul Arab? Hazretleri bilgi sahibi idiler. 

Bu yuce veil Futuhatul Mekkiyye adli eserinin uguncu babm ellinci sahifesinde 
soyle beyan buyurmuslardir: 

— «Gavsu'l-azam'dan sonra, ayni velayet makamim ayni yetki ile isgal 
edebilecek bir velT'nin, mevcut olup olmadigini gayb aleminden ogrenmek istedim. 

Ve sundan haberdar oldum ki: 

Kullannin ustunde kadTr ve kahir olan yuce Mevla, boyle bir velTyi sirn 
kaderde tayin etmemi§tir.» 

iste yukarda zikr olunan cumleler bize anlatmaktadir ki; Hatemiyyet (son velayet) 
muammasini gozmege ugrasirken, §eyhu'l-Ekber (r.a.) o sir kadar onemli bir ledun 
sirrmdan haberdar olmustur. 

O sir sudur ki: 

Gavsu'l-azam'in makami, hig bir velTye nasip olmayan, bir makamdir. 
Kendilerinden sonra dahi o mertebede bir Gavs gelmeyecektir. 



-62- 



4.cu Menkibe 

MUMiNLERE MUSALLAT OLAN 

CiN VE iFRiT TAiFESiNiN HEPSiNE KADiR 

BiR VELI OLAN GAVSU'L-AZAM ABDULKAdIR 

GEYLANl (K.S.) HAKKINDA 



Buyuk peygamberlerden Suleyman (a.s.) bir gun kendisinden sonra, Seytanin ve 
Cin'lerin mahlukata musallat olacaklanni dusunerek, bundan elem duyarmis. 

Bu uzuntu ve endise iginde iken, hatiften kendilerine su nida vaki olmus: 

— «Ya Suleyman (a.s.)!.. Hig iizulme! Ahir zaman peygamberi Mu hammed 
Mustafa (s.a.v.)'in temiz soyundan, oyle secaatlibir velf gelecektir ki: Abdulkadi'r 
Geylant (k.s.) ismiyle anilan o veli, butun Cin ve Seytan taifesini hiikmu altina 
alacaktir. Onlan Hani esran He HAK (c.c.) 'nun izni He hapis edecektir.» 

Bu hatTfi (gizli) nida ve sesleni§ uzerine, Suleyman (a.s.)'m kederi sevince 
donu§mu§, ferahlayan Suleyman (a.s.) alemlerin essiz MelTki, Sultani, Halik-i kainat'a 
sonsuz sukurlerde bulunmustur. 

Bundan, su NahT sir meydana gikmaktadir ki: Es-seyyid Es-seyh AbdulkadTr 
GeylanT Hazretleri, insu cinnin (insanlarm ve cinlerin) hakimidir. 

Hatta melaike-i kiram dahi, onun itaat halkasindadir. 

Yuce velT Gavsu'l-azam'a, halifelerine binlerce selam-u salat ve rahmet olsun. 

* * * 



5. el Menkibe 

HIZIR (A.S.)'IN GAVSU L-AZAM 

ABDULKADlR GEYLAN? (K.S.) HAKKINDAKi 

TAKDiR EDiCi SOZLERi HAKKINDA 



«Menakibi Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya» adli menaki-bin, onemli ve gok 
ustun bir kissasi da, Hizir (a.s.)'m Gavsu'l-azam (k.s.)'u meth eden beyanidir. 

Bu menkibe, Hizir (a.s.) ile bulusup, onunla konusmus olan E§-§eyh Ebu 
Mudeyyinu'l-Musebbi (r.a.) tarafindan nakil buyurulmustur. 

Oyle anlasilmaktadir ki: 

Seyh, abi hayati su sanmayan, ariflerin buyuklerindendir. Menakibu'l-Evliya'nin 
yirmidorduncu sayfasinda soyle deniliyor: 



-63- 



Yirminci Menkibede Hizir (a.s.)'in Gavsu'l-azam'i methu senasini dile 
getirmektedir. 

Es-§eyh Ebu Mudeyyin, Menkibei §erifi soyle anlatiyor: Hizir (a.s.) hakh olarak 
buyurmustur ki: 

— «Ma§uk?yet makaminda bu gok kubbe altinda Gavsu'l-azam ayannda higbir 
veil yoktur.» 

Burada birsey daha teyid'en anlasilmaktadir ki; 

Gavsu'l-azam'in makam ve mertebesi masukiyet makamidir. Zaten baska bir 
menkibede, Allah'u Zu'l-CelaPin AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'u mahbub (sevilen), kendisini 
muhip (seven) gormesi, bu sirn dile getirmektedir. 

Gavsu'l-azam'a verilen masukiyet makami ile ilgili olarak Hizir (a.s.) soyle 
buyuruyor: 

— «Abdiilkadtr GeylanT (k.s.) asnmizin dogu ve batida tek ulu seyhidir. O 
Gavsu'l-azam dogru bir imamdir. Bilenlerin bilgi belgesidir.» 

* * * 



6.ci Menkibe 

OLUM MELEGi OLAN AZRAJL (A.S.)'IN 

KABZ ETTiGi BiR RUHUN, GAVSUL AZAMJN 

MAHBUBJYET SIRRININ T EC EL LIS i JLE 

TEKRAR BEDENE GJRi§i HAKKINDA 



Dikkat buyurulursa, Gavsu'l-azam (k.s.)'un menkibelerini siraya koyarken, once 
iki cihan serveri Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'in mir'acindaki esran, alemlerin yuce 
RABBi'nin Gavsu'l-azam'ina agikladigi sevginin sonsuzlugunu dile getiren, menkibesini 
ilk siraya almistik. 

Menakip onem derecelerine gore, hep ilahT askin Gavsu'l-azam'da tecelliyatmi 
dile getirmektedir. 

Bir tek kelime ile ifade etmek gerekirse, bu on siraya aldigimiz menakibin tumu, 
AbdulkadTr GeylanT (k.s)'un mahbubi-yet (sevgililik) makamma erismesi ile ilgilidir. 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.) da tecellT eden bu mahbubiyet sirnna, 
evvelce de isaret ettigimiz gibi masukiyet esran denilmistir. 

Nitekim Hizir (a.s.) bu makam'a soyle isaret buyurmuslardir: 

— «Ma§ukiyet makaminda, bu semavat ve gok kubbenin altinda, Gavsu'l-azam 
ayannda ve ona e§ hig bir veil yoktur.» 

§imdi anlatacagimiz, olum meleginin elinden kabzedilmis ruhun kurtanlmasi 
dahT, iste bu mahbubiyetin tecellTyatmdandir. 

Kissa, Seyyid Ahmed -i Rufai Hz. tarafindan buyuk birvu-sukla anlatilmaktadir. 



-64- 



«Menakib-i Tacu'l-Evliya»'da; Bu yedinci menkibeye, "Ervah'in (Ruhlann) Azrail 
(a.s.)'dan kurtanlmasi kerameti!.." basligi altmda temas buyurulmustur. 

Bu menkibe Gavsu'l-azam'in masukiyet (sevgililik) makaminda olmasindan 
dogma ktadir. 

Menkibe soyledir: 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'un murit ve hadimlerinden (hizmetgi) 
birisinin ruhu, Azrail (a.s.) tarafindan kabzedilir (ahnir)... 

Mevtanin hanimi Gavsu'l-azam'in saygi deger eslerinden, kocasinin ruhunun 
Azrail (a.s.)'in kabzindan kurtanlmasi igin yardim isteginde bulunur. 

Gavsu'l-azam'a gelen bu rica uzerine, Yuce Gavs murakabel alemine dalar. 
Birden musahade buyurur ki: 

Olum melegi, sozu edilen murit ve hadTminin ruhunu kaz-betmis ve kabzettigi o 
ruhu beraberinde goturmektedir. 

Yuce Gavs, mahbubiyet tecellisini kullanarak, Azrail (a.s.)'dan kabzettigi runu, 
tekrar bedene iadesini ister. 

Buna cevaben Azrail (a.s.): 

— «Ya Gavs! Bu mumkun degildir. Zira ALLAH'in iradesi He ben ismini soyledigin 
§ahsin ruhunu kabzettim ve beraberimde belirtilen yere gdturuyorum.» der. 

Ancak, Gavsu'l-azam masukiyet makaminin verdigi yetki ile kabzedilen ruh'un 
tekrar iadesi hususunda israrda bulundu... 

Azrail (a.s.) tekrar direnince, AbdulkadTr GeylanT Hazretle-ri'nde mahbubiyet 
hikmeti zahir olur. 

[Dikkat buyurulursa, bu hikmet, su esrara taalluk eder ki; yuce velTlerin bir tek 
mertebei niyazlan levh-i mahfuzu izni Hakla yazar, bozartahtasma gevirir.] 

O zaman, Azrail (a.s.) alemlerin Rabbi'ne soyle de: 

— «Ya Alim, Ya Kadir, SEN herseyden haberdarsin. Mahbubunla, aramizdaki 
konu§mayi bilirsin. Yuce malumun ki; mahbubun Gavsu'l-azam beraberimdeki ruh'u 
geri istemektedir. Ilahi buyrugun nedir?» diye sordu. 

Hak, Azze ve Cellehu soyle buyurdu: 

— «Gavsii'l-azam AbdulkadTr GeylanT, masukiyet makaminda bir velTmdir. 
O, mahbub ben muhibbim ne istiyorsa onu yap.» 

ilahT emirlerini izhar buyurdu. 

O vakit de, olum melegi olan Azrail (a.s.) teeddud etmis olmaktan pisman oldu. 

* * * 



-65- 



7. el Menkibe 

GAVSU L-AZAM IN, BiR MUSLUMANLA, 

BiR HRiSTiYANIN TARTI§MASINATESADUF EDEREK 

ASIRLAR ONCE YA§AMI§ BiR MEVTA iLE 

KONU§MA KEYFiYETi HAKKINDA 

"Esratu't-Talibin " namli yuce eserde su menkibe nakil olunur: 

Birgun, Gavsu'l-azam muslumanlarla, hristiyanlarm mustereken oturduklan bir 
mahalden gegiyordu... 

O sirada bir muslumanla bir hristiyan bir konuyu tartisiyorlardi. Bunu isiten 
Gavsu'l-azam Hz.'leri: 

— «Munaka§anizin sebebi nedir?» diye sordu. Onlar da 

— «Hz. isa mi, Hz. Muhammed mi daha buyuktur diye tartisiyoruz» dediler. 
Gavsu'l-azam Hz.'leri hristiyana sordu; 

— «Hz. isa'nin buyuklugunu hangi mucizatiyla kabul edersiniz?» O da; 

— «Oluyu diriltti» dedi. 

Bunun uzerine Gavsu'l-azam Hz.'leri; 

— «Ben bir neb? degilim. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ummetinden varis-i nebiyim. 
Benimle beraber gelir misiniz?» der. 

Hristiyanin «Evet» cevabi vermesi uzerine, gok eski hristiyan mezarlarimn 
bulundugu bir kabristana gidildi. Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.) o 
kabristandaki eski mezarlardan birinin basma gegti ve asirlar once olmus mevta'ya: 

— «Kumbiiznillah» (Allah'u Zu'l-Celal'in izniyle kalk!) 

Deyince mevta dirildi ve mezarmdan kalkti ve kendisinin eskiden yasamis bir 
rahip oldugunu soyledi. 

O zaman Gavs Hazretleri hristiyana donerek: 

— «Evladim, «KUMBi'iZNiLLAH» dedim, bu old dirildi. Eger «KUMBllZNl» 
(benim iznimle kalk) deseydim, mezarlikta kimse kalmaz butun oluler dirilirdi...» 
buyurdu. 

Bu kerameti goren hristiyan alemlerin yuce sultani, ahir zaman peygamberi Hz. 
Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in ustunlugunu tasdik etti ve islamiyeti kabul ederek, 
Kelime-i §ehadet getirdi. 

Bu menkibede uzerinde durulmasi gereken ozellikler ve seyru suluk erbabinin 
alacagi gok dersler vardir. 

Once Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in peygamberliginden suphe, sonra Hz. 
isa'ya Tman etmek kufr'dur. 

Kur'an-i AzTmussan'da: 



-66- 



— «Vela nuferruku beyne ahadin min rusulihi» buyurulmustur. 

(Yani; biz muslumanlar, peygamberler arasinda bir fark gozetmeyiz. Amma, 
elbette levlaksultam, ustunlukde butun peygamberlerden ustundur.) 

«Gergi bisati kurba kadem basti hernebi 

Oldu sana bidayet onlarin nihayeti.» 

Anlami sudur: 

Ya alemlere rahmetolan, yuce peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.)!.. 

Vakia her peygamber yakinlik dosegine kadem basmistir. Amma, onlarin nihayeti 
senin baslangicin olmustur. 

Gavsu'l-azam (k.s.)'un «Kumbiiznillah» (Allah'm izni ile) dedigi zaman, bu tek 
olunun dirilmesini, «Kumbiizni» (iznimle) denildiginde, turn mevtalann dirilmesi sebebi 
hakkmda, haddimizolmayarak bazi maruzatta bulunmak isteriz: 

«Kumbiizni» (iznimle kalk) sirri su ledunniyati ifade eder: Hak (c.c.) etem (yani 
tarn kamil) mazhanyla zamanin Gavsu'l-azam gibi kutbu'l-aktabinda tecellT eder. Hakk'i 
arayan onu insan-i kamilin mazhannda bulur. 

iste «Kumbiizni» (iznimle kalk) hitabindaki etki, buradan gelmektedir. Yine 
bundandir ki: zamanin Kutbul aktabi'nm ismi ki; (ismi azam odur) tesbihi, O, isimle 
yapan ve buna yetkili olan matluplar (isteyenler) matlubT (istege yetkili) oyle mesafeler 
ahr ki; ilk adimlarmda yuce ars-i alayi gegerler. 

Oluyu diriltmek, olmus kusu tekrar halk etmek, gibi vasiflar Hak (c.c.)'nun MahT 
hasletlerindendir. Buyuk peygamber ve ulu evliyalarda, Hak (c.c.)'ye ait bu hal 
meydana geldikte, o nebT ve velTler ruhanT hakTkatm temsilcileridirler. 

ihya ise: ALLAH'in sifatidir. Hepsi o hakikati (Ruhaniyede mustagrak olus 
tecellTsi) gegtikde, besengorunumlerine geri donerler. 

* * * 



8.ci Menkibe 

§EYH AHMED-UL GENCUL KERIR'DEN 
NAKiL OLAN 

§eyh Ahmed-ul Genc-ul KebTr (r.a.), bir gun Hizir (a.s.)'la bulusur. Hizir (a.s.) ile 
gorusurken, Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.) Hazretlerinin guzel niteliklerini 
sorar. 

Hizir (a.s.) su cevabi verir: 

— «Gavsu'l-azam siddiklarm onde geleni, yani imamidir. Ariflere huccet (delil) de 
kendileridir. VelTler iginde san'i buyuk ve marifet deryasinm ruhudur.» 

Hizir (a.s.)'i dahi olgunlugunun ogucusu yapan, masukiyet makaminin buyuk 
rutbesini isgal eden, daha yuksek ve yuce yapan esran, asagida zikr olunan beyTtler'in 
misralan ne guzel anlatmaktadir: 

Butun bu derecata kamilleri erdiren tarik-i asktir. 



-67- 



Asktan farig olan dil gonul degildir. 
Gonul denilmege layik da degildir. 
O bir kul ve toprak yigmidir; 

Gonul derdi gekmeyen ab a degildir; 
Cihan kavgayi ask ile purfitnedir; 
Ask ile asik tazelik bulur. 
Ona intisabiyla zikri hayr olur. 
Mecnunu leyli bu meyden haz almistir 
Onun igin alemde guzel nami kalmistir 
Asik kendi vucudundan merdut olur 
A§ku namus bir gonulde cem olmaz 
A§igin nas ile bir ilgisi kalmaz.» 

* * * 

Beyit'in manasi: 

«Bana bir ilm ke§foidu senin husnun kitabindan 

Ki yuz bin akil acizdir onun bir bab-i faslmdan.» 

* * * 

«Devleti aski bulki sermet olur 
Izzeti bi nihaye-i had olur 
Kim ki sermesti can-i ask degil 
Gerfelatun olursa hem red'olur 
Akli cuz akli kiille dusmandir 
Dost olan akli kiille sad olur 
Hatta akl oldu naklii bahsii kiyas 
Cumlesi dersi ask a ebcet olur.» 

* * * 

Beyit'in manasi: 

«Askin devletine er ki, olumsuz hayati bulasin. 

O zaman senin izzetu ikbalin sonsuz olur. 

Her kim ki, ask kadehinin sarhosu olamamistir. 

Felatunu cihan bile olsa sonunda red olunur. 

Mevt'ten bu sifatla gittigi igin red'edilir. 

Akli cuz'i Akli Kulli'nin dusmanidir. 



-68- 



Akli kullT'ye dost olan ancak mutlu olur. 
Akil hatti kiyas ve dedikodudan ibarettir. 
Hepsi ask isminin yanmda elif be (ebcet) gibidir... 

* * * 

9cu Menkibe 

GUNAHKAR VE FASIK BiR KULUN VEFATINDA; 

MUNKiR, NEKiRiN SORULARINA CEVAP VERJRKEN 

ABDULKADiR GEYLANI (K.S.)'UN MUHJBBi 

(SEVENi) 

OLU§UNU BEYAN ETMESiNJN 

KURTULU? SEBEBi OLMASI 



En guvenilir kaynaklarca dogrulanan bu menkibe soyledir: 

Mumin fakat, fasik ve gunahkar bir kul vefat eder. Kabre defn olundukta Munkir 
ve Nekir admdaki soru melekleri gelerek kendisine: 

— «RABBiN kirn? NEBilN kirn? Hangi DIN uzeresin?» 

diye sorarlar. Bu gunahkar kul butun suallere verdigi cevapta: 

— «L!Abdulkadir (Abdulkadir'in kuluyum)» 

diyerek cevap verir. Munkir ve Nekir bu cevap uzerine, ne yapacaklarmi 
sasinrlar... 

Tarn bu esnada, soru meleklerine su hitap nazil olur: 

— « Ya Munkir, Nekir bu kul fasik kullarimdandi. Ancak, o mahbubum olan 
Es-seyyid Abdulkadir'in sevgisiyle kalbi dolu olan bir kuldur. Hayatinda hep bu 
askla yasamistir.» 

Sonra, alemler'in yuce Rabbi (c.c.) bu sebeple o gunahkar kulunun gunahlarmi 
bagislamak lutfunda bulundu. 

«Menakibi Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nin on altinci menkibesini teskil 
eden bu kissada, soylenecek gok sey vardir. §6yle ki; 

Her ne kadar, menkibe bu kulu gunakhar olarak tasvir etmekte ise de, kabirde 
dahi, «Ben KadTrT Mutlak'in kuluyum» diyecek yerde, «Ben Abdulkadir'in kuluyum» 
anlamina gelen «Li AbdulkadTr» demistir. 

Bu sevgi bizce, butun gunahlan yakan ve yikan bir tecellTdir. Zaten, bu yuzden de 
magfirete nail olmustur. 

Yani, hayatinda fena fisseyh (seyh'de kaybolma) mertebesini idrak etmis bir asik 
imis...ki zannimizca da bu boyledir. Lakin, sunu da demek isteriz ki; 



-69- 



— «Her§eyin dogrusunu HAK (c.c.) bilir!» 

Munkir, Nekir ve kabirdeki sorgu ile ilgili yuce bir velTyye'ye ait bir menkibeyi de 
yeri geldigi igin burada nakletmek isteriz. 

Hz. Rabiatu'l-Adeviyye'nin vefatinda. Munkir ve Nekir adli soru melekleri gelerek, 
kendilerine; «Rabbin kim?» anlamina gelen «MA RABBUK?..» derler. 

Yuce velTyye onlara §u cevabi verir: 

— «Geri donun ve Rabbinize deyin ki; SEN'in gergi binlerce mahlukatin vardir. 
Fakat, bu zaif ve ya§li kadini her halde tanirsin. Ben butun dunyada yalniz SENl 
du§undum. SENl biran unutmadim. Onun igin bana «Rabbin kimdir?» diye sormak 
reva degildir» buyurmu§lardir. 

Nitekim, ayni kissa ile ilgili ve tamamlayici §u yuce kissa dahi, kitab sayfalanmizi 
suslemek igin zarundir. 

Hz. Rabiatu'l-Adeviyye, §u sozlerle hem buyuk bir ledun sirrini if§a etmi§, hem de 
evvelki kissayi tamamlami§tir: 

— «Ya Rabbi! Eger sen bu aciz kulunu kiyamet gunu cehenneme atmak istersen, 
oyle bir sirri if§a ederim ki, cehennem benden bin yil uzakla§ir.» 

Yukanda, zikr-i daim AbdulkadTr (k.s.)'un ismi olan a§k sarho§una uygun olarak 
§u §iire yer vermeden gegemedik: 

«Bakf diyecek yerde, demisti saki 

Meyhane ve peymane perisan oldu 

Gonliimde fakat kaldi o sakfbakf.» 

* * * 



10.cu Menkibe 

GAVSU L-AZAM iN 

HiMMETi iLE KIZ QOCUGUNUN 

ERKEK EVLADA DONU§MESi KERAMETi 

Bu ashnda Farsga bir menkibeden alman ve AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'a ait 
bulunan keramet, Davudu'l-KadirT (k.s.)'dan nakledilmi§tir. 

Bu itibarla, sihhatinden en ufak §uphe akla gelemez. Bu menkibe «Menakibi 
Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nm sekizinci menkibesini te§kil etmektedir. Bu da 
makam-i ma§ukiyetde bulunan Gavsu'l-azam'in mahbubiyet sirri ile ilgili oldugundan 
uzerinde onemle durduk. 

— Bir gun; §eyh Mehmet Suhreverdi'nin hanimi, Hazreti AbdulkadTr GeylanT 
(k.s.)'unun evine geldi. Ve kendisinin hig gocugu olmadigindan Cenab-i Allah'a bir 
erkekevlat ihsan etmesi igin niyazda bulunmasini rica etti. Hz. PTr; 

— «Yarabbi, bu hatun bir erkek evlat ihsan etmeni istiyor» deyince, Cenab-i 
Allah'dan §u hitabi duydu: 

— «Ya Gavsu'l-azam, bu kadinin kaderinde evlat yoktur.» 

AbdulkadTr GeylanT Hz. ug defa ALLAH (c.c.)'a yalvardi. Ve ugunde de ayni 



-70- 



cevap karsisinda kalinca aski muhabbetli bir derya gibi kabardi ve sirtindan hirka-i 
seriflerini gikarip atti. ve; 

— «Ya Rabbi, bu hatuna bir evlat ihsan etmedikge bu hirkayi giymeyecegim» 
dedi... 

O sirada sultani KQ Hi Enbiya ALLAH'in aynasi, gonullerin padisahi Hz. 
Muhammed Mustafa (s.a.v.) zuhur eyledi... Ve mubarek eliyle hirkayi Hz. PTr'e uzatti: 

— «Ey benim gozumun nuru oglum, asik ile masuk arasinda bu gibi nazlar, 
cilveler daima olur. ALLAH, o hatuna bir evlat ihsan buyurdu.» dedi. 

Hz. PTr Allah'a sukretti. Ve hatuna da mujdeyi verdi. Bir muddet sonra, hatun bir 
kiz evlat dogurdu, Evladmm bir kiz evlat oldugunu gorunce onu bir kirmizi kundaga 
sarip AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin yanma vardi. 

— «Ya Sultan-i alem, ben Allah'tan bir erkek evlat istemis tim, halbuki kiz oldu...» 
dedi... 

Kadinin bu kelammin uzerine; Hazreti Bazul Eshep, gocugu kucagma aldi. Ve 
kimyayi saadet olan ilahT bakislanni gocugun yuzune dikti. Ve kerametleriyle erkek olan 
bu gocugu validesine uzatti: 

— «Ya hatun, bu gocuk benim evladimdir. Ismini «§eyh §ehabeddin Suhreverdi» 
koy, omru uzun, muritleri gok olsun!..» diye dua etti. 

iste bu gocuk buyudu. Ve meshur olup; Gulistanl ! yazan §eyh Sadii §irazT'yi, 
§eyh §ehabeddin'i yetistirdi. 

* * * 



11. ci Men kibe 

GAVSUL AZAMiN 

BU ALEME NURLAR SAQTIGI ZAMANDA 

ARZUSUNA RAGMEN JNTJSABI BA§ARAMAYAN, 

ANCAK GAVSUL-AZAMIN VEFATINDAN SONRA 

iNTiSABA FIRSAT BULAN MISIRLI TUCCARIN 

KISSASI 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya» adh eserin gok dikkate sayan 
menkibelerinden birisi de bu menkibedir. §6yle anlatilmistir: 

Misirh ve inanci gok saglam bir tacir, tam bir ihlasla Gav-su'l-azam'in hayatmda 
kendisine intisab etmek ister... 

Fakat, tecellT eden kaderin sirnna bakin ki, bir turlu intisab serefine ermek igin izin 
ve firsat bulamaz. Tam kirk yil ardi arkasi kesilmeyen engeller yuzunden, bu dilegi 
gergeklesmez. intisab igin Bagdat'a geldiginde, §eyh (r.a.)'mn beka mulkune seref 
verdiklerini duyar. 

Kalbi bu kederle kan aglayan tacir, o kadar elem ve izdirap duyar ki, olumu 
erisilmesi gerekli son firsat bilerek, hayatma son vermeyi bile dusunur. 



-71- 



Bunun ser'an yasaklanmis olmasmdan dolayi, eliyle hayatma son vermege 
cesaret edemez. Bu garesizlikiginde kivranir... 

iste boyle bir gunde, Gavsu'l-azam (k.s.)'un kabri seriflerini ziyarete gider. Goz 
yaslan iginde bufani alemde intisap edemeyisinin hicranini dile getirir... 

O anda kabri serifin basinda, daima HAY (diri) olan Ab-dulkadTr GeylanT (k.s.) 
belirir... 

Boylece elini tacire uzatan yuce veil, kendisini silsile-i seriflerine, kabul 
buyururlar. 

Bu vesileyle ehlullah'm daima diri oldugunu, gosteren su arifane soylenmis su 
beyitlen bu menkibeye son verelim. 

«lki alemde tasarruf ehlidir ruhu velf 

Dime kim bumiirdedir ondan nice derman ola 

Ruhu simsiri hiidadir ten gilaf olmus ona 

Dahi ala kar eder bir tig kim uryan ola.» 

Yuce manasi sudur: 

«VelTlerin ruhlari iki alemde tasarruf ehlidir. Bu oludur, bundan ne derman olacak 
deme. Ruhu Cenab-i Hak (c.c.)'nun simsiri (kihci) dir. Kmmdan (yani bedeninden) 
gikan kihg daha keskin olur» demektir. 

Ashnda bu arifane beyit'in dayanagi, su ayeti kerimedir: 

— «Allah yolunda olenlere olu demeyiniz. Onlar sagdirlar fakat, siz 
anhyamiyor-sunuz.» 

Ashnda sehitler igin de aynen bu ahval gegerlidir. 

is buraya gelmisken, sehit kelammin nigin ehlullah hazerati igin soylendigine 
hakita mertebesinde isaret eyleyelim. 

Malumdur ki, sehitlik mertebesi bir gazada yuce Allah kelami igin harpde olenlere, 
yani ALLAH ismi serifini yukseltmek igin canlarmi seve seve verenler dismda ehlullah 
hazeratma da bagislanmistir. 

§u sebeple ki, 

SehTd; (goren) yani «AYNEL YAKIN» mertebesine eren demektir. 

Hak Teala (c.c.)'yu butun avalimde (gok yuce kisilerde) gozetimlerinde agikga 
gordukleri igin velTlere de sehit HAK (c.c.)'yu her mazharda goren denilmistir. 



* * * 



1 2.ci Menkibe 



GAVSU L-AZAM (K.S.)'NIN HJNTLi BJR MURJDiNi, 
HEM DUNYA HEM AHJRET ATE§JNDEN KURTARMASI 



Cok emin kaynaklardan alinmistir ki, Burhaniyur beldesinde zengin bir hindunun, 
Hz. Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'a hem sonsuz bir guveni, he de hudutsuz 



-72- 



bir sevgisi vardi. Kendisini gesitli vesilelerle yemek ziyafetlerine davet eder, Gavsu'l- 
azam (k.s.) ile beraber birgok onemli kimseleri de davet sofralannda cem ettigi 
(topladigi) gibi, fakirlere dahi nimet ve ihsanini esirgemezdi... 

Dini islam olmayan bu hindu oldti. Kendisinin olum anina kadar islamiyet'le olan 
ilgisi, sirf mahbubu huda AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'a kalbinde duydugu sevgiden 
ibaretti. 

Olumunden Hintli adetlerine gore cesedinin yakilip kullerinin denize savrulmasi 
gerekiyordu... 

Bir gok odun toplanmis, hindunun cesedinin batil inanglanna gore yanmasma 
ramak kalmisti. 

Hakk Teala (c.c.) Hazretleri'nin hikmetine bakin ki; cesedin alev almasini 
kolaylastiracak bir tek kil bile kalmadigi gibi, o anda odunlarm yakilacagi yerde bir 
akarsu belirir ve odunlarm hepsini ates almayacaksekilde islatir. 

Orada bulunup bu durumu goren herkes, hayretler iginde kaldilar... 

En kor gozler bile gormekte gecikmediler ki: Bu hindu Gavsu'l-azam'in himmeti ve 
mahbubiyet sirn ile islam olarak ruhunu teslim etmistir. 

Hindunun evlatlanna haber gonderilerek, babalarmin dint islam uzere 
defnedilmesi luzumu bildirildi. Cenaze yakilmaktan vazgegilerek, din? islam uzerine 
gasl edildi. 

Boylece Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'a sevgi mevta'yi ahiret 
mutluluguna dahi kavusturdu. 

Burada sirasi gelmisken, birkag soz soylemek isteriz: 

Gavsu'l-azam'in muritleri meyaninda, baska dinlerden kimseler de vardi. Tipki 
Mevlana Celaleddin-i RumT (k.s.)'da oldugu gibi. 

HAK (c.c.) bir kimseye hidayet nasip edecek olursa, iste boyle onun kalbine 
bir velfsinin sevgisini sokar... 

Sonunda o sevgi onun giinahlarini bagislanmis kilar. 

* * * 

13.cu Menkibe 



GAVSU'L-AZAM ABDULAdIR GEYLANT (K.S.)NIN 
AKILLARA DURGUNLUK VEREN KERAMETLERL. 

ESRARI 

Gavsu'l-azam, Es-seyyid ve Es-seyh AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'un bir hadTmi 
(hizmetinde bulunan bir muridi) soyle rivayet etmistir: 

— §eyh Hazretleri, misafirleri gok oldugu cihetle, iki yuzaltm borglanmisti... 

Bir gun; tanimadigim bir sahis geldi ve izin dahi istemege gerek duymadan, §eyh 
Hazretleri'nin yanma girdi. Uzunca bir sure sohbetde bulundular. Sonra bir miktar altin 
gikarip, koyup gitti... Koydugu altin borglanni kat kat odeyecek miktarda idi. 

§eyh Hazretleri bana bir sey sormaga firsat birakmadan soyle buyurdular: 



-73- 



— «Bu gelen Kadri Sarrafi'dir.» Dedim ki: 

— «Ya hazret! Ben bundan bir sey anlayamadim. Bu KadrT SarrafT ne demektir 
ve kimdir?» 

Gavsu'l-azam soyle buyurdular: 

— «Bu bir feri§te yani melektir ki: Allahu Tebarek ve Teala Hazretleri evliyaullaha 
gonderir. Ta ki, onlar borglanni 6deyebilsinler.» 

Bu menkibede goruluyor ki, sadece Gavsu'l-azam Ab-dulkadTr GeylanT (k.s.)'a 
degil de, izni olan her velTye yuce Allah (c.c.) bu feriste He imdat edip borglannin 
odenmesine firsat verir. 

Bu bi ledun sirndir ki: 

Demek alimlerin yuce Rabbi (c.c.) Hazretleri maddT sikintida bulunan velTlerine, 
KadrT SarrafT denilen feriste gibi gayb hazinelerinden sonsuz bagislarda bulunur. 



* * * 



14.cu Menkibe 



GAVSU'L-AZAM 'IN 
«MA§UKiYET MAKAMI»NATECELL?YATI HAKKINDA 



Bir gun zaman-i saadetlerinde, Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k .s.) yanmda 
bazi ulema ve din bilginleri ile birlikte, kabir ziyaretine giderler ve ozellikle Seyh 
Hammad Hazretleri'nin kabri serifleri onunde dururlar... 

Sonra, mutluluk belirtileri gostererek donerler. Yanmdakiler Gavsu'l-azam 
Hazretleri'ne sordular ki: 

— «Ya Seyh! Bu mubarek kabrin onunde, adet disi gok durdunuz ve neseli bir 
halde, mutluluk iginde dondunuz. Bu hareketinizden bir sey anlayamadik...» 

Gavsu'l-azam nakl buyurmaga basladilar: 

— «Bir Cuma gunu idi. §eyh Hammad Hazretleri eshabi ile birlikte Cum'a 
mescidine gitmi§tik. Kopru uzerine geldigimiz vakit, §eyh Hammad, elini bana vurup, 
beni suya atti... 

Hava gayet soguktu. Benim uzerimde bir hirka yanimda da birkag ceviz vardi. 
Elimdekilerin islanmamasi igin, elimi yukari kaldirdim... §eyh Hammad (k.s.) ve eshabi 
beni birakib gittiler... Ben de bir sure sonra sudan gikip, arkalanna du§tum. Bana, 
soguk pek gok tesir etmi§ti... Qok u§umu§tum! 

Onlarin yanina vardigimda, onun eshabi gecikmemden dolayi olacak, bazi sozler 
soylemege yeltendiler. 

Hammad Hazretleri onlari men edip buyurdu ki: 

— «Ben onu denemek igin, suya atip incittim amma, kendisini bir dag gibi 
buldum. Asia yerinden sarsilmaz.» 

Gavsu'l-azam buyurdular ki: 

— «Bugun §eyh Hammad Hazretleri'ni kabrinde gordum. Elmaslarla suslu bir 



-74- 



elbise giymi§ti. Ba§inda yakuttan bir tag, elinde altin bilezikler ve ayaginda atindan 
ayakkabilar vardi. Yalniz dikkat ettim, sag eli nedense tutmuyordu. Kendilerine 
sordum... 

Cevaben dedilerki: 

"iste bu elimle seni suya atmistim." Sonra bana donerek; 

"Bu illeti benden gegirmege gucun yeter mi?" diye sordular. 

"Evet, gucum yeter" dedim. O zaman bana, 

"Hakk Teala'ya rica ve niyazda bulun ki; kullanilmaz haldeki elime gug versin, 
yani onu bana iade etsin. " 

Ben, hemen Hak (c.c.)'den rica ve istirhamda bulundum. Ayrica, olulerden bes 
yuce veil dahi kendi kabirlerinden rica ve istirhamda bulundular. Bu be§ veliden birisi, o 
kadar istirhamda bulundu ki; Hak (c.c.) Hazretleri dualanmizi kabul buyurarak, 
Hammad (k.s.)'un elini geri verdi ve o el benim elimi sikarak, benimle gorustu...» 

Bu soz, Bagdat'a yayilinca, Bagdat seyhleri ve onlann muritleri toplamp, §eyh 
AbdulkadTr GeylanT Hazretleri'nin sozlerinin, dogru olup olmadigini arastirma yoluna 
saptilar... 

Bu haberi kendisine sormak igin, §eyh Hazretlerinin medresesine geldiler. Fakat 
§eyh'in heybetinden, kendisine kimse bir sey soramadi. 

Lakin, Yuce Gavsu'l-azam (k.s.) onlann ne maksatla geldiklerini kesfen 
anlamislardi. 

Onlara donerek: 

— «Aranizdan kesfu kerametine inandigimiz iki zati seginiz. Onlar sozlerimin 
dogruluk derecesini arastirsinlar» buyurdu. 

O cemaatda kesif ehli olduguna, kimsenin suphe etmedigi §eyh Ebu Yusuf Bin 
Eyyubu'l-Hamedani (k.s.) ile §eyh Mu-hammed Abdurrahman (k.s.)'u segtiler. 

Gavsu'l-azam onlara soyle buyurdu: 

— «Bu iki ke§if ehli gekilip, ibadet edebilecekleri bir yere gitsinler. Siz dahi onlar 
gelinceye kadar, murakabe halinde burada bekleyiniz.» dediler. 

Gavsu'l-azam dahil hepsi murakabeye daldilar. Aradan bir sure gegmisti. Once 
Yusuf Hazretleri tahkikini bitirmis olacaklar ki; medrese disinda birses yukseldi. 

Yusuf (k.s.) pek fazla acele ederek, medreseye dogru kosuyordu. Medreseye 
vardiginda bu kesif sahibi velT soyle buyurdu: 

— "Hak, Subhane ve Teala buyurdu ki: 

— «Ey Yusuf! Ko§ o cemaata duyur. Gavsu'l-azam mahbub'umun 
anlattiklari, dogru ve aynen vakt'dir.» ( 1 ) 

Daha Yusuf (k.s) bu sozleri soylerken, arkadan §eyh Abdurrahman (k.s.) tesrif 
edip, §eyh Yusuf (k.s.)'nin anlattiklanni dogruladi. 

Bu menkibeden almacak, bazi dersler vardir ki; bunlardan birincisi sudur: 

§eyh Hammad Hazretleri, pek gok olgun kisileri zamanmda irsad etmis yuce bir 



1 Mevzubahs Yusuf Hemadani (k.s.) Turk neslinden gelmi§ ve zamanin kutbulaktab'lik mertebesine 
ermi§ birzat-i akdestir (kutsal zat). (Mutercim) 



-75- 



velT'dir. 

Hatta Gavsu'l-azam bile seyru sulukunun bir safhasinda, kendisinden feyz 
almistir. 

Ancak, bu kadar veil iginde mahbubiyet sirn, AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'a nasip 
oldugu igin, zamaninda hepsini gegmis, hepsinin uzerinde « makam-i masGkivet' »e 
erismistir. 

Seyru suluk erbabi igin alinacak ikinci ders daha vardir ki bu da sudur: 

Huda, mahbubiyet makamma layik gordugu, Gavsu'l-azam (k.s.) gibi bir zat'm 
gektigi, ufakbiraciya bile tahammul edemez... Burada anlatilmak istenen sirn bil!.. 

Bahse konu olan aci; sinav ve deneme sebebiyle dahi olsa ve yine bu aci, 
kendisini terbiye ile vazTfeli, Hammad Hazretleri gibi bir veil tarafindan bile yapilmis 
bulunsa bile... Aradan uzun bir sure gegmesine ragmen, Hak Teala mahbubuna 
yapilani aski ilahisinin etkisiyle razi olmayip, o elemi yapana, tabirimiz hos gorulsun, bir 
ceza vermekte tereddut etmemektedir. 

Simdi bu kissadan pek gok ehli zahir ulemasi, gerekli ibret dersini ahp, boyle 
mahbubiyet sirnna ermis evliyaullahi kotulemekten gekinmelidir. Qunku bu hale dusen 
kimselere bilin ki, Hakk Teala (c.c.)'nun cezasi pek buyuk olur. 

— «Men ezali veliyyen ve fekad azentuhu bi harb» (Hadis-i Serif) 

— «Kim, benim velime eziyet ederse, ben, ona harp ilan etmi§imdir.» 

Hadis-i kutsTsi icabi: Kahn HahT'yi uzerlerine gekmis olurlar. 

Eiiyazubillah, bu gibi ahvalden Hak (c.c.)'ye sigininz. 

Mahbubiyet sirnna bir velTyi mazhar kilan, esrara da temas etmeden sirasi 
gelmisken gegemiyecegiz. 

«Tuhfet/u I MursTle» adh eserde soyle buyurulmaktadir: Bir mu'mini Hakk Teala'ya 
vasil eden yollar ugtur: 

1 - Zuht yolu, 

2 - Tasfiye-i kalb ve tezkiye-i nets yolu, 

3 - Ask yolu. 

Sunu bilesiniz ki; Zuht yoluyla (sofulukla) Allahu Teala'ya varanlar pek azdir...pek 
mesakkatlidir, getindir. 

Tasfiye-i kalb (kalbi antma) ve teskiye-i nets yolu (nefsi temizleme) zuht yolundan 
daha yucedir. 

Ancak, bununla HAKK'a vasil olanlar, zuht yolundan gidenlere gore daha gok ise 
de, sayilan yine de sinirhdir. 

Ask yolu genis bir mana alanidir. O yoldan Hakk'a varanlar pekgoktur. 

iste makam-i ask'a erenle, baska bir deyimle mahbubiyet sirnna erenler, hep 

bu yolla maksuda ermislerdir. 

Mahbubiyet ve makam-i masukiyet sirrini, butun hasmet ve agikhgiyla dile 
getiren, bazi beyitleri alarak eseri onlarla suslemek isteriz. 

Ey salTk! Bu yolun yolcusu olmaya niyetlenen... 

Sunu bil ki; mahbubiyet sirnna erenler, bu beyitleri bir an dillerinden dusurmezler 
ve onlarla terennum saz olurlar. 



-76- 



«Ey muhaddis! Ol tefr'kai nokta-i hat 
Bilhati kevnii mekan nokta i ask la oldu fakat 
Noktadan gayn ne kim levh-i suhudun iizre 
Naks olunmus onu mahvetti ki, odur sehviigalat 

Nokta bil, noktaya bak, nokta ol ondan gayn 
Heme kim eylesen oldur sebebi budCi sahat. 
Batindan dur iken enhar ne Firat u sattir 
Vine su bahre erisse ne Firat ola ne sat...» 

Bu beytt'in manasi; 

«Denizden uzak oldugu zaman insanlar, hayallerinde, bir Firat ve sat nehri var 
sanir. Fakat su denize kavusunca, ne Firat, ne de sat kahr. Hepsi ayni olur...» Bu 
esrara varmak ise ancak soyle terennum saz olmakla kabildir: 

«A§ k meydaninda mesd olmaktan ozge karyok 

Bundan candan gecmelidirgayn bir giiftar yok.» 

Beytt'in manasi: 

«Ask meydaninda er ve manevT sarhos olmakdan baska yapilacak bir sey yoktur. 
Bunda candan gegmelidir, gayn bir soz de yoktur.» 

iste gerek Gavsu'l-azam gerekse CuneydT Bagdad! (k.s.), BeyazidT BistamT ve 
Hallac-i Mansur (k.s.) ask meydaninda er olmaktan baska yapilacak bir sey olmadigmi, 
baska soylenecek soze de onem vermedikleri igin, tank-i askdan amag olan masukiyet 
ve mahbubiyet makamma varmislardir. 

O zaman kendilerine Hazretii noktanin turn gizlilikleri asikar olmustur. Yukanya 
aldigimiz nokta siirindeki esrar kendileri igin butun alemlerde gorulmustur. 

Anlamislardir ki, arifibillah (ALLAH sirrmdan haberdar olanlar) igin noktayi 
bilmekten, noktaya bakmaktan, nokta olmaktan baska her ne var ise, Hak (c.c.) 
Hazretleri'ne uzaklik ve ondan uzaklasma vesTlesi olur. 



* * * 



15.ci Men kibe 



GAVSU'L-AZAM 

ABDULKADlR GEYLAN? HAZRETLERi'NJN 

TAVUGU DiRiLTMESiNE DAJR 



§imdi anlatip, agiklamasmi yapacagimiz bu menkibe, hem AbdulkadTr GeylanT 
(k.s.)'un buyuk bir kerametinin naklidir, hem de bu menkibede ledum gizliliklerine ait pek 
gok esrar gizlidir. 

Bir gun, salihat-t nisvandan (Allah yolunda galisan kadmlardan) biri oglu ile 



-77- 



zamanin kutbu Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'un yanlanna gelip, oglunu yuce 
VelTnin terbiye ve irsadi altma birakir. 

Kadin bir sure sonra oglunu ziyarete geldiginde, oglunun katiksiz arpa ekmegi 
yedigini, buna karsihk Gavsu'l-azam'in tavuk eti yemekte oldugunu gorunce Gavsu'l- 
azam'a: 

— «Ya Gavs!.. Siz tavuk eti yiyorsunuz, oglum ise arpa ekmegi ile vakit gegiriyor, 
Ona da kuvvetlenmesi igin biraz tavuk eti yedirin.» diyerek, haddine tecavuz eden 
sozler soyler. Gavsu'l-azam (k.s.) bu layik olmadigi yersiz sozlere karsi hig bir sey 
soylemiyor, onunde duran yenilmis tavugun kemiklerine yonelerek, o olu kemiklere: 

— «Kum bi iznillah elieziyuhyul izamu vehiye remim (Alfahu Teala'nin izniyle kalk 
ve diril. O Allah ki; gurumu§ kemiklere hayat bah§eder.» 

Bu dua ile (ki; bize KUN "OL!" emrinin tecellTsidir) o etleri kalmamis tavuk tekrar 
dirilip hayat buluyor... 

Kadmin hayret dolu bakislan karsisinda, anlamadigini sandigimiz ledun dersini 
veriyor. 

— «Kadincagiz oglun bu yolda ilerliyebilmek igin riyazata (perhize) muhtagti. 
Ancak belli bir mertebeye geldikten sonra istedigi seyleri yemi§ bile olsa onda nets 
kalmayacagindan zarar etmez.» buyurur. 

Oyle saniyoruz ki; fazla muhabet, misalimizde oldugu gibi ilerlemeye engel 
oluyor. 

Bu menkibe de dikkat gekilmesi gerekli iki ayn hadise ve tecellT vardir. Ozellikle 
ikinci olarak anacagimiz ders en onemli olanidir. 

Birincisi: 

Gavsu'l-azam'in olu kalbler gibi, olu cisimleri dahi Hakk' (C.C.) izni ile dirilttigine 
dairyeni bir misaldir. 

ikincisi: 

Seyri suluk'a ilk giren kimse, o anlarda nefsin en asagi mertebesi olan emmare 
(seytanin kiskirtmalanna en uygun nefis derecesi) nefsi mertebesinde olacagmdan 
terbiye ancak riyazatla (*) olur. 

Zaten bundan dolayidir ki, NiyazT MisrTsoyle buyurmuslardir: 

«Bu nefis kafirini katletmek igin Hakkm hukmu kazasidir §eriat.» 

* * * 



Riyazat: Nefs'i terbiye etmek igin az gida yemek, az uyku uyumak, luzumsuz bilip bilmemek 
konu§makgibi nefs'i hevasattan men ile faydali fikir ve isle mesgul olmak. (Mutercim.) 



-78- 



16.ci Menkibe 

GAVSUL-AZAM'IN YUCE MERTEBESiNJN, 
ZAMANIN DiGER VELILERiNDEN USTUN 

OLDUGUNA, 
§EYHLERiN §AHiTLJK ETMELERi HAKKINDA 



Basindan beri hatirlanacagi uzere, biz kitabin tertibinde menkibelere sira 
verirken, ledun esranni dile getiren menkibelere oncelik vererek, eserin Arapga 
tercumesinin yanmda bir de konulan daha iyi agiklayabilmek igin sirh beyitlerlerle 
birlikte manalanni da kalemimizin yardimiyla agiklamaya gayret etmekteyiz... Ve 
ozellikle bu siralamayi yaparken de okuyucumuza faydali olabilmek igin birbirini mana 
yonunden destekleyen konulanda ardi ardma almayi hedefledik... 

iste bu sebepledir ki; bazi sira numarasi geride olan bir menkibe, onemiyle 
orantih olarak, ilk siralarda yer almaktadir, iste bu menkibe bunlardan biridir ki; kitabin 
ashn da bu menkibe otuzuncu menkibedir. 

«Ravzatii'l-Nevazir ve Nuzhetu'l-Havatir» adh eserlerde, pek gok seyh, bu 
eserin menkibeler kismmda, yuce Gavsu'l-azam (k.s.) rutbesinin yuceligine ve onun 
Kutbu'l-Aktab olduguna isaret buyurmuslardir. 

Bu arada «Menakib-i Tacu'l-Evliya»'da yer alan, Ab-dulkadTr GeylanT (k.s.)'u 
oven siirin, gok arifane bazi beyitlerini dahi, buraya almaktan zevk ve seref 
duymaktayiz. 

O, yuce Gavsu'l-azam ki; asnnda butun seyhler mertebesinin yuceligine sehadet 
etmisti. 

ilminde Hasan-ul Basri (k.s.)'un irfanmi, sulukundaki dogrulugu Hazreti Omer 
(r.a.)'i hatirlatirdi. 

Asnnda hig kimse ona mensup olmadan yuce mevkTIere layik gorulmez ve 
erisemezdi. 

§u beyitler, Gavsu'l-azam'in sanma, yuceligine isaret etmektedir: 

«Fekad kane beyne! evliyai muazzama 
Bililmu velhaliis serif ul fahir.» 

«La kinne hiigalebet aleyhi sekavettin 
Sebekat keblfsiil lainiil kafir.» 

BeytTn ma nasi: 

«Gavsu'l-azam (k.s.), devrinin evliyalan iginde buyuk ve yuce bir sahika (tepe)dir. 
ilmi ile de, hal ehli olusu ile de serif (mubarek) ve fahTr (ovunulecek) bir zat ve butun 
zamani evliyasmm iftihar sebebidir.» 

Yukarda ki, beyit zamanm arifleri tarafindan soylenmistir ve bu beyitten de agikga 



-79- 



anlasilmaktadir ki; Gavsu'l-azam hem ilm-i zahirde, hem de ilm-i batinda derin bilgi 
sahibi idi. 

yuce VelT, ayni zamanda zamaninin butun kotuluklerine galip bir muceddit 
(yenileyen) idi. §asirtmasi ile birgok kimseleri kandiran, iblis'u-lain kafirine dahi sefkat 
gostermistir. 

«Lekinnelehii galabet aleyhi sekavetun 

Sebakat keblisiil lain til kafir.» 

Denmistir ki bu beyitte bu sirra isaret edilmektedir. iste «Menakibu Tacu'l- 
Evliya»'nm otuzuncu menkibesi budur. 

imam-ui Veragu'l-zuht Mehmet ibni Sait Bin Ahmet Zer-runnecani'nin, «Ravzatu'l- 
Hevazir ve Nuzhetu'l-Havatir» isimli kitaplannda bilhassa altinci bolumde adi gegen 
butun seyhler, Gavsu'l-azam'm yuksek rutbesinden ve kutbiyetinden bahis buyuruyor 
ve diyor ki; 

— «Ne kadar ovmede bulunulsa, Gavsu'l-azam igin elbette azdir. Bizim de 
lisanimiz onu yeterince ovemez kifayetsiz kalir.» 

Ancak, bu vesileyle bir hususa okurlarimizm dikkatlerini gekmek isteriz: 

Dikkat buyurulsa, AbdulkadTr GeylanT (k.s.) Hazretleri'ne hem Gavs, hem de 
Kutbu'l-aktab denilmektedir... Okuyanlar bu lakablardan Kutbiyet'le, Gavsiyet'in ayni 
oldugu gibi bir zanna kapilirlar. Hatta birgok suluk erbabi da bunu boyle sanmakta, 
dolayisiyla yanlis olarak bilmektedir. 

Ancak ayri ayri mertebe ve manevT memuriyet olan bu payelerin, Gavsu'l-azam 
AbdulkadTr GeylanT (k.s.) igin kullanilmasmin bir sebebi vardir... Yalniz bu sebebi 
agiklamadan kammizca hig suphe yoktur ki; Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT hem 
Gavsu'l-azam, hem de Kutbu'l-aktab'dir. 

Bunun sebebini ve izahini yapmak tasavvuf bilgisi igin zarundir ki, bu maruzat bizi 
nefsin yedi mertebesini sirasiyla saymamiz mecburiyetine getirir... 

Tasavvuf ilminde nefsin yedi mertebesi vardir. 

Bunlar: 

1 - Nefs-i Emmare, 

2 - Nefs-i Lewame, 

3 - Muinime, 

4 - Mutmainne, 

5 - Radiwe, 

6 - Mardiyye, 

7 - Safivve. 



Burada sozu Maarifetname'nin yuce muellifi Erzurumlu ibrahim Hakki 
Hazretlerine birakmamiz yerinde olur kanisindayiz ki; olumsuz eseri olan 
Maarifetnamenin nefs-i emmare bahsinde soyle buyurmaktadir: 

— «Bazi buyuk mutasavviflar, nefs-i emmare'yi sui halle nitelenmis olmasi 
itibariyle kotuluklere bulasmts gbrdukleri igin onu nefs mertebeleri arasindan gikartip 
Nufusu seb'a yani yedi nefs mertebesini alti mertebeye indirmislerdir. Zira nefs-i 



-80- 



emmare bissu (kotuluk) ile tanmarak bu ozelligi ayeti kur'aniye ve hadTs-i seriflerle 
belirtilmistir...» 

Bizim konumuz; daha ziyade Gavsiyet ve Kutbu'l-aktablik konusu oldugundan, 
biz yedinci mertebeyi yani viicudu safiyye mertebesi ile mesgul olacagiz...gucumuz 
yettigin de Gavs'lik ve Kutbii'l-aktab'lik manevT gorevlerini ayn ayn gorevler iken 
neden dolayi Gavsu'l-azam hem de Kutbu'l-aktab denildigi muammasini gozmek igin 
gayret sarf edecegiz. 

Zira, bu yonde agiklamalarla bu eserin onemli bir hizmette daha bulunacagi 
kanismdayiz. Bu agiklamamizi da Gavsiyet dugumu tasavvufT eserler dayanak 
gosterilerek gozumlemeye niyetkanz... 

Malumdur ki, nefsin son mertebesi nefs-i safiyye merte-besidir. Bu mertebe de 
her seye gucu yeten bu zatlardan bulunduklan zaman da sayi itibariyle bir, iki nihayet 
en fazla ug tane olurlar. Bunlardan birisi Kutbu'l-ir§ad olup, Hak'la butunluk 
makamindayken, halki daha dogrusu salikleri irsad igin gorevlidir. Bu zat-i sent, butun 
irsad vazifeleriyle mukellef, butun pTran (ermisler) ve seyhlere isterlerse, kendileri dogu, 
isterlerse batida olsunlar, bunlar igin mesafe mevhumu yoktur. Muritlerini uzak 
mesafelerden de terbiye edip onlan Hak (c.c.)'ye vasil kilarlar. 

Gavsu'l-azam'lik manevT gorevine gelince: 

Bu zat, camiT cihan ve mutasarnfi alemdir. Bu agiklamaya Ik bakildiginda, 
Gavs'in cihanin cani ve alemde meydana gelen her seyin sahibi ve her sey onun (ol) 
emriyle olur gibi bir zanna kapilmabilir... Bu yanlisliqa sakin ha dusmeyin!.. Demek 
istiyorum ki; 

Gavs, kendiliginden alemin idaresine kansmayan velT'nin adidir. Zamanm teki 
olduklanndan daima kendi manevT halleri uzerinde olurlar. 

Kur'an-i KerTm'de isaret buyurulan: 

«Mufredun gegtiler» yani «zamanm fertleri yuruyup gegtiler», kutsal sozleri 
bunlar igin soylenmistir. Butun bu kelamlanna ragmen Gavsu'l-azam'lar, Kutbu'l- 
aktab'm (insan-i kamil'in) yardimcisi durumundadirlar. 

Kutbu'l-aktab'hk manevi gorevine gelince: 

Asil kainatm idaresi bu zat'a verilmistir, Asnnda tek olan zat, bu kutsal zattir. 

Bu kutsal zat, ariflerin sultani oldugu gibi, Hak (c.c.)'nun halt fesidir. Butun alemin 
yiyip, igmeleri, harekat ve davranislan, kaza ve kaderleri velhasil dunyada olup 
bitenlerin cumlesi O'nun tasarrufu altindadir. O, ne isterse olur. Her devrin kut-bu'l- 
aktabina «insan-i kamil» dahi denilir. 

§unu zikr etmeden gegemeyecegiz ki bu konuda delilimiz; 

— «Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbe.» 

«Nefsini bilen Rabbi'ni bilir» hadis-i senfinin anlami, ancak eksiksiz bu ug zat'ta 
tecellTeder. Bu mubarekzatlan anlamaktan insan akli acizdir... 

Gerek «Kutbu'l-irsad», gerek «Gavsu'l-azam», gerekse «Kutbu'l-aktab'»m muba- 
rek nefisleri hakikT yuzlerini bulup bilanefs (nefs'siz) olmuslardir. 

§imdi asil muammanin dugum noktasina gelmis bulunuyoruz. Bu uc manevT 
qorev HAK (c.c.) tarafindan ayn ayn kisilere verildigi gibi bir zat'a da verilebilir. 

Yani; bazi devirde Gavs, ayni zamanda Kutbu'i-aktab da olabilir. 

iste o zaman Gavs sadece Kutbu'l-aktab'in yardimcisi olmakla kalmaz, Kutbu'l- 



-81- 



aktab da kendisi oldugu igin dunya'nin turn tasarruflan onun elinde olmus olur. 

Es-sevvid Es-seyh Sultan Abdulkadtr GeylanT (k.s.)'a asrinda bu uc manevT qorev 
birden verilmistir. 

iste Kutbu'l-aktab, hem de Gavsu'l-azam demislerdir. Gergekten de oyledir. 

* * * 

17. ci Menkibe 



GAVSU'L AZAM'IN JSMJNDEN BA§KA BJR §EY 

BiLMEYEN MURiDJN, MUNKJR VE NEKJR 

MELEKLER'iNiN EUNDEN VE AZAPLARINDAN 

KURTULU§U HAKKINDA 

Qok saglam rivayetlerdendir ki, Gavsu'l-azam'm bir mu'min muridi, yalniz Gavsu'l- 
azam Abdulkadtr GeylanT (k.s.)'nin isminden baska bir sey bilmezmis. Bu zat vefat 
ettiginde, kabirde azap ve soru melekleri kendisine: 

— « Rabbin kim? Hangi dindensin? Peygamberin kim?» diye sormu§lar. 

O zat, soru meleklerine, Abdulkadtr GeylanT (k.s.)'nin mubarek isimleriden baska 
bir cevap vermemis. 

Munkir ve Nekir sasirarak, alemler'in Yuce Rabbi (c.c.) Hazretleri'ne sorduklan 
sirada, kabrin basinda Gavsu'l-azam gorunmus ve alemler'in Yuce Rabbi (c.c.) 
Hazretleri'ne, su yakansta bulunmustur: 

— «Ya Ilahi! Dunyada a§k ate§i, §u kulunu zaten yakmi§tir. Hig bir cehennem 
ate§i, senin A§k-i Ilahin kadar, a§iklann kalblerini yakamaz. Gogsu puryan olmu§tur.» 
Yani onda: 

«Cennet'te sirf cennet ehli olduklarmdan, rahat olmadigi gibi, cehennem'de 
olmakla, sirf bu sebeple ates azabi gormez» esran tecellT etmistir. Buyurmustur. 

Risaletu'l-Gavsiye'de bu sirra, Gavsu'l-azam (r.a.) soyle temas buyurmuslardir: 

— «Cennet ehli, Cennetteki nimeterle avunur. Bu nedenle, ilahi A§k'tan uzakla- 
§irlar. Cehennem ehli ise, nar He me§gul olup, bu yuzden Ilahi A§k'tan uzaktirlar.» 
buyurmaktadirlar ki, burada gonul gozu agik olanlar igin, pek gok ders vardir. 

Alemlerin Yuce Rabbi (c.c.) Gavsu'l-azam'm mubarek isminden baska bir sey 
bilmeyen, o murTdi af buyurarak, cennetlerin en yucesi olan, irfan cennetine kabul 
buyurdu. 

Bu konuda dokunulacak pek gok esrar vardir. 

Bir kerre, Abdulkadtr ism-i celTIi, o devrin ism-i azam'i idi. Bu nedenle «Rabbin 
kimdir?» sorusunu soran Munkir ve Nekir, hakTkat mertebesinde istenilen cevabi, 
dolayh bir sekilde almislardir. 

Bu cevap alemlerin Rabbi'nin hosnutlugunu kazanmistir. 

ikinci sadik bir murit ancak kendi mursidini bilmekle Hakk'i bilmis olur. iki alemde 
sevap sirnna erer. Ve Cennet-i irfana dahil olur. Bu su demektir ki; 



-82- 



— «Mur§ide hak diyen ki§i gayriyi yok bilmek» sirn tecellT eder. 

Aynca bu menkibede bambaska bir ledun sirn da vardir. Malumdur ki; Letaif 
zikrine devam edenler oyle bir atesi goguslerinde hissederler ki; o atesle yanan iman 
tahtasmi hig bir cehennem atesi yakamaz. Yaksa bile ALLAH asiklan, bu atesi 
canlanna minnet bilirler. Bu onlar igin bir cennet olur. Bu cennetin adi CENNET-i 
iRFAN'dir. 

Saninz ki; bu menkibe vesilesiyle, bizim hem arif, hem de asik sairimiz FuzulT'nin 
dedigi gibi; 

«Tuttuk tarik-i hakikat'a rah-i mecaz» tecellisi agiga gikar... Bilen bilir ki, sen de 
bilenlerden olmak igin gayretkes ol!.. 

* * * 
1 8. ci Menkibe 



MAKAMINDAN KOVULMU§ BJRZATIN 

NASIL TEKRAR GAVSUL AZAMIN DUASIYLA 

MAKBULiNDEN OLDUGU HAKKINDA 



Gavsu'l-azam'in zaman-i saadetlerinde nasilsa, seyru suluk erbabindan bir zat, 
zelleye (ayak kaymasma) maruz kalmis ve derecesinden dusmus boylece makbulinden 
(begenilenlerden) iken merdudinden (istenmemislerden) olmu§. 

Tekrar makbulinden olmak igin, pek gok ricalarda bulunmus ise de Huda'yi lem 
yezelin izzet kapisinda bu istirhamlar kabul buyurulmamistir. 

Gavsu'l-azam makam-i masukiyet esranni tecellT ettirince, ihsan sahibi yuce 
Allah (c.c.) su degerli hitabda bulunmuslardir: 

— «Ya Gavsu'l-azam! Sen mahbubiyet sirrina mazharsin. Kimi seviyorsan bende 
onu severim. Tayin ve azil tasarruu ancak dogrudan dogruya benim kudretimdedir. 
Madem ki, sen bu saliki affettin, ben de onu makbulinden addediyorum.» 

Bu menkibede bazi esrar vardir ki, ona temas etmeden gegemiyecegiz. 

Bu, once makbulinden iken, bir zelle (ayak surgmesi sonucu) derece kaybeden 
saliki hakTkat olan zat'in af buyurulmus olmasi tabiTdir. Cunku, Cenab-i Hak bagis 
buyurdugu seyi, kesin olarak geri alamaz. 

ZTra bir mertebedeki velT, o mertebeden dusse dahi, o mertebeye vans yolunu 
bildigi igin, ayni mesafeyi tekrar ahr. i§te bu sirdan dolayidir ki, bir gun AbdulkadTr 
GeylanT Hazretleri'ne: 

— «Velfzina eder mi? » diye sorulunca: 

— «(lnnallahe kane kaderen makdura) 

Her §ey Allah'm takdiri geregidir, kim ne iizre ise o ona kolaylastinhr...» 

cevabini vermislerdir. 

Gavsu'l-azam gibi yuce dereceli nufusu safiye erbabi velTler'in bir niyaz 
mertebesi, deyim mazur gorulsun levh-i mahfuz'u yazar, bozar tahtasina d6ndurur...ki, 
bu iste de sirn ledundendir. 



-83- 



Nitekim menkibede belirtilen; 

— «Ey Gavsu'l-azam! Senin yaninda makbulinden olan, benim indimde de 
makbulinden olur» hikmetinde, iste bu esrargizlidir. 

* * * 
19.cu Men kibe 



BiR HIRSIZIN HiDAYETE EREREK 

SEYRU SOLUKTA MESAFE ALIP GAVSU'L-AZAM' IN 

§EFAATIYLA KUTBJYYET MAKAMINA KADAR 

YUKSELMESi HAKKINDA 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nin on besinci menkibesi soyledir: 

Bir gun Gavsu'l-azam (k.s.) Medine-i Munevvere'ye giderken Bagdat yolculu- 
gunda, golde yasayan bir yol kesici, onun yolunu da diger yolcularla beraber keser. 
Butun yolculan elbiselerine kadar soyan bu haydut, Gavsu'l-azam'a sira geldiginde, 
yuce Gavs'in heybetinden titrerve dehsete dusmege baslar... 

Yol kesici karsisinda duran, heykel-i samedanT'nin (ilahT heykel) AbdulkadTr 
GeylanT (k.s.) oldugunu anlaymca, igindeki dehset, yuce VelT'ye karsi nedenini 
anliyamadigi, sonsuz bir sevgiye donusur. 

Gavsu'l-azam butun muhiblik ve makam-i ask tecelliyati ile alemler'in yuce 
Rabbi'ne, o haydutun hidayete ermesi igin, niyazda bulunur. 

hanilir kaynaklardan ogrenilmistir ki, zamanla o yol kesen haydut, seyru suluk 
erbabmdan olup Gavsu'l-azam'm irsadi sonucu kutbiyet makamma kadar yukselmistir. 

Bu menkibeyi en guzel agiklayan, daha dogrusu yol kesicinin, nasil velayet 
mertebesine yukseldigini dile getiren, asagidaki beyittir: 

«Ne denlii var ise, alemde evsaf 

Sifatlanur am bil ehli arat» 

Yuce anlami sudur ki: 

«Alemde ne kadar sifat var ise. irfan ehli onlarla sifatlanir» demektir. 

hsaf ehli igin, bunu kabulden baska bir gare de yoktur. Hakikat ehli gorunurde, 
isbu yol kesici gibi her sifatla sifatlanir. 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'daki, «Haydut» menkibesinin 
iginde bulunan bu hikmet bellidir. Esasen, asagidaki siiri gonul gozuyle okuyanlar, 
bunun boyle oldugunu anlamakta gecikmezler. 

«Akilin mizan-i aklki maverasin almadi 

Asikin akiller igre adi miilhit ya deli.» 

Anlami sudur ki: 

«Aklmi kullanarak, ulvT meseleleri gozmege galisan nicelerin akil olguleri, bu isin 



-84- 



gerisindeki gergegi kavrayamadi. (Burada kasd olunan; su ag karnimizi doyurmaga, 
giplak bedenimizi giydirmeye yarayan akh maastir.)» 

Asigm, Allah askmm adi bu gibi akil sahibi geginenler igin ya zindik ya da delidir. 

Bu aki-i maas (*) yoluyla yuce meseleleri gozmege galisanlarm garip halleri, bizim 
hakTm bir sairimiz tarafindan, su hikmet dolu siirde ne guzel ifadesini bulmustur: 

«Halletmediler bu lugaztn sirnni kimse 

Bin kafile gecti ukaladan fudaladan.» 

Manasi sudur ki: 

«Bu bilmecenin sirnn* kimseler gozemedi. Bin kafile akilli ve bilgin gegti de, bu 
koyu karanhgi aydmlatamadi» demektir. Elbette oyledir. Hak Teala ancak Musa (a.s.) 
igin tecellT etmistir. 

«Hak tecelli eyledi Musi igin 

Ne Aristo ne Ebu Sina igin» 

ZTra bu ezelT gergekler ancak ke§if yoluyla bilinebilir. Akil yolu bu hususta kisirdir. 

* * * 

20.ci Menkibe 

RUHLAR VE CiNLERJN GAVSULAZAMi METH 
ETMELERJ HAKKINDA 



Ustad Hatem ibni Ahmedu'l-Ehdel'in daima Gavsu'l-azam'i methetmekte on 
sirada oldugu herkes tarafindan bilinmektedir. Bilhassa bu medihler arasinda bazilan 
vardir ki, ozel bir anlam ta§ir. 

Evvela, Gavsu'l-azam'm temiz ceddi olan iki cihan serveri Muhammed Mustafa 
(s.a.v.) ile yakm ili§kisini agikladigi gibi §anmm yuceligine methu senasina da sik sik 
temas buyurur. 

Yazili eserlerinden birisinde bir husus vardir ki, gok dikkat gekicidir. Gavsu'l- 
azam'm birgok yuce vasiflan yam sira, kendilerinin §eyhu's-sekaleyn (insan ve cinlerin 
§eyhi) oldugu gergegi ve tecellTsidir. 

Ostad Hatem ibni Ahmet, bununla AbdulkadTr GeylanT Hazretleri'nin sadece 
insanlann degil, cinlerin de §eyhi olduguna i§aret buyurmu§lardir. 

Resul-i Kibriya (s.a.v.) Efendimiz Resul-u Sakaleyn (insanlann ve cinlerin 
peygamberi) oldugu gibi, onun velayeti olan zevatta ayni gorevle istigal etmislerdir.. 
insanlann ve cinlerin seyhi olmuslardir... 

Aynca bu menkibede bir hususa daha isaret buyurulmustur soyle ki; 

Resul-i Kibriya'nin NebT iken Adem (a.s.) toprakla su arasinda olus esranna da 



Akh rnaa§, akh miadin kar§iligi, olup insanlann gunluk isleri igin gerekli akildir ki; su ag karnimizi 
doyurmaga ve giplak bedenimizi giydirmege yarar. (Mutercim) 



-85- 



yuce Gavs'in asina oldugu ileri surulmektedir. Bununla anlatilmak istenen husus sudur: 
Gavsu'l-azam VelT iken, birgok evliyaullah su ile toprak arasinda idi. 

«Kamil dogarmis ehf-i Hak 

Dogmazdan evvel anesi.» denmistir. 

* * * 



21. ci Men kibe 

GAVSU L-AZAM MJNBERDE JKEN 

RESUL-i KiBRiYA(S.A.V.)'iN MUBAREK YUZUNUN 

GORUNMESi HAKKINDA 



«Sahidi gaybi tecelltey le§e ayniil'iyan 

Cak eder asik o §evk ile viicudun camesin.» 

Bu beyTt esenn Arapga aslinda kirk ikinci sayfasmda menkibenin basma 
konmustur ki; menkibe'nin oz'unu beyTt olarak anlatmistir... §erh edildigine gore bu 
olay soyle vuku bulmu§tur: 

Bir gun Gavsu'l-azam minberde unlu vaazlanndan birisini vermekte idi. Birden 
saygi gostererek minberden indi. Mu-tevazi bir durumda yerine oturdu. Pek tabiT edeb 
ve terbiye kurallanna uyarak vaazini da kesti. Buna pek sasiran orada bulunanlar, bu 
durumun nedenini sorduklannda su cevabi aldilar: 

— «Yuce ceddim sebebi kainat olan Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz te§rif 
buyurdular. Bunun uzerine edeb ve erkan geregi ayaga kalktim ve vaazi biraktim. 
Ancak kendileri izin verdikten sonra vaaza devam eyledim...» 

buyurmuslardir. 

§imdi bu menkibe ile ilgili ledum esranna ait bazi maruzatta bulunalim. 

Futuhatul Mekkiyye'nin dort yuz altmis ikinci bolumunde Resul-i Kibriya (s.a.v.)'in 
bir meclisi ruhaniyetleri ile tesrifleri zamanmda ortaya gikan oiagan ustulukleri §eyhu'l- 
Ekber (r.a.) soyle anlatmaktadir. 

— «Bazi zamanlarda evliya toplantilanna Hazreti Neb! de te§rif buyurur. Ben 
birgok kez evliya toplantilanna katildim. Bir defasinda gune§ henuz dogmami§ti. Onlar 
beni uzaktan gorup kar§iladilar. Ben onlari §unlar golgeli idi, §unlar golgesiz idi diye 
segecek durumda idim. Divanda hazir bulunan vefat etmi§ kamil veliler, ruhani 
ugu§larla divan yerine bir konak mesafeye yakla§tiklannda yere konuyorlardi ve 
ayaklanyla yuruyerek toplantiya geliyorlardi. Bu dirilere kar§i bir saygidir. Bilinmeyen 
mevki sahihleri dahi boyledir. Bazisi bazisini ziyarete geldiginde ruhsal gezintiler de 
yaparlar... 

Resul-i Kibriya te§rif buyurdugunda kendileriyle beraber takat getirilemiyen nurlar 
da gelir. O nurlar yakici, korkutucu, oldurucu nurlardir. Bu nurlar mehabet (heybet), 
azamet (buyukluk) gibi nurlar oldugundan hatta §ecaatta (gizlilik) en yuksek dereceye 
ermi§ bir kimseye o nurlar ansizin gosterilse o kimse derhal blur. §u kadar ki, Cenab-i 



-86- 



Hak evliya'ya o nurlara dayanma gucu verir...» 

Futuhatul Mekkiyye'deki MuhyiddTn ibn'u I Arab? (k.s.)'nin bu sozleri incelenecek 
olursak insanlara hayret verici seyler ortaya gikar. Hazreti NebT'yi hey'et ve vekanyla 
gorebilmege hig kimsenin gucu yetmez. Ancak Cenab-i Hak velT'ye kuvvet verir de ona 
dayanabilir. Kirk adam kuvveti bir adamda toplansa ve cesaret itibanyla bir arslamn 
kulagindan korkmadan tutabilse, o insana Peygamberi Zisan su kuvvet, siddet ve 
heybetiyle tecellT buyursa, o kimsenin cigeri yerinden ayrilir, kendisi erir, ruhu da 
aniden gikar. 

Bu gibi evliyaullah toplantilanna bazen senede bir gece ibrahim (a.s.) ile 
KelTmullah Musa (a.s.) ve butun resuller de katilir. Bu gece Kadir Gecesi'dir. Butun 
semavT kitablann ruhu olan Kur'an-i Azimssan da nazil oldugundan, o gece butun 
nebTler gibi turn velTler de toplantida hazir bulunurlar. Her nebT veya veil HAK (c.c.)'ye 
yakmliklan olgusunde nur tasirlar. 

Muhammed (s.a.v.)'m kutsal nuru butun nurlann kaynagi olmakla gunesin 
dogmasi ile yildizlann kaybolmasi gibi orada hazir bulunan butun nebT, velT ve 
meleklerin nurlan kaybolur. 

Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya'mn yedinci sayfasinda soyle 
buyurulmaktadir: 

— «0, nebTler sahi ki, Allahu Zu'l-Celalle bir olma sirnnm tam ve kamil 
mazhandir. Allah sevgilisi olan bu yuce mazhanna «Senin manevt oglun ve varisi 
velayetin AbdulkadTr GeylanT nerede?» diye sormakla Gavsu'l-azam'in masukiyet 
makaminda olduguna isaret buyurmustur. Bir velT igin bundan yuce bir mazhanyet olur 
mu? 

Bundan baska Gavsu'l-azam'in yuce makamma isaretinde Resulu Ekrem 
Efendimiz soyle buyurmustur: 

— «Ya Bilal! Ben Cennet'e her dahil oldugumda, imam Gavsu'l-azam'in 
orada seyran ettigini gosteren izlere rastladim. O'nun gomleginin hisirtismi 
duydum.» 

Bunlardan da baska, Gavsu'l-azam (k.s.) karsihkh konusma yoluyla Resul-i 
Kibriya (s.a.v.)'in ruhaniyetinden terbiye gorup irsad olmuslardir. Bu bakimdan kendileri 
Resul-i Ekrem'in ruhaniyetinden ilim dersi aldigma gore bir nevi uveysi demek de 
mumkundur. 

Nasil ki, kamillerden pek gok hakTkat ehli boyle terbiye gormuslerdir. Mesela 
Veysel KaranT (k.s.) zahirde yuzunu gormedigi halde, iki cihan serverinden ders 
gordukleri gibi, Ebu Bayezit'i BistamT Hazretleri de bu mazhariyete ermislerdir. 

Hemen Nave edelim ki, Caferi Sadik da bizzat yuce Mevla'dan ders aldigma gore, 
bu mubarek zati da uveysi kabul etmislerdir ve bunda higbir yanilgi yoktur. 

«Bir mektebe oldu kim mudavim 

Allah idi zatina muallim.» 

Biz buna en somut misal olarak, §ah Muhammed Naksi-bend efendimizi de 
zikredecegiz. Gorunurde kendilerini irsad eden Emir Gulal (k.s.) ise de Uveysiyu'l- 
Mesrep olan bu velT aslmda onceden ahireti tesrif eden Abdu'l-halikT Gucduvani 
(k.s.)'den terbiye gormustur. 

Abdu'l-latifT BagdadT (k.s.) de su kissayi gun isigina gikartmistir. Ruhu'l Gavsu'l- 
azam Peygamber efendimizin (s.a.v.) mubarek yuzunu gordukte kendisinin velayet 
makamimn en son mertebesinde oldugunu anlamislardir. 



-87- 



Gavsu'l-azam o kadar seving ve nes'eye gark olmuslardir ki, kanimizca onun bu 
halini ancaksu beyit ifade edebilir: 

«Pare, pare olmasin ya neylestin btgare dil 

Bir nazarda bin tecelli gosterir canani ask.» 

Hemen Have edelim ki, o anda Gavsu'l-azam'in manevT hali «Menakib-i Tacu'l- 
Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'da su beyitlerle ifade buyurulmustur: 

«Kad kane beynel evliya-ti muazzama 

Bil ilmi velhalisserifuzzahir 

Lakinnehti galebet aleyhi sekavettin 

Sebekat keblistil taintilkafir.» 

Yuce anlami sudur ki: 

«Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT ve yuce heykelT SamedanT VelTler iginde 
azameti (buyukluk ve yucelik) a§ikardi. Her turlu durum ve tavirlannda ilim, yumu§aklik 
belirlenirdi. Her turlu haydutlukve kotulugu ortadan kaldiran kutsal bir zatti.» 

i§te bu mazhariyetiyle, mel'un §eytani onler, onun melanetini Muhammed 
ummetinin uzerinden kaldinrdi. 

Nitekim MuhyiddTn ibn'ul Arab? (k.s.), dahi ilerideki kissasinda ozellikle bu vasfi 
uzerinde durmu§lardir. 

Ravzatu'l-nevazinn be§inci kisminda ledun lisaniyla Ha-san-ul Basri (k,s.) §6yle 
buyurmu§lardir: 

— «Bir gun seccademin uzerinde ibadet ve taatla me§gulidim. Hatiften §6yle bir 
nida geldi. Bu bir ge§it ke§ifti ve hatiften gelen seda Yuce Rabbim (c.c.)'unun ilahT 
Hitabi idi. 

§6yle buyuruyordu: 

— «Ya Hasan-til Basri Resul-i Kibriya (s.a.v.)'in manevT evladi olan bir zat 
gelecektir. Bu zat Es-Seyyit ve E§-§eyh, MuhyiddTn (dini ihyaci) Abdulkadir 
Geylanrdir. O zat zamanmin Gavsti'l-azam'i olacaktir.» 

Onceden bir vesileyle birkag defa i§aret ettigimiz gibi Gavsu'l-azam AbdulkadTr 
GeylanT (k.s.) sadece Gavs olarak Kut-bu'l-aktab'in yardimcisi degil, ayni zamanda 
hem kutbu'l-irsadi, hem de kutbu'l-aktabf idi. 

Malumdur ki, bazen nufusu safiyye mertebesinde, ug yuce vefT makami bir zat'a 
verilebilir. iste AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'de bu sir tecellT etmis, kendileri asirlarinm hem 
kutbu'l-aktabi, hem Gavs'i, hem de kutbu'Hrsad'i olmuslardir. 

Dorduncu menkibe olarak, su kissa nakil edilmektedir. Gavsu'l-azam (k.s.) 
onceleri ismini temiz olarak agzma almayanlara gok hiddet gosterirler. Hatta helaklarine 
dahi gidecekken, sonra rahmet ve merhameti galip gelerek af buyururlardi. 

«Gavsu'l-meani» adh eserde soyle buyurulmaktadir: 

— «Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.) de oncelikle Celal sifati galip 
bulunmakla, temiz olmadan, yani guslfarizasini yerine getirmeden ism-i serifini 
zagizlanna alanlara karsi gokcelalienirdi...» 

Ancak bir gun, ceddi paki iki cihan serveri Muhammed Mustafa (s.a.v.), 
kendilerine bu hali terk etmesini tavsiye buyurdu. Zaten pek gok kimse Gavsu'l-azam'a 
basvurarak boyle hata islemislerse, yani ism-i serifini gusl abdesti olmadan zik- 



-88- 



retmislerse aflanni niyaz ettiler ve araya iltimasgilan da koydular. Bu istirhamlar Gavs 
tarafmdan kabul buyuruldu. Gavsu'l-azam bu gibileri af buyururken, alemlerin yuce 
Rabbine soyle niyaz da bulundu: 

— «Benim bu gibileri affim sana uyma igindir. Sen ki, bunca Celal ve Celil 
sifatinla kullarini afedicisin.» 

Ancak su nailer yine de Gavsu'l-azam'in ismini temiz olarak zikretmiyenlerde 
gorulmege devam etti. 

§eyhler soyle anlatir ki: 

Gusl abdesti almadan Gavsu'l-azam'in ismini ananlann nziklan darahrdi. O'na 
vefa gosterip temiz ismini agizlardan dusurmeyenle, her turlu cefa vs sikintidan 
korunmus olurlardi. Cum'a geceleri helva pisirip Gavsu'l-azam igin fukaraya dagi- 
tanlara, Kur'an-i KerTm okuyanlara AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'nin imdadi derhal 
erisirdi. ism-i serifini temiz ve abdestli olarak ananlar, mutlu ve sevingli olup, HAK (c.c.) 
bunlarm gunah ve kotuluklerini bagislardi. 

Dikkat buyurulursa «Tahalluku bi-ahlakillah» hadTs-i serifini kendisine dustur 
edinen Gavsu'l-azam her haliyle alemlerin yuce Rabbi'nin (c.c.) ahlakiyla ahlaklanmisti. 

§u hususa da isaret edelim ki, tasavvuf ehli kimselerin mubarek dillerinden 
dusurmedikleri bir tabir de vardir ki, ab-destsiz Gavsu'l-azam'in isminin zikredilmesidir. 

Bu arastirmada, ondan da bahsetmeden gegemedik. O da mail gayb (bilinmeyen 
sivi) ile abdest alanm abdestinin bozulmayacagi ledum sirndir... 

Not: Okuyuculanmizin burada yanilgiya dusmemeleri igin su agiklamayi yapmayi 
uygun gorduk. §6yle ki: «Necis» sozu pis olanlar yani Allah (c.c.) sirk kosanlar igin 
soylenmis sozdur. iste burada bahs olunan mail gayb bilinmez sivi ile abdest almak 
asla Allah'a sirk kosmaktan korunanlar igin soylenmistir. (Mutercim) 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nm dorduncu menkibesi olan bu 
menkibenin, Gavsu'l-azam (k.s.) meth eden cumleleri soyle devam etmektedir: 

Guvenilir kaynaklar AbdulkadTr GeylanT (k.s)'den sadece halkin degil, birgok 
velTlerin bile Gavsu'l-azam'dan sefaat niyaz ettikleri, ona karsi olanlann ve munkTrlerin 
(dinsizlerin) helak olduklanni da beyan etmislerdir. 

Gavsu'l-azam (k.s.)'nin ism-i serifleri ism-i azam gibidir. KUN (OL) emri Allah'in 
izniyle kendisine verilmistir. 

Bir gun bir kadmin oglu suda bogulur. «Risalet-ul Hakaik»'te agiklandigma gore, 
Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'ye sonsuz guveni olan anasi Gavsu'l-azam'a 
giderek, oglunun tekrar hayata donmesi igin yalvanr. Hazreti PTr, kadma; 

— «Evine git, oglunu evde hayatta bulacaksin» 

Buyurur, kadm sevinerek eve gider ancak gocugunu bulamaz. ikinci kez yine 
agliyarak Gavsu'l-azam'a basvurur. ikinci kez de oglunu evde bulamaz. Yine aglayarak 
Hazreti Gavs'in huzuruna gelir. Tekrar oglunun hayata donmesi igin ricada bulunur. 
ALLAH'in huzurunda daima bulunan Gavsu'l-azam murakabeye dalar. Basmi kaldinr 
ve: 

— «Git oglun evde!..» der. Gergekten kadm eve donunce gozunun nuru oglunu 
sag olarak bulur. Alemlerin Yuce Rabbi'ne ve niyaz mertebesinde masuk'u ezelTsine 
basvuran Gavs'a, hamd ve sukranini seving goz yaslanyla ifade eder. 



-89- 



«Can Hinden gelmisem 
Fan! mekani neylerim 
Ol miilke meylim salmisem 
Ben bu cihani neylerim 

Askir serabin icmisem 
Dil giilsenine gocmusem 
Ben varligimdan gecmisem 
Namii nisani neylerem?» 

«Sakm ey yari mihmandar uyuma 
Geliir dil beytine dildar uyuma 
Ko hab-i gafleti §eb kalbe seyret 
Nice zahir olur esrar uyuma.» 

Ancak bu gaflet uykusundan uyananlardir ki, bu alemin bir bilmece oldugunu 
bilirler. Ve bu bilmecenin ozunde ism-i azam sirri oldugunu idrak ederek, o bilmeceyi 
gozmege yeterli olurlar. 

Gelelim Hakk Teala ile yuce Gavs arasindaki tecelliyata. Gavsu'l-azam yuce 
Rabbine soyle hitab eder: 

— «SEN Meliku'l-Vehhabsm. «KUN» dersin, o anda her§ey olur. trade 
buyurursan, bir anda parga parga olmu§ bir vucudun dagilmi§ pargalanni biranda 
toplar, hay at verirsin. Olduren de, dirilten de SEN azimu§§ansin. Bu kadinin oglunu da 
tekrar «HAY» kudretinle dirilt!» niyazinda bulunur. 

Kadir-i Mutlak bu niyaza §u ilahT hitapla cevap verir: 

— «Ya Gavs'im! Sen ne dilersen, ben onun yerine gelmesini irade eylerim. 
Sen topraga bak, ben onu altin yapanm» buyurur. 

Oglu bogulan kadincagizin ciger paresini tekrar hayata donduren esrar, iste bu 
ilahT konusmada gizlidir. Yeter ki, bu Tedun esranni anlayan bulunsun. Alemlerin Yuce 
Rabbi'nin su hitabindaki azamete bakin: 

— «Ya Gavsu'l-azam'im! Ben azimussan, senin ismini, kendi ismim kabul 
ettim. Onu telaffuzuna da ayni tesirve kuvveti bagisladim» buyurmustur. 

Menkibenin basindaki su cumle uzerinde biraz durmak isteriz. Gavsu'l-azam'in 
temiz isminin, ism-i azam gibi oldugu beyan buyurulmaktadir... 

Ashnda gibi degil zaman-i saadetlerinde, AbdulkadTr GeylanT ismi, ism-i azamin 
ta kendisidir. Zaten ism-i azam sirnnin gozulmesi bir bilmecedir, diyen ehlulah, iste bu 
nedenle ism-i azam sirri bilmecedir, derken bunu kasdetmislerdir. 

Her devrin Kutbu'l-aktabi'nin ismi, ism-i azamdir. Devirlerinde o devrin kutbu'l- 
aktabi ehillerinden baskasindan gizlendigi igindir ki, o yuce velTnin kutsal ismi bir 
bilmece olmustur. Zaten bu alem sirf insan-i kamil ve kutbu'l-aleme bir ogrenim yeri 
oldugu igin mevcuttur. 



-90- 



Asagidaki manzum yazi bunlan dile getirmektedir: 

«Kuntii kenzin sirndir dunyai ukbadan garaz 
Ona mektebhanedir bu carhii minadan garaz. » 

Bir muammadir bu alem fehmeden ariflere 
ism-i azam sirndir gun ol muammadan garaz. » 

Yukandaki siirin agiklamasi ise soyledir: 

«Eyyuce Mevlayi misafiretmek igin bekleyen asik! Sakin uyuyayim deme! 

O ulu Mevla'mn evi senin gonlundur. Bakarsm o husnu ezel gelir de, sen uyumus 
olursun. Sakin, sakin uyuma!» demektir. 

«Gami ask eylese §eb kalbi meskur 

Geliir tahtina ol Cebbar uyuma.» 

«Geceleri ask gami kalbini kinp seni kederlendirse de sakin uyuma! Cunku o 
kudret sahibi senin gonlundeki tahta gikar oturur. Onun igin sakin uyuma! » 

On yedinci menkibe sudur: 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT ve HeykelT SamedanT (k.s.) en guzel ve degerli 
elbisesini satip bir fakire vermekte bir an tereddut gostermemistir. Qok guvenilir 
kaynaklardan ogrenilmistir ki, bunun mukafati olarak Hak (c.c.) Gavsu'l-azam'ma yakut 
ve zumrutten ayakkabi ihsan buyurmustur. 

Bu konuda MuhyiddTn ibn'ul Arab? (k.s.)'ye izafe edilen bir kissa vardir. Bir gun bir 
fakir §eyhu'l-Ekber (r.a.)'a gelir: 

— «Allah rizasi igin bana bir §ey ihsan et» der. 

Allahu Zu'l-Celal'in ismini duyan §eyhu'l-Ekber (k.s.) ofakTre hitapla: 

— «Evimden ba§ka bir malim yok. Iste gikip onu sana veriyorum» der ve evi 
fakTre teslim eder. 

iste Gavsu'l-azam (k.s.) ve MuhyiddTn ibn'ui Arab? mertebesindeki Allah 
dostlanmn nazarlannda dunya mallan bu kadar deger tasir. O zevat ehIT daim derler ki; 

«Ben muradi eklii surp ve mulkii mil 

Can temennasi cemali ziilcelal 

La cerem edna yeri edna sever.» 

Beytin ma nasi: 

«hsan vucudu ve teninin murat ve arzusu yemek, igmek, mal ve mulk edinmektir. 
Canin arzusu ise, Hak (c.c.) Hazret-ieri'nin Cemali (yuzu)'dir. Bundan tabiT bir sey 
yoktur. Asagilik yerleri, asagihk kimseler sever. Yani ten dunyayi, can ise Mevla'yi 
sever.» demektir. 

Yalniz sunu iyi bilesin; buradaki can tabirinden amag elbette ruh-u hayvanT 
degildir. Ruhu sultanTdir. Daha dogrusu tasavvufu yasayan buyuklerin buyurdugu gibi; 

— «Nefahtu fihi min ruht» dir ki, kasd olunan Ruhu kulli'nin ufledigi ruhtur. O 
aslinda aynldigi igin, daima ol Bahri ummana kavusmak istiyakindadir. 



-91- 



«Dinle neyden kim hikayet etmede 
Ayriliklardan sikayet etmede (Hz. Mevlana) 

22.ci Men kibe 

GAVSU L-AZAM ASEMADAN JNDiRJLEN CENNET 
YEMEKLERi HAKKINDA 



Dokuzuncu menkibe ve kissayi teskil eden bu bahiste Gavsu'l-azam'a semadan 
indirilen cennet yemekleri konu edilmektedir. 

Gavsu'l-azam (k.s.) erbain (*) gikarttigi gunlerde idi. Bu esnada kalbine iftarda 
dahi sudan baska ne yiyecek, ne de igecek bir sey bulunmadigi geldi. Erbainin tamam 
oldugu gun soyle bir tecellT meydana geldi ki, ansizm hucrenin tavani yanldi. Bir zat, 
sag elinde bir altin tepsi ve altm silsile, sol elinde gumus, onda da gumus silsile oldugu 
halde hucreye dahil oldu. Sorulara pek cevap vermeden kisaca bunlann ulvT alemden 
geldigini beyanla yetindi. Tepsilerde gesitli nadide meyvalar mevcuttu. 

Gavsu'l-azam (k.s.) menkibenin devammi soyle anlatiyorlar. 

— «Meyvalan altin ve gumu§ tepsilerde getiren zat henuz uzakla§mi§ti ki, ceddi 
pakim (Resulullah) gonderilen §eyleri iftarda yememi bana hatirlatti. Nitekim iftar vakti 
goklerden bir melek cennet yiyecekleri dolu mana sahanlan He indi, bana getirdi. Biz de 
muritlerimizle bu yemeklerden yiyerek Hakk Teala (c.c.)'unun yuce ziyafet ve 
ihsanlanna sonsuz te§ekkurlerde bulunduk...» buyurdular. 

Hig siiphe yoktur ki, altin silsileden amag, KadTrT tarikati'nin nefsi safiyye 
mertebesinde bulunan, gelmis Kutbu'l-aktab Gavs ve Kutbu'l-irsatlarma delalet 
etmektedir. 

Dikkat buyurulursa, bu kissa ve menkibede mecazT bir mana murat edilmektedir. 

Yani burada efsane bahanesiyle bir kissa anlatihrken, Le-dun esran 
agiklanmaktadir. 

* * * 



Erbain: Kirk gun, kirk gece gilehaneye gekilerek az uyumak, az yemek ve az konu§mak suretiyle 
devamh ibadetle, zikirle ugra§mak. Riyazat, itikaf. (Mutercim.) 



-92- 



23.ci Menkibe 



MENAKiB-i TACUL-EVLiYA ve 

BURHANUL-ESFiYANIN BU ALTIN SlLSlLESi 

HAKKINDAKi MENKIBESi 



Eserin Arapga aslinin onaltinci menkibesin de; Kadiriye silsilesinde mevcud 
Gavsu'l-azam (k.s.)'nin neslinden Es-Seyyit Omer (k.s.)'nin Sultanu'l-mesayih (seyhler 
sultani) Nizamettin ve kadirT halifeleri olan velTlerin zamanmda, Es-§eyyit Omer 
(k.s.)'den hilafet alislarma isaret buyurulmakta-dir. 

On altinci menkibenin esran sudur ki: 

Muhammed ummetinin yarisi igin sefaat Gavsu'l-azam'in sirri kaderinde 
mevcuttur.«Menazu'l-Evliya» adh eserde, es-fiyadan bahis buyurulurken, uveysi yuce 
Veysel KaranT Hazretlerinin menakibT de, AbdulkadTr GeylanT Hazretleri ile beraber zikr 
edilmektedir. 

Her iki ulu Zat'in kissalan beraber dile getirilmektedir. 

«Bu konuya ait menakibe baslarken su Arapga cumlelere rastlanz» 
denilmektedir. Bunlardan yanhs bir anlam gikmaktadir ki, elbette bu mana veris 
yanlistir. Bunu ileride arz edecegiz (*). 

On altinci menkibe (zahir) anlami ile §6yledir: 

Resul-i Kibriya (s.a.v.) gerek Hazreti Omer'e, gerekse Hazreti Ali'ye mubarek 
gomleklerinin, gollerde ya§ayan Veysel KaranT (k.s.)'a verilmesini vasiyet 
buyurmuslardir. 

Her iki halite mubarek gomlegi alarak Veysel KaranT Haz-retleri'ne Resul-i Kibriya 
(s.a.v.)'m selamlan ile giderler. Veysel KaranT (k.s.) sukran secdesine kapandiktan 
sonra, alemlerin Yuce Rabbi (c.c.)'den ummeti Muhammed'in gunahlarmin affedilmesi 
hususunda niyazda bulunur. Allah'in kudret huzurundaki secdeden basini kaldirdigi 
zaman, hatTfi birseda Rabbi izzetin bu ilahT hitabini bildirir: 

— «Ya Veysel Karani! Senin §efaatinla ancak ummeti Muhammed'in yansinin 
gunahlannin bagi§lanmasi igin benim mahbubum Gavsu'l-azam'in sefaati gerekmek- 
tedir.» 

Bu ilahT hitab uzerine Veysel KaranT soyle buyurmustur: 

— «Ya RabbUButun velilerin, kullugunda yurumekten gurur duyduklan, 
evliyaullahin kutbu boyle bir kutsal Zat'in geli§inden, sana binlerce §ukurler olsun» 
demi§tir. 

§imdi uveysilerin sahi Hazreti Veysel KaranT (k.s.)'ye, neden uveysi denildigi 
sirrina ve bir de uveysiligin gergegine birer nebze temas edelim. 



§u noktaya i§aret edelim ki, Veysel KaranT (k.s.) asla Hazreti Ali (k.v.)'nin hilafet devrine 
yetismemistir. Nitekim Hazreti Veysel KaranT, su sozleri ile bu ezelT gergegi ifade buyurmu§tur. Hazreti 
Omer (r.a.)'a hitaben: «Bu dunyada Hazreti Ali (k.v.) ile bulusmamiz yoktur» demekle emir'ul mu'mi'in Hz. 
Omer(r.a.) ile de mevidi mulakat (bulu§mayerleri)olmadigmi anlatmistir. 



-93- 



Hazreti Veysel KaranT (k.s.), Resul-i Kibriya'yi sahsen bu bas gozleriyle bu 
dunyada gorememis, ruhanTyetlerinden musafehe yoluyla (Ruhlarm karsihkh 
konusmasi)feyzalmistir. Uveysiligin sebebi hikmeti budur. 

Ashnda uveysilik gegmislerden birZat'tan irsad olmaktir. 

Bunun en agik ornegi Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in sah-i Naksibend efendimizle 
kemaliyle tecellT etmesidir. 

ZTra, bu yuce tankat pTri gorunurde, EmTr Gulal Hazretle-ri'nden ders almis, 
irsada mazhar olmussa da gergekte yillar once ahirete intikal eden Abdul Halik-u 
Gucduvani (k.s)'den irsad bulmustur. 

Bir de uveysiligin ozel bir sekli vardir. O da seyhi (mursidi) ahirete intikal eden bir 
mundin onun ruhanT varhgmdan istifadeye devam etmesidir. 

Bu gok gug ve gogunlukla muntte gaybet (*) meydana getire bir manevT haldir. 
Zaten bu hal isteyende ortaya gikar. 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya»'da iki bahis vardir ki, ledun esranni dile getirmek 
bakimmdan birbiriyle gokyakm ilgisi vardir. 

Biri daha once ummeti Muhammed'e sefaat edecek iki yuce velTden 
bahsetmektedir ki, bu evliyaullah Hazreti Veysel KaranT ile Gavsu'l-azam AbdulkadTr 
GeylanT (k.s.)'nin birbirlerini tamamlar sekilde ummetin yansma bir velTnin, diger yan- 
sina obur velTnin sefaat edecegini hikaye seklinde, fakat en derin bir sirn ifade yollu 
anlatan bahistir. 

(*) Gaybet: ManevT sarhosluk ve kendinden gegme. 

Menkibe-i §enfler 177 

ikincisi ise, peygamberlik onunla son bulmakla beraber, bu iki yuce velTde 
numayan oldugu gibi velayeti Muhammediyenin kiyamete kadar devam edecegini ifade 
eden kissadir. «Tacu'l-Evliya»'da bu kissaya AhmedT Faruku §erhindi (k.s.)'nin 
hakkmda beyan buyurdugu sozlerdir. 

Bu iki menkibedeki yakmlik goz onune ahnarak ummeti Muhammedin yansma 
sefaatla mujdelenen Veysel KaranT Hazretleri'ne ait asagidaki maruzati bir ek olarak 
arz ediyoruz. Burada gonul gozleri agik olan salTkler goreceklerdir ki, Abti zuhur, Abti 
hufa (*) ledunniyati da meydana gikacaktir. 

Ebu Hureyre (r.a.) soyle anlatiyor: 

— «Bazi Eshab-i kiram ile beraber Hazreti Peygamber (s.a.v.) efendimizin 
yanmda bulunuyorduk, iki cihan serveri soyle buyurdular: 

— «Cennet ehlinin de hukumdarlan, seyyid ve efendileri vardir. Ya Ebu 
Hureyre Cenab-i Mevla kullari arasinda saglari perisan, yiizleri toprak iginde, 
karinlan helal lokma kazanmak endisesi yiizunden ag kalmis olan ve ekabirle 
goriismek isteyince izin verilmeyen ve kadmlar daima dunya nimetlerine duskiin 
oldugundan, nikahma alacak bir kadin da bulamayan, goz onunde olmadiklan 
zaman aranmayan, hazir olduklannda aranmayan, goriindukleri zaman 
gdruniislerinden hoslamlmayan, hastalandiklannda hatirlan sorulmayan ve 
vefatlannda sehadet edilmeyen gizli evliya ve esfiyayi sever.» 



Abdi zuhur: Allah (c.c.) tarafmdan saklanmasmda sakmca gorulmeyen evliyaullah. Abdi hufa: 
Allah (c.c.)'nun herkesten hatta melaike-i kiramdan bile sakladigi evliyaullah. (Mutercim.) 



-94- 



Bunu isiten Eshab-i Kiram tarafindan: 

— «Ya Resulullah! Onlardan birini bize tarif buyurur musunuz?» denildiginde; 
Resul-i Kibriya (s.a.v.): 

— «0, Veysel KaranVdi. Biliniz ki; kiyamet koptugunda musluman kullara 
"cennete giriniz!" denilir. Veysel Karant Hazretleri'ne ise: "Sen dur sefaat et!" » 

buyurulur. 

Resul-i Kibriya (s.a.v.)'in ahirete seref yerdiklerinde Hazreti Omer'in hilafeti 
devrinde, Hazreti Omer ve Ali ile Hazreti Veysel KaranT bulustuklannda, Hazreti Oveys 
kimligini saklayarak, 

— «Ben birkoyun gobaniyim» cevabini vermis, ismini de Abdullah (Allah'in kulu) 
olarak bildirmis, kimligi belli olunca, Hazreti Omer'e: 

— «Ya Emiru'l-Mu'minin! Bu alemde seninle benim aramda bulu§ma yeri yoktur. 
Ne sen beni gormu§ ol, ne de ben seni.» 

Burada tasavvufa ait gok onemli bir sirra temas gerekmektedir. Dikkat 
buyurulursa, Hazreti Oveys kendisini Abdullah (Allah'in kulu) olarak tanitmistir. Neden 
boyledir? 

Her kim, halka tanitilmasmi isterse, o acikligin kolesi olur. Her kim, cihan 
halkindan gizli kalmayi isterse, gizliligin kolesi olur. 

Ama kim, Abdullah olursa, Cenab-i Hak (c.c.) ister onu gizlesin, isterse 
aciklanmis olsun yaninda birdir. 

Saninz ki; okurlanmiz Hazreti Uveys'in kendisini neden Abdullah olarak 
tanittigmin sirnni anlamislardir. 

* * * 



24. ci Men kibe 

TAUN HASTALIGINATUTULANLARIN 

GAVS'I AZAM'IN MEDRESESJNDE YEMEK YJYEREK 

HASTALIKLARINDAN KURTULMALARI 

HAKKINDA 

hanilir kaynaklar beyan etmistir ki, Bagdat'da AbdulkadTr GeylanT (k.s.) 
zamanmda taun (veba) hastahgi bas gostermis, her gun kadin erkek binlerce kisi bu 
hastahk sebebiyle telef olarak oluyormus... 

Bu insanlarm yakmlan Hazreti Gavs (r.a.)'a gelerek yardim taleb etmisler. Yuce 
Gavs, bu belanin ortadan kalkmasi igin kendisine bas vuranlara, medresenin 
avlusunda verilecekyemekten, yemelerini ve sudan igmelerini tavsiye buyurmus. 

O'nun bu tavsiyesine uyarak, avluda pisen yemekten yeyip, medresenin 
suyundan igenler biiznillah hastahktan kurtulup, sifa bulmuslar. 

imdi, burada haddimiz olmayarak yine yuce velTlerin eserlerinden istifade ile bazi 
agiklamalaryapahm: 



-95- 



Gavsu'l-azam'da gorulen bu sir, butun o derecedeki yuksek kadTrT buyuklerinde 
gorulen Hak (c.c.)'unun EI-MuhyT (canlandinci) ve EI-MumTt (oldurucu) sirnnin 
tecellTsidir. 

Ancak gerek vahdet-i vucut ve gerekse tasavvuf te-cellTyatmdan bazilarma 
deginmemiz hasil oldu... §6yle ki: 

Gergekte her velTde gorulen kurbunevafil (nafileler yakinhgi) ve Kurbuferaiz 
(farzlar yakinhgi) esranndan olarak, o velTlerin Hakk Teala (c.c.)'de nefislerinin olumlu 
ve Hak'la baki oldugu zamana aittir. 

Yani, tasavvuf seyhlerinin «Fenafillah» ve «Bekabillah» He degistikleri ilahT 
kavusma ile butun beseri vasiflannm olumsuzlugu anlarma aittir. 

Bu nedenle, hig bir gorunur sebeb yokken, denizlerde yuruyen bir velT, o tecellT 
qectikten sonra bir havuzda boqulmustur. 

Cenab-i Hak (c.c.)'unun bir velTde LIMAALLAH (ALLAH'la beraber olma) sirri ile 
tecellisi daimT olmadigmda, yalniz o tecellT sirasinda oldurucu ve diriltici hassasina 
sahipolur. 

Bunun en buyuk delTIi Resul-i Kibriya (s.a.v.) su hadTsi senfleridir: 

— «Oyle zamanlanm olur ki, bana ne bir melek, ne de bir nebfyakin olamaz. 
Oyle zamanim da olurki, Ay§e ile Fatma'yla sakalasinm.» 

Bir hadTsi serif de Efendimiz (s.a.v.) ayni manaya isik tutarak; 

— «Allahu Zu'l-Celal ile beraber olus tecellfyati daimi olamaz» buyurmustur. 

Ancak su sirra da isaret edelim ki, ALLAH'la beraber olus sirri yok oldugu anlarda 
dahi, o velTye Hak (c.c.) Hazretleri'nin bahsettigi ledun irfani ve gizli sirlar kendisinden o 
anda dahi geri almmaz. 

Cunku, Cenab-i Hak, ihsanini higbir sekilde geri almaz. Abdulkadir GeylanT 
(k.s.)'nin su kutsal ve arifane beyanlan bu maksada matuftur. 

Gavsu'l-azam'a: 

— «Velizina edermi? » Diye soruldugunda, 

— «lnnallahe kane kaderen makdura» buyurmuslardir. Hatta zelleye dusmus 
ve bu itibarla velTlik derecesinden dusmus bir velT aldigi mesafeyi bildiginden ayni 
yoldan tekrar dustugu mertebeye vanr. (Ki bu bahis yukanda da zikredildiginden 
aynntilanna girilmemistir.) 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nm kirk dorduncu menkibesinde, 
kisaca bu kissaya yer verilmektedir. Ebu HanTfe'nin ruhaniyeti Gavsu'l-azam'a su 
serzeniste bulunmustur: 

— «Ya Sultan! Gavsu'l-azam! Sebep nedir ki, benim mezhebimi tercih etmedin 
de, imam-i Ahmet bin Hanbeirnin mezhebine girdin?» diye sormus ve sunu da 
eklemistir. 

— «Halbuki ben, senin cedd-i pak'in Imam-i Caferi Sadi k'tan feyz almi§tim. Eger 
ondan eyz aldigim seneler olmasaydi, ben helakda olurdum.» 

Gavsu'l-azam ise onun sozlerine soyle cevab buyurmustur: 

— «Bunun sebeplerinden birisi benim mezhebim yoksul ve fakirlerin mezhebidir. 
Ikincisi ise, cedd-i pak'im Resul-i Kibriya (s.a.v.) soyle buyurmustur: 



-96- 



— «Ya llahi! Beni fakirlerle () beraber dirilt» 

iste ben, bu sebepten fakirlerin mezhebini segtim.» 

* * * 

25.ci Menkibe 

iMAM-UL HASANiYYUL ASKERl'NiN HiLAFET 

POSTU ANLAMINDAKi SECCADESJNi, 
BiR MURlDiNE GAVSU'L-AZAM'A VERJLMEK 
UZERE TESLJMi HAKKINDA 



«Menazu'l-KadTrTyye» adindaki eserde su kissa anlatihr: Seyyidu'l-imam ve 
Gavsu'l-imam yani Gavsiyet mertebinin onde bulunanlanndan, Seyyid Hasanul-AskerT 
(r.a.) eshabin-dan birisine, gavsiyet intikalinin nisanesi olarak seccadesini verir ve o 
eshabma omrunun sonlannda su vasiyyette bulunur: 

— «Verdigim bu emanetin elden ele gegmek kaydiyla, be§inci asnn ortalannda 
zuhur edecek olan Abdulkadir Geylani ismi He anilan Gavsu'l-azam'a gegmesini temin 
et» buyurur. 

Nitekim, bu vasTyet yerini bularak, emanet olan GavsTyet seccadesi AbdulkadTr 
Geyl ant (k.s.)'ye vasil olur. 

Burada son bulan kissa verileriyle, su maruzati okurlanmiza arz etmeden 
gegemedik. Malumdur ki, mevlitte bir hususa isaret edilmistir. 

Hazreti Adem (a.s.)'dan baslayarak, butun nebTlere nuru nubuvvet parlamis ve 
intikal ede ede ahir zaman nebTsi, iki cihan serveri Muhammed Mustafa (s.a.v.)'e 
kadar gelmistir. 

Sonra, o nur Hazreti Muhammad'in alnmda karar kilmistir. Akla muhtemelen su 
soru gelir: 

— «Acaba peygamberlerde agikga gorunen bu nur, peygamberlik Resul-i Kibriya 
efendimizle son bulduktan sonra ne olmustur?» 

Menkibe-i §enfler 183 

Vahdet-i vucud ve tasavvuf esranndan olan bu sorunun cevabi sudur ki: 

— Peygamberlerde agikga gorunen bu nur, sonradan hu-lefayi rasidTn ve Hazreti 
Hasan ve Huseyin'den sonra, bir manevT saltanatm kaniti olarak, Kutbu'l-aktab yani 
insan-i kamil'den insan-i kamil'e gegmistir ve kiyamete kadar bu boylece devam 
edecektir. 



Faktr: Arapga kelime olarak, muhtag, aciz, yoklugu ifade eder. Tasavvuf istilahi olarak kulun, 
nefsinden, mahndan ve kendisinin olan her seyden ben olmasi, bunlann hepsini ganT-i mutlak olan Allah'in 
bilmesidir. Buna Fena fillah denir. (Mutercim.) 



-97- 



«Kande bulsun Hakki inkar eyleyen bu Misn'yi 
«Zahir olmusken yiizunde nuru zat-i kibriya.» 

NiyazTMisrT(k.s.) 

Kanimiz odur ki, imam Hasan-ul AskerTnin Gavsu'l-azam'a intikalini, arzu ve 
vasTyet buyurdugu gavsiyet seccadesi, bu intikal eden kutbu'l-aktablik nurunu 
anlatmaktadir. 

* * * 



26.ci Menkibe 

GAVSU'L-AZAM (K.S.)'IN 

TEK BiR BAKI§I JLE BJR KALABALIGI 

iR§AD ETTiGi HAKKINDA 



Guvenilir kaynaklarla sabittir ki, bir topluluk diyebilecegimiz, yedi erkek ve bes 
kadin munde ayn yerlerde bulunmalanna ragmen, Gavsu'l-azam (k.s.)'nin bakmasi kafi 
gelmis hepsini asillarma geri dondurerek Allah'a ulastirmistir. 

Bu kissa, Gavsu'l-azam (k.s.)'nin «Muhyi» (diriltici) sifatiyla gorunusu (HAK'in 
(c.c.) Muhyi sifati suphanisinin tecellisi) ve levh-i mahfuzu niyaz ederek degistir- 
mesini gizli olarak agiklamaktadir. 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nin on altmci menkibesini teskil 
eden bir baska menkibede de ayni konuya isaretgi olarak soyle bir kissa anlatilmistir: 

Levh-i mahfuzda evladi olmayan bir kimseye Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT 
Hazretleri'nin niyaz mertebesinde duasi ile yedi gocuk buyurulusunu dile getirmektedir. 

Yukanda isaret edildigi gibi bir kimse ki, (bu sahis Gavsu'l-azam'in kerametlerine 
ve tasarrufuna inanan bir zattir) Gav-su'l-azam'a gelerek Cenab-i Hakk'in kendisine 
gocuk ihsan etmesini istirham eder. 

Hazreti, Gavs murakebeye daldikta, levh-i mahfuzda bu sahsa gocuk takdir 
edilmedigini gorur. Ancak kendileri masukTyet mertebesinde velTlerin en buyugu 
olmakla, Cenab-i Hak Azze ve Celle'ye duasi elbette gegerli olup, bu ricasi aileye yedi 
evlat bagislanacagi mujdelenir. Evlat isteyen aile gok mutludur ve Allah'm soz verdigi 
gibi yedi gocuklan olur. 

Fakat zamanla lanetlenmis seytan, kadmi kandirarak itikadmi sarsar. itikadin 
sarsilisi sonucu, «Celal» sifati suphanisi tecellT ederek gocuklar olur. Yine aile Gavsu'l- 
azam'a vanrlar. 

Burada bir rivayet sudur ki, Hazreti Gavs'm inayetiyle gocuklar tekrar hayat bulur. 

* * * 



-98- 



27. ci Menkibe 



RAMAZAN AYINDA GAVSU L AZAM iN 

AYNI ANDA YEDi ZATIN iFTARINDA 

BULUNDUGU HAKKINDA 



Guvenilir kaynaklann agikladigma gore, bir Ramazan gunu birbirlerinden 
habersiz olarak yedi muriti Gavsu'l-azam Haz-retleri'ni iftara davet buyurmuslardi... Ve 
Gavsu'l-azam hazretleri ayni Ramazan gunu hepsinin de davetlerine icabet etmislerdi... 

ilk onceleri davetgiler durumdan haberdar olmamislarsa da, sonradan birbirleriyle 
temas sonucu Gavsu'l-azam'in bu kerameti kevniyesini ogrenip hayretler iginde 
kaldilar... 

Gitgide bu keramet butun Bagdat halki arasinda yayildi. Tekkeye gelip durumu 
ogrenmek isteyenlere verilen cevap ise, busbutun sasirtici oldu. 

ZTra hizmetkarlarmin verdigi bilgi gostermistir ki; AbdulkadTr GeylanT (k.s.) hig bir 
davete gorulen vucudu ile gitmeyip dergahlannda iftar etmislerdi. Bu hadisenin nasil 
oldugu soruldugunda; « Davet ettiler, icabet etti buyrulur.» 

Bu esrann gozumu §udur ki: 

Eger bir mur§id-i kamil, kutbu'l-aktab ise, onun ilminden goldeki bitkiler bile harig 
olmadigi gibi, iki has mundi bir yerde toplansa uguncusu mursit olur. Bu kissada 
gorulen bu ledun mazhariyetidir. 

Guzel bir hanim Gavsu'l-azam'in muritlik halkasina girmisti. Bir gun bir ihtiyaci 
igin bir magaraya girdigi sirada bunu ogrenip, igreng amacini tatmin igin firsat kollayan 
irz dusmani bir gunahkar, hanimi sahipsiz sanarak irzma tecavuze kalkti. Baska bir 
kurtulus yolu olmadigini goren iffet sahibi munt hanim: 

— «Ya Seyyid efendim Gavsu'l-azam» diye yardim dileginde bulundu. O anda 
medresesinde olup bu feryadi isiten yuce Gavs muntlerinin birinin ayagmdan 
ayakkabisini alarak o magaranin bulundugu yone dogru firlatti. Fasik ve irz dusmani 
daha menfur emeline erisemeden ayakkabi tarn basina isabet ederek onun mel'unun 
canini aldi.Bu hadise, Hazreti Gavs'm butun muntleri arasinda yayildi. 

iste ehlullahin «Nefs-i safiye» mertebesinde olanlardaki tecelliyat boyledir. Onlar 
igin uzaklik kavrami yoktur. Varhk alemiyle ilgili kerametlerini boyle gosterdikleri gibi, 
ilmT kerametleri de sinirsizdir. 

* * * 



-99- 



28. ci Men kibe 

GAVSU L-AZAM iN JLJM VE JBADATTAKJ SINIRSIZ 
KUDRETi HAKKINDA 



Bu menkibe genellikle Gavsu'l-azam'in medresesinin agzma kadar dolu oldugu, 
hatta her zaman dolup tasan tekkesine devam edenler arasinda baska din ve 
milletlerden muntleri oldugunu gosteren, «Risatel-ul Gavsiye ve Elbazu'l-Es-heb»'teki 
menakibin birtekranndan ibarettir. 

Ancak hig bir menkibede yer almamis bir cumle burada yer almaktadir. 

Bu hikmet Abdulkerim CiylT (k.s.'un tevhTd hakkmda kaleme aldiklan « Anka-i 
Maqnp ve Hakikatu'l-yak?nde » beyan buyurulan tevhTd esrannin gizliliklerinin bir 
ozetidir denilebilir. 

Bir gun Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'a sorarlar: 

— «Ya Gavs! Tevhid nedir?» 
Yuce veil su karsihgi verir: 

— «Tevhtd, tevhidi terkdir. Tevhidi, haktki tevhide ermek igin terk etmektir.» 

imdi, Abdulkadir CTylT (k.s.) Gavs'm bu sozlerini agiklayan sozlerine kulak 
verelim... CTylT Hazretleri buyurmuslardir ki: 

— «TevhTdi haktki bu lisanla anlatilamaz. Bu bildigin mantik onu du§unemez. Bu 
ba§ gozleri onu goremez. i§te tevhTdin esasi budur. Bu i§ ba§ gozleriyle degil, gonul 
gozuyle gormek maksuttur. Bu vesile ile sade tevhTdde degil, zikirde dahi ayni 
gergekgorunur... Dedigimizi bilen bilir. Sen de hakTkat isteklisi bunu boyle bilesin! ..» 



* * * 



29. cu Menkibe 



BiR TACiRiN DEVESiNi YUKU iLE BERABER 
KAYBEDiB, GAVSU'L-AZAM'IN LUTFU iNAYETi iLE 

BULMASI HAKKINDA 



Inanilir kaynaklar bu olayi §6yle naklederler: 

Bir tacir kervanla beraber yolculuga giktigmda, kiymetli yukler yuklu devesini 
kaybeder. Nerede ararsa bir turlu bulamaz... 

Nihayet; Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hazretleri'nin mundi olan zat Gavsu'l- 
azam'dan yardim dileginde bulunur. 

— «Ya benim Seyyid ve efendim! Ya alemlerin yuce Gav-su'l-azam'i! Devem, 
gegim vasitam olan uzerindeki yukleri ile kayboldu. Her yen aradimsa da bulamadim. 
Boylece garesiz kaldim. Bir siginacak yerim sensin. Yardim ancak senden olur. Lutfen 
bana yardimci ol. ALLAH'I ma niyaz da bulun...» dedi. 



-100- 



O sirada beyazlar giyinmis bir zat, eliyle dagi isaret ediyordu. Bu devenin orada 
olduguna isaretti. Adam o tarafa yoneldigi zaman, devesini, uzerindeki yuke kimse 
dokunmamis durumda buldu ve sonsuz seving iginde mursTd-i kamili Hazreti PTr'e 
sonsuz sukranlarini sundu. 

UYARI: Kanimiz odur ki, halkin Hizir sanacagi o beyazlar giyinmis o devenin 
bulundugu yeri isaret eden zat-i al'i-kadTr, gergekte devrinin hem kutbu'l-irsadi ve 
Gavs'i olan AbdulkadTr GeylanT Hazretleri'dir. 

Pek gok vak'alarda halkin «Hizir yetisti» dedikleri sey, devrin insan-i kamil'inin 
baska mazharda tecelliyatmdan ibarettir... Yalniz burada asla su yanlisliga 
dusulmemelidir; Yardim taleb eden ALLAH (c.c.) dan istemekte ve Gavs' hazretlerinin 
yuzusuyu hurmetine niyazmmin kabulunu taleb eylemektedir. 



3Q.CU Men kibe 

GAVSU'L-AZAM JN ELLERJNi 

BALIKLARIN OPMESi SU UZERJNE SERJLMi? 

BiR SECCADEDE GORUNMEYEN YUCE MAKAMLI 

Ki§iLERE iMAMLIK EDEREK NAMAZ KILMASI 

HAKKINDA 

E§-§eyh Suheyl ibni Abdullah-ul Tusteri (r.a.) ke§finde §6yle buyurmu§lardir: 

— «Bagdat halki arasinda oyle yuce ve yuksek kudretli bir ki§i meydana 
gikacaktir ki, keramati kevniye ve ilmiyesi son derece yuksek olacaktir. Oyle ki; 
Dicle'nin bahklarinin, onun el ve ayaklarmi opmesine sahit olmaktayim. Size bu yuce 
kisiyi mujdelerim. 

Yine kesiflerinin devammda su hususu musahede buyurmuslardir ki; ortaya 
gikmasi mujdelenen Gavsu'l-azam degerli taslarla donanmis altin ve gumus islemeli bir 
seccadede ibadet etmektedir. Bu seccadenin ilk satinnda: 

— «Evliyaullah Hazretleri nig bir §eyden korkmazlar. Onlar mahzun olmaya- 
caklardir» lafzi celTlesi yazihdir. Aynca bu kesifte, seccadenin uzerinde aslan 
heybetiyle duran Gavsu'l-azam'in arkasinda, onun imametine uyarak butun devrinin 
velTleri ve gorunmeyen yuce makamli kisiler namaz kilmaktadir...» 

iste Suheyl ibni Abdullah-til TusterT'nin kesfi ve kissanm agik manasi burada son 
bulmaktadir. Ancak bu menkibe derinligine incelendiginde bazi ledun gergekleri ortaya 
gikmaktadir. 

Es-§eyh Suheyl ibni Abdullah-ul TusterT, bu kesfinde gordugu seyleri, ruyasinda 
musahede buyurmuslardir. 

Musahede sirrinm gergegini ve ruya gorunumunij anlamadan bu menkibedeki 
esrar anlasilmaz. 

«Futuhatul Mekkiyye»'nin ug yuz yetmis yedinci bolumunun ikinci kismmda, bu 
gibi kesiflerin ruyada nasil gorundugu agiklanmaktadir. MuhyiddTn ibn'ul Arab? (k.s.) bu 



-101- 



ledun sirnni soyle anlatmaktadir: 

— «§eyh (r.a.) §am'da bulundugu bir sirada bir ruya gorur. Orta boylu ve kizil 
benizli bir adam sessiz bir sekilde gelerek onune oturmustur. 

Cenab-i Hak, §eyh'e: 

— «Bu kullanmizdan birisidir. Ona Him 6gret!..» diye buyurmustur. §eyh (r.a.): 

— «Bu kimdir?» diye sormasi uzerine; 

— «Be§eratda oturan Ebul Abbas-i Cudidir» denilmistir. §eyh: 

— «Ya Rabbi! O nerede, ben neredeyim? Benden nasilfaydalanir?» deyince; 

— « Sen soyle, o senden faydalanir. Ben onu sana gosterdigim gibi seni de ona 
gosterdim. Simdi senin onu gordugun gibi o da seni gormektedir. Ona hitab et, soyle 
dinlesin!» cevabi verilmi§ ve bunun uzerine §eyhle aralannda bazi sozler konu 
§ulmu§tur. 

Hasili, alem-i misalin gariplikleri pek goktur. Bu suretle Cenab-i Hak Azze ve 
Celle sevdigi kullarma turlu tQ rlQ gergekleri agikliyor. Kutsal alemlerin hallerini 
gosteriyor. Ba§ka bir ornek de §udur: 

Mu§rikler vak'asini yani Resulu Ekrem Efendimizin bir gece iginde, Mescid-i 
Haram'dan (Mekke'den), Mescid-i Aksa'yi anlatmasma ve bu yolda gelmekte olan 
kervanlann hallerinden haber vermesini istediklerinde Fahra alem efendimiz (s.a.v.): 

— «Ben Mescid-i Aksa'ya (Kudiis'e) neresinde ne yazili diye gitmedim. 
ButCin peygamber-i izama (peygamberlere iki rek'at namaz kildirmaya 
emrolundum). Madem istiyorsunuz, sorun soyleyeyim.» buyurmustur. 

O zaman Resulu ZTsan yuksek bir sedirin uzerine oturup, sorduklan yerlerden 
ayni cevabi alirlar ve daha evvel Kudus'te Mescid-i Aksa'da bulunmus Hahamlar da 
sorduklan yerleri harfiyen biliyor elhak gitmis, dogru diyorlar. 

Sonra Eshab-i Kiram Resulullah'a: 

— «Bu keyfiyet nasil oldu Ya Resulallah?» diyorlar 
Resulu Zisan (s.a.v.): 

— «Cenab-i Hak, o anda Kudiis-u Serifi yanima getirdi, sorduklan yere 
bakip soyledim...» 

Yine Resul-i Kibriya, kesten yeryuzunun dogu ve bati taraflanni ve ummetinin 
zapt edecegi yerlerin nereye kadar uzanacagini, yeryuzunun kendisine durulmus, 
buzulup, kugultulmus bir halde gorunmesi suretiyle musahede buyurmustur. 

* * * 



-102- 



31 .ci Men kibe 



GAVSU'L-AZAM 'IN EBDALLIK MAKAMINA 

YUKSELMi§ ANCAK MAKAMINDAN 

DU§MU§OLANVELIYE 

YARDIMCI OLU§U HAKKINDA 



§imdi anlatacagimiz menkibenin ozu odur ki, «EBDALLIK MAKAMI» na kadar 
yukselmis bir ehli sulukun yaptigi bir ayak surgmesi sonunda, mertebesinden, azil 
edilmesini, fakat AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'un devrinin hem Gavsu'l-azam'i, hem de 
Kutbu'l-aktabi oldugunu bildiginden, Hazret'in medresesine gelerek, ayak topragina yuz 
surerek af dilemesi, bagislanmasina dua etmesi uzerine bagislanib, eski mertebesine 
iade Duyurulmasini die getirmektedir. 

Bu olay inanihr kaynaklara gore soyle vuku bulmustur; 

Ebdallik makamma kadar yukselmis bir zat, isledigi manevT bir kusur sonucu 
derecesinden dusmus, bu ayak kaymasinin affi igin devrin Gavsu'l-azam AbdulkadTr 
GeylanT (k.s.)'un medresesinde ayaginin topragina yuz surerek af buyurulma-sim ve bu 
hususta yuce velT'nin kendisine sefaat ve iltimasta bulunmasini niyaz etmis. 

O anda hatiften soyle bir nida duyulmus: 

— « Ya zelleye diisen (ayagi kayarak diisen) ebdal! Degil mi ki, sen, 
mahbubum olan Gavsu'l-azamim AbdulkadTr GeylanVnin topragina yuz surerek, 
benim yuce katimda sefaat ve affimi niyaz eyledin. Butun hatalarm affedilmistir. 
Tekrar eski mertebene iade olundun.» 

Bu Hakk'm yuce ihsani karsisinda Hak (c.c.)'ye sonsuz sukran ve hamdmi 
sunduktan sonra bizzat Gavs'ul-azam'in medresesine gidip, yuce Gavs'ul-azam'a butun 
muntlerinin huzurunda kerametini tekrarlayip, sukranlarmi dile getirmistir. 

§u noktaya isaret etmek yerinde olur. Gunah isledikten sonra Hak (c.c.)'ye 
algalmakla affa mazhar olan bir velTnin, hig gunah islemeyen bir velTden, daha derecesi 
yuksektir. Bu sirn hakim bir sairimiz soyle getirmektedir: 

«Curmunu muterif ol taata magrur olma 

Ki sifahane-i hikmette sakim isterler.» 

Bu menkibe onceden nesir hayatimizda "Ya Eyyuhelvelet (Ey Ogul)» diye 
yaymlanan kuguk risalenin, zahir manasmi asarak igyuzunun anlami ve izahma da, bu 
eser ve menkibede yer verilmistir... 

Gavsu'l-azam'i n oglu Abdurrezzak, kendilerinden irsadma yarar bazi hususlan 
istediginde, Gavsu'l-azam soyle buyurmustur: 

«Daima ve her isinde Hakk Teala (c.c.)'ye teslim ol! .. 

O'nun emirlerine noksansiz uy!.. 

Takva'yi hayatmda kendini siaredin!.. 

§eriat sinirma uymaga ve onu asmamaga gayret sarfet!. 



-103- 



Allah'in kitabini ve sunnet-i seniyeyi asla ihmal etme!.. 

Daima tarikatarkadaslarmin kederlerini yuklen, onlara yardimci ol!.. 

Elinde oldukga nimetleri dagit!.. 

§eyhlere hurmet et!.. 

Dindaslarmla iyi gegin!.. 

Faknn hakikatina uy!.. 

Senin gibi kut olan insanlara degil, hepsinin yaraticisi olan yuce Mevla'ya ihtiya- 
cini belirt!.. 

Halktan degil, Hak'dan iste!.. 

Bil ki, tasavvuf su sekiz meziyet ve erdemle tahakkuk eder: 

1 - Comert olmak, 

2 - Kadere ve Allah'in takdirine razi olmak, 

3 - Sabn kendine siar etmek, 

4 - isaret, 

5 - Gurbet, 

6 - Sof (kil elbise) giymek, (Gosterisli elbise giyme..) 
7-Seyahat, 

8-Fakir » 

§u hususa onemine binaen isaret edelim ki, faknn gergek anlami nazara 
alinmahdir. (*) 

Fakir, nig bir seyi olmayan kimse degildir. Gergek fakir, kendisine «OL» 
emri verilen ALLAH dostudur. 

Bu menkibede bazi peygamberlerin mazhariyetlerine de temas buyurulmustur. 

Comertlikte ibrahim (a.s.), Rizada ishak (a.s.), Sabirda Eyyub (a.s.) isarette 
Zekeriya (a.s.), qurbette Yusuf (a.s.), seyahatta isa (a.s.), fakir 'da iki cihan serveri 
Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) ormek alinmahdir. 

Bu konuda asagidaki misralarla kitabimizi susleyecegiz: 

«Gam gekmede Yakup ol!.. 

Sabretmede Eyyiip ol!.. 

Yusuf gibi mahbub ol!.. 

Ken'ana erem dersen.» 

Ve yine Resul-i Kibriya (s.a.v.)'in kendine dustur edindigi; 

— «Allah'in ahlakiyla ahlaklaniniz» 

Hikmetlerine butun mu'minlerin erismege can attiklan bir dustur olmahdir... 



Faktr=Fakr: Tasawuf istilahi olarak manevi yoklugu ifade eder. Mevhum ve nazari varligi fan? 
kilan kimse fakre ermi§ olur. Kui'un kendi nefsinden ve kendisine nisbet edilen seylerden vazgegmesi ve 
bu halde olan kimseye verilen isim. (Mutercim) 



-104- 



«Fakirlere itibar et, zenginlere karsi vakanni koru.» Gavsu'l-azam'in bu 
sozlerinde su hadTsi sertfe isaret buyurulmaktadir: 

«Kibir, aslinda kotudur. Fakat kibirli olana, kibiryerinde bir harekettir.» 

* * * 



32.ci Men kibe 

GAVSU'L- AZAM'IN VUCUDUNUN 

PEYGAMBER EFENDiMJZiN (S.A.V.) VUCUDUNDA 

FENA BULMASI HAKKINDA 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'da yer alan ve otuz dorduncu 
menkibeyi teskil eden bu menkibede Ab-dulkadTr GeylanT (k.s.)'un su agiklamalannin 
hakikati dile getirilmektedir: 

— «Ya oglun Abdu'l-Cebbar! Bu gordugun vucut, Ab-dulkadir'in vucudu olmayip, 
ceddin Hazret! Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in vucududur.» 

Bu menkibe gok onemli ve gonul gozu agik olanlara pek gok gergegi ifade 
etmektedir. 

§6yle ki; Gavsu'l-azam'm oglu Abdu'l-Cebbar Hazretle-ri'nden nakil 
buyuruldugunagore, bir gun «Kabe-i Muazzam»'a ziyaretini manada eda ettigi bir 
sirada, Gavsu'l-azam'm mubarek hucreden gikmadigini goren oglu, buyuk bir uzun- 
tuyle yuce pederlerinin hallerini izlemi§, gormu§ ki, Gavsu'l-azam, Hazreti Peygamberin 
huzurunda ibadetle me§guldur. Bu durum gece yansina kadar surmu§... 

Gavsu'l-azam'in sakit bir §ekilde, efendimizin mubarek hucrelerinde durdugu 
mu§ahede olunmu§, gece yarisi hucrenin kapisi agildiginda, Abdu'l-Cebbar Hz.'leri 
Resul-i Kibriya'nin miskden guzel kokulannin yayildigini fark etmi§, bu konunun 
Gavsu'l-azam'in kokusu oldugunu fark etmekte de gecikmemis, hayret iginde bu hali 
seyredip bir mana vermege gahsirken, Gavsu'l-azam (r.a.) oglunun hayretini gidermek 
igin soyle buyurmus: 

— «Kokuya hayret ediyorsun. Aslinnda Resulu Ekrem'e ait kokunun bende 
bulunmasinda §a§ilacak bir hal yoktur. Zira zahirde gordugun bu vucut, benim 
vucudum olmayip, ceddim HazretiMuhammedMustafa (s.a.v.)'in vucududur.» 

Bu anda AbdulkadTr GeylanT kalmayip, o Resul-i Kibriya (s.a.v.)'de fena ve beka 
bulmustur. Kissa ve menkibenin muhtasar ifadesi bu sirn dile getirmektedir. Fakat bu 
sirri mana yonunden agiklamak gerekir. §6yle ki; 

Bir defa bu mecazi menkibede, Fena fi Resul mertebesine isaret mevcuttur. 

Her salik «fena fisseyh» mertebesinden sonra «fena fi-Resul» ve «fena ve 
bekabillah» mertebelerine varir. (*) 

Elbette soylemeye bile gerek yoktur ki, nufusu safiyyeye ait ug manevT gorev 



Fena: Kul'un hayvani ve nefsani hallerinden kurtulmasi (YOK) olmasi... Fena fi§§eyh: Butun maneviyeti 
§eyhinin manevi §ahsiyetin de yok etmek Fenafi-resul: Butun varligi Hz. Muhammed'in (s.a.v.) §ahsiyetin 
de yok etmek. Fena ve bekabillah: Kul'un zat ve sifatlannin Allah'in zat ve sifatlarm da yok olmasi hali. 
(Mutercim.) 



-105- 



birden verilen AbdulkadTr GeylanT, sadece fena fi-resul mertebesini degil, Fenafillah ve 
Bekabillah mertebelerini gegmis, vallahu bikullT sey'in muhit murakebesini (Butun 
yaratiklann kontrolunu) defaatla temiz nefsinde idrak buyurmustur. 

Aslinda Resul-i Kibriya, kendi bilinen ve konusu kendi hayatini konu alan 
kitaplarda, kendilerine has gorunusu ile go-runmeyince, kendilerine «Resulullah» diye 
hitapcaiz degildir. Nitekim asagidaki menkibe bu gergegi dile getirmektedir. 



33.cu Men kibe 

GAVSUL-AZAMIN PEYGAMBER EFENDJMJZLE 
(S.A.V.)GORU§MESi 

Bir gun §eyh §iblT (k.s.) Hazretleri'nin muntlerinden bir zatin kesfi agilmis, seyhi 
Hazreti §iblT mazhannda gorunen kutsal zatin Resul-i Kibriya (s.a.v.) oldugunu 
anlamis. O mazharda gorunen iki cihan serveri, o arif ve gonul gozu agik olan muride 
hitaben: 

— «Ben Resulullahim» buyurmus. Murit: 

— «Evet ya Resulullah!» demekle beraber yine seyhinin ismi ile hitaba devam 
etmis. 

iste bu arifane kissa dahi anlatmaktadir ki, Resul-i Kibriya kendi seklinde 
gorunmedikge, kendilerine ism-i serifi ile hitab olunamaz. Ancak bu kissanm evvelin 
deki kissa da bahse konu olan zat, herhangi bir seyr-u suluk erbabi olmayip, Gavsu'l- 
azam oldugundan bu kaideye uyma gereginin hissedilmedigi anlasilmaktadir. 

Malumdur ki, biz bu eseri tercume ve serh ederken oncelik sirasiyla, hem de 
onem itibanyla ancak Gavsu'l-azam Ab-dulkadTr GeylanT (k.s.)'un makami 
masukTyetteki tecellTyatina yer vermistik. Ancak, bu gibi kuguk menkibelere de kisaca 
isaretle gegmekte bir mahzur gormedik. Bu menkibe Hazreti Gavs'in agik gorunusu ile 
ilgilidir. 

Kendilerinin ulemanm giydigi libasi giydigine, yuce bir binege (muhtevasi 
bilinemeyen) sahip olduguna isaret Duyurulmaktadir. Aynca kursuye giktigmda, en 
yuce mevkilerin dahi 

onun ilmi zahir ve batmi yanmda algak kaldigma isaret olunmaktadir. Bir defa 
dusunmeli ki, zahir ulemasi hakkmda bile; el ilmu alerruteb yani ilim rutbesi her 
rutbenin fevkindedir denildigine gore, AbdulkadTr GeylanT (r.a.) igin hangi rutbe ve 
derece onun ilmine layik olabilir? 

* * * 



-106- 



34. cu Men kibe 



GAVS'ULAZAM'IN 
YUKSEK AHLAKI HAKKINDA 



«Menakib-i Tacu'l-Evliya»'mn altmismci menkibesinde Gavsu'l-azam'in ovulmeye 
deger ahlakmdan bahis buyurul-maktadir. Menkibede kisaca soyle denilmektedir: 

Gavsu'l-azam, karsisindakilere, san-i velayetin verdigi hasyet ve daha gok 
hasmetle tecellT ederdi. Heybeti herkese korku ile kansik sevgi telkin ederdi. Yanma 
gelen hersaliki kotuluklerden uzaklastinr, onlari Hak(c.c.)'ye yaklastinrdi. 

Gavsu'l-azam (k.s.) hakikatin en son yuksekligine varmasina ragmen, seriattan 
bir an bile ayrilmamis, ona uyarak tarn ihlash bir veil yani zuicenaheyn ulemadan 
olmustur. Onu gorenler her turlu dertlerine deva bulurlardi. Butun gizli hazineler 
kendilerine agihrdi. 

Oyle anlasilmaktadir ki, Gavsu'l-azam (k.s.) hakikat denilen gelini, na-mahrem 
olan bu cihan halkma agmamakta da azamT ozen gosterirdi. 

«Sakm soyma am namahrem igre 

Yiiziin suyu hayasidir seriat» 

Bu menkibede ise Gavsu'l-azam'in gorunusu tasvir olunmaktadir. hanihr 
kaynaklardan rivayet edilir ki, bedenleri nahif, gogsu genis bir gorunum arz ederdi. 

Bu menkibede anlatilan soyledir: 

HanbelT mezhebine egilimi bilinen Gavsu'l-azam'in kalbine, sirf bir tecellT ve 
Allah'in cilvesi olarak baska bir mezhep ihtiyaci fikri dogmustur. 

O gece Resul-i Kibriya efendimizle, Eshab-i Kiram ha-zeratmi gordu. imam-i 
HanbelT Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e soyle niyazda bulunmakta idi: 

— «Ya Resulullah! Manevi oglun Muhyiddin Es-Seyyit Abdulkadir'e emir buyur, 
bu zaif§eyh kulunu himayesine alsin, daha dogrusu himayesini devam ettirsin.» 

«Behget-ul Esrar»'da beyan buyurulmaktadir ki, Gavsu'l-azam, bu ruyadan 
sonra imam-i HanbelT'nin kabrini cemaatiyla beraber ziyaret etti... 

O anda, kabri senften AhmedT HanbelT'nin ruhaniyeti te-messul etti. Elinde bir 
gomlek vardi. ilmi zahire taalluk ettigine inandigimiz o gomlegi, zahir ve batin ilimlerinin 
yuce pTrine takdim etti ve Gavsu'l-azam'la kucaklasti. Gavsu'l-azam'a hitaben, HanbelT 
mezhebinin temsilcisi soyle hitap eyledi: 

— «Ya efendim ve seyyidim olan Abdulkadir! Sana, hem §eriat, hem tarikat ve 
hal ulumunda muhtacim.» 

Bu vesile ile Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin su gok arifane beyti aklimiza geldi: 

«Hocalar ders okumak uzere kosardi yanma 

Azicik dinlemis olsan bu gonul dersinden.» 

* * * 



-107- 



35.ci Menkibe 



SOFIYUN DAN BJR ZATIN 

KENDi §EYH'iNi BIRAKIP GAVSU'L AZAM'IN 

JR§AD HALKASINA KATILMASI HAKKINDA 



Kirk uguncu menkibede bahis buyurulan kissa, Seyh Ah-med'ul Guncu Bahs'm, 
kendi seyhini birakip, Gavsu'l-azam'in irsat halkasma girisi ve bu gergegi kendi seyhine 
ikrar edisidir. 

Seyh Ahmet-ul Guncu Bahs, vaktiyle Ebi ishak Hazretlerinin irsat halkasma dahil 
murttlerindendi. Kalbine dogan tarif edilmez bir muhabbetle, Gavsu'l-azam AbdulkadTr 
GeylanT (k.s.)'e baglanmisti. Bunun sonucu olarak kadTri tankatinin, butun tankatlann 
yucesi olduguna inanmisti... 

Kesif sahibi Ebu ishak-ul MagribT, mundinin Gavsu'l-azam'a karsi muhabbetinden 
haberdar oldu. MurTdi Ahmed'e: 

— «Ya Ahmet! Anliyorum ki; sen Gavsu'l-azam Abdulkadir GeylanT (k.s.)'e 
sonsuz muhabbet duyuyorsun, ama O'nun hakikatinin yuceligine vakifmisin? O, kutsal 
Zat'in yuce mevkini bilir misin? Kendileri sonsuz denizler gibi ugsuz bucaksizdir. 
Esranni dile getirmek gerekse, bu agaglann yapraklan kalem ve kagit olsa 
buyuklugunu igine almaz.» dedi. 

§eyh Ahmed'in artik zikri, fikri Gavsu'l-azam olmustu. Bir gun uyku ile uyanikhk 
arasinda iken, Bagdat'a yoneldi. Oyle bir dag gordu ki, bu dagin altindan sular akmakta 
idi. o sirada bu yerde Gavsu'l-azam (k.s.)'u gordu. Yuce pTr, kendisine kirmizi yakuttan 
bir tag giydirdi. Sank olarak da basina yesil bir sank sardi. 

Bu ilahT lutufdan gok memnun kalan Ahmet, Cenabi Hakk'a (c.c.) sonsuz 
sukranini, sukran secdeleri ile yerine getirdi. Bu kissadan almmasi gereken ders sudur: 

Eger matlubTnden olan kutsal bir zatin istidadi, seyhinin dahi irsat halkasindan 
tasarsa, baska bir zat'a devrin hsan-i Kamil'ine gonderilmek adetullah olmustur. 

Nitekim Mevlana Halit Hazretleri, bu nitelikte bir veil olmakla, Hindistan'daki 
devrin kutbu'l-aktabi'ndnanfeyzalmak igin kendileri Hindistan tarafma gonderilmistir. 

Sonra Seyh Ahmet, irsat halkasmda bulundugu seyhinden izin alarak, o 
manasinda gordugu buyuk dagda Gavsu'l-azam'i gordu. Donusunde, seyhinden izin 
alarak, Gavsu'l-azam'in irsat halkasma dahil olarak Hakk'a ulasti. 

Dikkat buyurulursa, bu menkibede uveysiligin ozel bir sekli bahis konusudur. 
Malumdur ki, uveysTlik belli bash iki tecellT qosterir. Soyle ki; 

Birincisi, Veysel KaranT (r.a.)'da tecellT ettigi gibi, Resul-i Kibriya (s.a.v.) henuz 
bu alemden aynlmamisken, bu alemde Resul-i Kibriya'yi zahirde gorememis, fakat 
mana aleminde, ne saadettir ki, ondan ahz-i feyz etmistir. 

ikincisi, uveysligin ruhaniyetten istifadedir. Bunu biraz aynntilan ile arz edelim. 
Hakk asigi seyru suluk erbabmdan bazilan, hayatta olan bir mursitten degil de, 
gegmisteki bir pir-i azamdan irsat bulurlar. 

Bunun tasavvuf lisanma gore ifadesi soyledir; bu salikler guzestegandan istifade 



-108- 



ederler. 

Bunun en guzel ornegi, NaksibendT tarikatmin pTr-i azami §ah Muhammed 
Naksibend efendimizin hakikatta, bu dunyayi goktan terketmis bulunan Abdul Halik-ul 
GucduvanT (k.s.) Hazretleri'nden ders ahp, o manevT telkinlerden istifade etmeleri 
keyfiyetidir. 

Bu tecellTyattan baska, uveysiliqin ozel bir sekli daha vardir ki; bu da matlubmden 
olan bazi saliklerin birtakim vazife ile gorevlendirilmeleri nedeniyle, mursid-i azamlan 
ahireti tesriflerinden sonra da onun ruhaniyetinden istifade etmeleridir. Bu, feyz almanin 
en gug sekli olup, salikte daimT sekir (manevi sarhosluk) ve gaybet (kendinden gegme, 
istigrak halinde bulunma) hali gorulur. 

Bunun tecellisi sudur ki; Ehlullah damlalarmi okyanus ket-meleri, yani; 

— Nefahtufihiyi ashnda Ruhukulltye kavu§malan nedeniyle hem daima 
canhdirlar, hem de her iki alemde tasarruf sahibidirler. 

Ruhaniyetleri RuhukullTde demek oldugundan, hem bu alemde, hem de ahiretteki 
matlublannm yardimina kosarlar. Ne kadar harikulade bir hal degil mi? 

* * * 



36.ci Menkibe 

ABDULKADlR GEYLAN? HAZRETLERi'NJN 

GAVS'iYETiNi AgiGA giKARAN KUTLU SOZU 

iNKAREDEN KiMSENJN BA§INA GELENLER 

HAKKINDA 



«Menakib-i Tacu'l-Evliyave Burhanu'l-Esfiya»'nin otuzuncu menkibesi soyl.edir: 

— «Devrinde turn evliyaullahtan ustun olan Gavsu'l-azam (k.s.)'un ayaklan o 
zamanm veil ve velTyelerinin, yani, erkek ve kadm evliyalannin boyunlan uzerindedir» 

...sozunu inkar eden ve ona uymayan isfihan §eyhi Es-§eyh San'anT'nin 
basindan gegen halleri dile getirmektedir. 

Gunlerden bir Cuma gunu, §eyh AbdulkadTr Hazretleri vaaz veriyorlardi... 

Huzurlarmda §eyh Ali bin Heybeti, §eyh Baka, §eyh Ebu Said KiylevT, Seyh 
Ebunnecib AbdulkadTr Suhreverdi, Seyh Ebu Mukerrem, §eyh Ebul Abbas Ahmed bin 
Ali, Seyh ibrahim NehrevanT, §eyh Caygir, §eyh Kazib-ul Banii MusulT, §eyh Hammad 
bin Muslim Dabbas, Seyh Macid, Seyh Osman bin Merzuk, Hace Yusuf HemedanT, 
§eyh Arslan Muzekki, Seyh Sadaka-i Bagdad?, §eyh Mubarek bin Ali, Seyh 
Sehabuddin SuhreverdT ve daha nice alim, abid bilgin ve binlerce halk onun hakikati 
bildiren, gergekleri agiklayan, dilinden gikan marifet sirlanni can kulagiyla dinliyorlardi... 

Birden Cenab-i Fahri Kainat Efendimiz, yanmda Ashab-i Kirami ile Hazreti PTrin 
mahallini tesrif etti. O anda Hazreti PTr sukut-u ihtiyar etti. 

Hazreti Peygamber PTr'in agzma yedi defa ufledi. Bunun uzerine Hazreti Gavs 



-109- 



yine konusmadi. Bu sefer imam-i Ali (k.v.) ve 3 Halife uger defa PTr'in agzma uflediler. 

— «Konus ya Gavs!» buyurdular. 
Hazreti PTr'in ilksozu: 

— «Gegmi§i unutalim, hale donelim» diye duyuldu. 

Muteakiben oyle konusmalar oldu ki, Bagdat halki bu konusmalan ilk defa 
dinliyordu... 

Butun hafk cus-G-hurus iginde ve ayni konusmayi yeryuzunde kulagi ve gozu 
agik butun evliyaullah da dinliyordu. 

Tekrar Resul'u-Zisan: 

— «Gul ya Abdulkadir, kademi haza ala rekabeti kiilli velhyullahi.» (Yani, 
soyle ya Abdulkadir! Senin ayagm butun velTlerin boynu ustundedir) buyurdular. 

Hazreti PTr bunu orada bulunanlara soyledi. Ne kadar cemaat varsa. 

— «Ala rekabetini ala re'sina!» (Yani: Evet senin ayagm boynumuz uzerindedir.» 
dediler. 

Seyh Ali bin Heybeti ayaga kalkti. Hazreti PTr'in ayaklanni ahp boynuna koydu. 

O sirada Ommi Obeyde kasabasinda bulunan RufaT PTr'i Seyyid Ahmed-er RufaT 
Hazretleri mubarek basini topraga koyup, 

— «Ala rakabeti.» dedi ve yaninda bulunanlara: 

— «Bu saatte Bagdat'da bulunan Seyyid karde§im Abdulkadir gavsiyetini Han 
etti.» buyurdu. 

Butun evliya-i kiram hazerati: 

— «Ala rakabethi!» 

Diye boyun egdi. Meshur §eyh San'a: 

— «Ben de onun gibi buyugum, ona boyun egmem...» deyince; 
Hazreti PTr'in ruhaniyeti tecellT edip: 

— «Madem ki, benim ayaklanmi boynunun uzerinde olmasmi kabul 
etmiyorsun, dyleyse domuzun ayaklan boynunun ustunde olsun!..» 

Bu olay olduktan bir sure sonra; §eyh San'a Rum tarafina dogru gitti ve Bizansh 
bir kiza asik oldu. 

Kiz: 

— Bana kavusmak istiyorsan once dinini degistireceksin, sonra da yedi yil 
domuzlanmiza gobanhk edeceksin... Ve her gun bir defa uzaktan pencereden yuzumu 
goreceksin, kabul mu? dedi. 

Seyh kizm hukmune itiraz etmeyip kabul etti. 

Boylece seyh hristiyan oldu, yanindaki dervisler de dagildilar. Seyhin Mekke'de 
bir dostu vardi, dervislerden seyhin basina gelenleri ogrenince, gayet melul ve mahzun 
oldu, yuzij sarardi ve mateme burundu. 

Dervislere dedi ki: 

— «Siz, boyle nasil dervi§siniz? Insana kara gun dostu gerek. Sizin vefaniz bu 
mu? Nigin §eyhinizin bagi§lanmasi ve hidayete ermesi igin Hak Teala Hazretleri'ne 



-110- 



yalvarmiyorsunuz? Hazreti Gavs'a gidin rica edin. O, onu affeder!..» buyurdu. 

Bunun uzerine dervislerin hepsi de Cenab-i BarTye niyaz ettiler ve Bagdat'a 
giderek, Hazreti Seyh AbdulkadTr'in ayagma kapandilar. 

Seyh AbdulkadTr: 

— «Allahu Teala seyhinizi affetti. Gidin, seyhinizin domuzlan guttiigu 
mahalle varip karsismda zikiryapin, o size gelecektir...» buyurdu. 

Dervisler bu soz uzerine gok sevindiler ve §eyh San'a'nin bulundugu mahale 
gidip ALLAH'in ismini andilar (zikrettiler). 

O anda domuz yavrulamis, Seyh San'a yavruyu omzuna almis domuz surusunu 
gutmekte idi. Seyh San'a birden kendisine geldi. Nadim oldu, tevbe etti ve dervislerin 
yanma kostu. O sirada Hristiyan kizi gordu ki; San'a kendisini birakir. Akli ba§indan 
gitti. Qabuk San'a'nin arkasindan ko§tu. §eyh ve dervi§lerin huzurunda kelime-i tevhTd 
getirerek musluman oldu. §eyh San'a kiz ile evlendi. 

Bundan alinacak ders bir tecellT ile iki hikmetin zuhurudur. 

Su beyti zikretmeden gegemiyecegiz: 

«Kul olunca yanmaz oldu nan suzanim benim.» 

§eyh San'a'nin, hristiyan kizma askmi bahis konusu eden bu kissaya uygun bazi 
siirler ile eserin suslenecegine inanarak, sirf sanat yonunden bile dusunulecek olursa, 
FuzulT'nin, tasavvuf ve aski birlikte anlatan su §iiri de hem hale uygun, hem de 
arifanedir: 

«Ayri bilmifsin FuzulTmescidi meyhaneden 

Sehvimis. ol kimseni biz ehli irfan bilmi§iz...» 

* * * 



37. ci Men kibe 

GAVSU L-AZAM JN 

BUTUN ESHAB VE MURiTLERJNi 

CENABI HAKK (CC)YE TEVDlBUYURDUGU 

HAKKINDA 



«Behget-ul Esrar»'in belirttigine gore; 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT (k.s.), butun mensuplanni mahbubiyet sirnna 
ve naz mertebesi hususiyetine guvenerek alemlerin yuce Rabbine (c.c.) takdim 
eylemistir... 

Bu isimleryuce Mevla tarafindan cehennemin sorumlu melegi olan Hazini Malike 
verildigi gibi, azab ve soru melekeri Munkir ve Nekir'e de verilmistir. 

Bu konudaki Arapga metnin tercumesi soyledir: 



-111- 



Alemlerin yuce Rabbi Gavsu'l-azam'm bir duasi uzerine naz mertebesindeki 
mahbubuna soyle buyurmustur: 

— «Ey mahbubum! 

Senin indinde makbul olan, bence dahi makbuldiir. Miinkir ve Nekire 
verdigim emri ilahfodur ki; sana mensup olanlara asla azap etmeyeceklerdir. 

Ben Azimiissan olan yuce Mevla bu hususta sana soz veriyorum.» 

* * * 



38. ci Men kibe 

E§§EYH'-UL ARiF EBU MUHAMMED §AVER-UL 
SEBTiDEN NAKLEN 



Bu menkibede su kissa anlatilmaktadir: 

Bir gun §eyh Ebul Maruf, Misir'a gelmeden once, Gavsu'l-azam (r.a.)'dan ne gibi 
ogudu oldugunu sormu§. Gavsu'l-azam kendisine soyle buyurmustur: 

— «Olulerle goru§meyin, aksi halde sizin de kalbleriniz 6lur.» 

Burada oluden maksat, kalbleri olmus olan cihan halkidir. Aslmda su ledum 
gergegine isaret etmekte de yarar vardir: 

«Kalbi old olanlan diriltmek, bedenen oliileri diriltmekten daha zordur.» 

Seyyid Ahmed Rufai (k.s.), butun eshab ve muritlerine soyle vasiyet buyurmus- 
lardir: 

— «Ne zaman Bagdat'a yolunuz du§ecek olursa, herkesten once Gavsu'l-azam 
Abdulkadir Geylani (r.a.)'i ziyaret ediniz.» 

Bu tavsiyeye uyan Ahmet Rufai (k.s.)'un muritlerinden biri, Bagdat'a gider ve 
herkesten once Gavsu'l-azam'm ziyaretine kosarak gitmek ister. 

Ancak Gavsu'l-azam ebedTyete intikal buyurduklarmdan ancak kabri seriflerini 
ziyaret nasip olabilir. Hayatta farz olunan kimseleri birakip, sureta olmus gorunen, 
aslmda olijmsuzluk sirnyla diri olan Gavsu'l-azaml m kabri seriflerini ziyaret eder. 
Gavsu'l-azam'i bufanide kendisini gorememekten uzuldugunij beyan buyurur. 

Bu kissadan gikan anlam; Ehlullahm daima diri (HAYY) oldugu gergegidir. Bu 
konuda bu ledun sirnni en guzel dile getiren su beyittir: 

«Gel nefahtii fihi min ruhtnin anla sirnni 

Kimse bulmazdi hayati baki ol dem olmasa.» 

* * * 



-112- 



39.cu Menkibe 



GAVSULAZAMIN 

KENDiSiNDEN YARDIM JSTEYEN KJMSENJN 

YARDIMINA KO§MASI HAKKINDA 



«Menakib-i Tacu'l-Evliya»'nm altmis sekizinci menkibesinde, bir hacetin kabulu 
igin hacet (dilek) namazi kilan bir zatin imdadma, Hz. Gavs (r.a.)'m yetismesi 
kerametini dile getirmektedir. 

Yine «Behgetu'l-Esrar»'da yer alan Yafii tarafindan tamamlanan bu kissada soyle 
buyurulmaktadir: 

Bir gun, gug bir durumda kalan bir zatin kendisinden yardim istedigini kesfen 
ogrenen Gavsu'l-azam, o yardim dileyen zatin imdadma kosmustur. 

Soyle ki: 

Haceti igin, hacet namazi kilan zat, her rek'attan sonra on bir «Fatiha», sonra on 
bir «ihlas» suresini okur. 

Bunun arkasindan, herhalde bu zat gonul gozu agik bir zat olmah ki, derhal 
yuzunu zamanm hem Gavs'i, hem de kutbu'l-aktabi olan AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'un 
yasadigi Irak'a yoneltir ve Gavsu'l-azam'in yardimini diler Sonra Kabe-i Serife'ye 
yonelerek yine on bir «Fatiha» okur ve on bir «ihlas» suresini de okur. Yine ayni 
sekilde Irak'a yonelerek Gavsu'l-azam'a soyle hitabeder: 

— «Ey insanlar ve cinlerin §eyhi! Ey Allah' in kutbu! Ey Allah 'in gergek bileni! Ey 
Allah'in sevgilisi! Ey Muhammed soyundan Abdulkadir Geylani! Dilegi yerine getiren 
nezdinde, bu§u mu§kulden kurtar! §efaatini benden esirgeme. Ey Hak (c.c.)'nun 
askerleri gorunmez kuwetlerinle bana yardimci ol!» diye niyazda bulunur. 

Gavsu'l-azam'in mahbubiyet sirrinm tecellTyatiyla, dilegi yerine gelir. Boylece 
Gavsu'l-azam kendisine yardimci olur. 

Bu kissada uzerinde durulacak hususlar sunlardir: 

Kendisinden yardim isteginde bulunulan Gavsu'l-azam (r.a.) seyhussakaleyndir. 

Yani, hem insanlann, hem de cinlerin seyhidir. Bu, her murside nasip olan bir 
seref degildir. 

«Degil her cana ya hu hatta canana da vermezler 

niyazi bize Kur'an-i KerTm'deki su ayet-i celTleyi hatirlatir: Malumdur ki, Bedir 
Savasi'nda, iki cihan serveri (s.a.v.) efendimiz, alemlerin Yuce Rabbine soyle hitab 
eder: 

— «Ya Rabbi! Bu boluk dyle bir boluktur ki, maglup olursa birligini kabul 
eden kimse kalmayacaktir.» 

O esnada Hak (c.c), gorunmez askerlerle Bedir Savasi'nda muslumanlara 
yardimda bulunmustur. 

Yani, kissada belirtilen gorunmeyen askerlerini gondererek musrikleri yok 
etmistir. 



-113- 



Kissadan cjkacak en onemli ledun sirlari ise §unlardir: 

1- Dilekleri kabul eden yuce Mevla'nm nezdinde, .turn niyazlann mertebe-i niyaz 
kabul buyurulmasinin sebebi, Gav-su'l-azam'in mahbubTyet ve masukTyet yuce katmda 
bulunmasidir. Diger keramet-i kevniye ve ilmiyesi dahi bu sebebe dayanmaktadir. 

2- Gavsu'l-azam zamaninin Kutbu'l-aktab ve insan-i Kamil'i olduklanndan, 
zamanmda ism-i azam sirrini izhar ettiginden, Hak (c.c.)'ye yapilan her yalvarma, once 
ona hitaptir. Bunun en agik tezahur ve kaniti sudur: 

Bir murTt; sayet yuce Hak (c.c.) Teala'ya munacaatta bulunurken oncelikle 
niyazma baslarken zamanm Kutbu'l-aktab'inin kutsal ismini zikretse, ardmdan Allah 
(c.c.) dua'da bulunsa... yaradanm yuce katina kisa zamanda erisir. 

Belki dint emirlere asin bagh kimseler bunu kabul etmeyebilirler. Fakat, gergek bu 
merkezdedir. 

Bu oyle bir sirdir ki, bunu bilen bilir, bilmeyen inkar eder. Tipki gizli ilimleri inkar 
eden gafillerin durumlan gibi. 



* * * 



40.ci Menkibe 



ABDULKADiR GEYLAN?(K.S.)'UN 
AHiRETi TE§RiFLERi HAKKINDA 



Dikkat buyurulursa, bu, Gavsu'l-azam'in vefati §eklinde tercume etmeyerek, 
«ahiret alemini te§rifleri» diye tercume ediyoruz. 

ZTra, Yunus Emre'nin dedigi gibi, 

— «Asiklar olmez, olen hayvan imis» 

...sirri apagik iken, ALLAH'a kavu§mak ile «HAY» (diri) ola bir kamil velTye, olmek 
lafzmi kullanamadikve kullanamayiz. 

Malumdur ki, gerek «Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nin, gerekse 
diger menakibde zikrolunan bu menaki-bin, hakikat mertebesinde durulacak ozellikleri 
§unlardir: 

1- Gavsu'l-azam (r.a.)'a takdim edilmek uzere Hak (c.c.)'nun olum melegi Azrail 
(a,s.) vasitasiyla oglu Abdulve-hab'a verilen mektup, Gavsu'l-azam'a takdim edilince, 
kendileri soyle buyurmuslardir: 

— «Asil vatanima donmekten gok mes'udum.» 
Bu yuce kelamlar neler neler anlatir. 

«Gelip bu alemi esfelde kulluk camesin giydim 
Sezai padisahim ben veltkin eski yurdumda.» 

2- Dikkat etmege deger bir husus da sudur: Oglu Abdulvehab (k.s.), yuce 
pederine sunu sorar: 

— «Pederim neren agnyor?» 



-114- 



Gavsu'l-azam (r.a.)'m cevabi sudur: 

— «Butun uzuvlanm agnyor, ancak kalbimde higbir agn yoktur.» 

Gergekten de oyledir. Evliyaullah, mahsun ve mahfuz olduklanndan kalbleri de 
oyledir. Hig bir illet onlann kalblerinde ansizin beliremez. 

Kirk dokuzuncu menkibenin en agik ozelligi sudur: 

O menkibede su gergek dile getirilmistir: 

Herhangi bir zat, Gavs'in hilafetini kazanirsa, o kutsal zat kurtulma bulur ve 
Gavsu'l-azam'in gegerli duasi ile butun tarikat halTfelerinin eristigi olgunluga tam bir 
sekilde erisir, buyurmuslardi. 

UYARI: Buraya kadar gegen menakibte oyle cumleler vardir ki, «Menakib-i 
Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nin yuce muellifi, neden dolayi bu hikmet 
mahfazasini agmadigi tam anlamiyla meghulumuzdur. Biz, gijcumuz olgusunde bu 
yuce hikmetlere ayrintilanyla temas edecegiz. 

Menakibde bahsi gegen cin ve ifritler hukumdarimn Gavsu'l-azam'in mundine el 
surememesi, Gavsu'l-azam'dan gekinmesinden dolayidir. Bunun neden boyle oldugu 
soruldugunda, cevabimiz sudur: 

— Gavsu'l-azam, §eyhu'l Sakaleyn'dir. Yani, insanlar ve cinlerin ona bagh olmasi 
bu sebebe dayanir... 

Yine gegmis menakibin en guzel ve pek gok ledum esranni dile getiren bir hikmeti 
de sudur: 

— «Cennet'e girmekle rahata kavusulmadigi gibi, Cehennem ehli olmakla da 
azap ehlinden olunmaz.» 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya»'daki bu hikmetleri igine almaya ciltler yetmez. Malumdir 
ki; 

§eyhu'l-ekber (r.a.) soyle buyuruyor: 

— «Adaleti Ilahiyye mahdut bir sug igin ebedi bir cezaya nza gostermez 
vaadindan donu§ Ilahi §an'a yaki§maz ise de azap edecegine dair beyandan donu§ 
adaleti llahiyyenin geregidir. Bunun tasawuf istilahiyle beyani §6yledir: 

Vaadindan donus muvafik-i muruvvet degildir. Amma vai-dinden donus muvafik- 
u muruvvettir (Vaidi: Ceza verecegine ait soz). 

Bu sebepledir ki; §eyhu'l-ekber (r.a.): 

— «Firavun ilm-i Billah deryasinda gark oldu ve Allahu Zu'l-Celal'den ba§ka 
yardimcisi olmadi» 

...derken ALLAH'in genis rahmetine isaret buyurmakta idi. Hatta Aliyulkari gibi 
bazi zahir ulemasi; 

— «§eyhu'l-ekber azabi tathliktan mustak goruyor» diyerek eliyazubillah yuce 
velTnin kufrune kadar giderek «Men ezali veliyyen» (Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 
buyurmustur ki; «Kim benim velime zulmederse, ben de ona harp Man ederim.» 
Hadis-i serifine isaret vardir.) ilahi kahharma kendini dugarkihyordu. 

Bu konuda kadm velTyye Rabait-ul Adeviyye ayni mazmunu bakin nasil isliyor: 

«Canan iginde yoksa eger cennet istemem 

Duzehte varsa eger rahmet istemem 



-115- 



Yarin hayali miisfikse kalb-i yardan 
Alemde bir dakika dahi vuslat istemem.» 

Bu arifane misralann anlami sudur: 
— «Eger cennette canan yoksa vuslat istemem 
Yok cehennem'de vuslat varise rahmet istemem 
Yarin hayali o canan in kalbinden daha sefkatli ise 
Bu alemde bir dakika bile vuslat arzu etmem.» 

* * * 

41. ci Menkibe 

GAVSU'L-AZAM'IN KAPISINDAKi KOPEGiN, 

ASLANI PARQALADIGINI DJLE GETJREN 

ANLAMI iLE QOK DERJN OLAN 

BiR OLAYIN HAKKINDA 



Es-§eyh Ahmed? ZendiganT (k.s.), ahskanhgi geregi bir arslana binerek, Gavsu'l- 
azam'i ziyarete gelir. Gavsu'l-azam'in kapismdaki kopegi, adeti uzere aslanina yem 
yapmayi arzu eder. Fakat tam aslan kopege saldinp onu yemek igin pargalamaga 
gah§irken, kopek onu bir hamlede pargalar. 

Bu kerameti mu§ahede eden §eyh AhmedT ZendiganT (k.s.), gelip Gavsu'l- 
azam'm elini oper ve hakimiyetini kabul eder... 

Bu kissa, zahirde onemsiz gibi gorunuyorsa da, birgok ledum sirrini dile 
getirmektedir. 

§6yle ki: 

Bir kere, AhmedT ZendiganT (k.s.) kurbu nevafil (nafileler yakmligi) ve kurbu feraiz 
(farzlar yakmligi) sirlarma ermis bir velT oldugundan, butun mahlukat emrine boyun 
egmi§tir... 

Yani emri altma girmistir. Boylece kendisinde kerameti kevniye zuhur etmistir. 
Yani, bu alemdeki her sey kevnT keramet sonucu seyh Ahmet ZendiganT'nin emrine 
teslim olmustur ki, bir arslani binek hayvani gibi kullanir olmustur... Ancak kendisinin bir 
an igin magrur olarak Gavsu'l-azam'in kapisina arslanla geldigi anlasilmaktadir. Bunun 
sonucu Gavsu'l-azam'in kopegi arslani pargalamistir. Burada gok onemli bir ledun 
sirrina deginmek gerekir. 

«Bu niyazidustii varlik cahina Yusufgibi 

Tut elim kurtar ki, nacar kalmisim Ya Rab! Medet.» 

iste, AhmedT ZendiganT de, Yusuf (a.s.) gibi varlik kuyusuna dusmustur. Beytin 
once anlamini yazarak, varlik ganmm neye delalet ettigini arz edelim. 



-116- 



Beytin yuce anlami sudur: 

— « NiyazT de, Yusuf(a.s.) gibi varlik kuyusuna du§tu 

Ya Rab! Elimden tut kurtar. Qaresiz kaldim. 

Yardim olursa senden olur.» 

denilmek isteniyor. NiyazT MisrT (k.s.), tipki §eyhu'l-Ekber (r.a.) gibi Kur'an-i 
KerTm'in zahir manasi yanmda, batin manasi ile de tefsirini yaparak, Yusuf (a.s.Yin 
dustuqu kuyunun bildiqimiz anlamda kuyu olmayip, varlik kuyusu oldugunu beyan 
buyurmaktadir. 

Malumdur ve birgok kez arz edilmistir ki, Resul-i Kibriya (s.a.v.) bir hadTs-i 
senflerinde soyle buyurmustur: 

— «Hig bir ayet ve sure yoktur ki, bir zahiri manasi yanmda, bir de batini 
manasi bulunmamis olsun.» 

Yalniz suna da isaret edelim ki, boyle Kur'an-i KerTm'i le-dunni manada tefsir 
etmek; 

Ancak kesf-u zevk esranna Muhyiddtn ibn'ul Arab? (k.s.) ve Seyh-i KebTr 
Sadrettini KonevT (k.s.) gibi buyuk evliyalann isidir. Yoksa; zahir tefsircTleri ve fikih 
bilqinlerinin isi deqildir. 

iste, NiyazT MisrT (k.s.) dahi varlik cahini ve onun mahiyetini, boylece bir hakTkat 
mertebesinde tefsire tutmustur. 

* * * 
42.ci Menkibe 

GAVSU'L AZAM'IN 

DUNYAZENGiNLiGiNE ONEM VERDiGJNJ 

ZANNEDEN HAKiMJN HAKKINDA 

Bu menkibe; Gavsu'l-azam'in kapisinda kirk tane gok cins ve guzel at gorerek 
Gavs'ul-azam (r.a.)'in dunya zenginligine tutkun bir zat oldugunu sanan bir hakimin, 
inkara varmasini, sonra o atlann dalaklanni yiyerek sifa bulusunu dile getiren kissa 
hakkindadir. 

Kissa soyledir: 

Gavsu'l-azam'in ufuklan kaplayan sohretine hayran olan bir hakim (filozof ve 
dehIT) uzak beldelerden gelerek yuce Gavs'i ziyarete buyuk bir istekle kosar. 

Ancak Gavsu'l-azam (r.a.)'m dergahma vardikta, avluda emsalsiz kirk at gorur... 

Yular ve egerlerinin bile altin islemeli oldugunu, terlediginde uzerine ortulen 
ortunun dahi ipekten dokunmus oldugunu gorunce de, Gavsu'l-azam'in hasa dunya 
perest bir zat olduguna inanarak imani sarsihr. 

Mevla'nin hikmeti ilahisine bakm ki, o hakim oyle tehlikeli bir hastahga yakalanir 
ki, doktorlar gare bulamaz. 

«Ger alemiyyan ciimle tabiban baset 

Haiti nikunet muskilima ilia Hu» 

Yani «Butun alem buyuk bir hastane olsa, butun insanlar da doktor olsalar benim 



-117- 



hastahgima, derdime (Hu)'dan baskasi gare bulamaz» sirri tecellTeder. 

Doktor, o hakime her gun bir atm dalagini yerse kurtulabilecegini kesin bir dille 
soyler. Nitekim, o hakim, Gavsu'l-azam'in avlusunda gordugu atlann hergun birinin 
kesilerek dalagini yemek suretiyle kirk gunde iyi olur. 

Bu menkibede anlatilmak istenen sudur: 

O munkir hakim, Gavsu'l-azam'in avlusundaki kirk ati gormekle hasa, 
dunyaperest oldugunu sanarak, inkara saptigi igin, yuce Mevla kendisini o atlann 
dalaklanni yemege mecbur eden bir hastaliga yakalatarak gerekli dersi vermistir. Asil 
menkibenin ruh noktasi ve ders alinmasi gereken iste buradadir. 

Bir de, bu kissa vesilesiyle su ayet-i kenmenin sirri tecellT etmistir: 

«iman ettiler. Sonra inkar ettiler. inkar eyledikten sonra iman ettiler. 
Sonunda imanlan daha fazla kuvvetlendi.» 

* * * 
43. cti Menkibe 

GAVSU L-AZAM iN 

BAGDATLI SEQKJN DJN ALJMLERiNJN 

SUALLERiNE HJKMETLi CEVAPLAR VERMESi 

HAKKINDA 



«Menakib-i Tacu'l-Evliya ve Burhanu'l-Esfiya»'nm altmis ve altmis birinci 
sahifelerinde, kitabin bitirme bahsinde en buyuk kaynak olarak «Behget-ul Esrar» adh 
kitap gosterilmektedir. Halbuki pek gok kaynaklar dahi Gavsu'l-azam'in sayisiz 
keramatmi dile getirmektedir. 

Biraz ileride bu konuda aydmlatici bilgi takdim edilecektir. 

«Menakib-i Tacu'l-Evliya»'nin elli sekizinci menkibesinde beyan buyurulmaktadir 
ki, §eyh Ebul Muhammedu'l-Ferag'den nakil oldugu uzere; 

Gavsu'l-azam'a belki Bagdat'm bin segkin din bilginleri, gesitli ve birbiri ile ilmT 
zahir itibanyla yakmligi olmayan sualler tevcih etmisler... 

Bunun uzerine Gavsu'l-azam her birinin yonelttigi suale en isabetli cevabi 
vermistir. 

Bu cevap dolayh bir sekilde Gavsu'l-azam tarafmdan vaazlannda yapilmistir. 

Bu kisa menkibe su ledun sirnni dile getirmektedir. 

Zahir ulemasinin ilmT, kazanmakla elde edildigi halde, gizli ilim sirrina erenler, 
ALLAH yaninda gizli ve agik butun bilgileri bilirler. 

— «Benim ilmim katinda muctehitler aciz oldular Veltf) ilmi ilahrnin dili 



VelT: Velakin. 



-118- 



divanesiyim.» 

sirri butun gizli ilim alimlerinde oldugu gibi, mahbubiyet sirnna mazhar Gavsu'l- 
azam'da butun ihtisamiyle zuhureder. Bundan tabiT birseyde yoktur. 

Bir gun masukiyet ve mahbubiyet sirnna mazhar olan Gavsu'l-azam (r.a.), o 
mahbubiyet sirrinm geregi vahdeti vucutta asin gorusu beyanda bulunmustur ki, 
bidayetinin sulukunda seyhlik eden §eyh-ul Hammad bin Muslimuddeb-bas (k.s.) dahi 
Gavsu'l-azam'a soyle hitab etmege gerek duymustur. 

— «Qok buyuk soz soyledin. Yani tecelliyata ait buyuk ve iddiali kelamlar ettin. 
Korkarim ki, Hak (c. c.) seni maksadindan caydirmi§ olmasin?» 

Bunun uzerine yuce Gavsu'l-azam, elini §eyh Hammad Hazretleri'nin gogsune 
koydukta sanki bir ate§ du§mu§ gibi olmu§ ve tipki kelTmullaha nar ve nur §eklinde 
tecellT eyleyen yuce ALLAH, Hammad (k.s.)'a Gavsu'l-azam'in sozlerinin aynen ve 
saglam bir §ekilde dogru oldugunu bildirmi§, bu suretle; 

— «Her turlu fazlu nimet Cenab-i Hakk'in yed'inde olup lutfu ihsan buyurur» sirri 
tecellT etmi§tir. 

— «(Elilmuindallah) ilim Allah'm indindedir. Diledigine ihsan buyurur» sirri 
agiklanmaktadir. 

§eyh Hammad (k.s.), aslmda ilahT mekirden gekinip, Hazreti Gavs'a ihtiyat 
tavsiye buyurmakta haksiz degildi. ZTra, pek gok evliya-i kiram, Hak (c.c.)'nun 
mekrinden emin olmadiklarim defaatla izhar buyurmuslardir. 

Bu husus birgok tasavvufT eserde yer almistir. Ancak, masukiyet makamma 
erenler bu tehlikeden korunmuslardi. 

Bu vesTleyle su sirra da isaret etmeliyiz: 

Gavsu'l-azam'in masukiyet sirrinm tecellisi ile §eyh Hammad (k.s.)'un gogsunde 
ates yanmis gibi bir haletin zuhuru, seyri sulukun gereklerindendir. 

Malumdur ki, matlubTnden bir saiik, mursTd-i kamil olan efendisine rabita 
ettiginde, butun letaifinde ates dusmus gibi bir hal meydana gikar. 

O kadar ki, bu yaniklik o matlubTnden olan murTdi, atesin hararetinden soluk 
alamaz hale getirir, agzi agik gezdirir. 

«Ban garni gek derd ile kaddin bukulunce 

Sen agla cihan halki bakip sana guluncu.» sirri tecellT eder. 

Elbette bu arif-i kamil olan §eyh Hammad (k.s.) de, bu hali manevT kemaliyle 
zuhur eder. iste §eyh Hammad (k.s.)'de ortaya gikan budur. 

* * * 



-119- 



44.CU Menkibe 

TACU'L EVLiYA BURHANU'L ESFJYA 

ABDULKADlR GEYLAN? (K.S.)'NiN 

BAGDAT'A GJRi§i VE §EYHLERJN ONU ANLATAN 

SOZLERi HAKKINDA 

Buyuk alim Ebu I Hasen el-Mukn, AbdulkadTr GeylanT (k.s.) hakkinda kesin bilgi 
ve haberleri ihtiva eden eserinde ibni Kudame'den naklen der ki: 

— «561 yilinda Bagdat'a girdigimizde, Seyh AbdulkadTr! ilmin zirvesine yukselmi§ 
olarak gorduk. 

O, bildigini tatbik ediyor, sorulan getin sorulan doyurucu bir tarzda 
cevaplandmyor, yanindaki ge§itli ihtiras sahiplerine kar§i sabir ve metanet 
gosteriyordu. Ne kadar guzel huy ve vasiflar varsa, Allah hepsini O'nda toplami§ti. 
O'ndan sonra O'nun gibisine hig rastlamadim...» 

Bir diger seyh §6yle anlatiyor: 

— «Gavsu'l-azam (k.s.) gayet az konu§ur ve gok sukut ederdi. Konu§tugu 
zaman, son derece hatiralanni belig bir lisanla anlatirdi. 

Kapisini galan herkesi, zengin olsun fakir olsun ayirt etmeden geri gevirmez, 
kabul ederdi. Cuma harig hig bir gun evinden gikmazlardi. 

Bagdat'in gunahkar olan ekseri halki, onunde diz gokup tevbe ettiler. Yani onlari 
islah etti, birgok Yahudi ve Hiristiyanlar/ Musluman etti. 

Kursu ve minberlerde korkmadan, HAKK'i haykinr, zalimleri ve onlara yataklik 
edenleri aci bir lisanla kinardi. 

Emiru'-Mu'minin El-Muktefi li-Emrillah, Eb'i-Vefa Yahya bin Said'i kadi olarak 
tayin ettigi zaman minberde §6yle haykirdi: 

— «Muslumanlara, en zalim kisiyi tayin ettin, yann alemlerin Rabbi 
huzurunda bakalim ne cevap vereceksin?» 

Halife bu gergek sozu duyunca, titremeye ba§ladi. Agladi... Agladi, sonra adi 
gegen kadiyi derhal azletti....» 

El Hafiz Ebu Abdullah EzzehebT «Tarih«'inde §eyh Muvaf-fak'in AbdulkadTr (k.s.) 
hakkinda sorular soruya, soyle cevap verdigini naklediyor: 

— «0'na, omrunun sonlanna dogru yeti§tik. Bizleri medresesine yerle§tirdi, bize 
gok ihtimam gosterdi, gok defa oglunu gonderip, yataklanmizi yaptmrlardi. Evinden 
bizzat yemeklerimizi gonderirlerdi. 

Farz namazlarmi, bize imam olarak kildinriardi. Yaninda dogru olup olmadigini 
anlamak igin, kitaplardan ezberlediklerimi okurdum. El-Hafiz Abdul Gani O'ndan Hidaye 
kitabini okurdu. O zamanlar bizden ba§ka yaninda okuyan talebesi yoktu. Nezdinde 
(yaninda) bir ay on gun kadar kaldik. Sonra bir gece, medresesinde hayata gozlerini 
yumdu ve namazini kildik. 

O'nun kadar kerametleri dillere destan olan, O'nun kadar saygi goren hig kimse 
gormedik. Ne yazik ki 6m ru vefa etmedigi igin O'ndan gok az istifade edebildik. 



-120- 



Butun civar halki alem-ibakaya gogu§unu yani irtihal edi§ini duyunca medreseye 
ko§u§tu. O kadar kalabalik oldu ki gunduz cenaze namazini kilmak imkansiz oldu ve 
ancak herkes gekildikten sonra gece defni mumkun oldu. Cenaze namazini buyuk oglu 
Abdulvahap Hz. kildirdi.» 

islam Tarihi'nde soyle yazar: 

— «§eyh Abdulkadir Geylani (k.s.), birgok kerametler gostermi§ ve manevi 
alanda yuksek makamlar ihraz edilmi§, devrinin imami, Gavs'i, o vakitte yeti§en 
§eyhlerin ba§i idi. O'nun bu yuce vasiflan, itirazsiz herkes tarafindan kabul edilmi§tir. 
O, ayni zamanda fakihlerin, fakirlerin §eyhi idi...» 

O'nun biyografisini anlatan sahifelerin sonunda: 

«0, gerek ilim ve gerekse amelde bir otorite idi. Ozet olarak soylemek gerekirse, 
kerametleri sayilmayacak kadar goktu. Ve bize kadar mutevatir olarak intikal etmi§tir. 
O'ndan sonra gelenlerden hig biri O'nun yerini alamami§tir» denilmistir. 

(STretunnubela)'daki vasfi: 

Ǥeyh, Imam, Alim, Zahid, Arif, Kudve, Seyhu'l-lslam, VelTlerin onderi, 
Sofilerin bas taci, siinneti ayakta tutan, Bid'ati (dine sonradan sokulanlan) 
hukumsuz kilan, ilim hazinesi, Seyyid, AsTI, dedesi olan peygamberlerin ulusu 
Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in hadislerinin hafizi, Hanbelf mezhebine 
mensup, Bagdat seyhi Seyh Muhyiddin Ebu Muhammed Abdulkadir ecfli.» 

El-Hafiz Ebu Said Abdulkerim O'nu, tarihinde soyle vast eder: 

— «Ebu Muhammed Abdulkadir, asrinin §eyhi ve Hanbeli'lerinin imam ve 
fakihidir. O, ayni zamanda gok zikreden, devamli surette fikr eden buyuk bir Vell'dir.» 

Muhibuddin Muhammed bin En Neccar tarihinde onu soyle anlatir: 

«Ciylan eh linden Abdulkadir bin Ebi Salih bin Zengi dost, zahid, ilmi He amil olan 
musluman imamlanndan biri ve kerametleri agik bir velidir. O'nun 488 yilinda, on sekiz 
ya§inda iken Bagdat'a geldigi ve fikih tahsil ettigi, usul ve furu kitablanni iyice 
ogrendigi, hadis dinledigi, vaazla i§tigal ettigi daha sonra halvete gekildigi, nefisle 
mucadele etmek igin ge§itli gugluklere gogus gerdigi, nefsi terbiye etmek igin gogu 
zaman ag kaldigi harabe evlerde oturdugu ve sahralarda vakit gegirdigi, me§hur zahid 
§eyh Hammad ed-Debbas'in sohbetlerinde bulundugu, ondan tarikat ilmini aldigi, o 
sayede manevi alanda yeti§ip soz ve otorite sahibi oldugu herkesin sevgisini, saygisim 
kazandigi anlatilir...» 

HafizZeynuddin ibni Receb «Tabakat»'mda su sekilde ozetlemistir: 

— «Abdulkadir Geylani (k.s.) once Cilan'li idi, sonra Bagdatli oldu. 

O, asrinin §eyhi, devrinin allamesi, ariflerin piri, §eyhlerin sultani, Ehl-i Tarikatin 
seyyididir. Herkes tarafindan husn-u kabul gormu§tur. 

Ehl-i Sunnet onun zuhuru He zafere kavu§mu§tur. Bid'at ehli kar§isinda 
tutunamayip, eriyip gitmi§tir. Goz alici tavr-u harekati, sozleri, kerametleri ve 
muka§efeleh hertarafa, en kisa bir zamanda y ay ilmistir. 

Uzak ulkelerden ona, fetva sormaga gelmi§lerdir. Krallar, vezirler, Halifeler ondan 
korkar olmustur. 

Kadi-i Kudat Muhibbuddin'in tarihindeki vasfi: 

Efendimiz §eyh Abdulkadir (k.s.) Hanbeirierin imami, asrinin sayilir §eyhi idi. 

O'nun Futuhu'l-Gayb ve El-Gunyetu'l-Talibin, Tariki'l-Hakki ve unlu eseri Hisale- 



-121- 



tu'l-Gavsiyye adinda gok yararli eserlerivardir.» 

El-imam El-Hafiz Ebu Abdullah (MesThat-ul Bagdadiye) adli eserinde der ki: 

— «Abdulkadir Geylani (k.s.) Bagdatta HanbelT ve §afiilerin fikih imami idi. 
Fukaha ve Fukara nezdinde sozu gegerli idi. O, buyuk bir din alimi idi. Her sinif ve 
tabakadaki insanlar, ondan gok istifade ettiler. ilminden, fazlindan yararlandilar. 

O, duasi derhal kabul edilen velilerdendir. Intikami gok suratle alinan ermi§ler- 
dendi. O, zikri daim, fikri gok, kalbi yumu§ak, yuzu guleg, ruhu ince, eli agik, ilmi bol, 
ahlaki ustun, soyca tertemiz, ibadet ve ictihad a§iklisi birzatidi...» 

ibrahim bin Sa'd Ed-Dart de soyle der: 

— «§eyhimiz Abdulkadir, ulema elbisesi giyer, suslenir oyle ata binerdi. Kursuye 
gikar, konu§urdu, konu§masi gabuk idi. Fakat anla§ilacak kadar agik ve segik idi. 
Konu§tugu zaman dinlenir, emrettigi zaman da emri derhal yerine getirilirdi. Kaskati bir 
kalbe sahip biri onu gordugunde, yumu§ar, hu§ua bogulurdu. » 

ibni Kesirtarihinde: 

— «§eyh Abdulkadir (k.s.) Bagdat'a geldi, hadis tahsil etti, onunla me§gul oldu. 
Had is, fikih, va'z ve hakikat ilimlerinde O, yegane otorite idi. §ekli guzel, sukutu boldu. 

Iyiyi emr etmek kotuden nehy etmek gorevini hig ihmal etmezdi. 

Halife imi§, sultanmi§, vezirmi§, hig dinlemez, kursulerde ve minberlerde Hakk'm 
emri ne ise onu teblig ederdi. Bu hususta kimseden korkusu yoktu. 

Toplanti yerlerinde, havas ve avam halka hitab ederdi. Zalimlere yaltak/ananlan 
hig sevmez ve onlari terslerdi. Hig kimsenin kinamasina aldirmazdi bile. 

Zuhdu gok, takvasi bol bir kimse idi. Adetleri yirtacak, akillan donduracak halleri 
ve muka§efeleri vardi. Hulasa o buyuk §eyhlerin ululanndan idi! 

Misafirsiz hig bir gece gegirmezdi. Zayiflara yardim eder, fakirleri doyururdu. 
Talebelerin ge§itli sorulanni cevaplandinrken hig kizmazdi, onlara kar§i son derece 
sabirli idi. 

O'nun yaninda oturanlara da §u kanaat hakimdi: 

O'ndan daha kerem ve lutufsahibi kimse olamaz! 

Arkada§lanndan biri gurbete gikinca, mutemadiyen onun durumunu sorar, sihhat 
haberlerini ogrenmek isterdi. Onlara kar§i olan sevgi ve alakasini muhafaza ederdi. 
Kendisine kar§i kotu davrananlan da affederdi. 

Verdigi sozu tutar, kimseye hainlik du§unmezdi. Ambannda helalinden kazandigi 
bugday vardi. Bir vekile emr ederdi, o ekip, biger, un ogutur, pide yapar getirirdi. O da 
yanindakilere dordunu dagitir, birini yaninda alikoyardi. 

Kolesi Muzaffer kapida, elinde ekmek durur ve §6yle seslenirdi: 

— «Yemek isteyen, ekmek isteyen, yatmak isteyen kimse yok mu? Gelsin 
onun ihtiyaclanni karsilayacagiz.» 

Kendisine hediye olarak verilenlerden yanindakilere dagitirdi. Birazini da kendine 
ayinrdi. Hediyeye mutlaka kar§ilik verirdi...» 

Allame ibni Neccar, tarihinde; CubbaT'nin kendisine soyle dedigini nakl ediyor. 
§eyh Abdulkadir (k.s.) dedi ki: 

— «Butun amelleri inceledim. Yemek yedirmek ve guzel ahlakdan daha iyi bir§ey 
bulamadim. Butun dunya bana verilse, hig bir fakir birakmam, hepsinin karnini 



-122- 



istisnasiz doyururum. §u anda bana bin dinar verilse, bir gece bile beklemeden 
tasadduk ederim.» 

Seyh'den fikih tahsil edenlerden Ahmed bin Mubarek el-MirfeanT der ki: 

«Ubey isminde bir Acem vardi. Dersi gayet zor kavrayan, kafasizin biriydi. Bir 
gun o, Seyh'den ders alirken igeriye ziyaret maksadi ile ibni's-Semhal girdi. Seyh'in, o 
zihinsiz talebeye karsi, gosterdigi sabra hayret etti. Ubey dersden kalkip disan gikmca, 
dayanamiyarak Seyh'e: 

«Dogrusu bu talebene kar§i gosterdigin sabra hayret ettim» dedi. 

§eyh: 

— «Bir hafta daha yorulacagim, ondan sonra bu talebe Hakk'in rahmetine 
kavu§acak» diye mukabele etti. 

Biz, §eyh'in bu cevabina hayret ettik ve gunleri saymaya ba§ladik. Hafta sonu 
olunca Ubey olmez mi? 

Hayret ettik ve dona kaldik. ibni's-Semhal da cenazede hazir bulundu ve Seyh'in 
henuz eceli gelmeden, talebesi hakkmdaki olum haberini bildirmesine hayret etti. » 

* * * 
45.ci Menkibe 

ABDULKADiR GEYLAN? (K.S.)'UN HUZURUNDA 
E§KIYANIN TEVBE EDi§i HAKKINDA 

Seyh Muhammedi bin Kaid el-Evani anlatiyor: 

— «Seyhin yanmda idim. O'na birgok mesele sordum. Bir defasinda da sunu 
sordum kendilerine: 

— «isini ne uzerinde te'sis ettin?» Cevap verdiler: 

— «Dogruluk uzerine. Hayatimda hig yalan soylemedim. Qocuklugumda, okul 
gagimda dahi yalan soylemedim. Kuguklugumde bir arefe gunu, sigir gutmege 
gitmi§tim. Sigirbana donerek; 

«Sen, bunun igin yaratilmadin ey Abdulkadir. Beni nasil olsa bir guden bulunur, 
sen Him ve fazi igin yaratildin» 

...dedi. Hemen, korku ve deh§et iginde eve dondum, evin damma giktim, insanlan 
Arafat'ta vakfede gordum. Hemen anneme ko§tum dedim ki; 

— «Anne beni Allah'a bagisla, Bagdat'a gitmeme izin, ver, orada Him tahsil etmek 
ve salih ki§ileri ziyaret etmek istiyorum...» 

Annem sebebini sorunca, durumu kendilerine anlattim. Agladi ve kalkip 
babamdan kendisine miras kalan 80 dinari getirdi, kirkini kardesime ayirdi, kalan 
kirkini da bir kese iginde, boynuma takti. 

Bana, dogruluktan aynlayacagima dair ogtit verdikten sonra izin verdi ve: 

— Haydi oglum, Allah yolunu agik etsin, yuzunu bir daha gormek bana nasip 
olmayacak...» 



-123- 



...deyip beni goz ya§lan iginde ugurladi. 

Kuguk bir kafile He Bagdat yoluna koyuldum. Hemedan'i gegince, aniden kirk atli 
eskiya gikiverdi. Kafileye saldirdilar, bana ilismediler.... 

Biri beni alip onlardan kagirdi, fakat bana sordu: 

— Ey fakir, yaninda ne kadar para var? dedi. 
Ben: 

— Kirk dinar... dedim. 

— Nerede o para? dedi. 

— «i§te §uracikti, duruyor..» diye cevap verince, bana inanmadi, kendisiyle alay 
ettigimi sanarak, yanimdan uzakla§ti... 

Sonra, diger biri yakaladi beni ve ilk defa soran kimse gibi sordu ve ben ayni 
cevabi verdim. 

Sonra, her ikisi beni onleri katarak, e§kiya reisine goturduler. Ona kendilerine 
nasil cevap verdigimi anlattilar. 

Bunun uzerine e§kiya reisi: 

— Getirin, dedi. Ben onu konu§turmasini bilirim. Nihayet, beni yanina iyice 
yakla§tirdiktan sonra: 

— Paran nerede? diye sordu. 

— I§te §uracikta, koltugumun altinda... dedim. 

Bunun uzerine yakami yirtti ve parayi aldi. Hakikaten dedigim gibi, kirk dinar/ 
gorunce hayret etti ve sordu: 

— Seni bu dogruluga sevk eden sebeb nedir? 
Ben: 

— «Annem benden, hig yalan soylemiyecegime dair soz almi§tir. Ben de ona 
verdigim sozde duruyor, o, canim anneme hig hiyanet etmiyorum. Olsem bile, ona 
verdigim sozden asla vaz gegmeyecegim.» dedim. 

Benim bu kesin ve kesin oldugu kadar da samimT olan cevabimi duyunca adam: 

— Ya, dedi. Demek sen annene verdigin sozden hayatin pahasina da olsa 
donmuyorsun, ya biz nasil insaniz ki «elestu bT rabbikum» bezminde (vani ruhlann 
vucut kokusu almadan evvelki hallerinde, Cenab-i Hak'ka verdigimiz sozden imtina 
eder ve eskiyalik yapanz. §u andan itibaren ben sizin reisiniz degilim...» 

diyerek benimle beraber Bagdat'a gelmeye karar verdi. 

Onun o samimi halini goren diger kafile mensuplan: 

— Sen bizim dunya islerinde reisimizdin. Ahiret islerinde de reisimiz ol. Biz de 
seninle beraber Bagdat'a geliyoruz...» 

...dediler. Ve kafileden aldiklanni, bir bir sahiplerine teslim ettiler. I§te huzurumda 
Allah'a boyun egip ilk defa onlar tevbe istigfar ettiler.» 

* * * 



-124- 



46. ci Men kibe 



ABDULKADiR GEYLAN? (K.S.)'Yi 
QOCUK iKEN MELEKLERiN KORUMASI 

HAKKINDA 



AbdulkadTr GeylanT (k.s.)'ye sordular, cevap verdi: 

— «Ben, on ya§inda kuguk bir gocuk iken, evden gikip, mektebe giderdim. 
Etrafimda meleklerin, benimle beraber yuruduklerini, beni koruduklanni gorurdum. Ta 
mektebe kadar bana boyle refakat edip, mektebe varinca «Yer agin, Allah'in velile- 
rinden bin geliyor!» derlerdi. 

Bir gun, yine boyle bir halle kar§ila§tigim zaman oraya tanimadigim bir adam 
ugradi. Meleklerin o soylediklerini duydu. Onlardan birine: 

— «Bu gocuk kimdir, nedir?» dedi. 
Bir melek ona: 

— «Bu, asTI bir ailenin gocugudur. ilerde buyuk bir adam olacaktir. Verecek ve hig 
kimseyi, kapismdan bo§ gevirmeyecektir. Allah'a takarrubu, her gun biraz daha artacak 
ve gok ulvT mertebelere yukselecektir...» 

Aradan tarn kirk yil gegtikten sonra anladim ki, o zat, meger o zamanin 
velilerinden biri imi§....» 

Ebu Bekr EtteymT, §eyh AbdulkadTr'in kendisine §6yle anlattigini nakl ediyor: 

— «Bagdatta kitlik hukum suruyordu. Aradan gunler gegiyor, yiyecek helal bir 
lokma bulamiyordum. Di§anya gikip, kirlara giderek helal ve mubarek otlar ve 
bakliyattan ne bulursam yerim dedim. Qiktim dola§tim, nereye gitti isem mutlaka 
benden evvel oraya giden kimseleri gordum. Bir §ey bulduy-sam bile, fakirleri du§unup 
yemek igimden gelmedi. 

Nihayet Reyhaniyyin gar§isindaki bir mescide vasil oldum. Agliktan ayakta 
duracak takatim kalmami§ti... Sendeliyordum, nerde ise du§ecektim. Zar zor mescide 
girip, bir kosede buzuldum. Olumu beklemeye koyuldum. Derken igeriye bir delikanli 
girmezmi?.. 

Baktim elinde ekmek ve kizarmak bir et var. Delikanli yemege basladi. O, agzina 
lokma atmak igin her ne zaman elini kaldirsa, ben belki agzima bir §ey atar diye agzimi 
agtim. Sonra kendi kendime, bir Allah adamina bu yakismaz, gok gok olurum, §ayet 
oleceksem bu adamin lokmasi mi beni kurtaracak diye soylendim. 

Delikanli §6yle etrafa bir bakinca beni gordu ve «Bismillah» dedi. 

Bana lokma vermege hazirlaninca gekindim. Fakat yemin etti,ve bana; "Mutlaka 
benimle beraber yiyeceksin!.." dedi. Nihayet onunla yemege razi oldum. Yemege 
ba§layinca bana sordu: 

«Sen nerelisin? Burada ne yapiyorsun, kimleri taniyorsun?» 

«Fikihla ugra§iyorum, Ciylan'liyim!» dedim. 

«Ben de Ciylan'liyim, Abdulkadiradinda Ciylanli birini taniyormusun?» dedi. 



-125- 



«i§te ben O'yum, Abdulkadir'im.» dedim. 

Benim bu cevabimi duyunca, cani sikildi ve rengi bozuldu, adeta sarardi, ve: 

«Vallahi kardesim, Bagdat'a gelince birazcik yiyecegim kalmisti, onu da yedim 
bitirdim. Yanimda sana getirdigim emanet paradan baska hig bir seyim kalmadi. 
Rastladigim hig kimse, seni tamyamadi. Aradan ug gun gegti, artik agliga tahammul 
edecek durumum kalmamisti... Biliyorsunuz ki, zor ve sikintida kalan aghktan olecek 
kimsenin, zaruret olgusu dahilinde old eti yemesini ser'i mubah kilmistir. Ben bunu 
yapmadim da, sana emanet gonderilen bu paradan, bu ekmegi ve eti aldim. Simdi, 
kendi malmi helal olarak yiyebilirsin, ben ise su anda senin misafirinim. Her ne kadar 
zahirde sen benim misafirim olarak gorunuyorsan da...» dedi. Ben onun bu sozleri 
uzerine; 

— «Pekala, bu emanet para nedir?» dedim. 

— «Annenin benimle sana yolladigi sekiz dinardir. Onun bir kismi ile iste 
gordugun gibi yemekaldim. Sana karsi gok mahcubum, kusura bakmadm ya?» dedi. 

— «Hayir, ne munasebet! Helal ho§ olsun!» diye mukabele ettim. 

Yemekten artan kismini, bir altinla birlikte kendisine verdim, yanimdan gayet 
mem nun olarak aynldi...» 

Seyh Abdullah Es-Selemi anlatiyor... Bir gun, Seyh Ab-dulkadTr bana sunu 
anlatti: 

— «Gunler gegmi§ti, bir lokma bile yemek yememi§tim. Bagdat'in dogu 
bolumunde dola§irken, bir ad am bana gelip, kagit para verdi. Bakkala girdim, o para ile 
ekmek aldim. Dogru, halvete gekildigim sakin bir camiye geldim. O mendile sardigim 
ekmegi, kibleye kar§i koydum. Bir lokma dahi yemeden, du§unup dururken, gozume 
duvarin ko§esinde durul-mu§ bir kagit ili§ti. Agtim baktim ki, §u yazili idi: 

— «Allah gegmi§ kitaplann birinde §6yle buyurmustur: §ehveti mu'minlerin 
zayifve fakirlerine verdim ki, onunla mucadele edip Allah'a yaklassinlar diye...» 

Hemen mendilin igindekini oracikta birakarak mendili aldim, iki rek'at namaz kilip 
oradan aynldim.» 

* * * 
47. ci Menkibe 



ABDULKADiR GEYLAN? (K.S.)UN 

SAHRALARDA HARABELERDE KALI§I VE iBLJSLE 

MUCADELESi HAKKINDA 

Seyh Abdullah En-Neccar anlatiyor... Seyh AbdulkadTr bana soyle dedi: 

— «Bana gok agirlik basiyordu. Oylesine ki, eger ben o agirliklarimi bir dag in 
ustune koysam, dag tahammul edemeyip paramparga olurdu... Ben, bu agirlik 
kar§isinda her ne zaman yorgunluk ve bitkinlik hissettimse, hemen sirtimi yer koyup 
§6yle dedim: 

«Her gugluge karsj mutlaka bir kolaylik vardir...» 



-126- 



Bunu der demez, hemen uzerimdeki agirliklar dagilip gitti. ..»Bu durum 28 yil 
surmu§tur. 

Bir defasinda da bana §6yle anlatti: 

— «Din alimlerinden fikih dersi aliyordum. Sahralara gikip gece gunduz harabe 
binalarda kaliyordum. Bagdat'a inmiyordum. Uzerime yunden cubbe giyiyor, ba§ima da 
bir bez aliyordum. Diken ve benzeri §eyler ustunde yalinayak yururdum. Karnim 
acikinca daglarda mubah otlardan ne bulursam yiyor, nehirlerden su igiyor, ayrica nehir 
kenannda kegi boynuzu, mubah ot yapraklan ve bakliyattan ne bulursam yiyordum... 

Bu hal bende gunlerce devam etti. Hig bir §eyden korkmadim, nefsimle mucadele 
ettigim igin halimden memnundum. Gece Allah tarafindan bir yolcu geldi. Beni gece 
gunduz hafifge bir hirpaladi. Sona sahraya giktim, bagirip durdum. Bir mecnun gibi 
dola§maya ba§ladim... 

Derken beni dergaha tabibin yanina kaldirdilar, sonra oldum, iyice yikandiktan 
sonra beni kefene sardilar. Ben bunlari hep gozumle goruyordum. Tarn defnedecekleri 
sirada ayi Idi m. Meger manevi bir Heme dalmi§im da farkinda degilmi§im.» 

§eyh Ebu's-Suud el-HarimTanlatiyor: 

§eyh AbdulkadTr anlatirken kulak misafiri oldum. §u yolda bir sohbette bulundu: 

— «lrak sahra ve harabelerinde kimsesiz, halktan uzak olarak tarn yirmisekiz 
sene dola§tim. Benim hig kimseden haberim olmadigi gibi, kimsenin de benden haberi 
yoktu. Irak'a ilk giri§imde Hizir (a. s.) bana refakat etmi§ti de anliyamami§tim. Ancak 
bana, kendisine kar§i gelmememi §art ko§mu§, ve §6yle demi§ti: 

«Burada otur! Sakin buradan aynlma!..» 

O'nun emrini tutarak beni oturttugu yerde tarn ug sene oturdum. Bana her sene 
ugrayip 

— «Sakm oturdugun yerden aynlma!» 

...diye tenbih ederdi. Dunya ve onun goz alici ve gabuk tukenici nimetleri gelip 
beni kendine gekmek istedi ise de Allah onlarin §errinden beni korudu. 

§eytanlar da muhtelif kiliga burunup bana gelirlerdi. Bana kar§i sava§maga ve 
rahatsiz etmege koyulurlardi. Ama yine Allah beni gogu defa hatta her seferinde onlara 
kar§i galip kilardi... 

Nefsim de kendi §eklinde bana gelir ona dost olmam igin yalvanrdi. Yuz 
vermeyince de bana kar§i zor kullanmaga ba§lardi. Onunla yaptigim sava§larda da 
Allah beni muzaffer kilmi§tir... 

Hulasa nefsimle tedricen mucadele etmesini bildim. Onu simsiki iki elimle 
yakaladim, yillarca §ehirlerin harabelerinde onu iskana mecbur biraktim. Bir sene 
mubah ot ve bakliyattan buldugumu yedim, hig su igmedim... 

Diger bir sene su igtim. Fakat agzima gida namina higbir lokma koymadim. 
Uguncu seneyi de hig yemeden, igmeden ve uyumadan gegirdim. 

Muteakip yilda Kisra'nin (Tak Kasri ki, Resulullahm dunyayi te§rifinde 
(dogumunda) Iran'da beliren yedi hadiseden biri, saray gatlami§ti.) soguk bir gecede 
uyudum. Ihtilam oldum. Kalkib nehir kiyisina gittim, yikandim. Hig unutmam o gece tarn 
kirk kere yikandim. Sonra uyuyabilirim endi§esiyle eyvana giktim... 

Kerb harabelerinde yillarca ikamet ettim. Yiyeceklerim malum... Her sene ba§i bir 
adam gelir, bana yunden bir cubbe getirirdi. Ona burunur, sirf dunyanizdan kurtulmak, 
nefsi ala§agi etmek igin binlerce gareye ba§vururdum. 



All- 



Dikenler uzerinde yalinayak yururdum de bir §ey hissetmezdim. Hangi yoku§u 
gordumse cesaretle tirmandim. Nefsime hig, ama hig aman vermedim. Dunya 
zfnetlerinden hig biri beni aldatamadi. Cunku ben hig birini sevmedim ki...» 

Seyh Omer AbdulkadTr GeylanT Hazretleri'nden soyle dinledigini anlatiyor: 

— «Seyahatim esnasinda bana birseyler olurdu. Giderdim, gelirdim kendimde 
olmazdim. Sonra o halden ayrilinca kendimi, once bulundugum yerin gok otesinde 
bulurdum. 

Vine bir gun Bagdat harabelerinde otururken bir hal geldi. Bir saat kadar 
yurudum. Sonra kendime gelince, kendimi Bagdat'la arasi on iki gunluk Suster 
ulkelerinde buldum. Dusunceye daldim. Tarn o sarada birkadin bana: 

— «Sen ki, AbdulkadTr'sin buna hayret mi ediyorsun...?» demez mi?» 
Seyh Osman Es-SayrafTni anlatiyor: AbdulkadTr'den soyle dinledim: 

— «Geceleri harabelerde kalirdim, Bagdat'a inmezdim. Toplu halde silahli 
§eytanlar gelip, benimle garpi§arak bana ate§ ederlerdi. Kalbimde son derece azim ve 
direng hissederdim. igten birses duyardim: 

— "Ey AbdulkadTr, kalk onlarla sava§, korkma, biz seni kuvvetli kildik, 
yardimlanmizla onlara muhakkak galip geleceksin!"» 

Bu sesi duyunca onlara hucum ederdim, saga sola dagilip kagarlardi, geldikleri 
yerden gidip benden uzakla§irlardi... 

Hele iglerinde koca birseydan vardi. Durmadan bana gelir: 

— «Buradan git, yoksa sana §6yle yapanm, boyle yapanm» diye tehdit 
savururdu. Ben de vargucumle ona birtokatatardim, benden uzakla§irgiderdi. 

Yurekten bir 

— La havle vela kuvvete ilia billahil-Aliyyu'l azim. 

...gekince hemen ba§tan tirnaga kadar yanardi ben de onu seyrederdim...» 
Bir defasinda bana girkin ve son derece pis kokan bir sahis gelerek: 

— «Ben iblisim... Sana hizmet etmege geldim. Beni ve avenemi gok yordun...» 
dedi. 

— Sana itimadim yok, hadi uzakla§ buradan! dedim... 

Bunun uzerine elini kaldirip bana vuracak oldu. Fakat ben ona firsat birakmadan 
ba§indan birdarbe indirdigim gibi yerin dibine gomdum. 

Ikinci defa yine geldi. Bu sefer elinde ate§ten buyuk bir kivilcim vardi. Durmadan 
onunla bana hucum ediyordu... Derken atli bir adam, elinde kiling bana yardima 
gelmez mi? Hemen kilina aldim ve iblisi sirt ustu yuvarladim. 

Uguncu defa onu, benden gok uzak yerde aglar gbrdum... Ba§inin ustune toprak 
sagiyor ve §6yle diyordu: 

— «Senden umidi kestim, galibaseni saptiramiyacagim...»ated/. Ben de: 

— Sus ey mel'un! dedim. 

— «iste bu, azap kamgilanndan daha siddetli bana...» diye mukabele etti. 
Seytani ba§imdan attiktan sonra bana §6yle haller vaki oldu: 

Bir seferinde bana dunya zevk ve nimetleri gorundu ve sordum: 



-128- 



— «Bunlar nedir?...» 

— «Bunlar dunya zevk ve zTnetleridir, senin gibisini avlamaga geldiler...» diye 
cevap verildi. Bunun uzerine ben onlarla savastim, yuz vermedim, benden yuz 
bulamayinca kagip gittiler. 

Sonra benimle alakali olan bir gok manialan gordum ve sordum: 

— «Bunlar nedir?...» dedim. 

— «Bunlar senin yaradihsmda bazi sebeblerdir...» 

...diye cevap verildi. Bunun uzerine onlarin sirtini yere getirmek igin tarn bir yil 
ugra§tim, nihayet galip geldim, hepsini kendimden koparip attim. Sonra kendi igimi 
seyrettim. Gordum ki, kalbim birgok §eylerle ilgileniyor, hayaller kuruyor, kendini 
saraylarda saniyor... Sordum: 

— «Bunlar nedir?..» 

— «Bunlar senin iraden ve ihtiyann...» dediler. 

Bunun uzerine tarn biryil gali§tim, nihayet kalbimi bu gibi §eylerden alikoydum... 

Bir muka§efe daha: 

Nefsimi gordum, butun hastaliklar uzerindeydi. Heva ve hevesi dipdiri!.. Seyanlan 
emre hazir bekliyorlardi... Bir sene de onun sirtini yere getirmek igin didindim. 
Hastaliklanni (bi iznillah) iyile§tirdim , heva ve hevesini kirdim, §eytanini kovaladim. 

Ondan sonra butun her§eyim Allah'in oldu, Allah igin oldu... Yapayalniz kaldim... 
Varliklann hepsi arkamda kaldi, fakat matluba vasil olamadim. 

Matluba eri§mek igin tevekkul kapisini denedim, orasini pek kalabalik gordum, 
gegtim oradan. 

Sukur kapisini denedim, belki oradan matluba vasil olurum, dedim, olmadi. 
Orasini da kalabalik buldum... Oradan da savu§tum. 

Zenginlik kapisindan gegeyim dedim o da olmadi. Qunku orasi da pek kalabalikti. 

Bir de kurbiyet kapisini galip, onu da deneyeyim, dedim olmadi, gunku orasi da 
kalabalik idi. 

Nefesimi dogru mu§ahede kapisinda aldim. Ne gezer, orasi da ardina kadar dolu 
idi... 

Ba§ka hig bir yere bakmadan dogru fakirlik kapisina dogru ilerledim. Birde ne 
gorsem! O kapi benim igin ardina kadar agik degil mi? Hemen igeri girdim. Girdim ama 
butun terk ettiklerim orada tarn tekmil beni bekliyorlardi. 

Orada en buyuk hazine kapisi agildi... En buyuk §erefe nail oldum, ebedi 
zenginlikleri elde ettim... Sonsuz bir hurriyete kavu§tum. Butun bo§ hayal ve temayuller 
buz gibi eridi, butun sifatlar toz gibi ugtu gitti, hem de bir daha geri donmemesi-ye... 

i§te bu (arayip da bulamadigim) ikinci bir vecd idi! 

§eyh Ebu Muhammed Abdullah el-Cuba?, §eyh AbdulkadTr GeylanT Hazret- 
leri'nin kendisine soyle anlattigini yaziyor: 

— «Bir gun son derece fakr-u zaruret iginde sahranin bir ko§esinde oturup fikih 
derslerini tekrarliyordum. Sahsini goremedigim bir ki§i bana §6yle seslendi: 

— «Fikih ve ilmi elde etmek igin biraz odung para iste!» 

— «Ben fakir bir adamim, nasi! ve kimden odung para isteyebilirim . Sayet biri 



-129- 



bana o parayi verirse sonra onu ne He odeyebilirim, bir §eyim yok ki!» 
...demege kalmadan: 

— «Sen kansma, onu biz 6deyecegiz...» demez mi o ses... Bunun uzerine ekmek 
satan bir esnafin yanina geldim ve dedim ki: 

— «Bana biraz yardimda bulun!... §ayet Allah bana bir kolaylik verirse sana 
saatinde oderim, eger olursem bana helal edersin. Bana hergun birbuguk ekmek gonul 
rizasi He verirsen memnun kalinm...» 

Bu teklifim uzerine adam agladi ve §6yle dedi: 

— «Ey Efendim! Ben senin hizmetindeyim. Ne istersen gel benden al!..» 

...bunun uzerine her gun ondan birbuguk ekmek alirdim... Boylece bir muddet 
devam etti. Fakat ben kendisine verecek bir§ey bulamadigim igin sikilmaya, uzuntu 
duymaya ba§ladim. Du§unurken bir ses duydum: 

— «Filan yere git, orada borcunu odeyebilecegin bir §ey bulacaksin!» 

O sesin gosterdigi yere gittigim zaman buyuk bir parga altm buldum, derhal gelip 
onu esnafa vererek borcumu odedim... 

El Cuba'? devam ediyor: Bana §eyh AbdulkadTr dedi ki: 

— «Bagdat halkindan bir topluluk fikihla i§tigal ediyorlardi. Mahsul gunu gelince 
Restaka gikip mahsulden biraz isterlerdi. Bir gun bana dediler ki: 

— «Bizimle beraber Ba'kuba'ya gel, oradan bir§eyler alahm...» 

Onlarla beraber gittim. Ba'kuba'da §erifu'l-Ba'kubiy den Hen salih bir adam vardi. 
Onu ziyaret edeyim dedim. Bana bir murid dedi ki: 

— «Gergekten salih olan kisiler kimseden birsey dilenmezler. Sen de oyle yap! 
Kimseden bir sey isteme! ... » 

Bunun uzerine ben, bir daha o yere gikmadim. Bir gun yine bana bir hal olrnu§tu. 
Sesimin giktigi kadar bagirdim ve yere du§tum. Sesimi duyan hirsizlar kagtilar, sonra 
yanima geldiler, ba§ ucumda dikildiler ve beni tanidilar. 

— «i§te bu mecnun Abdulkadir'dir, bizi rahatsiz ettin. Allah seni hayirla 
zikretmesin...» dediler. 

* * * 
48.ci Menkibe 

TACUL-EVLiYANIN 
§EYH HAMMAD ED-DEBBAS JLE SOHBETi 

Abdullah El-Cuba?, Seyh'den naki ediyor: 

— «Bagdatta fitne gogalmi§ti... O fitnelerin §errinden kurtulmak, dinimi selamete 
gikarmak igin oradan gikmak istedim Kur'an'imi alip boynuma astim ve yola giktim. 
Sahraya gikmak igin HHbe Kapisi denilen yere gelince bir ses duydum: 

— «Nereye gidiyorsun? Don, halk senden istifade edecek..!» 

— «Halktan bana ne? Ben dinimi kurtarmak istiyorum...» dedigimde: 



-130- 



— «D6n, korkma dinini kurtaracak bir zarar ugramiyacaksin!» cevabi verildi. 

Benimle konu§an sesin sahibini goremiyordum... Sonra bana yine bir §eyleroldu, 
daldim... Du§unmeye koyuldum. Allahtan, durumu iyice anlamak igin perdeyi 
aralamasini niyaz ettim. Ertesi gun olunca, Muzaffariye (denilen) bir yerden ge- 
giyordum. Biradam bana kapisini agip; 

— «Buyur ya AbdulkadTr...» 

..dedi. Geldim kapinin e§iginde durdum. Bana; 

— «Dun ne istiyordun dun Allah'dan ne niyaz etmi§tin, soyle bakahm!» 

...dedi. Irkildim, dona kaldim ne diyecegimi, nasil cevap verecegimi bilemedim... 
Bunun uzerine adam yuzume kapiyi oyle garpti ki, etrafindan tozlar kalkip yuzum 
undan bembeyaz kesilen bir degirmencinin yuzune dondu... 

Dun Allah'dan ne istedigimi du§une dusune yurudum, sonra hatirladim; adama 
anlatmak igin geri donunde o kapiyi bulamadim. Canim sikildi... Cunku o adam 
ermi§lerden, Allah adamlanndan bir veliidi... 

Nitekim zamanla anladim. O §ahis, sonradan bana §eyh olan E§-§eyh Hammad 
ed-Debbas idi... 

Onun sohbetinde bulundum. Anlayamadiklarimi ona sordum, bir bir bana 
agikladi. Cozemedigim ne gibi esrarla kar§ila§irsam ona sorarogrenirdim... 

Bazan ilim kollanndan bazilanni ogrenebilmek igin ondan uzakla§irdim. Geri 
donunce bana ilk sozu §u olurdu: 

— «Nerelere gidiyorsun Allah a§kina? Senden buyuk fakTh var midir bu 
civarlarda?..» 

Benim ondan uzaklasmama ara sira kiziyor ve beni bir hayli dovuyordu... 

Yine oradan ilim gayesiyle bazen gozden irakla§ip sonra geri gelince: 

— Nerede idin, bize bol yemekler ve katiklar geldi yedik, sana bir §ey sakla- 
madik! 

...diye giki§tigi da olurdu... Emrindeki muridler de durmadan bana eziyet 
ederlerdi: 

— «Sen, fakih bir adamsin, 'limine diyecek yok. Burada ne i§in var, gitsene 
buradan...» 

..derlerdi. §eyh onlarin bu sata§malanni gorunce dayanamaz: 

— «Utanmiyor musunuz? Adami burdan kovmak mi istiyorsunuz? Allah'a yemin 
ederim ki iginizde onun gibisi yok... Hig biriniz onun tirnagina gikamazsimz! Benim ona 
eziyet ettigime bakmaym! Ben bunu sirf onu imtihan etmek ve ruhi alanda onu kemale 
erdirmek igin yapiyorum... Onun mana aleminde, lahut aleminde, yerinden 
kimildatilmasi imkansiz olan buyuk ve guglu bir dag gibi gorunuyorum!» diye onlari 
azarlardi. 

Bir defasinda yine AbdulkadTr bana §6yle dedi: 

— «Uykuda ve uyanik hallerimde durmadan ir§at vazifesi yapiyordum... Din 
hakkinda o kadar sozler vardi ki, zihnimde, konu§up di§anya sarf etmezsem bogazima 
tikanacak da bogulacagim sanirdim... 

Konu§urken onceleri yanimda iki ug kisi bulunuyordu. Fakat halk duyunca 
kalabalikla§ti. Bulundugum yer halki almaz oldu... Bab-u'l-hilbe denilen yerdeki 



-131- 



namazgaha gittim. Halk pe§imi birakmadi, bu defa orada ir§at vazifesine ba§ladim. 

Di§anda buyuk bir kursu buldular, beni oraya gikardilar, geceleyin halk, elinde 
kandil oldugu halde toplaniyorlar, benim canli ve atesli konu§malanmi dinliyorlardi... 

Sonralan o yer de on Ian almaz oldu. Bu defa buyuk bir tepenin ustune yine buyuk 
bir kursu kurdular, halk akin akin geldi, atlar uzerinde ha§yet iginde vecdle dinlemege 
ba§ladilar. .. Yetmi§ bin ki§iden fazla bir halk kitlesi dinliyordu beni. ..» 



* * * 



49.cu Menkibe 



TACU'L-EVLiYANIN 
HAVADA YURUMESi HAKKINDA 



Gavsu'l-azam dedi ki: 

— «Bir §eyh kendisinde oniki haslet bulundurmadikga nihayet seccadesine 
oturup inayet kilicini ku§anamaz: Iki haslet Allah'tan, iki haslet peygamberden, iki 
haslet Ebu Bekr'den, iki haslet Omerden, iki haslet Osman'dan, iki haslet Ali'den ... 

Allah hepsinden razi olsun! 

ALLAH'tan olan hasletler: 

1- SETTAR (Ayiplan ziyadesiyle ortucu) 

2- GAFFAR (ziyadesiyle bagislayici) vasiflandir. 
Peyqamberlerden olan vasiflar: 

3- §EFiK (ziyadesiyle musfik), 

4- REFiK (ziyadesiyle yumusak) vasiflandir. 
Ebu Bekir'den olan vasiflar: 

5-Sadik, 

6- Mutesadik (tasadduk eden) vasiflandir. 
Omer'den olan vasiflar: 

7- Ziyadesiyle emretme, 

8- Devamh olarak (girkinliklerden nehy etme) vasiflandir. 
Osman'dan olan vasiflar: 

9- Misafirperverlik, 

10- hsanlar uykuda iken geceleri namaz kilmak vasiflandir. 
Ali'den olan vasiflar: 

11- Alim (ilim sahibi olma.) 

Cesur olma, vasiflandir. 

§u beyitler ona izafe edilmistir: 



-132- 



— «Seyhte be§ haslet olmazsa insanlan cehalete surukleyen deccal olur. Bunlar; 
Zahiren §eriat hukumlerini bilmesi ve aslinda hakikat ilmini ara§tirmasi gerekir. 
Misafirlerine guler yuz gostererek ikram etmesi, fakirlere kar§i guzel soz ve guzel 
hareketle egilmesi gerekir. I§te bu §ani yuce §eyhtir ki, haram ve helal hukumlerini iyice 
bilir. Vine kendi nefsini ve hakikat yolculanni terbiye etmesini bilir... §eyhlik yapacak 
kimsenin, §er'i ve tabii ilimler He sofiye buyuklerinin istiiahlanni bilmesi lazimdir. Bunlari 
bilmezse mur§idlik yapamaz!» 

Cuneyd (r.a.) der ki: 

— «Bizim ilmimiz kitap ile sunnete dayanmaktadir. Hadisi ezberlemiyen ve onu 
yazamiyor, Kitab-i Azizi bilmeyen safTye buyuklerinin istilahlarmdan haberdar olmayan, 
dint bilgisi bulunmayan kisi, asla irsad ehli degildir. Bana gelince derim ki: Muridin 
terbiye ve yeti§tirilmesini uzerine alan bir §eyhin bunu, kendi nefsi igin degil de Allah 
igin kabullenmesi gerekir... 

Onu yeti§tirirken, nefisle mucadele ve mucahedeye davet ederken, ona kar§i 
gayet yumu§ak ve mu§fik davranmasi, onu, bir annenin gocugunu terbiye etmesi, 
musfik bir babanm cigerpare yavrusuna karsi davrandigi gibi davranmasi lazim gelir... 
Ona once kolay yollan gostermesi, altindan kalkamayacagi yuku yukletmemesi 
gerekir... 

Masiyetlerden donecegine, Allah'in taatina devam edecegine dair ondan katT 
soz aldiktan sonra, tedricen ona agir dersler vermege baslar... 

HadTslerle varid olmustur: Peygamber (s.a.v.) sahabesinden «Allah'a itaat 
edeceklerine dair» soz almistir. Boylece soz alma, andlasma, boyle bir esasa 
dayanmaktadir ve bu sebeple mesru olmustur.. .» 

Ebu Talip oglu Ali (r.a.) ALLAH elgisinden Peygamber Efendimizden (s.a.v.) 
sordu: 

— «Allah'a en yakm kullara, en kolay ve Allah katmda en fazTletli yol hangisidir?» 

— «Ya Ali! Halvetlerde Allah'in zikrine devam etmelisin! 

— «diye agiklama yaptilar. 
Ali (r.a.): 

— «Demek zikrin fazileti bu kadar yucedir. Herkes Allah'i zikretmektedir...» 
dediginde: 

— «Acele etme ya Ali! Yeryiizunde Allah, Allah diyen bulundukga kiyamet 
kopmaz!..» buyurdu. 

Ali (r.a.): 

— «Ey Allah'in Resulu! Nasil zikr edeyim? Bana zikri 6gretirmisin?» dediginde; 

— «Ben tig defa soyleyeyim sen dinle!... Sonra sen tig defa soyle ben 
dinleye-yim...» 

buyurdu ve ug kere gozlerini yumarak, sesini yukseltelerek "La ilahe illallah" 
dedi. Ali (r.a.) dinledi. Sonra Ali (r.a.) gozlerini yumarak sesini yukselterek ug kere "La 
ilahe illallah." dedi. Resulullah (s.a.v.) dinlediler. 

iste zikri (Kelime-i tevhidi) telkin etmenin usulu ve esasi budur. Allah hepimizi 
buna muvaffakkilsin!.. AMiN 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT der ki: 

— «Ki§i kendini zikre alistirmazsa, oltim doseginde iken onu hatirlamasi ve 



-133- 



soylemesi kendisine gug olur.» 

— «Ki§ i mursidsiz kendini terbiye etmeye kalkisirsa temelsiz bina kurmaga 
kalkismis olur.» 

Yani; Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hz.leri son beytiyle ozet olarak demek 
istemektedir ki; Faziletli kisilerin terbiye edip, mukaddes sutten gidasini vermedigi kisi, 
sokak ortasinda birakilan sahipsiz bir gocuk gibidir... 

Eger kisi uyanik ve dirayetli bir ustadin elinden takva elbisesini giymezse, 
nefsinin tuzagina dusmus olur, onu istedigi gibi oynatir ve asagiliklara surukler... 

Bunun aksine saglam bir kulp'a yapismasini bilmis bir kimseye kendi varliginin 
sirlan zahir olur, sonsuz nimet ve lezzetlere gark olur. 

Nefsinin pesine dusup de mursidini dinlemeyen kisi, gergekten nasipsizdir. Kisi 
eger bu hasleti tasirsa muvaffak olur, aksi halde ettigini bulur. 

544 yilmda, bir dagm tepesinde, zaviyesine gekimis olan Adiy bin Misafir su 
hikmetlerle dolu olan agiklamayi yapti: 

— «Butun seyhlerin muritlerinden her kim, benden feyz hirkasini istedi ise 
rahathkla giydirdim ama AbdulkadTr'in muritlerine karsi bunu yapamadim. Cunku 
hepsini rahmet deryasinda yuzerken gordum. Boyle olan kimseler.denizi birakip da 
bardak ile su dagitan kisinin yanina gelirler mi hig?..» 

Ali bin idris EI-YakubTanlatiyor: 

Efendim §eyh Ali bin EI-HTtT beni 550 yilmda elimden tutup Gavsu'l-azam 
AbdulkadTr'in yanina goturdu ve: 

— «iste oglum Ali!» diye takdim etti. 

Gavsu'l-azam hemen uzerindeki elbiseyi gikanp bana giydirdi... O gun bu gun 
kendimde hig bir aci duymam... 

Sonra 560 yilmda tekrar gittik yanina. Basini egip murakabeye dalinca, O'ndan 
bir nurun simsek gibi gakip yukseldigini gordum. Bana bir perde agildi: 

Melekleri, kabir ehlini ve durumlanni gormege basladim. Hepsinin derece ve 
makamlanni gordum... Qesitli dillerle tespih etmekte olduklanni musahede ettim. Her 
insanm alnindaki yazilan okumaga basladim. Hulasa, bana bir gok gaybi isler munkesif 
oldu... Bundan sonra; 

Beni oraya goturen seyh: 

— «istedigini al, korkma!» dedi. 

Ben onun bu sozlerine karsihk, dedim ki; 

— «Aklmm zail olmasindan korkuyorum...» benim bu sozlerim daha agzimdan 
gikar gikmaz; seyh gogsume vurdu ve ondan sonra gorduklerimden hig korkmadim. 

Meleklerin tespihlerini duydum. Hala o simsekten istifade ederek melekut yollarmi 
rahatga huzur iginde kat' edebiliyordum... 

Hikayesine soyle devam ediyor; 

Bagdat'a ilk geldigimde kimseyi tanimiyordum, gidecek bir yerim de yoktu, dogru 
onun medresesine geldim, sigindim. Kapiyi galmca; 

— «Git bak, ey Abdurrazzak bakalim kimdir o?» diye bir ses duyuldu. Hizmetgi 
gikti, beni gordu ve igeri girerek seyh'e: Orada bir esmer gocuk var, dedi. Bunun 
uzerine seyh elinde ekmek ve azikla gikti, bana dogru yurudu. O'nu hig gorme mistim o 



-134- 



ana kadar... Gorunce hemen ta'zim maksadiyla ayaga kalktim... Geldi, beni oturttu ve; 

— «Bu yemek sana ug gun yeter... Ilerde sen buyuk bir adam olacaksin, halktan 
birgok kimselergelip senden feyiz alacaklardir.» dedi... 

Seyh Abdul Vehap anlatiyor: 

Babam halka, haftada ug gun vaaz ederdi: Cuma, sail gecesi, bir de pazar 
gecesi... O'nun va'zinda alimler fakihlerden birgok topluluklar bulunurdu. Hepsi O'nu 
vecd iginde dinlerlerdi... 

Bu gorevi kirk sene devam etti. Basladigi tarih: 521; bitirdigi tarih ise 561 idi... 

Ders okutmasi ve halka fetva vermesi de tarn otuz yil surdu. Bu gorevi de yirmi 
sekizyasmda baslayip, altmis biryasmda son bulmustur. 

Meclisinde ihvan, tegannisiz kiraat-i Mursele seklinde Kur'an okurlardi... 

Yine huzurunda Mes'ud EI-HasTmT de Kur'an okurdu... O'nun huzurunda dort 
yuzkadar bilgin not tutarlardi... Notu, gogu defa havada insanlarm ustune oturmus bir 
halde tutturur, sonra da kursusune doner otururlardi... 

Seyh Muammer Cerade'nin fikri: 

— «Gavsu'l-azam AbdulkadTr'den daha durust, daha merhametli, daha sozune 
sadik, daha guzel ahlakli, daha sevimli bir kimse gormedim... 

O yuce ilmine ve esirilmez hilmine ragmen kugukle kuguk olur, ona sefkat 
besler... buyukle buyuk olur, ona saygi gosterirdi. Selami ilk defa kendi verirdi, zayif ve 
fakirlerle oturup sohbet ederdi. 

Vezirlere, krallara yumusaklikta bulunup tabasbus (olaganustu ilgi) etmezdi. Hig 
birzaman bir vezirin veya krahn kapisini sahsi menfaati igin galmamistir. 

EI-BetayihT'nin bir musahedesi: 

Bir gun Gavsu'l-azam'm evine girdim, onceden gormedigim, tanimadigim dort kisi 
gordum. Bir kenarda durdum; onlar ayaga kalkip gikmak igin yuruyunce, §eyh bana: 

— «Yetis onlara da sana dua etsinler!» 

...emrini verdi. Ko§tum onlan medresenin avlusunda yakaladim ve bana dua 
etmelerini rica ettim. Onlardan birtanesi bana donerek dedi ki: 

— «Ne mutlu sana! Sen, oyle bir sahsm hizmetindesin ki, Allah O'nun bereketiyle 
yerleri; tepeleri, denizleri ile birlikte ayakta tutuyor. Onun duasi sayesinde, halkin iyisine 
de, kotusune de Allah merhamet ediyor. Biz diger velTler O'nun ayagi golgesi 
altindayiz, onun emrindeyiz. Onun emrinden hig aynlamayiz.» 

Bu sozleri bittikten sonra yanimdan uzaklasip gittiler! 

Hayret ve dehset iginde dogru seyhe kostum... Daha O'na birsey soylemeden 
bana hitab etti: 

— «Ey Allah'm kulu! Ben hayatta iken onlann sana anlat tiklarmi kimseye 
soyleme!..» 

Pekala, dedim. Ya bunlar kimdi? 

— «Bunlar Kaf Dagi'nm ileri gelenleridir ve halen oradadirlar...» dedi. 
Muhammed bin El-Hidir babasindan soyle hikaye ediyor: 

— «Seyh AbdulkadTr'e 13 sene hizmet ettim. Hig bir zaman sumkurdugunij 
gormedim. Uzerine hig sinek konmazdi... 



-135- 



Buyuklerden kimseye ayaga kalkmazdi, hig bir sultanin kapisma gitmezdi. Hig bir 
padisahm minberine oturmazdi, yemeginden yemezdi [sadece bir kere yedigini 
gordurrVJ.Krallann minderinde oturmayi, pesin azab olarak kabul ederdi. Otururken bir 
melik veya vezir, kendisini ziyaret maksadiyla geldiginde, sirf onlara ayaga kalkmamak 
ve onlann kendisine ayaga kalkmamalan igin odasina girerdi ve onlar gelip yerlerini al- 
diktan sonra odasindan gikardi, hep birden ayaga kalkip ellerini opmek igin 
sanlirlardi... 

Halifeye mektup yazdigi zaman soyle yazardi: 

— «Abdulkadir sana §unu em red iy or... Onun emirlerine boyun egmelisin! Ona 
saygi duyup itaat etmen sana vacibdir! Senin onderin O'dur! O sana kar§i kesin bir 
huccettir.» 

Bu mealdeki mektubu halifeye vasil oldugu zaman, Halife buyuk bir titizlik ve 
dikkattle mektubu alir, oper ve oyle okurdu... Ve; 

— «§eyh haklidir, dogru soyluyor...» demekten de kendini alamazdi... 

§eyh ve fakih Ebu'l-Hasen anlatiyor: 

Vezir ibni Hubeyre'ye, Halife EI-MuktefT li emrillah dedi ki: §eyh AbdulkadTr 
benimle alay ediyor, bagmdaki hurma agacina, beni gostererek; 

— «Ey hurma agaci, rahat duri. A§m gitme ki ba§ini keserim, diyor. Halvette 
iken yanina git ve «lmame (halifeye) dil He saldirman dogru degildir, biliyorsunuz ki, 
Hilafet makami yuksek bir makamdir! O'na itaat etmek vacibdir, de!...» diye emir verir. 

Hubeyre: 

Bunun uzerine gittim, yaninja buyuk bir cemaatin oturdugunu gordum. Onlarla 
sohbet ediyordu. Bir arahk sozune §unu ekledi: 

— «Evet, ben onun ba§ini keserim !» 

Bununla bana ima ettigini hemen anladim, oradan uzakla§tim. Durumu halifeye 
anlatmca o da agladi ve; 

— «§eyh gergekten buyuk bir zattir.» dedi. Kalkti o da yanina gitti. §eyh ona da 
bir gok ogutlerde bulundu ve o, agladi... agladi... 

Irak muftusu Muhyiddin Ebu Abdullah der ki: 

— «§eyh AbdulkadTr; Dikkatli, Ha§yeti gok, Heybetli, Duasi kabul edilen, 
Simasmdan heybet fi§kiran, Ahlaki guzel, Soyca tertemiz, Fuh§iyattan irak ve Hakk'a 
insanlann en yakini birzatti... 

Kendi §ahsi igin asla ofkelenmezdi, fakat din ve iman yolunda kbtu bir §ey duydu 
mu intikami seri olurdu. 

Muhtaci asla geri gevirmezdi. iki elbisesi varsa birtanesini ona verirdi. 

Basan onun bayragi, ilirn susleyicisi, Kurbiyyetteyid edicisi, Hakkm huzurunda 
murakabeye dalmak hazinesi, Marifet kalkani, Hitab musiri, Haz sefiri, Unsiyyet 
arkadasi, Guler yuzluluk meltemi, Dogruluk sancagi, Kalbi feth etmek tukenmez mall, 
Hilm sanati, Zikr veziri, Fikr sohbetdasi, Mukasefe gidasi, Musahede sifasi, §eriat 
adabi zahirT davranislan, Hakikat vasiflan sirlari idi...» 

Onun igin bakiniz ne demisler: 

— «Allah igin dogrusu Sen Hi cenahsin! Tertemiz bir neslin, bulunmaz bir 
soyun vardir. 



-136- 



O kadar yuceldin ki bulutlar senin merkebin oldu... Yuceliklerde bir binanin 
temelini attin da biitun yildizlar o binaya kerpig ve tugla oldu... 

Dunyayi yana ittigin igin, genglikte de ihtiyarlikta da daima besus, daima 
miitebessim oldun! 

Seni yiiksek mertebeler istedi, hidayet yildizlan gevreledi ki bunlar herkese 
nasip olan basit isler degildir. 

Nasil men ki beler soyleyeyim de seni oveyim bilmem ki?.. Cunku buna 
kalkisan, buna onderlik yapan behemehal gugluklerle karsilasir... 

Sen dyle bir zatsin ki, celadet, mehabet, giizel ahlak, giizel hitab hep 
sendedir, sende... Evet butun zarafetler senin elbisen, butun mehabet ve 
yucelikler de senin gomlegin olmustur!..» 

* * * 



5Q.ci Menkibe 



BURHANUL-ESFiYAYA 

§EYTANIN TAARRUZ ETMESi VE 

ONUN §EYTANIN TAARUZUNDAN 

KURTULMASI HAKKINDA 



AbdukadTr'in oglu §eyh Musa, babasmdan naklen anlatiyor: 

— «Karada bazi seyahatlarimi yapmaga gikmi§tim. Fena halde susami§tim. 
Fakat etrafta ve gorunurlerde su denilen bir§ey yoktu. 

Biraz sonra semada bir bulut belirdi. Beni gune§ten korumaga ba§ladigi gibi, 
uzerime cig'a benziyen bir §ey yagdirdi, ondan kana kana igtim... Derken bir nur belirdi. 
O nur'un canibinden gaginldim: 

— «Ey AbdulkadTr, ben senin Rabbinim! Sana haram olan seyleri mubah 
kildim...» 

[Baska bir rivayete gore kayd soyledir: Senden baskasina yasak ettigim seyleri 
sana helal kildim.] Ben: 

— « Allah 'in huzurundan kovulmus olan seytandan Allah 'a siginmm. Sus ey 
lafnl diye bagmnca baktim ki o nur, karanlik; o suret de duman oluverdi...» 

Ayni ses bana hitab etti: 

— «Ey AbdulkadTr! Sen ilminin sayesinde, Rabbinin hukmu ile, gesitli 
menzillerinde oyunuma gelmeyerek benim serrimden kurtuldun! Halbuki ben bu gibi 
ahvalde ehl-i tarikden yetmis kisiyi yoldan gikarmisimdir...» 

Ben: 

— «Ustunliik ve minnet Rabbimadir! dedim...» 



-137- 



O'na sordular: 

— Peki onun seytan oldugunu nasil anladin? 
Cevap verdi: 

— "Sesin cihetden, gelisinden ve "Sana haram olan seyleri helal ettim" 
soziinden. Cunku Allah nig bir zaman boyle girkin tekliflerde bulunmaz, akla ve 
mantiga uzak diisen §eyler emretmez...» 

Ali bin idrTs EI-YakubTanlatiyor: 

Birisi, Ali bin EI-HTtT'den sual etti: 

— «Gavsu'l-azam AbdulkadTr'in tanki nasildi?...» dedi. 
O soyle cevap verdi: 

— «0, kuvvet ve kudretten kendini uzak tutup diledigini Allah'a havale ederdi. 

Tanki, kulluk makammda ayakta duran buyuk bir sirla, hubidiyet zamani tam bir 
huzur igerisinde Allah'in ferdaniyetini tasdik ve tevhidlemekti (Kelime-i tevhid 
getirmekti). Bunu hig bir sey ile yapmadigi gibi ayni zamanda hig bir sey igin de 
yapmazdi... Zira ubudiyyeti, sadece kemal-i Rububiyyetten istimdat edilmistir... 

Seriat hukumleri yaninda her seyi Allah'dan goren, her seyi Allah nzasi igin 
yapan ve hig bir seyde mahluka pay vermeyen bir Zatti. 

Yani; Tefrikadan cem makamina yukselmi§ bir kimseydi...» 

§eyh Adi'ybin Misafir'e, AbdulkadTr'in usulunden sordular, soyle cevap verdi: 

— «Kalbin ve ruhun muvafakati ile lisan zikri yapardi. igi disi birdi. Nefsin butun 
girkin sifatlarmdan azade idi... Menfaat veya zarar, yakinhk ve uzakhk gibi seylere hig 
aldirmazdi...» 

Halil bin Ahmed vasitasiyie Beka bin Batu anlatiyor: 

— «§eyh AbdulkadTr'in usulu soyle idi: Sozu, isi birdi. ihlas ve teslimiyeti tam 
manasiyla kucaklasmisti... 

Hig bir zaman, ne olursa olsun, hangi sartlar altinda bulunursa bulunsun... Kitab 
ve sunnetten as la ayrilmazdi. 

Devamli olarak ALLAH ile beraberdi... Cenab-i Hakk'i (c.c.) zikr ve fikr ederdi.» 

Birde Ebu Said El-Kaylevfyi dinleyelim: 

— «Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Allah'la, Allah'da Allah'a bagh idi... (Tam 
teslimiyet igersinde olma hali) Nice buyuk guglerO'nun karsisinda buz gibi erirdi! .. 

Kendisinden once gelen nice velTleri, saglam bir esasi bulunan tarikati sayesinde 
geri birakmistir!.. Allah, O'nu, tetkiki ve tahkiki sayesinde serefli bir makama 
erdirmistir.» 

Seyh Muzaffer Mansur bin El-Mubarek El vasitT der ki: 

— «Ufak bir cemaatle seyhin yanma gitmistim. Elimde felsefe ve bazi ruhanT 
ilimleri havi bulunan bir kitab vardi. 

Hepimizi soyle bir suzdukten sonra, kitabima bakmadan igindekini gormeden 
bana: 

— «Ne kotu bir arkada§tir o elindeki! Kalk yika onu!..» diye emir verdi... 
Huzurundan kalkip o kitabi bir seyin igine koymak, seyhin korkusundan bir daha 



-138- 



tasimamak, geldi igimden. O kitabi gok sevdigim igin yikamak istemiyordum... Zira havT 
birgok meseleleri hemen hemen ezberlemistim. 

Tarn kalkmaga niyetlenmistim ki, seyh bana acayib acayib bakmaga basladi. 
Kalkamadim, ne yapacagimi sasirdim. 

Seyh: 

— «§u kitabini versene banal... » dedi. 

Vermek niyetiyle kitabi agtim. Bir de ne gorsem, kitabda ne bir kelime yazih, ne 
de bir harf... Bembeyaz bir kitap... Nihayet kitabi o halde ona verdim. 

Sahifelerini bir bir agip baktiktan sonra yine ayni kitabi bana uzatarak: 

— «i§te ibni Daris'in (FezaiTui Kur'an) kitabi. ..» demez mi? 

Baktim ki, gergekten ibni DarTs'in en guzel bir hatla yazilmis (Fezail'ul Kur'an) 
kitabi... 

— «Tevbe ettigin zaman hem lisanen, hem kalben tevbe etmek ister misin?...» 
diye sordu. 

Evet! dedim. 

— «Oyleyse kalk!» emrini verdi. 

Kalktim, aklimdan felsefe ve ruh ilimleri ugup gitti. Sanki onlardan hig bir sey 
ogrenmemisim gibi oldum... 

Bir defasinda soyle bir musahedem oldu: Seyhin yanmdaydim. Sirtin; bir yastiga 
yaslamis oturuyordu... 

Biri, filan adam keramet ve halvetteki ibadetleri ile un yapmis ve hatta bir 
keresinde demis ki: 

— «Ben; Allah Nebisi Yunus bin Matta'yi bile gegtim makamda...» 

Seyh bunu duyunca yuzunde siddetli bir ofkenin eserleri gorundu ve yastigi eline 
aldigi gibi yere firlatti ve: 

— «i§te, ne yazik ki bu yastik, adamin kalbine isabet etti ve 6ldu...» dedi. 
Kalktik, adama ko§tuk ve sapasaglam olan adami, ruhunu teslim etmi§ gorduk... 
Sonra o adami ruyamda, gayet ne§eli olarak gordum. 

— Nasilsin? diye sorunca, §u cevabi verdi: 

— «Gavsu'l-azam'm sayesinde ve O'nun hem Allah nezdinde, hem de Yunus 
a.s.) nezdinde bana sefaatgi olmasi dolayisiyla Allah beni afv etti ve o peygamber 
hakkmda kullandigim sozden dolayi beni sorguya gekmedi» dedi. 

Seyh Abdurrahman bin Ebi'l Hasan Ali El-Betaihianlatiyor: 

«Bagdat'a gelip Gavsu'l-azam AbdulkadTr'i ziyaret ettigimde, O'nu, kalbini 
tamamen masiva'den tecrit etmis, sirra kadem basmis, bambaska bir hal ve keyfiyyette 
gordum... 

Dehsetle Ummu Ubeyde'ye kostum durumu dayim seyh Ahmed'e anlatmca su 
itirafta bulundu: 

— «Evet oglum, O bambaska bir gugtur! O'nun yaptigmi kimse yapamaz, O'nun 
bulundugu o muessir hallerde kimse olamaz!..» 



-139- 



§eyh AM El-Kurey§?, bir sahsa O'nu soyle vast ediyordu: 

— «0'nun Rabbinin yolundaki gucu, butun ehl-i tarik'in gucunu gegmistir.» 

Tarikati ; vasfen, hukmen ve halen Tevhid kelimesi... Zahiren ve Batmen §eriati 
tatbik etmek idi... Kalbi Allah'dan baska her seyden bos, musahede ve mukasefe ehli 
sek ve tereddutlerin semtine ugrayamadigi, seytan ve nefsin ayarta-madigi buyuk bir 
VelTidi... 

O oyle bir sirdi ki, hasedcilerden baska o sirra kimse goz dikemezdi... 

O oyle bir kalbdi ki, mal, mulk onu asla paralayamazdi... En buyuk melekut 
sirlanna ermisti O!.. 

Allah O'ndan Razi Olsun. 

•k * * 



51 .ci Menkibe 

TACUL-EVLiYA'NIN ZAMANINDA 
DiCLE NEHRiNiN TA§MASI HAKKINDA 



Dicle nehri bir defasinda ta§mi§ ve Bagdat sokaklanna hucum etmi§ti. Herkes 
korkarak Gavsu'l-azam'a siginmi§lardi. Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hz. 
bastonunu alip nehir kenarma gelerek suyun yanma dikti ve: 

— «Buraya kadar... Daha ileriye gitme!..» diye bagirdi. Hemen o andan itibaren 
su azalmaya ba§ladi. 

Abdullah Zeyyal der ki: 

«560 yilmda AbdulkadTr'in medresesinde duruyordum. Evinden elinde bastonu 
oldugu halde gikti... O anda igimden (Bu bastonla bir keramet gosterse...) diye gegti. 

Bana gulumseyerek bakti ve bastonunu yere dikti. Bir de baktim ki o baston 
goklere dogru yukselen bir nur oluverdi... Gokyuzunu tam manasiyla aydmlatti ve bu 
hal tam bir saat devam etti... Ondan sonra bastonunu aldi ve eskisi gibi baston oldu. 
Sonra bana bakarak dedi ki: 

— «Ey Zeyyal sen bunu istemistin degil mi?» 

ALLAH O'ndan Razi Olsun 

Ebut-Takiy Mu hammed bin El-Ezher es-Sarrfini anlatiyor: 

«Bir sene devamh olarak Allah'in bana kendi velTlerinden birini gostermesini 
bekledim... Bir gece ruyamda; imam Ahmed bin HanbePin kabrini ziyaret ettim. 
Yanimda biradam vardi. igimden onun Evliyaullahdan biri oldugunu gegirdim. 

Ruyadan uyanmca onu tekrar uyanik halimde gormek istedim ve anmda imam'in 
kabrine kostum... 

Bir de ne goreyim ruyada gordugum adam orada durmuyor mu? Ona yetismek 
igin ziyaretimde acele ettim. 



-140- 



Onumden gegip gitti ve onu Dicle'ye kadar takip ettim... Dicle nehrinin iki tarafi bir 
adamhk mesafe oluncaya kadar birle§ti ve adimini atarak nehrin obur tarafina 
gegiverdi... 

Dump benimle konu§masini teklif ettim ve mutlaka bunu yapmasi lazim geldigine 
dairyemin ettim. Durdu ve kendisine sordum: 

— Mezhebin nedir? 

— «Tertemiz bir muslumanim, asla mu§riklerden degilim...» 

Bu sozunden onun haneff mezhebinden biri oldugunu zannettim. Kendi kendime 
dedim ki, gidip AbdulkadTr GeylanT'yi ziyaret edeyim ve gorduklerimin tumunu ona birbir 
anlatayim... Medresesine gelip kapisinin onune dikicim, igeriden bana [kapiyi 
agmadan] seslendi: 

— «Ey Muhammed, su anda yeryuzunde ondan ba§ka Haneff mezhebinden 
olmayan yoktur!» sen bunu istemi§tin degil mi?» 

ALLAH O'ndan Razi Olsun. 

Bir defasinda kursuye gikti. Hig konu§madi ve hig kimsede bir §ey okumadi. Buna 
ragmen orada bulunan cemaati buyuk bir vecd aldi, duyduklan vecdden nerde ise 
birbirlerine gireceklerdi... 

Biraz zaman gegtikten sonra birisinin zihnini; (Acaba §eyh ne du§unuyor, ne 
oluyor ki bugun hig konu§muyor) gibi du§unceler i§gal etmeye basjayinca, §eyh hemen: 

— «§imdi Beyt-i Mukaddes'ten bir adam bir adimda havadan buraya ugtu geldi 
ve huzurumda tevbe etti...» 

...dedi. Bunun uzerine ba§ka birinin aklmi: (Boyle havada ugan bir adamin 
tevbeye ne ihtiyaci olur?) gibi bir husus kurcalayinca ona da cevap yeti§tirdi: 

— «Havada ugmak ba§ka §ey, muhabbet ba§ka §ey... I§te ben ona muhabbet 
yolunu 6grettim.» dedi... 

Herkesin qozu onunde havada ucar ve sovle derdi: 

— «Gunes, bana selam vermedikge dogamaz! Yil, ay ve giinler bana 
kendilerinde ne cereyan ettigini saati saatina bildirirler. 

Bana kotii kimlerdir, iyi kimlerdir, hepsi bildiriiir.Gozum levh-i mahfuzda; 
orada olup bitenleri gorebiliyorum. 

Ben size bir hiiccetim. Resulullah 'm yeryuzundeki vekiliyim. 

Her veli bir peygamberin izindedir, ben de ceddim Hazret i Muhammed 
(s.a.v.)'in izindeyim. Nerelere basmis ise oraya basar gegerim. 

Ben, meleklerin, insan ve cinlerin §eyhiyim.» 

Yine kursude iken sovle demistir: 

— «ALLAH'dan bir§ey istediginiz zaman, benim yuzu suyum hurmetine 
isteyiniz. 

Ey yeryuzundeki insanlar, eyehl-i irak, gelin benden ogrenin: 

Bence ahval, evde asih olan elbiseler gibidir. Hangisini istersem onu 
giyerim. 

Ban§ istemelisiniz, yoksa hig bilmediginiz yerlerden askerler getiririm. 

Eygulam! Bin senelikyere git, yine sozumu orada duyacaksin! 



-141- 



Ey gulam (hadim) evliya derece derecedir. Velilik elbiseleri buradan dagihr. 
Hig bir veltyoktur ki, meclisime ugramasin... Diriler cesedleri ile, oluler de ruhlan 
ile gelirler. 

Ey gulam, munkir ile nekir kabrine geldiklerinde benden sor, mutlaka benim 
kim oldugumu sana bildireceklerdir.» 

ALLAH O'ndan Razi Olsun. 

Hizmetgisi Ebu-Rida anlatiyor: 

§eyh bir gun run hakkinda konustu. Sonra sukut etti ve oturdu sonra kalkti da 
soyle dedi: 

— «Ruhum, daha var olmadan, yoklukta iken sizi sevdi... Size olan 
muhabbetimden ayagimi gekersem, o beni ta§irmi hig...» 

Yine hizmetgisi Ebu-Rida anlatiyor: 

Bir gun seyh minberde irticalen konusuyordu Aniden sustu ve: 

— «Bana hemen yuz dinar getirmezseniz konu§mam!» 

...dedi. Hemen ona yuz dinar goturdum. Onun bu hareketine herkes sasti. 
Hayretlerinden ne yapacaklanni bilemediler. Dikkatle onu suzuyorlardi. 

— «Ey Ebu-Rida...» dedi. 
Buyur! dedim. 

— «Sunuziye kabristanina git!... Orada ud*galan bir ya§li adam goreceksin, bu 
yuz dinari ona ver onu al buraya getir!..» dedi. 

Gittim, orada hakikaten ud galan yasli bir ihtiyann durmakta oldugunu gordum. 
Ona selam verip, yuzdinar altini verdim. Bagirdi ve bayildi... 

Ayilmca kendisine soyle dedim: 

— Ey efendi, Gavsu'l-azam AbdulkadTr seni gaginyor, benimle gel! 

— Peki, dedi ve onu alip dogru Gavsu'l-azam AbdulkadTr'in yanma goturunce, 
AbdulkadTr GeylanT Hz.: 

— «Onu minbere gikann!..» dedi. Ud omuzunda oldugu halde minbere gikti. Hz. 
AbdulkadTr ona; 

— «Efendi, ona hikayeni anlat!» dedi. Bunun uzerine o zat: 

— Ey efendim, gengligimde iyi sarki soyleyen bir kisi idim ve herkes tarafmdan 
begenilirdim. Yaslanmca, hig kimse yuzume bakmaz oldu. Bagdat'tan giktim, kendi 
kendime, "Olulerden baska hig kimseye sarki soylemiyecegim..." dedim. Onlan ziyaret 
ederken bir kabrin yanma oturdum. Bir de baktim ki, kabir yanldi ve igerden bir adam 
bana basini gikardi ve dedi ki: 

— Ne zamandir olulere sarki soyluyorsun? Bir kere de devamh diri olan, hig 
olmeyen Allah igin terennum et; O, sana istedigin kadar verecektir... Bunu duyar 
duymaz, bayildim soyle diyerekayildim: 

— «YARABBi! Kavusma gunu, kalbi umit ve lisan niyazmdan baska hig bir 
hazirhgimyoktur! 

Umidvar olanlar huzurunda lutuf beklerler... Eger eli bos donersem vay halime!.. 

Senden yalniz iyi kimseler umacaksa, cani (gunahkar) kimin kapisma 
sigmacak?.. 



-142- 



Hesap ve kavusma gununde (yuz kizartici) bir sey ile gelirsem, herhalde beni 
ateslerden kurtanrsin (degil mi?)» 

Ben bunlan ayakta terennum ederken hizmetgin bana geldi ve gonderdigin su 
yuz dinari aldim. (Mezardan basini gikarip, Rabbim igin terennum etmemi tenbih eden 
sahsin dedigi gibi, goruyorsunuz ya mukafatimi fazlasiyla aldim...» 

§u andan itibaren Allah'a tevbe ediyorum dedi ve elindeki galgi aleti olan udu 
pargaladi... Bunun uzerine §eyh soyle dedi: 

— «Bu levhiyatta gosterilen dogruluk ve samimiyetin mukafati olursa, ya butun 
hallerde ve davrani§lannda dogruluktan ayrilmayan fakirlerin mukafatlan nasil olur?» 

§u halde; dogruluk ve kalb temizliqini asla elden birakmayin. 

Cunku bunlar olmazsa kisi, Rabbine bir karis bile tekarrup edemez... 

— «S6ylediginiz zaman, dogruluktan aynlmaym!» (En Nursuresi, ayet: 152.) 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr altin istedigi gun takriben kirk adam ona yuz dinar 
getirmisti. Lakin seyh bunlann birisinden almisti. Digerlerinden almamisti. 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr diger adamlann getirdikleri altini da hig bir sey almadan 
o adama vermistir... 

Seyh Abdurrezzak ile §eyh Abdiilvahap anlatiyor: 

Ǥeyh Beka bin Batu, Receb ayinm besine tesaduf eden Cum'a gunu erkenden 
babamizm medresesine geldi ve bize soyle dedi: 

— «Bu gece bir nur gordum. Bu nurun nereden geldigini merak ettim, arastirdim. 
Bir de baktim ki, nurun kaynagi Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hz. degil mi? Biraz 
sonra gokte hig bir melek kalmadi, hemen hepsi gelip Gavsu'l-azam Ab- 
dulkadTr'le musamahada bulundu...» 

Biz bunu duyunca dogru Gavsu'l-azam AbdulkadTr'e kosarak geldik ve 
kendilerine: 

— «Bu gece Regaib namazini kildm mi?» diye sorduk. 
Cevapverdiler: 

— «G6zlerim, sevgilinin yuzunu gorunce, i§te Regaib namazim odur! Yuzler 
guzelliklerini gosterince, kainatin heryanini nura ve aydinliga bogarlar... 

Canimi feda etmezsem, onun nzasindan mahrum olurum. Bunu elde etmek igin 
nice kahraman ve cesur geginenlerin sirtlanni omuz vurarak yere getiririm. 

Buyuk bir gayret ve azimle ariflerin saflanni yararim §eref ve mertebede onlarin 
gok fevkine varirim.. A§k ugrunda gerekeni yapmayan ki§i, vazifesini yapmi§ 
sayilmaz!..» 

O'na, baslangig ve son bakimmdan ne gibi hallerde bulundugunu soranlara su 
cevabi vermislerdir: 

— «Ben, vasfi (bana) takarrup edene ragbet ederim. Lutfu bol olana munasip 
olurum...» 

Asiklann anlasmalan, buyuk gizliliklerdedir. Nice manalar var ki izahi gugtur! 

Onceleri ask sarabi beni sermest ederdi. §imdi ise uyanik tutmaktadir. 

ilk bakista, kendimi bilmez bir halde olurdum. §imdi ise onu gayet guzel 
gorebiliyorum...» 



-143- 



Tacu'l-Evliya'ya dediler ki: 

— Biz aynen senin gibi namaz kilanz, senin gibi orugtutanz, senin gibi nefis 
mucadelesi yapanz, fakat yine senin hallerinden hig bir seyi kendimizde goremeyiz. O: 

— «Amellerde benimle yarisa kalktiginiz yetmemi§ gibi bir de mevhibelerde 
benimle yarisa kalkiyorsunuz. 

Vallahi ben, «Ne olur uzerinde bulunan hakkim igin ye!» denilmedikge yemedim; 
«Uzerinde bulunan hakkim igin ig!» denilmedikge igmedim, ifasi He emr edilmedigim hig 
biri§ de yapmadim...» diye mukabele etti. 

Seyh AbdulkadTr dedi ki: 

— «Mucahede zamanimda bana uyku bastigi zaman: Ey Abdulkadir! Seni uyku 
igin yaratmadim. Sen hig bir §ey degilken sana can verdim. §u halde sen bir §eyken 
bizden gafil olma!» diyen bir ses beni uyandirdi... 

Hizmetgisi Ebu-Rida anlatiyor: 

— Bir gece O'nun halvet kapisini galdim. Ses alamadim. Kapiyi agip igeriye 
girince kendisini goremedim. Hayretle bakip dururken bir de baktim ki, halvet odasimn 
tavanmdan birden asagiya atlamaz mi? Daha ben kendilerine bir sey sormadan 
hemen soyle dedi: 

— «Canim Ka'be'ye gitmek istedim... Gittim Baki olan Celale §ukr secdesi 
yaptim. 

Igime ate§ kivilcimlan du§tu de yakip kavurdu beni!.. 

A§k sarho§lugu hala benligimi sarmi§ duruyor. Ne olurdu sakibana onu, yudum 
yudum vermeseydi!..» 

Seyh Adiy bin Misafir'den: 

«Bir gun halk toplanmis, onlara vaaz veriyordu. Yagmur yagmaya baslaymca 
halkda gozulme ve dagilma goruldu. Bunun uzerine ellerini semaya agarak: 

— «Ben senin igin halki toplamaga gali§iyorum, sen ise onlari benden 
uzakla§tmyorsun!» dedi. Hemen o anda yagmur disanya yagmaya devam ettigi halde, 
medresenin igine yagmadi, bir damla bile dusmedi.» 

Abdullah El-Cubbai anlatiyor: 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr bir gun kisinin kendini begenmislikten nasi! 
kurtulacagma dair ogut veriyordu. 

Dedi ki: 

— «EQer her §eyin Allah'tan oldugunu bilirsen ve yaptigin i§lerde ba§anya seni 
Allah 'in ula§tirdigini kabul edip de kendini aradan gikanrsan ucub (kendini 
begenmi§tik) den kurtulmu§ olursun!» 

Seyh Sihabuddin Omer es-Siihreverdtdiyor ki: 

— Ben gengken ilm-i kelamla istigal ettim. O konuda bir gok kitablar ezberledim. 
Amcam beni ondan men etmek istiyordu. Fakat ben bir turlu amcami dinlemiyordum. 
Bir gun beni alarak Gavsu'i-azam AbdulkadTr'in ziyaretine goturdu. 

Huzuruna giripoturunca, amcam: 

— Efendimiz, bu kardesimin oglu ilm-i kelamla mesgul oluyor. Kendisini bundan 
her ne kadar alikoymak istedimse de bir turlu vazgegirtemedim, dedi. 



-144- 



Bunun uzerine Gavsu'l-azam bana: 

— «Ey Omer, bu konuda hangi kitaplan hifz ettin...?» diye sordu. 

— Falan, falan kitaplan, diye cevap verdim. 

Mubarek ellerini gogsume koydu, biraz sonra kaldirdigmda, ezberlediklerimden 
hig bir sey hatinmda kalmamis olarak buldum kendimi, unuttuklanmin yerine bana ilm-i 
LedunnT'yi bahs etmisti. 

Artik o andan itibaren hikmet dolu sozler soyluyordum. 

iste bir beyit: 

Unutup bildigini arif isen, nadan ol 

Bezm-i vahdetde ne ilim ne de ilim isterler 

L Hakki Erzurum? 

§eyh AbdulkadTr, bundan sonra bana: 

— «Ey Omer! Sen Ehl-i Irakin son me§hurlanndan olacaksin!» diye mujdede 
bulundu. 

Ebu'l-Ferec bin el-Hamamfnin bir musahedesi: 

— Gavsu'l-azam AbdulkadTr Hz. hakkmda duydugum seyleri bir turlu kabul 
edemezdim, inkar ederdim, boyle bir sey olmaz derdim... 

Bir gun Babil-Ezc'de bir isim gikti. Oraya gitmem gerekti... Gittim, donusumde 
medresenin onunden gegiyordum. Muezzin ikindi ezanmi okuyordu. igimden, bakalim 
su namazi onun arkasinda abdestsiz kilayim da farkina varacak mi gibi bir dusunce 
gegirdim. 

Camiye girdim, arkasinda ikindi namazmi kildim, namaz bitince bana donerek: 

— «Ey ogul, bana bir hacet igin gelseydin, mutlaka hacetini gorurdum. Lakin 
gaflet butun mevcudiyetini ku§atmi§ ve bu yuzden arkamda abdestsiz namaz kildin... 
Bunu hig dogru yapmadin!» 

...demez mi, hayretten az kaldi dusup bayilacak oldum: O, benim igimdekini nasil 
bilebilirdi, kafamda tasarladiklanmi bana nasil haber verebilirdi?.. iste insanin 
dusuncesini kafasmdan galarlar da haberi olmaz. 

O andan itibaren kafasmdan galarlar da haberi olmaz. O andan itibaren tevbekar 
olup yanmdan, hizmetinden hig aynlmadim. Gun gegtikge O'nu sevmege, saymaga 
basladim. O'nun feyiz ve bereketini gok gordum. 

El-Cubbaider ki: 

— «(Hilyetu'l-Evliya) adh kitabi, Nasir oglu Ali'den dinliyordum. Kalbim yumusadi. 
Halktan uzaklasip halvete gekilmek istedim. Yalniz ibadetle mesgul olayim, dedim... 
Gidip Gavsu'l-azam AbdulkadTr'in arkasinda namaz kildim. Namazdan sonra gidip 
onunde oturdum. Bana bakti ve igimdekini okudu: 

— «Eger inzivaya gekilmek istersen, once ilim ogren, §eyhlerin yaninda bulun, 
edep ve hikmet ogren de ondan sonra inzivaya gekil! 

Aksi halde henuz tuyleri bitmemi§ civcive benzer halin.... Zaviyende otururken 
dinde bilmedigin bir§eyi ogrenmek istersin ve di§an gikmak zorunda kalirsin. 

Bu ise zaviyede ibadetle i§tigal eden ki§iye yarasmaz...» dedi, beni irsat etti...» 

Musullu §eyh Ebu'l-Abbas Hisjr Hiiseyin anlatiyor: 



-145- 



Bir gece Bagdat'ta, Gavsu'l-azam AbdulkadTr'in medrese-sindeydik EI-MuktefT li 
Emrillah'in oglu imam (Emir) El-Mustencid billah huzuruna geldi, ona selam verdi. 
Onunde diz gokup oturdu. Tesirli ogutlerini dinledikten sonra on hizmetginin tasidigi on 
kese parayi da ortaya serip; «Bu senindir!..» dedi. Gavsu'l-azam parayi almaktan 
imtina edince, israr etti ve nihayet iginden en guzel ve en cazip olan iki keseyi alip birini 
saga, digerini de sola koydu. Sonra onlan eline alarak iyice sikmca altlarmdan kan 
damlamaga basladi. Sonra Gavsu'l-azam ona: 

— «Ey Mustencid, insanlann kanlanni emip bana getirmekten hig mi haya 
duymadin?...» dedi. 

Bu soze tahammul edemiyen Mustencid oldugu yerde yigilip kaldi. 

Ayihnca Gavsu'l-azam AbdulkadTr soyle dedi: 

— «Allah hakki igin, eger bunun Allah Resulu He bir akrabalik bagi bulunmasaydi, 
bu paralann hepsi kan olur, evine dogru akar ve evini istila ederdi!» 

Seyh Ebu'l-Hasen AM El-Kure§?bir musahedesini nakl ediyor: 

Bir gun seyhin yanmda oturuyordum. RafizTlerden bir topluluk agzi dikilmis ve 
muhurlenmis igi dolu iki torba getirdiler ve seyhe: 

— Bil bakahm bunun iginde ne var? dediler. 

Seyh kursuden inip torbalann birinin uzerine elini koydu ve bunda sakat 
yuruyemiyen bir gocuk var, dedi. Oglu Abdurrez-zak'a emr etti. Ve: 

«Ag bakahm oglum §unu!...» dedi. Oglu torbayi aginca Seyhin dedigi gikti 
iginden... §eyh gocuga: 

«Haydi Allah'in izni He yuru!...» dedi ve gucuk yuruyemeyen kuguk bir gocuk var, 
fakatoteki gibi hasta degildir, dedi. Ogluna; 

«Ag bunu yavrum!..» dedi agti; hakTkaten §eyh'in dedigi sapasaglam kuguk bir 
gocuk gikiverdi ve yurumege basladi... Ona: 

((Allah'in izni He otur!...» dedi ve oturttu. 

RafizTler, Gavs'in bu akillara durgunluk veren kerametini gorunce tevbe ettiler. 
Onlann iginden tarn ug kisi de hayret ve dehsetten oracakta can verdi... 

Seyh Kure§? bir musahedesini daha naklediyor: 

Bir gun yine meclisinde hazir bulundum. Benden bir seyin yerine getirilmesini 
istedi, derhal yerine getirince; 

— ((Dile benden ne dilersen!...» dedi. Bunun uzerine ondan bazi batinT seyler 
istedim, o: 

— «AI!..» dedi ve dedigi aninda meydana geldi. §eyh Ahmed El-Kure§? 
anlatiyor: 

Bir gun seyh ata binip MansurT camisine gitti. Medresesine donusunde yuzunu 
agti ve alnmda dolasan bir akrebi alip yere firlatti ve ona: 

((Allah'in izni He 6I!...» dedi ve akreb, aninda oldti. Sonra; 

«Ey Ahmed! Bu akreb camiden buraya kadar beni tarn altmi§ kere soktu!...» dedi. 

Ahmed devam ediyor: O'na fakirlikten sikayet ettim. Bana hemen bir guval 
bugday verdi. Ve: 

— «Bunun agzini agar; 6guturyersiniz!...» dedi ve; 



-146- 



— «Sakin onu hig degi§tirmeyin!...» diye de tenbih etti. Dedigi gibi yaptik, bize o 
bugday tam bes sene yetti... 

Sonra esim o bos guvalin agzini agti, yine orada bugday buldu, fakat bu sefer 
onu yedi gun agik olarak birakti. Tabii ondan sonra o bitti ve ellerinde bir sey kalmadi... 

Bilahere gelip durumu seyhe anla tinea, seyh ona: 

— «Eger benim dedigim gibi biraksaydiniz, olunceye kadar yerdiniz de yine 
bitmezdi o!..» diye ikinci bir keramette daha bulundu. 

Hiiseyin bin Haiti Et-Tayyib anlatiyor: 

Bir gun seyhin meclisinde, tam yuzunun hizasina dogru oturuyordum. Gokten her 
tarafi aydmlatan billurdan bir kandil indi, seyhin agzina yaklasti, sonra hizla geri donup 
yukseldi. Bunu ayni mecliste ug kere gordum. Hayretten kendimi alamadim, hemen 
halka gorduklerimi anlatmak istedim, fakat Seyh: 

— «Mecliste olup bitenler anlatilmaz, gizli tutulur...» diye ikazda bulundugundan 
O'nun vefatma kadar kimseye bu hususta bir kelime bile soylemedim. 

Yahya bin Cenah El-Edib'den: 

«Kendi kendime dedim ki, bakalim bir toplantisinda Seyh ne kadar siir 
soyleyecek? Bir iplik aldim. O, her siir soyledikge, elbisemin altmdaki iplige bir dugum 
attim. Bunu yaparken Seyhden gok uzakta oturuyordum. Bir de baktim ki, bana 
hitaben: 

— «Ben gozuyorum, sen bagliyorsun! ...» diye gikismaz mi? » 

hus-Setantane diye taninan Seyh Ebul-Hasen dedi ki: 

Seyh AbdulkadTr'in yanmda ilim tahsil ediyordum. Geceleri O'na hizmet etmek 
gayesi ile uyumuyordum. Bir gece, yine her gece oldugu gibi yatagmdan kalkti, disari 
gikti, hemen eline ibrik vermek istedim, almadi ve bana bakmadan disari gikti. Ben de 
sessizce kendilerini takib ettim. igimden "Bakalim nereye gidecek?" dedim... 

Medresenin sonuna geldi, kapi kendi kendine agildi, girdi, ben de pesinden 
girdim, sonra yine kapi kendi kendine kapandi. Biraz sonra Bagdat'a bakan kapidan 
disari gikti, ben de pesinden giktim. Kapi yine kendi kendine kapandi, derken epey 
uzaga gitti; ben de kendisini birakmadan sessizce ardmdan takip ettim.... 

Nihayet hig gormedigim, tanimadigim biryere gitti, ben de pesinden... 

Orada hana benzeyen bir yere girdi. igerde alti sahis vardi. Onu gorunce hemen 
saygi ile ayaga kalktilar ve selamladilar. Beni gormesin diye orada gizli bir yere 
sigmdim. 

Bir hasta iniltisi duydum, aradan gok gegmeden o inilti sesi durdu. Derken o inilti 
sesi gelen cihete dogru giden bir adam girdi igeri. Biraz sonra omuzunda bir adam 
oldugu halde disari gikti. Sonra uzun sagh, pala biyikh, basi agik olan baska bir adam 
igeri girip Seyhin onune oturdu. 

Seyh ona sehadet kelimesini getirtti, biyigini kirpti, sagini kesti bir takke giydirip 
Muhammed admi takti. Orada bulunan aiti kisilik kuguk topluluga: 

— «Bunun, o olen kimsenin yerine gelmesi igin emir aldim! Bu onun yerine kaim 
olsun!...» dedi. 

— Peki, bas ustune! diye mukabele ettiler. 

Sonra onlari terk ederek gikti, ben de arkasindan giktim. Yurumege basladi, 
nihayet Bagdat kapisma geldi, kapi kendi kendine ilk seferinde oldugu gibi yine agildi; 



-147- 



girdi ben de arkasindan girdim kapi kapandi... 

Sonra medresesine gitti, kapi agildi; girdi, ben de arkasindan girdim. Kapi yine 
kendi kendine kapandi. Oradan da evine girdi... 

Sabah olunca (Hig bir seyden haberim yokmus gibi) kitabi elime aldim, yanma 
ders okumaya gittim. igimden; "Simdi olup bitenleri Seyh mutlaka bana agiklar..." diye 
bir dusunce gegti. Nihayet derse oturduk. Daha ben bir dilekte bulunmadan once 
kendisi soze basladi: 

— «0 gittigim yer Nehavend §ehri idi. O gordugun alti ki§i Allah velilerinden 
segkin kimselerdi. O inleyen hasta onlarin yedincisiydi. (Ugler yediler kutublar) idi. 
Hasta idi, olecekti, olumunde hazir bulunmak istedim. O §ehadet kelimesi telkin edip de 
musluman olan kimse Kostantin'den bir hiristiyan idi. Onun, o olecek kisinin yerini 
almasi igin emir almi§tim... O igeri girip de omuzunda bir adam oldugu halde gikan ise 
Ebul-Abbas El-Hidiridi. Hastanin i§ini gormek igin gelmi§ti...» 

Bu agiklamayi bana yaptiktan sonra: 

— «Bunu ben olunceye kadar kimseye anlatma! Aramizda sir olarak kalsin!» diye 
siki sikiya tenbih ettiler. 



* * * 



52. ci Men kibe 



BURHANU'L ESFJYA'NIN EMRJNE 
CiNLERiN UYU§U HAKKINDA 



Ebu Said Abdullah bin Ahmed bin AM El-Bagdad? EI-EzcT basindan gegen bir 
hadiseyi soyle anlatmistir: 

537'de 16 yasinda Fatime ismindeki kizim evin damina gikmisti. Baktim asagi 
inmedi. Neden sonra ogrendim ki kizimi kagirmislar. Buyuk bir korku ve heyecan 
igersinde hemen Gavsu'l-azam AbdulkadTr'e kostum durumu kendisine anlattim. Bana 
su tavsiyede bulundu: 

— «Bu gece hig vakit kaybetmeden Kerb 'in harabelerine git. Be§inci tepede 
oturup, yerde: Bismillah §eyh Abdulkadir'in niyetine diyerek birdaire gizi. 

iyice karanlik basinca (nisfelden sonra gece yarisi) oradan ge§itli kiliktaki cinler 
sana gorunup gegecekler. Seher vakti olunca buyuk bir debdebe ve tantana iginde 
onlarin krallan beraberinde birgok cinler oldugu halde gelecek. Sana, ne istedigini 
soracak. Ona, beni Abdulkadir gonderdi, diyerek kizinin durumunu anlatirsin!...» 

Bu tavsiye uzerine dedigi yere gittim, bana tenbih ettiklerini bir bir yaptim... 

iyice karanlik basinca baktim ki korkung manzarali cinler boluk bolum gelmege 
basladilar, fakat gizmis oldugum daireden igeri giremedikleri igin bana yaklasamadilar... 

Neden sonra krallan buyuk bir tantana ve debdebe iginde geldi ve 

— «Ne istiyorsun, soyle bakahm?» dedi. 

— Beni sana Seyh Abdulkadir gonderdi... dedim. Seyh Abdulkadir'in ismini 
duyunca hemen attan indi, yeri optu. Yanindakilerle birlikte dairenin disinda oturdu ve 



-148- 



sordu: 

— «S6yle bakalim benimle ne isin var?» dedi. Kendisine basimdan gegenleri 
anlatinca hemen yanmdakilere: 

— «Bunu hanginiz yapti? Bunu kim yapti?» diye gikisti. 

— Bilmiyoruz kimin yaptigmi... dediler. 

— «Mutlaka biriniz yapmistir bu isi!...» diye baginnca, «Marid» adinda bir cin kizi 
yanma alarak meydana gikti, 

— «iste ben kagirdim kizi» dedi. 

— «Neden yaptin ey Marid bu isi?» dedi. 

— «Kiz gayet guzeldi. Guzelligine dayanamayarak ona asik oldum da onun igin 
kagirdim. ..» dedi. Bunun uzerine hemen: 

— «Vurun sunun boynunu!» dedi ve bana kizimi teslim etti. 
Kendisine: 

— Bugune kadar, senin kadar AbdulkadTr'in emrine candan imtisal eden birini 
gormedim, deyince: 

— «Bu nasil olmasm ki; o, her gece evinden bakar, cinleri seyreder, cinler onu 
gorunce korkulanndan saga sola kagisirlar. 

Allah sevdigi bir kulun emrine insanlardan ve cinlerden bir goklarim verir...» diye 
mukabele etti... 

* * * 

Bir adam Gavsu'l-azam AbdulkadTr'e gelip: 

— Ben isfahan'iyim hanimim sar'a hastahgma yakalandi. Ne yaptiksa gare 
bulamadik...» diye yakmdi. 

Gavsu'l-azam ona: 

— «0 kadina Serendip vadisinin §eytanlanndan bir §eytan musallat olmu§tur... 
Ismi Hanis'dir. Hanimin yine saralaninca kulagina ey Hanis Bagdatta ikamet eden 
Gavsu'l-azam Abdulkadir, senin igin "Bir daha gelip kadina musallat olmasm, §ayet 
gelirse helak olur!..." diyor, del... » dedi. Bu emir uzerine adam gitti. On sene bir daha 
gorunmedi. On sene sonra geldiginde kendisine; "Vaziyet ne merkezdedir?" diye 
sorduk. 

Cevap verdi: 

— §eyhu'l Sakaleyn'in dedigini yaptim, cin bir daha gelmedi ve hanimim iyilesti... 
dedi. 

ALLAH'in izni ile hasta iyi eden hocalarm basi su itirafta bulunmustur: 

— «Gavsu'l-azam AbdulkadTr Bagdat'ta tarn kirk sene oturdu. Onun sagligmda 
Bagdat'ta hig bir sar'a vak'asina rastlanmadi. O irtihal ettikten sonra Bagdat'ta sik sik 
sar'a vak'alan goruldu...» 

§eyh Abdullah Muhammed bin Ebi'l-Ganaim EI-HuseynT dedi ki: 

§eyh Ali bin El-Heybeti bir gun Gavsu'l-azam AbdulkadTr'in yanma girdi. Ben de 
beraberindeydim. Bir dehlizde bir gencin kafasi ustune dusmus yatmakta oldugunu 
gorduk. 



-149- 



Ali bin EI-HeybetT: 

— Seyhim, ne olur, AbdulkadTr'e soyle de bana bir gare bulsun! dedi. 
Seyhin yanma girince: 

— «Onu sana bagi§ladim...» dedi. 

Bunun uzerine Seyh Ali, gocugun yanma geldi, ben de beraberindeydim. 

Cocuga durumu bildirdi, hemen ayaga kalkip havada ugmaga basladi. Bunu 
gorunce hayretten kendimi alamadim... Sonra tekrar Seyhin yanma girdik. Bunun 
agiklamasim kendisinden rica ederek: 

Bunun izahmi yapar misimz bizlere? dedik... 

— «0, havada ugarak gitti...» dedi ve kendi kendine soylendi: 

— «Adamin durumunu hemen degi§tirdim. Eger §eyh Ali olmasaydi bunu 
yapmazdim...» 

559'un Muharrem aymda soyle bir vak'a cereyan etmistir. Hilbede ki §eyhin 
haninda ug yuz kisiye yakin bir ziyaretgi toplanmisti. Seyh (r.a.) odasindan acele olarak 
gikti: 

— «Buraya dogru, buraya dogru ko§un!..» diye bagirdi... Herkes ona dogru 
kostu, hanede hig kimse kalmadi... Bundan sonra tavan goktu ve insanlar kurtulmus 
oldu... Sonra dedi ki: 

— «Ben odada iken tavanin gokecegini haber verdiler, bende ko§up size haber 
verdim. Qunku orada helak olacaginizdan korkmu§tum...» 

Birgun Resulu Zisan (s.a.v.) muharebede kal'a henuz feth edilmemis, sur'un 
dibinde dinlenirken Resulullah birden yerinden kalkarak kosar... eshabi kTram'a 
«Qabuk bu tarafa kagm!..» buyurur, az sonra bakarlar ki buyuk bir tas onlann evvelce 
bulundugu yere duser. Kafirler guya gorunmeden bu hileyi yapmislardi. ALLAH (c.c.) 
Resulune haber verdi, iste bunun gibi... 

Ebu Muhammed El-Ha§§ab anlatti: 

Gengken Nahiv okuyordum... Ve insanlar da dinliyorlardi... Bana bir gun 
AbdulkadTr'in vaaz meclislerin de guzel konustugunu, herkesi buyuledigini anlattilar... 

Onu gormek ve dinlemek isterdim de bir turlu vakit bulamazdim. Nihayet bir gun 
vaaz verdigi yere gittim, insanlarla beraber ben de oturup dinlemege basladim. 

Beni gorunce seslendi: 

— «Bizim sohbetimizde bulun!... Seni "Sibevehy" yapalim...» dedi. 

O gunden sonra yanindan hig aynlmadim. Ondan akIT, nakIT ilimlerden o kadar 
gok istifade ettim, o kadar gok akaTd bilgileri edindim ki, tariff kabTI degildir. Cunku 
yillarca baskalarmdan ogrendigimi bir sene iginde O'ndan ogrendim, baskalanndan 
ogrendiklerimin hepsini unutttum... 

Dogrulugu ile un yapan Ebu'l-Hasan Ali bin Mulaib El-Kavvas anlatti: 

Birgok cemaatle birlikte Gavsu'l-azam Abdulkadir'i ziyaret ettik. Halkm iginde 
temizlige riayet etmeyen bir geng vardi. Belki de cunup idi... 

Gavs'ul-azam'a muhim meseleleri sormak ve onun duasmi almak igin gidiyorlardi. 
Nihayet Gavs'm yanma geldik, mubarek ellerini optuk. 

Sira o delikanhya gelince Gavs elini vermedL.gomleginde gizledi. Delikanhya 



-150- 



acayip bakisla bir bakti, delikanli derhal bayildi... 

Ayildigmda sakallan bitmis olarak gorduk onu... Derhal ayaga kalkti, seyhin eline 
sanldi ve tevbekar oldu. Seyh onun elini tuttu ve sevdi. Bu hal Seyh odasma girinceye 
kadar boyle devam etti... Sonra biz oradan aynldik, herkes evine dondu... 

Seyh Matar EI-BozranT oglu Seyh Ebu'l-Hayr Kerum anlatiyor: 

Babam olum dosegindeyken kendisine: 

— Senden sonra kime uymami vasiyet edersin? diye sordum... Bana: 

— «Seyh AbdulkadTr'e intisap et!...» dedi... "Galiba agir hasta oldugundan ne 
dedigini bilmiyor..." diye igimden dusundum ve bir saat sonra yine; 

— Senden sonra kime intisab edeyim?... diye sorunca: 

— «Seyh AbdulkadTr'eL diye cevap verdi... Bir saat bekledikten sonra yine 
sordum. Bu defa soyle dedi; 

— «Bir zaman gelecek ki, Gavsu'l-azam AbdulkadTr'den baska hig kimseye 
intisab edilmeyecek...» 

Babam olunce dogru Bagdat'a Seyh AbdulkadTr'in yanma gittim. Bir de ne 
goreyim, meshur seyhlerden Beka bin Batu, Seyh Ebu Saad EI-KaylevT, §eyh Ali bin 
EI-HeybetT orada degiller mi?.. 

§eyh durmadan konusuyor ve hazir olan cemaata soyle diyordu: 

— «Ben sizin vaizleriniz gibi degilim; beni yukandakiler dedinler, gunku ben 
Allah'in emri He konu§urum...» 

Bir aralik basini yukan kaldirdi... Ben de basimi yukan kaldinnca, nurdan atlar 
uzerinde nurdan adamlar saf saf olmus, AbdulkadTr'i baslan egik, husu iginde 
dinliyorlar. Kimisi huznunden agliyor, kimisi titriyor, kimisinin elbisesi tutusmus atesler 
igersinde yaniyordu... 

Bunu gorunce korktum ve kursuye dogru kostum... yanma gikmca kulagimdan 
tutarak; 

— «Babanin ilk vasiyetiyle neden yeti§medin!...» diye gikisti. Heybetinden 
korktum ve basimi egdim... 

Ebu'l-Hacer Hamid EI-HiranT anlatiyor: 

Bir gun AbdulkadTr'in medresesine girdim. Yanmda bir seccade uzerinde 
oturdum, bana; 

— «Ey Hamid, bir gun gelecek meliklerin minderinde oturacaksin...» dedi. 

Zaman gegti... Hiran'a donunce beni sultan NuruddTn gagirtti...yanina oturttu ve 
Evkaf veziri yapti. Ogun bugun daima seyhin bana soyledigi sozu hatirlar dururum... 

Seyh Zeynuddin Ebu'l-Hasen Ali anlatiyor: 

Ben ve bir arkadasim hacca gittik. Donuste Bagdat'a ugradik, yanimizda ki para 
ile biraz piring, biraz da ekmek aldik, pilav yaptik, yedik, fakat bir Seyh AbdulkadTr'in 
yanma girdik. Hemen konusmasmi kesti ve soyle demege basladi: 

— «Hicaz'dan yabanci fakirler geldiler, ellerinde ki az bir para ile piring ve ekmek 
aldilar, pilav yapip yediler, fakat doymadilar...» dedi. Buna gok hayret ettik... Sozu 
bitince bir olgek bugday getirilmesini emretti... Arkadasima gizlice ne istedigini 
sordum... Bana: 



-151- 



— Keskek. Dedi. Ben de; 

— Bal istiyorum, bana bal ver!... dedim. Hizmetgisine seslendi: 

— «Bununla git, biraz ke§kek ve bal al da gel!... Misafirleri doyur!.» diye emir 
verdi. Hizmetgi emrettiklerini ahp getirdi. Keskegi arkadasimm onune, bah da benim 
onume koyarak, «Buyrunl..» dedi. 

§eyh; 

— «Baska bir arzunuz var mi...?» diye sorunca hemen atildim ve yanma 
yaklastim. Bana: 

— «Ho§ geldin, Ey Misir ulkesinin vaizi!.» diye hitap eyledi.... Ben; 

— Fatiha bile okumasim bile beceremem... vaizlik nerde ben nerede?., 
dedigimde: 

— «Ben, sana boyle soylemek...bu §ekilde hitap etmek igin emrolundum...» diye 
mukabele etti. 

Bu konusmalarm sonrasinda ondan ilim tahsil etmege koyuldum. Bir sene iginde, 
baskalarmdan yirmi sene de ogrenebilecegim ilimleri ogrendim. Bagdafta epey vaazla 
istigal ettikten sonra; Misir'a gitmek igin izin istedim. Bana; 

— «Sen §imdi §am'a git!... Orada Misir'a girmek igin harp hazirliklan yapiyorlar. 
De ki onlara; 

— «Siz bu sefer Misir'a sahip olamayacaksiniz, §imdilik bunlan vazgeginiz!... 
Ilerde baska bir sefer hazirligi yaptiginiz da sahip olacaksiniz...» dedi. 

§am'a gelince, §eyhin dedigi gibi onlann hazirlanmakta olduklanni gordum. 
Ondan aldigim emri kendilerine bildirdim. Fakat kabul etmediler. Misir'a gidince oranin 
meliki de harp hazirligi yapiyordu. Ona: 

— Korkma bu sefer sana onlar birsey yapamiyacaklar, ulkeni elinden 
alamiyacaklar, hezimete ugrayip donecekler... dedim... 

Misir'i feth etmege geldiklerinde yenilgiye ugradilar. Bunun uzerine melik beni 
goksevdi, yanma aldi ve beni butun gizli islerine muttalT kildi... 

ikinci defa Suriye'den geldiklerin de Misir'i fethettiler ve benim kendilerine 
soyledigim sozden dolayi bana ilgi gosterdiler, gok da sevdiler yanlarma ahp 
mukafatlandirdilar.... 

Boylece ben soyledigim bir kelime sayesinde her iki devletten 150 bin civannda 
dinar kazandim... 

§eyh Zeynuddin hakkinda soyle anlatihr: 

O, eskiden Misir'a geldi... TefsTr ilminde bir kitabdan baska bir sey ezbere 
bilmezdi. §eyh Abdulkadir'le gorusup ondan feyz aldiktan sonra adeta bir derya oldu. 
Herkes tarafindan son derece hurmet gordu. O'ndan kuguk buyuk, kadm erkek herkes 
istifade etti. 

509 yilmda §am'da dogmus, 599 yilmin Ramazan aymda Misir'da vefat etmistir. 

Ahmed bin Salih EI-CilT anlatiyor: 

— «Nizamiye medresesinde Abdulkadir'le beraberdim. O'na bir gok fakih ve 
fakir geldiler, onlara anlatmaya basladi... Biraz sonra tavandan buyuk bir yilan dustu... 
herkes kagismaya basladi; o kagmadi ve anlatmayi da birakmadi. Yilan geldi... 
elbisesinin altmdan girip vucudunda dolasmaya basladi. Butun olanlara ragmen o 



-152- 



gayet sakin bir halde anlatmasina devam ediyordu.... Yilan gogsunden dogru boynuna 
gikti, boynuna dolandiktan sonra yere inip kuyrugunu havaya kaldirdi. AbdulkadTr 
onunla birseyler konustu; ama biz bir sey anlayamadik. Yilan uzaklastiktan sonra bir 
kag kisi gelip Abdulkadir'e yilanla ne konustuklarmi sordular... O: 

— « Yilanla aramiz da §6yle bir konu§ma cereyan etti... Yilan bana dedi ki: 

— "Qok evliyayi denedim, senin gibisini hig gormedim..." Ben de bunun uzerine; 

Sen tavandan du§tugun zaman, ben kaza ve kader hakkinda halka vaaz 
veriyordum. Senin kaza ve kader hukmu He yuruyen ve duran bir hayvanciktan ba§ka 
bir §ey olmadigini da pekala biliyordum. Bu yuzden kavlimle fiilimin birbirine uygun 
du§mesini istedim ve onun igin yerimden kimildamadim.... diye cevap verdim...» 

Tacu'l Evliya'nm oglu Abdurrezzak Hz. anlatiyor: 

Babamdan dinledim, dedi ki: 

— Bir gece CamT-i MansurT'de namaz kiliyordum. Secdede iken buyuk bir yilan 
geldi. Agzmi agti, beni yutacak sandim. Tam secde ettigim alnimm gelecegi yerde 
durdu, elimle ittim. Tesehhude oturunca dizlerimden dogru boynuma tirmandi. Secdeye 
vardigim zaman boynumdan gikip gitti. Bir daha go remedim. Bir zaman sonra; Tak 
Kasn harabelerin de (Kisra'nin yikilmis sarayi) bir insan gordum. Gozleri disan firlamis 
sag sakal birbirine kansmis, son derece acaip ve korkung bir adam.... Hemen onun cin 
taifesinden oldugunu anladim. Bana donerek: 

— "iste ben, dun gordugun yilanim. Seni denemek igin gelmistim. Senden once 
birgok velTyi denedim, senin kadar saglam yurekli ve sabit iradeli birine rastlamadim. 
Sonra kimisi kalben ve bedenen hasta oldu. Kimisi yalniz kalben hasta ol du... Sen ise; 
Masallah hem kalben, hem bedenen dimdik kaldin. Kihn bile kipirdamadi..." dedi ve 
huzurumda tevbe etmek istedi... Bana; "Allah igin bana dogru yolu goster!.." dedi. Ben 
de o'nun bu dilegini kabul ederek; onu irsat ettim ve gitti. ..» 



* * * 



53.cu Men kibe 



TACU'L-EVLiYA'NIN 
YILANLA KONU§MASI HAKKINDA 



Bir gun AbdulkadTr GeylanT Hazretleri camide halka vaaz ediyorlardi... O sirada 
tavandan caminin igersine buyuk bir yilan dustu. O anda camide bulunan cemaat 
disanya kagti. igeride Hazreti Gavs'dan baska kimse kalmadi. Hazreti Gavs yilana: 

— «Buraya nigin geldin?.. » diye sordu. 
Yilan: 

— Seni sokmaya geldim... diye karsilikverir. 
Hazreti Gavs': 

— «Sen beni sokamazmazsin!...» 
Yilan israredince, Hazreti Gavs': 

— «Ben de ALLAH (c.c.) sigmirim.» der ve yilan o anda su gibi erir. 



-153- 



Kapinin onunde beklemekte olan cemaat bu hadise karsisinda mahcup ve uzgun 
tekrar Hazreti PTr'in yanma gelir. Bunun uzerine Hazreti Gavs der ki: 

— «Ey Cemaat!.. Bahsimiz Cenab-i Hakk'in kaza ve kaderini takdirde iradesi idi... 
Bahsi ne gabuk unuttunuz ve kagmaya ba§ladiniz?...» 

Bu keramet karsisinda herkes hayretten hayrete dugar oldu. 

Hidir EI-HuseynT EI-MusilT anlatiyor: 

Seyh AbdulkadTr'e tam on ug yil hizmet ettim, birgok kerametlerine sahid oldum. 

Doktorlann tedavi edemedigi hastalar ona gelirlerdi... O onlara bir el surer ve dua 
ederdi. Derhal sifayab olup giderlerdi. 

Bir defasinda imam (HalTfe) mustencid'in akrabalanndan karni sismis bir hastayi 
getirdiler. Ona elini surdu, dua etti, Allah'm izniyle hemen iyilesti. 

Ebu'l-Maa IT Ahmed EI-BagdadTve HanbelTO'na gelip: 

— Ey Seyh!... Oglum Muhammed tam on bes senedir hummadan muzdariptir. Ne 
yaptiksa gare etmedi... diye dert yandi. Abdulkadir ona soyle dedi: 

— «Git kulagina "Abdulkadir oglumdan uzakla§arak Hulle'ye gitmeni emr ediyor 
de!...» 

Aradan zaman gegti, oglundan sual ettik. Cevab verdi: 

— AbdulkadTr'in tavsiyesine uyarak oglumun kulagina dedigi seyi soyledikten 
sonra oglum sihhatine kavustu. O hastalikona birdaha ugramadi... dedi. 

§eyh Ebu'l-Hasen AN EI-EczT hastalanmisti. §eyh onu ziyarete gitti. Orada bir 
tavukla bir horoz gordu. Ev sahibi: 

— Bu tavuk alti aydir yumurtlamiyor, bu horoz da alti aydir otmuyor! deyince 
§eyh tavugun yanmda durarak: 

— «Allah'm sana verdigi imkanlardan sahibini faydalandir!..» dedi. Sonra da 
horozun yanma gelerek ona da: 

— «Yaradan'ini tesbih etsene, ne duruyorsun?» deyince horoz hemen ottu... ve 
herkes onu dinledi. 

Tavukta yumurtladi, hatta kisa bir sure sonra yavrulamak igin yumurtalarimn 
ustune yatarak gork oldu, gikan civcivlerde bereketli oldular.. Olunceye kadar Seyhin 
duasiyla bereketiyle onlarda Cenab-i Hakk'in lutfundan faydalandilar, bu hal boyle 
devam eyledi... 

Hizir Huseyin devam ediyor: Seyh bana 560 yilmda soyle dedi: 

— Ey Hizir, Musul'a git!.. Senden bir zurriyet tureyecek. Birincisi erkek bir gocuk 
olacak. ismi Muhammed olacak, AN isminde Bagdath ama bir adam ona Kur'an-i KerTm 
ogretecek. Yedi yasinda iken yedi ay iginde hifzmi ikmal edecek. Sen de doksan dort 
sene, bir ay ve yedi gun yasiyacaksin! Kulagi, gozu, kuvveti yerinde sapasaglam bir 
sekilde irbil'de oleceksin. 

Oglu Ebu Abdullah Muhammed Seken soyle anlatti: 

— Babam, Musul'a yerlesti ve ben orada Safer ayinm baslangiglannda dunyaya 
geldim. Babam bana Kur'an ogretmek igin ama bir hoca tuttu. 

O bana Kur'an'i guzelce ezberletti. Babam onun ve memleketinin ismini sordu. 
Cevab verdi: 



-154- 



— Ismim Ali'dir. Memleketim de Bagdat'tir. 

Ondan sonra babam, Seyh AbdulkadTr'in kendisine soyledigi sozu hatirladi ve 
625 yili Safer ayinin yedinci gununde irbil'de (Bu sehrin su anda ki ismi Erbil'dir.)vefat 
etti. 

Seyhin dedigi gibi 94 sene, bir ay ve yedi gununu tamamlamisti... Ve Allah 
olunceye kadaronun duyulanni muhafaza etmistir. 

* * * 
54. cii Men kibe 



TACU'L-EVLiYANIN 

MURiDLERiNi «ALLAH'I GORDUM» 

BEYANLARININ MANA YONUNDEN 

AQIKLAMASI HAKKINDA 

Omer bin Mes'ud El-Bezzaz anlatiyor: 

— Hakikat ilimlerinde, seyhimden daha fakih birini gormedim... 
O'na denildi ki: 

— Bazi muridlerin iddia ediyor, sen Allah'i gozle goruyormussun! Bunun uzerine 
bunu soyleyen muridi gagirdi ve bunu kendisinden sordu. Adam «Evet!» deyince, bu 
gibi sozlerden onu men etti... Bir daha bu gibi sozlere donmemesi igin ondan 
kat'T sozaldi. 

Bunun uzerin muridleri ve olaya yakTnen sahTd olan halktan kimseler; Hazreti 
AbdulkadTr'e sordular: 

— O muridin bu sozu soylemekte hakh midir, yoksa onu busbutun bosa mi 
soylemistir? 

— «0 haklidir, fakat kan§tirmr§tir. 

Qtinkti; o basireti He gormiis, basiretinin suasi siihudunun nuru He muttasil 
oluyor ve goziinun basiretini musahede ettigini gordugunu zan ediyor... 

Halbuki, basiri basiretini gormustur de o farkinda olmamistir. 

Cenab-i Hakk; 

Suyu (act ve tatli) iki denizi birbirine kavusmak uzere salivermistir. 
(Boyleyken) aralannda yekdigerine tecaviiz emteye mini (Allah tarafindan) bir 
perde vardir» (Ayet-i Kerime) buyurmustur. 

Cenab-i Hakk lutfu He Celal ve Cemalinin nurlarmdan, diledigi kullarm 
kalplerine nurlar gonderiyor, bu kalpler o nurlardan alabildigini aliyor. 

O nurlarm gok otesinde Zat-i Kibriyasi vardi ki perdeleri yirtip da ona vasil 
olmak asla mumkiin degildir...» 

Bunu soylerken orada birgok velTler ve alimler vardi. Bu sozun dehsetli tesirinden 
baslan husu iginde asagi egildi... Hayretlerinden ne soyleyeceklerini sasirdilar. 



-155- 



§eyh Muammer Ceradem anlatiyor: 

— Bir gun seyhin yanmda oturuyordum. O yazi yaziyordu. Uzerine tavandan toz 
dokuldu, ug defa silkindi, yine dokulunce dayanamadi, basini tavana kaldirdiginda ne 
gorse orada bir fare durmuyor mu? Megerse o fare dokuyormus tozlari... 

§eyh ona: 

— «Ba§in kopsun!» dedi. 

Ve derhal fare asagiya basi bir yanda, govdesi bir yanda olarak du§tu. 
§eyh bunu gorunce aglamaya basladi... 

— Neden aghyorsun? §eyh'im... diye sorunca soyle cevap verdi: 

— «Nasil aglamayayim, bir gun bir mu'mine kar§i kalbim kirilir da ayni sozu 
soylersem, o mu'm in de boyle 6lebilir!..» 

§eyh El-Bezzaz anlatiyor: 

Bir gun Gavsu'l-azam AbdulkadTr abdest aliyordu. Elbisesine yukandan bir serge 
kusu, idranni yapti. §eyh basini yukari kaldirdi. Hemen ugmakta olan kus olu olarak 
asagiya dustu. Sonra elbisesindeki o kirli yeri tertemiz yikadi, uzerinden gikanp bana 
verdi ve soyle dedi: 

— «Haydi git, bunu sat ve parasini sadaka olarak ver ki, bu onun kefareti olsun!» 
Ebu'l-Fadl Ahmed bin El-Kasim bin Abdan El-Kure§i EI-BagdadT anlatiyor: 
§eyh AbdulkadTr pahah bir elbise giyiyordu. Bir gun hizmetgisine: 

— «Git bana kuma§gidan ar§ini bir dinar olan bir hirka al gel!» dedi. 
Hizmetgisi elinde bir altm (bir dinar) alarak geldi ve bana: 

— "Fazla ve eksik olmamak uzere arsini bir dinar olan bir hirka ver!" dedi. Ben; 

— Kime aliyorsun hirkayi? diye sorunca, §eyh AbdulkadTr'e diye cevap verdi... 

Oradan aynldiktan sonra igimden; «Bu seyh de galiba halifelere elbise 
birakmiyacak» diye bir dusunce gegti... iste o anda birden nerden geldigini bilemedigim 
ayagima buyuk bir givi saplandi... Nerde ise olecektim. Dukkan komsulanm ve 
musterilerim bana yardim igin geldiler var gugleri ile saplanan giviyi yerinden gikartmak 
istedilerfakat bir turlu gikartamadilar... 

Ben bu hal uzerine hatami anlayarakonlara; 

— "Beni §eyh AbdulkadTr'in yanina goturun, bunun garesini ancak o bulabilir..." 
diye bagirdim... Derhal beni AbdulkadTr'in yanina kaldirdilar. §eyh beni gorur gormez 
derhal: 

— «Ey Ebu'l-Fadl, nigin bana igten hakaret ettin?» diye azarladi ve Have etti: 
«i§te bu gordugun elbise olum kefenidir! Olum kefeni, bin olume deger!..» 

Bu tesirli sozu soyledikten sonra mubarek eliyle givinin battigi yeri sivazladi, 
derhal act kayboldu. Sanki ayagima givi batmamis yani; hig bir sey olmamis gibi 
oldum... 

ibni Hizir El-Hiiseyni anlatiyor: 

§eyhin hizmetgisi bir gecede yetmis defa ihtilam olmus her defasinda da baska 
bir kadmla ihtilam olmus. Sabah olunca durumu seyhe sikayet etmek uzere seyhin 
huzuruna gikinca daha hig bir kelam etmeden §eyh ona: 



-156- 



— «Dun geceki ihtilamlarmi yadirgama! Ve bunun igin uzulme! Ben levh~i 
mahfuzda senin filan ve Ulan kadinlarla kendisini tanidigi ve tanimadigi bir gok kadin 
ismi saydi- zina edecegini gordum. Allah'a yalvardim da bunu degistirdi ve ruyada 
gosterdi» diye izah ve irsad buyurdu... 

Seyh AM El-Habbaz naklediyor: 

Seyh Ebu'l-Kasim Omer'den duydum, Seyh AbdulkadTr ona demis ki: 

— «Sikmtida olan bir kimse beni vesile kilarak Allah'a yalvarsa derhal 
sikintisi zail olur. Siddet aninda her kim benim ismimi yad ederse derhal rahata 
kavu§ur... 

Abdulkadir'in yiizii suyu hiirmetine... diyerek hem bir ALLAH'tan bir hacet 
talebinde bulunursa derhal isi goriilur. 

Her kim iki rek'at her rek'atinda Fatiha'dan sonra on bir ihlas okuyarak- 
namaz kilarsa, selamdan sonra da on bir defa Allah'm Resuliine salat ve selam 
getirip, benim ismimi anarak Allah'a niyazda bulunursa, Allah'm izni ve inayetiyle 
derhal isi goriilur. » 

Diger bir rivayete gore kayd §6yledir: 

— «§ark istikametine kabrime dogru on bir adim, yahut yedi adim yurur de 
benim ismimi anarsa (Allah'm izni He) haceti goriilur. » 

EI-CubbaT anlatiyor: 

§eyhe biri para getirdigi zaman §eyh; 

— «EI surmeden onu seccadenin altina koyun!» derdi. Sonra da hizmetine bakan 
muridine; 

— «AI §u seccadenin altmdaki parayi da esnafa git borglan ver!» derdi. 

Kendisine halife tarafindan bir elbise geldiginde, daha once fakirler igin un, 
ekmekalip da borglandigi Ebil-Feth ettahhana, o elbiseyi yollayarak borglanni oderdi. 

Her ay basi, Halifeden kendisine gelen elbiseleri hig giymemistir. Gelen her 
elbiseyi yukanda adi gegen degirmenciye un karsiligi yollamistir. 

Seyh Hizir Hiiseyni anlatiyor: 

Cuma gunu camide Seyh ile beraberdim. Bir tacir gelip ona: 

— "Benim zekat malimdan baska da mallanm var... Mustahak olan kimseleri 
bilemiyorum. istediginiz kimseler varsa onlara bu mallanmin zekatlann* vereyim..." 
deyince Gavsu'l-azam soyle cevap verdi: 

— «Mustahak olana da olmayana da verebilirsin o maldan...» 
Bir gun, kalbi kinlmis, basi egik bir fakir gordCi... Seyh ona: 

— «Neyin var oglum?» diye sordu. Fakir: 

Bir gun nehrin kenanna geldim, kayikgiya; "Beni karsiya gegirir misin?" dedim, 
gegirmedi. Buna uzulup de kalbim fena halde kirildi..." demege kalmadan igeriye bir 
adam, elinde bir kese altin oldugu halde girdi. Onu §eyh igin adamisti. §eyh, 
fakire: 

— «Bu kese altini al, kayikgiya gidip ver ve ona de ki: "Al §u keseyi de bir daha 
gelen fakirleri geri gevirme, kar§i tarafa gegir!» dedi. Sonra uzerindeki elbiseyi gikanp 
fakire verdi, daha sonra da yirmi dinar verip elbiseyi geri satin aldi... 



-157- 



Ebu'l yiisr Abdurrahim anlatiyor: 

Abdussamed bin Humam sayih zenginlerdendi, fakat seyhi hig sevmezdi, 
kerametlerini inkar ederdi... Bir gun onun, Seyhin yanmdan aynldigmi gorunce hayret 
ettik ve sebebini sorunca bize vak'asmi anlatti: 

— Biliyorsunuz ki ben Seyhi sevmezdim. Ama igimde bu yuzden daima bir sikmti 
duyardim. Bir gun medresenin onunden gegiyordum. Namaz igin ezan okunmustu... 
Kendi kendime; "Gireyim ben de namazimi kilayim." dedim. Girdim, Seyhin minberinin 
yanmda bos bir yer bulabildim. Meger o gun Cum'a imis; cami hmca hmg dolmustu. 
Abdestim daraldi. Cok sikismistim. Fakat caminin fazla kalabalik olmasi beni disan 
gikmak, hacetimi gormekten alikoyuyordu. Sikmtidan nerede ise olecektim. Seyhe 
kizgmligim daha da artti. Ne yapacagimi sasirdim. Mahcup olacagimdan korktum. O 
anda Seyh hutbeden birkag basamak asagi inerek gomlegini basima dogru sarkitti. 
Birden kendimi yemyesil nehirlerin sanl sanl aktigi bir ovada gordum. Hemen def-i 
hacetimi yaptim. Tertemiz sudan abdest aldim, gayet rahatlik iginde iki rek'at namaz 
kildim. Sonra seyh gomlegini basimdan kaldinnca kendimi yine minberin altmda 
buldum. Kendimde gayet rahatlik hissettim. Eskiden hissettigim sikmti ve acilarm hig 
biri kalmamisti. Hayretten az kaldi akhm basimdan gidecekti... 

Namaz bitmis ve herkes dagilmisti. Ben de eve gitmek igin camiden giktim, yola 
koyuldum. Bir de baktim ki mendil ile sandigm anahtarlanni kayip etmisim. Belki 
oturdugum yerde unutmu§umdur diye geri dondum, oraya gittim, aradim, lakin 
bulamadim. Sonra uzuntu ile evime dondum. Anahtar yaptirmak igin bir usta tuttum. 
Anahtaryaptirdim, sandigi agtim ve i§lerimi gordum. 

O gunlerde bazi arkada§larla sefere gikmak istiyorduk... Ertesi gun yola koyulduk. 
Bagdat'tan ug gunluk mesafeyi a§tigimizda bir kuvvet bizi geriye gekti... 

Baktim o abdest alip namaz kildigim yemyesil bir yerde degil miyiz? 
Arkadaslanm dediler ki: "Burada konakliyahm; yemek yer namazimizi kilar sonra 
yolumuza devam ederiz..." indik ve biraz once gordugumuz o yesillik olan yere gittim 
(yalniz basima) abdest aldim, namaz kilicak bir yer ararken mendilimle anahtarlarimi 
orada gormiyeyim mi? Saskinhgim daha da artti. Hayretten ne yapacagimi, ne 
diyecegimi bilemedim. Nihayet yolculuktan dondukten sonra Seyhin yanma gelmek ve 
O'ndan bir daha aynlmamak istedim. iste gordugunuz gibi simdi buradayim... 

Seyh AM El-Habbaz anlatiyor: 

Seyh Ebu Hafs EI-KiymanT'den duydum, dedi ki: 

Bir gece halvete gekilip ibadet ederken, duvar yanhp igeriye korkung bakish, 
girkin gorunuslu biradam girdi. 

— Sen kimsin? dedim. 

— Ben iblis'im, sana ogut vermeye geldim... dedi. 

— Soyle bakahm, bana verecek oldugun ogut nedir? dedim. 

— Sana murakabe nasil yapilacagmi ogretecegim.., dedi ve yere oturup boynunu 
asagiya dogru egdi... 

Sabah olunca derhal Gavsu'l-azam AbdulkadTr'e kostum. Durumu kendisine 
anlatmadan once elini optum hemen o soze basladi: 

— «Ya Omer, o yalancinin biridir, sakin bir daha onu kabul etmeyesin!» dedi. 
Seyh Bedi'ud-Din Halef anlatiyor: 

Zamanin safiTsi olan Seyh Ebu Amr Osman Essa'di beni Bagdat'a, Ahmet bin 



-158- 



Hanbel'in musnedini kendisine tahsil edip getirmem igin gondermisti... 

Bagdat'a gelince Bagdat semalannin, Gavsu'l-azam Ab-dulkadTr'in nami ile 
galkalandigmi gordum. igimden [«Eger bu zat dedikleri gibi ise muhakkak benim igimi 
anlar»] dedim. Yanima bir resim aldim. Eger bu zat hakikaten ermis bir kisi ise benim 
selamimi almaz, hizmetgisine; «Bu adama gore biraz hurma ve iki danik bakla getir! ., 
»diye emreder dedim. Ve gittim selam verdim, yuzunu gevirdi. Hizmetgisine; «Bu 
adama biraz hurma ve iki danik bakla getir!. .» dedi. 

Hizmetgi gitti hurma getirdi. «Cikar takkeni!..» dedi, gikardim. Hurmayi igine 
doldurdu ve tarn onunla tipa tip eldi. iki danik baklayi da getirip tasarladigim gibi bana 
verdi. Ondan sonra Seyh bana donup selamimi kabul etti ve: 

— «Sen bunlari istemi§tin degil mi?» diye igimde tasarladiklanmin hepsini onume 
dokuverdi. 

Bu kerametinden sonra yanmda ikamet ettim. Ondan epeyce ilim, fikih ve hadTs 
tahsil ettim... 

Bu anlattigimiz §eyh Bedi'ud-Din, buyukve sayih alimlerdendi. Bilahare Misir'da 
yerlesmis ve Kadiriye tarikatini ihya etmistir. 

El-Hafiz Ebul-Abbas Ahmed bin Ahmed El-Bendinlanlatiyor: 

Ben ve Cemaleddin bin EI-CevzT, Gavsu'l-azam Ab-dulkadTr'in yanma gittik. Bir 
okuyucu Kur'an'dan bir ayet okudu. §eyh mana vermege, tefsir etmege basladi ve 
arkadasima: 

— Verdigi bu manayi biliyormusun? diye sordugumda: 

— Evet, dedi. Sonra bir mana daha verdi. 

— Bunu biliyor musun? diye sordum. 

— Evet! dedi. Bir mana daha verdi, onu da sordum, onun igin de; 

— Biliyorum, dedi. 

Bir mana daha verdi, arkadasima sordum, bildi. Bir daha verdi, arkadasima; "Bu 
manayi da biliyor musun?" diye sorunca: "Hayir." Diye cevap verdi... 

Nihayet o gun Seyh o ayete tarn kirkturlu mana verdi. Hayret ettik kaldik. 

Sonra Seyh: 

— «Kal'ibirakip hale bakalim!» dedi ve bir (La ilahe illallah Muhammedun 
Rasulullah!) gekti ki, halk vecd ve ask'dan birbirlerine girdi... Arkadasim Seyh 
Cemaleddin'de ofeyzalanlardan idi... oyle ki kendini bilmeden ustunu basini yirtti. 

Muhammed bin HuseynTEI-MusilTbabasindan soyle duydugunu naklediyor: 

— "Babam Gavsu'l-azam AbdulkadTr'in on ug gesit fen ve ilim bildigini anlatti. 
Medresesinde sabah ve bir de ikindiden sonra tefsir, hadTs ilimleri ile fikih 
mezheblerine ait kitaplar okuturdu..." 

* * * 



-159- 



55. ci Men kibe 



BURHANU LESFiYANIN 

§AFii VE HANBELi MEZHEPLERJNE GORE 

FETVASI HAKKINDA 



Omer El-Bezzaz der ki: 

Ǥeyhe Irak ulkesinin muhtelif bolgelerinden fetvalar gelirdi. Hig bir kitap 
agmadan, hemen eline kalemini ahr fetvalan cevaplandinrdi. O §afiT mezhebi ile 
HanbelT mezhebi uzerine fetva verirdi. Irak alimleri, onun bu kadar gabuk fetva verme- 
sine sasarlardi... 

§eriatin hangi kolundan olursa olsun, O, butun akranina faikdi. Kisi muhtag 
oldugu fenni O'ndan rahatga tahsil edebilirdi. 

§eyh Abdiirrezzak (k.s.) dedi ki: 

Acem ulkelerinden Bagdat'a bir fetva geldi. Butun Irak alimleri, uzerinde gunlerce 
galistilar, doyurucu bir cevap veremediler. Nihayet fetvayi babama getirdiler, cevap 
verdi. 

Sorulan fetva su idi: Bir adam; 

— «Eger kimsenin bulunmadigi ve ibadet etmedigi bir anda Allah'a ibadet etmeye 
koyulmazsam, kanm ug defa benden bos olsun! » demis. 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr buna su cevabi vermistir: 

— «Mekke'ye gider, kimsenin bulunmadigi bir vakit Beyt-i §erifi yedi kere tavaf 
ederse, yeminini yerine getirmi§ olur!» 

Fetvanm sahibi bunu duyunca dogru Mekke'nin yolunu tutmustur. 

Muhammed ibni EbT'l-Abbas El-Hizir El-Huseyn" anlatiyor: 

Babam bana bir kissa anlatti: 

«Bagdat'ta Gavsu'l-azam AbdulkadTr'in medresesinde bir ruya gordum. Ruyamda 
butun dunyanin alimleri bir araya gelmisler. Hepsi vecd iginde Gavsu'l-azam 
AbdulkadTr'i dinliyorlardi. Alimlerin bazilarmin basinda yalniz bir sank vardi. Kiminin 
sangi bir kivnmli idi, kimisinin ki iki kivrimh idi... 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr'inkine baktim, o ug kivrimh idi... 

Ruyada bunun sirnni dusundum. Uyanmca onu basimm ucunda gormiyeyim mi? 
Bana soyle dedi: 

— «Birinci kivnm seriat ilminin §erefidir, ikinci hakikat ilminin §erefi. 
Ucuncusu ise en biiyiik bir §ereftir...» 

§eyh Ebu'l-Berekat'agore: 

«Gavsu'l-azam AbdulkadTr'den izin almadan hig bir Allah velTsi tasarrufda 
bulunamazdi. O, vefatindan sonra da sagligmda oldugu gibi tasarruf sahibi olmustur.» 

§eyh AM bin El-Hiti anlatiyor: 



-160- 



Bir gun Gavsu'l-azam AbdulkadTr'le birlikte Maruf EI-KerhT'nin kabrini ziyaret ettik. 
Gavsu'l-azam ona selam verdi: 

— «Ey §eyh Maruf, Allah'in selam i uzerine olsun. Yalniz seni iki derece He 
gegtik...» dedi. Kabirden cevap geldi: 

— «Ve Aleykumusselam, Ey zamanindakilerin buyugu...» 

SahravT ismi ile maruf §eyh Ebu Nazar bin Omer, babasinin kendisine soyle 
anlattigini naklediyor: 

«Bir gun cin taifesini topladim. Hergunkunden biraz daha fazlayanimda ahkoy- 
dum... Bunun uzerine onlar dediler ki: "Ne olur §eyh AbdulkadTr bizlerle konusurken bir 
daha gagirma!" 

— Siz de mi hazir bulunuyorsunuz onun dersinde? Diye sorunca, 

— Bizim kalabahgimiz, sizinkinden fazladir. Bizden bir gok topluluk onun onunde 
tevbe edip musluman olmuslardir... Diye cevap verdiler,» 

El-Hafiz ibni-Neccar'dan naklen; §eyh Ebu'l-Feth anlatiyor: 

«Dedem Vezir Ebul Muzaffer'den bana, seyhe gitmem igin izin vermesini istedim. 
Elime bir meblag altin vererek: 

— Bunlari seyhe ver ve benden de selam soyle! dedi. 

Menkibe-i Verifier 303 

Nihayet §eyhin yanina geldigimde, buyuk bir kalabalik vardi. Onlarm dagilmasmi 
ve §eyhin tekkeye girmesini bekledim, igimden «§eyh kalabalik dagildiktan sonra 
tekkeye girer, altinlan ben de o zaman veririm» gibi fikirler gegiriyordum. Minberden 
inince hemen selam verdim, elini optum. Kalabahktan utandigim igin, meblagi kendine 
teslim edemedim, sonra veririm, dedim. Bana soyle bir bakti: 

— «Ne utaniyorsun, kalabalik halktan sana ne? §u getirdigin emaneti ver ve 
benden Vezire de gok selam soyle!» demez mi? Hayret ederekyanmdan uzaklastim. 

Bir rivayette ise AbdulkadTr'in ona soyle dedigi kayd edilir: 

— «Beraberindekine ihtiyacim yoktur, halktan ne utaniyorsun? Senin ziyaretine 
de ihtiyacim yok... Deden Vezir beye selam soyle, Abdulkadir'in gonderdigin paraya 
ihtiyaci yok! Fakirlere dag its in onu.» 

Necmuddin Ebul-Abbas Ahmed yoluyla §eyh ibrahim El-A'zeb anlatmistir: 

— §eyhimiz AbdulkadTr; Efendimiz muhakkiklerin seyhi, siddTklerin onderi, 
Rubbu'l-Alemin'e giden yolcularm basi idi.. 

Allah hepsinden razi olsun! 

Ebul-Berekat der ki: 

— Gavsu'l-azam AbdulkadTr, Babul-Erec semtindeki vaaz kursusunde anlatirken 
soyle bir beyit soylemistir: 

«Gecelerin bombos gegmesi 

Omrumiizun boyle tiikenmesi 

Ne buyuk bir husrandir.» 

Jbnil-Hidir der ki: 



-161- 



— «Bir zaman arkada§lann gozu onunde §eyh kayb oldu. Sonra gikip gelince, 
gelip §eyh'e sordular: 

— Ne oldu? Allah (c.c.) He aranda ne cereyan etti? dediler. Bu soruyu §u 
beyitlerle cevaplandirdi: 

«Bu sene gozden uzaklasip bir denize geldik; sahili agaglik, agagligin ustunde bir 
gune§, batisi biz, dogusu bizdik... Elimiz bir cevhere degdi, letaiHnden alip ba§tan 
tirnaga kadar cevherle§tik... Deniz nedir, agaglik nedir, gegtigimiz denizin cevheri ne 
ifade eder? Soyle bizel 

Gayb dili He soyle, i§aretle degil: Orada mi kaldi yoksa bizden uzak mi kaldi, ya 
da biz igine mi girdik?.. 

Orada kaldigimizda kalbimizin dortte biri meyi etti, zaman gegti, bizlerya§landik... 

Ona girdigimiz zaman kayiklar hepimizi aldi, hig kimse di-§arda kalmadi... 

O igi (inci dolu) denizleri gok gerilerde biraktik... Nereye gittigimizi kim ne 
bilecek?.. 

Sonra bir konu§ma oldu kimse onu vast edemez; oyle konu§ma ki onu biz ne 
anladik ve ne ezberliyebildiki. 

Bir cemhal mu§ahede ettik ki, o bizden ba§ka kimseye tecelli etmedi. Ruhumuz 
ondan zevk aldi, hala tadi, damagimizda...» 

Yine buyurdu: 

«Bahgelerden bana gelen meltem beni kokutuyordu. 

Sevingle kan§ik bir uzuntu, gozulen her manadan dolayi igimi burkutuyordu. 
Varlikta her konu§an beni ne§elendiriyordu. 

Bir arkada§im var; bana gelince, ben ona, o bana konu§ur dururuz. 

Igimde bir sir saklamaga kalksam hemen anlar... O diledigi esrari diledigi zaman 
bana anlatir. Yedi denizi igsem dahi onu gormeden doyamam. 

Kemiklerim sizlar huzuru bulamam...» 

Bir defasinda da §6yle terennum ettiler: 

«Ey Esma'nin evi, Esma seni terk edip gitti. Bundan sonra butun insanlar yetim 
kaldi. 

Uzakla§inca, ne evlerin tadi ve ne de o gul§ende bir nagme kaldi!» 

El-Hafiz ibni Neccar, (tarihinde) Abdullah EI-CubaTden naklen der ki: 

§eyh AbdulkadTr §6yle buyurmu§tur: 

— «Dunya me§galelerle, ahiret korkung hesaplarla dolu. 

Kul bu ikisi arasindadir: Ya cennete gider istikrar bulur, ya da cehenneme girip 
izdirap geker...» 

Bazi sohbetlerinde derlerdi ki: 

— «Mu'minin kalbine ilk defa hikmet yildizi dogar, onu Him ayi takip eder, 
onu da marifet giinesi. Hikmet yildizi ilediinya'ya, kamerin ziyasi He Uhra'ya 
marifet giinesiyle de Mevla'ya bakar. Allah velfleri, Allah'm gizli dostlandirlar; 
mahremlerinden bask a hig kimse onlara nazar edemez!» 

Allame imam §ihabuddin, (Nazmuddurer Fi hicreti hayril-be§er) adh kitabmin 



-162- 



(Cinlerin Kur'an'i duyduklan zaman mus-luman oluslanna) dair olan bolumunde der ki: 

— Seyh AbdulkadTr GeylanT onlardan bir kisimlanni idrak etti ve onlarla konustu... 
Seyh Mehmet bin Ali bir gun Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT'ye muracaat etti: 

— Ya Gavsu'l-azam, ben ihtiyar bir adamim. Cocugum olmuyor. Allah'a (c.c.) dua 
et bana bir erkek evlat ihsan buyursun! dedi. 

Hazreti Gavsu'l-azam: 

— «Senin talihinde evlat yok. Fakat benim talihimde bir erkek evlat var, ister 
misin?» 

Peki ya Gavs. 

Seyh kabul edince Hazreti Gavs: 

— «Gel!» dermis ve seyhle arka arkaya yaslanmis. Seyh Mehmet sonradan 
anlatir. (Vaktaki, Gavsu'l-azam'la arka arkaya yaslandik, ensemden sicak bir seyin 
aktigi ve bileme indigini duydum.) Ve Ali'nin bir evladi olur. Hazreti Gavs'in emriyle 
ismini Muhyiddin kor. Muhyiddin Hazreti AbdulkadTr'in kunyesidir. iste bu Muhyiddin 
istikbalin meshur (Muhyiddin ArabT)'sidir.... 

Bir gun zamanm sultani Hazreti AbdulkadTr'i yemege davet etti. Sofrada bir de 
ijfurukgu hoca vardi. 

Ortaya, birsahan, lokma geldi. 

— Buyurun!... diye ikram etti. Gavsu'l-azam elini uzatti lokmayi aldi, tarn yiyecekti 
ki hocanin uflemesiyle lokma kayboldu. Hazreti Gavs sesini gikarmadi. Gene bir lokma 
aldi. Gene hoca ufledi. Lokma kayipoldu. 

Sultan biyik altindan kis kis guluyordu. 

— Buyursaniza! dedi. Hazreti Gavs elini uzatti. Hoca gene ufledi. Bu sefer hem 
lokma hem sahan kayboldu. 

Hazreti Gavs sedirin kosesindeki arslan islemeli yastiga elini uzatti: 

— «Huz ya esed!» 

Dedi, O'nun bu hitabmdan sonra; yastiktan bir arslan pey-dah oldu ve hocayi 
kapmasiyla gene yastigm igine girdi. Sultan saskinhktan ve korkudan dilini yutmustu. 
Koca hoca kayip olmustu... 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT hazretlerine hizmet edenlerden biri, Hazreti 
Gavs'in cemalli birzamanmda huzur-i seniyyelerine gikarak: 

— Efendim! Cenab-i Hakkzatmiza kudretinin tasarrufunu bahsetmistir. Onun igin 
istediginiz kimselere nazar-i alTniz ile bir gok rutbeler veriyorsunuz. Ben de size epey 
hizmet ettim, bana hala birsey ihsan etmediniz niyaz ediyorum... demis. 

Hazreti Gavs: 

— «Pekala, bugun bir helva pi§ir de bakalim kudret neler ihsan eder, senin de 
gonlun olsun!..» buyurmuslar. 

Adamcagiz: 

— «Basustune» diye sevinerek helvayi pisirmeye baslamis. 

O esnada Hindistan'dan bir heyet eliyor, Hazreti Gavs'a arz-i ubudiyyet ettikten 
sonra: 



-163- 



— Efendimiz! Hukumdanmiz oldu, bize bir hukumdar gostermenizi niyaza 
geldik... diyorlar. 

Hazreti Gavs, helva pisiren adamini gagirarak: 

— «Nasil... Hind padi§ahligini kabul edermisin?» diyor. Adamcagiz pur nes'e: 
«Aman efendim, ihsan buyurdunuz» diye can ataraksevinirken, Hazreti Gavs: 

— «Yalniz seni §u §art He oraya padi§ah yapiyorum, ne kazanirsan yari yariya 
olacak.» 

Pek tabiT olarak talib minnetle kabul etmis. Nihayet Hindistan'da buyuk bir 
saltanata, muazzam saraylara, mutantan debdebelere, hasna mustesna zevcelere, 
husn-i ana malik cariyelere, bir de erkek evlada sahib olmus ve aradan on bir sene 
gegmis, bir gun Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT'nin Hindistan'a tesrifleri haberi gikmis 
ve hukumdar Gavs-i Sa-medanT'yi istikbal ederek sarayinda hizmetlerinde bulunmus, 
bir kag gun sonra da Cenab-i PTr doneceklerini haber vermisler. 

Padisah: 

— « Efendim! biraz daha ragbet edip bizleri sevindirseniz» diye niyazda 
bulunmussa da Hazreti Gavs'm muhakkaktesrif edeceklerini anlaymca: 

— «Efendim! Kusurlanmizi afv buyurun» dedigi zaman, Gavsu'l-azam Hazretleri: 

— «Yalniz sizinle bir sozumuz vardi, sizi biz buraya padi§ah gonderirken ne 
kazanirsaniz yari yariya olacak diye bize soz vermi§tiniz, binaenaleyh buraya geldikten 
sonra ne kazanmi§ iseniz hesapla§mak istiyorum.» 

Padisah butun servetini tespit ettirerek yari yariya ayirmis ve Hazreti Gavs'm 
huzuruna arzetmis. 

Gavsu'l-azam: 

— «lyi am a siz bir erkek evlat da kazandiniz, onu da taksim etmemiz lazimdir!..» 
diye emredince padi§ah: 

— «0 nasil olacak?» diyor. Hazreti Gavs: 

— «Qocugu ikiye bolecegiz size istediginiz tarafi verecegim.» 
Cocukortaya getiriliyor, Gavsu'i-azam Hazretleri keskin kihglan ile: 

— «Destur!» deyip gocugu tarn ikiye ayiracaklan esnada, padisah belindeki 
mucevher islemeli hangerini gekerek: 

«Ey sahhar herif! Senelerce bana hizmet ettirdin, bu yetmiyormus gibi simdi de 
tesadufun bana verdigi ni'meti elimden almak istiyorsun!» diye tarn hangerini Hazreti 
Gavs'm gogsune saplarken bir de bakmis ki elindeki kasik helva ten ceresine 
saplaniyor... Ne saraydan eser var, ne gocuktan, ne de saltanattan bir iz... 

Bu hal karsisinda hayretler iginde kalan talibe, Gavsu'l-azam tebessum ederek: 

— «Oglum kan§tir helvayi kan§tir... biz bahi! degiliz veririz amma meyanesi 
gelmeden de olmaz!..» buyurmuslardir. 

§eyh Ebul-Beka der ki: 

Bir gun §eyh AbdulkadTr'in meclisine yolum dustu. Orada hig bulunmamistim, 
onu hig dinlememistim. igimden ne diye buraya girip su aceml dinleyecekmisim gibi bir 
fikir cereyan etti. Fakat yine girdim; onu dinlemege koyulur koyulmaz, sozunu keserek 
bana: 



-164- 



— « Ey gozu ve kalbi kor olan adam, bu acem 'in sozlerini ne yapacaksin?» diye 
giki§maz mi?.. Hemen kursuye ko§tum, ba§imi agtim, eline kapandim, ve: 

— Ne olur beni afv et ve bana hirkayi giydir., dedim. 

— «Ey Allah'in kulu! Eger Allah beni, senin igi yuzune vakif ktlmasaydi, irtikab 
ettigi bu soz yuzunden helak olurdun. Bize dahil ol ki bizden olasin!..» diye ogut verdi. 

§eyh Abdullah EI-KazvinTanlatmi§tir: 

— «§eyh AbdulkadTr'in keramet hususunda nami etrafa yayihnca, CTIan 
alimlerinden ug ki§i onu ziyaret etmek maksadi ile Bagdat yolunu tuttular. 

Bagdat'a gelip medresesine girdiklerinde gorurler ki: AbdulkadTr'in elinde bir kitap; 
yanmda da kibleye kar§i durmayan bir ibrik ve uzun zaman ayakta durmakta olan 
hizmetgisi bulunmakta... 

Bu hale gok §a§inrlar. iglerinden (Bu ne bigim §eyh ki, uzun zaman hizmetgiyi 
ayakta durduruyor, ibrik de kibleye kar§i durmuyor? gibi birfikir gegirirler... 

AbdulkadTr'in bu halini tenkid eder mahiyette birbirlerine baki§irlar... 

O anda AbdulkadTr kitabi elinden birakip bir onlara, bir de hizmetgi ile ibrige bakar 
bakmaz hizmetgi du§up olur, ibrik de kendi kendine kibleye doner... 

Allah ondan razi olsun... 

Kendisine «isminizin Muhyiddin olmasimn sebebi nedir?» diye soranlara §u 
cevabi verdi: 

— «511 yillannda bir gun seyahatimdan Bagdat'a ddndum. Gunlerden cuma idi... 
Hasta bir adam a ugradim. Renksiz ve son derece zayiflami§ birhalde idi... Bana: 

— Esselamu aleyke ya AbdulkadTr! diye selam verdi. Selamini aldiktan sonra 
bana donerek: 

— Bana biraz yakla§! dedi. Yakla§tim... 

— Oturt beni! dedi. Oturttum... Birden yuzune renk geldi, sihhati duzeldi, normal 
bir insan haline geldi. Kendisinden korkunca bana: 

— Taniyor musun beni? diye sordu. 

— Hayir! 

— Ben ed-Dayin'im... Ben 6lmu§tum, geldin beni kimildattm, Allah sayende beni 
diriltti!... dedi. 

Onu oracikta birakarak dogru camiye gittim. Bir adamla kar§ila§tim. Adam bana, 
pabuglanni birakarak §6yle seslendi: 

— «Efendim Muhyiddin! » 

Namaz kilmak igin niyetlenince; cemaat ba§ima u§u§tu, elimi opup bana «Ya 
Muhyiddin! » diye gagirdilar... Iste o gun bu gun ben bu isimle gagnlirim...» 

•k * * 



-165- 



56.ci Menkibe 



TACUL-EVLiYANIN 
BiR RUYASI HAKKINDA 



Gavsu'l-azam AbdulkadTr bir ruyasini soyle anlatiyor: 

— «Ruyamda kendimi, mu'minlerin annesi Ai§e (r.a.)'in kucaginda memesini 
emerken gordum... Once sag memesini emzirdi, sonra sol memesini... 

Rasulullah igeriye girip beni emzirdigini gorunce: 

— Ey Ai§e, bu bizim gercek cocugumuzdur!» dedi.» 

Bu kissa sunu agikga gostermektedir; Gavs'ul-Azam Peygamber Efendimiz'in 
(s.a.v.) soyundan gelmektedir. Bu ruyasi ile zati kendisi bu halt beyan etmistir. 

* * * 

Seyh Ebu Muhammed EI-CunT anlatiyor: 

Bir gun §eyh AbdulkadTr'in yanina gelmistim. Ben ve ailem son derece agtik. 
Gunlerdir agzimiza birsey koymamistik. Selam verdim, selami aldiktan sonra daha ben 
soze baslamadan soyle dedi: 

— «Ey Cuni, aglik Allah 'in hazinelerinden oyle bir hazinedir ki, onu ancak 
sevdigine nasip eder. Kul, bir §ey yemeden ug gun ag kalirsa Allah ona §6yle nida 
eder: 

«Ey kulum, benim igin sabr ettin! izzetim, Celalim hakki igin sana lokma 
ustune lokma ve yudum yudum su verecegim!» 

Bunu duyunca igimden haykirmak geldi. Fakat sukut etmem igin isaret buyurdular 
ve soyle Nave ettiler: 

— Hak kulunu imtihana gekince, kul bunu gizlerse iki ecir alir. Gizlemeyip de 
etrafa yayarsa bir ecir alir... 

Sonra: 

— Yakla§ banal diye emir verdi. Kendilerine yaklasinca, bana dunya malina ait 
bir sey verdi, konusmak istedim. Fakat musaade etmedi: 

— Fakirlerigin gizlilik evla ve ahsendir... (Daha iyidir.) buyurdu... 

Seyh AbdulkadTr'in Abdullah bin Nukta admda bir komsusu vardi, kumarbaz mi 
kumarbazdi... Bir gun kumar oynadigi adamlar onu yendiler, nesi varsa aldilar, hatta 
oturdugu evi de kumarda kaybetti. Bunun uzerine: 

— Haydi var misiniz? Su elimi koyuyorum... Eger bu sefer de maglup ederseniz 
elimi keseceksiniz! dedi ve oyuna basladilar. Derken yine maglup oldu... 

— Uzatelini!., dediler. Uzatti; bigagi gorunce korkudan gekti elini... 

— Maglup oldum de! dediler. 

— Hayir! dedi. 

— Oyleyse uzat elini! diye gikistilar. Adam fena halde sikismisti, ne yapacagmi 



-166- 



bilemiyordu... Bu esnada bu hal kendisine malum olan Gavsu'l-azam AbdulkadTr (k.s.) 
evin damma gikarak seslendi: 

— «Bu seccadeyi al, onlarla tekrar oyuna tutu§, sakin maglup oldum, deme!» 

Bu emir uzerine Abdullah seccadeyi aldi, onlarla oyuna tutustu ve onlan yenerek 
verdiklerinin hepsini hatta evi de geri aldi. Bu basansina gayet gok sevindi ve §eyh 
AbdulkadTr (k.s.)'e kosarak huzurunda bir daha kumar oynamayacagina dair tevbe etti. 
Butun mallanni da fakirlere dagitti. 

O gunden sonra helalmdan her gun iki yuz dinar civannda para kazanirdi ve bol 
bol fakirlere ikram ve ihsanda bulunurdu. Bir munasebetle Gavs onun hakkmda soyle 
demistir: 

— «ibni Nukta hepsinden sonra geldi, onlara (velilere) dahil oldu...» 

Efendimiz §eyh AbdulkadTr (k.s.)'in hizmetgisi Ebur Rida anlatiyor: 

Efendim §eyh AbdulkadTr (k.s.), ug kere halvete gekildi... Uguncu halvetten 
gikmca, ona; 

— Ya Efendim halvette ne gordugunuz? diye sordum. Kizararak bana su beyitleri 
soyledi: 

«Uzaklardan sevgili bana goriindu 

Oyle seyler gordum ki anlatilmasi imkansiz... 

Vechinin nur'urdan kainat aydmlandi, 

Heybetinden olecegimi sandim... 

Gizli olarak sanini yiiceltmek igin onu cagirdim. 

Itablanna maruz kalirim endisesiyle cemalini gormek istemedim... 

Old kalb ve cesedlerin dirilmesi igin ona yalvardim. 

Bana merhamet etti ve; 

Butun murad ve dileklerin yerine getirilecektir, dedi...» 

Bunu duyunca bayilmisim... Kalkmca beni bagrma basi soyle soyledi: 

«Eger izin verilseydi, birgok §eylerden bahs ederdim. Lakin dil, ibare (konusmak) 
den, kalb i§aretten susturulmu§tur!..» 

§eyh Ebu Omer ve Osman anlatiyor: 

— «Ruyamda gordum: Asi nehri tasmis, suyu kan, bahklan hep yilan ve haserat 
haline gelmis... Nehir gittikge kabanyordu... Beni dalgalarma gomecek diye korktum, 
evime kostum... Bir adam evin penceresinden bana bir yelpaze uzatti ve: 

— Tut bunu! dedi. 

— O beni gekmez ki! ., dedim. O: 

— Tmanin seni geker bir tarafina yapis bunun! diye mukabele etti. 

Ona yapistim. Kendimi evimde, onun yatagmm yanmda gordum. Nehirden 
kurtuldugum igin korkum kalmamisti hemen ona sordum: 

— Ey bana iyiligi dokunan zat, siz kimsiniz? 
Cevap verdiler: 

— «Ben senin inandigm peygamber Mu hammed (s.a.v.)'im...» 



-167- 



Bu defa heybetinden korkup titremege basladim... 

— Ey sevgilim, ey Allah'in Resulu! Benim igin Allah'a yalvar da kitap ve sunnet 
uzere oleyim... 

— «Peki, Seyhin, Seyh Abdulkadir degil mi?» dedi. 
Ben: 

— Allah'a benim igin dua et de onun yolunda senin sunnetin uzere oleyim... 
dedim. Tekrar: 

— «Seyhin, Seyh Abdulkadir degil mi?» dedi. 
Yine ben: 

— Allah'a dua et de onun yolu ve senin sunnetin uzerine oleyim, diye yalvardim... 
Yine kendisi bana: 

— «Olur, yalniz unutma sakin! Senin seyhin Seyh Abdulkadir'dir.» dedi... 

Uyanmca derhal ruyami babama anlattim. Sabah olunca hemen §eyh 
AbdulkadTr'i ziyaret etmek igin yola koyulduk. O gun buyuk bir kitleye hitab ediyordu. 
Hitab ettigi mahalle gelince, kalabaliktan yakinda oturamadik, ondan uzak bir yer 
bulduk, oracikta oturduk. Bizim geldigimizi anlamis olacak ki hemen konusmasina ara 
verdi ve bizi yanina gagirdi. Biz cemaati yara yara dogru konustugu kursunun yanma 
gittik. Once babam, arkadan da ben yanina giktik. Babama: 

— «Ey ahmak, bize Hie de delille mi geleceksin?...» 

...diye igerledi. Ve ona elbisesini, bana da basmdaki takkesini gikanp giydirdi. 
Sonra asagiya indik, halkm arasinda oturduk. Babam, bakti ki elbiseyi ters giymis, 
hemen duzeltmek istedi. Ahaliden biri; cemaat dagilmcaya kadar ona el surme, dedi ve 
babam elbiseyi duzeltmek isteyince, ne gorsun? Bir de bakti ki, elbise kendi kendine 
duzelmemis mi? §asirdi ve hemen bayildi... insanlar basina usustu. §eyh Abdulkadir: 

— «Getirin onu yanima!» diye seslendi. Hemen yanina goturduler, bir de baktik ki 
seyh, babam ve biz velTlerin kubbesinde degil miyiz? 

§eyh, babama donerek hitab etti: 

— «Her kimin delili Hesuiullah ve §eyhi de Seyh Abduikadir olursa, onun igin 
keramet izhar etmek i§ten bile degildir!.. I§te bu gorduklerin senin kerametindir.» 

Daha sonra eline kagit kalem aldi ve bize hirkasmi giydirdigine dair bir yazi 
yazdi. 

Gel simdi burada Riza Tevfik'in bir beytini anma!.. 

«Feylesof Riza'yim dinsiz an lama 

Dini ben ogrettim kendi babama.» 

Ebu Bekr EI-KayyimT kitabmda soyle nakl etmistir: 

— Bana Ebu Bekr El-Emri anlatti: 

«Onceleri ben Mekke yolunda bir deveci idim. Bir defasinda Cilanli bir adam 
benimle hacca gitmek istedi. Olecegini anlayinca bana: 

Ey deveci, su iginde on dinar bulunan hirkayi ve elbisemi al, dogru AbdulkadTr'e 
gidip teslim et; bana dua etsin! dedi ve oldii... 

Bagdat'a donunce; nasilsa §eyh AbdulkadTr'in bundan haberi yoktu, bunu 
Allah'tan baska kimse bilmiyor dedim ve altmla elbiseyi getirip AbdulkadTr'e teslim 



-168- 



etmedim, yanimda alikoydum. 

Bir gun sokakta yururken Seyh AbduikadTr karsima gikti. Hemen ona seiam 
verdim. Eline sanldim. Elimi tuttu ve siddetle sikarak soyle demez mi bana: 

— «Ey miskin! On altin igin Allah'a ve bir acemin emanetine hiyanet ettin... Ve 
bize ugramaz oldun!..» 

Bunu duyunca oldugum yerde yikildim kaldim. Ayilinca Seyhin yanimdan ayrihp 
gittigini gordum. Hemen evime kostum, altinlan ve elbiseyi alarak dogru Seyh 
AbdulkadTr'e getirip teslim ettim... 



* * * 



57. ci Men kibe 



GAVS'UL-AZAM'A 
JFTJRA EDEN HANIMIN HALi HAKKINDA 



Gunlerden bir gun, Bagdat ileri gelenlerinden bir kisim munafik Gavsu'l-azam 
AbduikadTr GeylanT Hazretlerine iftirada bulunmak isterler. Bir hanim bulurlar ve o 
ham ma derler ki: 

— «Filan yerde bir toplanti (dint sohbet) olacak. Oraya AbduikadTr GeylanT 
Hazretleri'nin muritleri de gelicek... iste o toplantida dolayli yoldan bahis agihpta 
sohbet koyulasmca diyeceksin ki; 

— Bu zat'tan neden bu kadar gok bahsediyorsunuz? O, o kadar muhim bir zat 
degildir. Ben bu zatla filan yerde gezdim, dustum kalktim. 

Hanim: 

— Bu nasil olur? Sonra beni mahkemeye verirler. 
Kendisine cevaben: 

— Sen hig korkma! Biz kadiyi ve sahidi bu hususta temin ettik. Sana bir zarar 
gelmez. Sonra istedigin parayi da sana verecegiz.» 

Bunun uzerine hammla anlasirlar. Hanim mevlid okunacak yere gider. Sohbet 
esnasinda AbduikadTr GeylanT Hazretlerinden bahis agihnca, kendisine tenbih edilenleri 
aynen soyler. 

Bunu duyan dervisler son derece almirlar ve bu haber kisa zamanda dergaha 
ulasir. Hazreti Gavs'm en sadik muritleri bile meyyus ve mutereddit olarak Gavs'a olan 
bagliliklanndan lakaydi harekete baslar gorunurler. 

Ashnda bu tertibin farkinda olan Hazreti Gavs onlara: 

— «§u halinizi dile getirin!» der. 

Muritleri soylemek istemezlerse de soylemenin iktiza ettigini bilirler ve O'na: 

— Filan hanim hakkmizda soyle soyle konusuyor.. . derler ve durumu anlatirlar. 
Bunun uzerine Hazreti Gavs: 

— «Bu hanim i yarin yemege davet edin!» der. 



-169- 



Ertesi gun Hane-i Saadet'e gelen ham ma yemek esnasinda Hazreti PTr: 

— «Sizinle yeni te§errufediyoruz, degil mi?» diye sorar. 
Hanim: 

— Hayir efendim, daha once sizinle filan yerde gezdik, eglendik., der. 
O zaman Hazreti PTr: 

— «Ya, ben unutmu§um! Hatirlayamadim ya§lilik icabi...» der ve hanima ikramda 
bulunduktan sonra ugurlar. 

Dervisler hanimin Hazreti PTr'in yuzune karsi da aym seyleri soylemesi uzerine 
olaym dogru olduguna inanirlar. 

Bunun uzerine ertesi gun Bagdat'in hig bir yerinde, hig bir evde ates yanmaz. 
Hazreti Gavs butun sehir halkina tellal gagirarak, «hasta, gocuk, yasli sicak yemek 
yemesi gereken kirn varsa benim dergahimda gelip yiyebilir» diye Man ettirir. 

Bu durum ug gun devam eder. Hig bir yerde ates yanmaz. Artik halk galeyan 
halinde sebebin ne oldugunu anlamaya galisirlar. Bunu tertip eden Bagdat'in 
munafikmi ise kurtulus garesi bulamayarak ve halkm bunu kendilerinin tertip ettigini 
anlamasi karsisinda yok olma tehlikesine maruz kalmalanndan dolayi Hazreti PTr'e rica 
edip tovbe ve istigfar etmekten baska gare bulamazlar ve oyle de yaparlar. 

Hazreti PTr gelen ricalara ve butun halka der ki: 

— «Simdi yapacaginiz bir i§ var. Herkes eline birer sopa atarak, o iftira eden 
hanimin evine gireceksiniz ve hanimin bedenine elinizdeki sopalarla dokunacaksmiz. 
Sopanin ucu tutu§acaktir, yanmaya ba§layan sopayi evinize goturup ate§ yakip 
yemeginizi pi§irin..gunku o hanim ettigi iftira He kendi cehennem ate§ini 
tutu§turmu§tur...» der. 

Bilemiyoruz bu olaym nasil sonuglandigini o kadin tevbekar olabildimi? veya sehr 
halki gergegi anlayip hatalanndan nasil donduler... lakin bize bu kissanm anlattigi en 
onemli iki husus vardir ki; 

Birincisi; iftira etmek gibi biiyuk gunah i§lemek kifinin cehennem atesjnin 
tutufturmasina sebeb olmakta ve bir haberin dogrulugunu anlayip dinlemeden 
inanmanin bir §ehir halkinin bile helakine sebeb olabilecegidir. 

ikincisi; Allah'in velt kullanna eza, cefa ve iftira gibi sui zanda bulunmak 
biiyuk gunahlardan olmasi bu suclari ifleyenlerin de cezalannin ahrete kalmadan 
bu dunyada verilmesidir. 

Yani; kisaca soyle diyebiliriz ki; bu kissa bize; Allah'in sevgilisine tan (iftira v.b. 
sug) etmenin buyukcezasmi gostermektedir. 

Bu buyuk ibret dersi karsisinda Bagdat halkmdan saf saf O'nun huzuruna gelip 
tevbe istigfar ettiler. 

Seyyid AbdulkadTr Bagdat'ta Burcul acemide 28 yil muddetle i'tikafa gekildi. Kalb-i 
serifleri Hak Teala'nm feyz-i kereminden nur ile doldu. Muddet-i zamanm tamam 
olmasina 40 gun kala: 

— «Yarabbi! Sen yedirmeyince yemeyecegim ve igirmeyince igmeyecegim...» 

Dedi. Bir zaman sonra rical-i gaybden bir zat-i kerim as, ekmek ve su getirdi. 
AbdulkadTr Hazretleri kendinden gegtigi halde ahdinde sadakat gosterip yemedi ve 
igmedi. 

O zaman, zamanm buyuk alimi ve kutbu §eyh Ebu Sait MahzumT, Seyyid 



-170- 



AbdulkadTr'i hanesine goturmek istedi ise de, Seyyid AbdulkadTr kabul etmedi. 

iste o zaman Hazreti Hizir Aleyhisselam peyda olup Allah'in emri ile Hazreti Seyh 
MahzumT'ye uymasmi bildirdi. 

Bunun uzerine Seyyid AbdulkadTr, Seyh MahzumT'nin hanesine gitti. Hazreti Seyh 
MahzumT ona gok ikram-i izzet etti. Kendi eliyle yedirip igirdi. Guzel libaslar giydirdi ve 
ona hilafet verdi. Seyyid AbdulkadTr, 8 yil riyazet ve taatde kaldi. 

* * * 



58. ci Men kibe 

GAVSU'L-AZAM JQiN 
§EYHLERiN SOYLEDJKLERi HAKKINDA 



Nefahatu'l-Uns Min Hazeratu'l Kuds adh eserinde Mevlana Nureddin Abdurrah- 
man Cenai soyle anlatmaktadir: 

Seyyid AbdulkadTr, Taylasan birakir ve kumasin iyisinden elbise giyerdi. Disi 
katira biner, eger ortusunu kaldirtirdi. Yuksek kursu uzerinde hitap buyurur, yuce 
hitaplan suratli oiurdu. Agzmdan bir kelime gikacak diye herkes pur dikkat kesilir, 
dinler, bir sey emir buyurdugunda derhal ifa edilirdi, 

Hazreti Gavsu'l-azam igin Cenab-i Hakk indinde bir derece sohret, heybet, 
hasene ve dilegini kabul etme var idi ki; tarifi mumkun degil. Gavsu'l-azam AbdulkadTr 
Hazretleri bazi hallerde ask-i ilahiye gark ve envar-i ilahiye mustagrak idi ki; Mevlana 
Nureddin Abdurrahman Cenai'nin telif eseri olan «Nefahatu'l-Uns Min Hazeratu'l 
Kuds» adh kitapta beyan buyruldugu uzere mesela kirk kile bugday ekmegi ile iki okuz 
etini yiyip kuvvet-i kudsiyeleri ile hazm ve mahvederdi. Ve iki sene hig bir sey yemeyip 
ayak uzerinde Cenab-i Hakkin huzurunda durmus ve sonra Hazret-i Hizir Aleyhisselam 
gelip beraber sut igmislerdi. 

Hazreti AbdulkadTr ekseri gun oruglu oiurdu Erbabmm malumu oldugu uzere 
tarikata girmis, bir yol tutmus kimselerin kalplerinin duygu ve hassalan LA HAVLE 
VELA KUWETE iLLA BJLLAH iledir. 

Ve asiklann kalplerinin duygu ve hassalan da LA JLAHE JLLALLAH iledir. 

Gavsu'l-azam Sultan §eyh AbdulkadTr Hazretleri bir sene kadar ayak uzerinde 
ibadet ve batinT ilimlerle mesgul iken Cenab-i Hakkdan su merkezde emir ve ferman 
geldi: 

Ya Gavsu'l-azam! Bunca zamandir me§akkat ve eziyete nefsini ah§tirmi§, 
kiyama durmagi adet haline getirmi§sin. Bunun sebebi nedir? 

Hazreti Bazul Eshep Sultan AbdulkadTr su yolda munaca-atda bulundu: 

— «Her §ey; bilen ve hacetleri yerine getiren Ya Rabbi Zat-i uluhiyetine ne 
malum degildir ki; zat-i ecellu siibhaniyenin mahbub ve asiklanyla alemin yiizii 
uzun uzadiya doludur. Buna binaen ayagimi uzatmam edebe aykm oldugundan 
utaniyorum.» 

Bu hal uzerine Cenab-i Hakko vakit: 



-171- 



— Ya Gavsu'l-azam ayagini diger Evliya-i Kiram kaddesallahii esrarehum 
hazeratinin omuzlan uzerine koy! 

Diye katTferman buyurdu. Cumle evliya-i kiram hazerati omuzlanni uzatip Seyh 
AbdulkadTr Hazretlerinin mubarekayaklanni kendi omuzlanna koymalanni arzuladilar. 

NOT: Burada ki «Ayak» kelimesi okuyucumuzu yaniltmasin bu ayak bildigimiz 
ayak degildir... ManevT, tasavvuf istilahmda «Ayak» kelimesi; mertebe manasma 
gelmektedir. Mesela; MevlevT tarikatinda dergaha gelerek hizmete giren dervisin ilk 
merhalesinde kendisine «Ayakgi» tabiri soylenirdi. 

* * * 

Cenab-i Gavsu'l-azam Hazreti Sultan Seyh AbdulkadTr GeylanT hig nazin, benzeri 
olmayan bir buyuk veil idi. Kendisinde ilim, tevazuu, ask, harikulade haller gorunurdu. 
Zamaninin Aktab-i erbaa (Dort kutup) dan biri idi. 

Bunlar: AbdulkadTr GeylanT, Ahmed-i RufaT, ibrahim DiisukT ve Ahmed-i 
Bedevi'dir. 

Hazreti Ahmed-er RufaT'den keramet, ibrahim DusukT'den ilim, Ahmed-i 
Bedevi'den ask tecellT etmis idi. Cenab-i Gav-su'l-azam Hazreti AbdulkadTr GeylanT'den 
ise ilim, keramet, ask olmakla beraber imdada kosma, koruma, dedigini kabul ettirme 
kuvveti fazlaydi. Kendisini imdada gagiranlara kuvve-i ilafViye ile bir hizir gibi yetistirdi. 
Bugun bile ruhaniyetinden istimdat olunur. 

Ebi Medyen §uaybu'l-DekalTRadiyallahu Anh Hazretleri buyuruyorki: 

— Ben Hizir Aleyhisselam'a bir gun mulaki olarak magrib ve masnkdan, 
mesayihden ve daha sonra Hazret-i Gavsu'l-azam AbdulkadTr Efendimizden 
sordugumda Hizir Aleyhisselam: 

— «Hazreti Gavsu'l-azam Cenab-i AbdulkadTr Tmam-i Siddiktyn, Huccet-i 
Aliyyil arifiyn ve Ruh-u marifetdir. Evliya-i kiram beyninde saw, all, gavsileri 
azimdir.» diye buyurdu. 

Omer-ul KehimanTanlatiyor: 

Seyh Seyyid AbdulkadTr'in meclisinde muhtelif dinlerden islamiyete donenler 
bulunurdu. 

Nitekim birgun Hazreti Gavs irsadda bulunurken huzuruna bir papaz geldi. Seyh 
Hazretlerinin huzurunda batil dinden siynldi. Ve kelime-i sehadet getirerek Hak dini 
kabul etti. Ve sonra: 

— Ben Yemenliyim, Yemen'den geliyorum. Musluman olmaga gok ewelden 
karar vermistim ve islamiyeti Yemenli bir hayir ehlinin elinden kabul etmek istiyordum. 
Birgun bunu dusunurken uyuya kalmisim. Ruyamda Hazreti isa'yi gordum. Bana: 

— «Ey Sinan! Bagdat'a git, islamiyeti Hazreti AbdulkadTr Geylani'nin elinden 
kabul et, gunku bu zamanda yer yuzunde insanlann en hayirlisi Abdulkadir'dir.» 
buyurdu. 

Ben de kalkip islamiyeti huzurunuzda kabul etmek igin buraya geldim. iste sebebi 
ziyaretim bunun igindir, dedi. 

Yine Omerli KehTmani anlatiyor: 

Bir baska gun de ug tane hiristiyan geldi. Musluman oldular ve: 

— Biz gok ewelden musluman olmak istiyorduk ve acaba kimin yanmda, kimin 



-172- 



eliyle islamiyeti kabul edelim diye dusunijyorduk. Bu dijsunce ve tereddut igindeyken 
kulagimiza hatifden gelen bir nida soyle dedi: 

«Ey karanliktan kurtulup felaha ermek isteyenler! Ey zulmetten Nura 
kavu§mak isteyenler, ey saadete rag bet eden cemaat! Bagdat'a gidip islamiyeti 
§eyh AbdulkadTr'in elinden kabul ediniz. Qiinkii §u asirda onun yaninda, onun 
bereketiyle, sizin kalplerinize Tman nuru oyle isjenir ki; ondan ba§ka kimsenin 
elinden aldiginiz Tman nuru kalbinize onun kadar konulamaz ve onun verdigi 
saadeti kimse veremez.» 

Biz de kalkip dogruca buraya geldik, dediler. 

Muhammed Bin Hizir Hiiseyin anlatiyor: 

Gavsu'l-azam Hazreti AbdulkadTr, vaazlannda bir gok ilim nevilerinden ve 
hakikatlardan bahsederdi. Ki, biz onun soylediklerini yazmaga kaadir olamazdik. 

§eyh Hazretlerinin heybeti ve buyuklugu meclisde bulunanlan o kadar sarardi ki, 
onu dinlerken degil oksurmek tiksirmak; kursuye gikis ve inisinde bile kimse ne 
oksurur, ne tiksinr ve ne de yerinden kalkabilirdi. 

Kimsenin buna cur'eti ve kudreti yoktu. Ve keramet eseri olarak kursunun en 
onunde bulunan kimse sesini ne kadar isitirse en geride bulunan kimse dahi oyle 
isitirdi. 

Hazreti Gavsu'l-azam kursu uzerinde ayaga kalksa onun azametinden cemaat 
dahi ayaga kalkardi. Ve: 

— «Susunuz!» 

Dese, kimse konusmaya muktedir olamazdi. Ortahgi bir nur kaplardi. Bazen 
oradakilerin sema tarafindan kulaklanna gelen bazi sesler duyulurdu. Fakat bu seslerin 
sahipleri gorulmezdi. 

Bazen bu sesler yere agir bir seyin dustugu anda gikardigi sese benzerdi. Kalp 
gozu agik olanlar o anda meclise rical-i gaybm geldigini gorur ve anlarlardi. 

ManevT gozle nazar edenler yerin ve gogun birtakim ruhlar ve melekler ile kapli 
oldugunu ve Cenab-i Gavsu'l-azam §eyh AbdulkadTr Hazretlerinin sozlerine dikkatle 
kulak vermis olduklanni gorurlerdi." 

Omer, El-Beza'dan naklen. Buyuruyorlar ki: 

— "Irak ve sair yerlerden pek gok kimse §eyh Seyyid AbdulkadTr'e fetva istemeye 
gelip muskullerini arz eerlerdi. Hazreti AbdulkadTr hemen orada onlara karsihgmi 
verirdi. 

Sorduklan herhangi bir konu ve sual hakkmda §eyh Ab-dulkadTr tarafindan 
dusunmek veya tetkik etmek igin fetva is-teyicilerin Gavsu'l-Azam Hazretlerinin yaninda 
geceledikleri gorulmus degildi. 

O gelenler gibi baskalan da muskullerinin halli igin §eyh Hazretlerini gormek 
mecburiyetini hissederlerdi. 

§eyh AbdulkadTr Hazretlerinin akran ve emsali yaninda ustunlugu agikga belliydi. 
Ve kendini gosteriyordu." 

Omer Bin Hiiseyin Bin Halil-ur Cini'den naklen. Buyuruyorlar ki: 

— Ben §eyh AbdulkadTr Hazretlerinin meclisinde ve tarn onun karsisinda 
oturuyordum. Birdenbire billur kandil bigimin de gokten bir sey indi. Hazret-i §eyh 
AbdulkadTr'in hikmetler sagan agzmm hizasina kadar geldi. Sonra derhal yukseldi. 



-173- 



Tekrar indi ve gikti. Bu hal ug kere tekerrur etti. 

Ben hayretimden kendimi zaptedemedim. Olan-biteni ve bizzat gordugumu orada 
bulunanlara haber vermek igin birden ayaga firladim. Halin esranna vakif ve durum 
kendine malum olan Hazreti Seyh AbdulkadTr isin farkina vararak beni gaginp: 

— « Allah Adam Ian Allah'in emirleridir. Meclisimiz de emanet meclisidir. Bu gibi 
hikmet sirlannin gizli tutulmasi gerek!» dedi. 

Ben derhal yerime oturdum. Ve onun vefatma kadar kimseye soylemedim. 

* * * 

Seyh Yahya'dan naklen. Buyuruyorlar ki: 

Benim gengligimde pederimle birlikte buyuk seyhlerden Seyh Musa ZulT'nin 
maiyetinde Hacca gitmek igin yola giktik. Hazret-i §eyh AbdulkadTr'le gorustugumuz 
vakit Seyh Musa, Hazreti Gavsu'l-azam'a oyle bir saygi ve sevgi gosterirdi ki, ben 
simdiye kadar Seyh Musa'nm bir baska kimse igin boyle, bu derece ikram, izzet ve 
hurmet ettigini gormus degildim. Ona sonradan bunun sebebini sordum: 

— Siz Seyh AbdulkadTr'e gostermis oldugunuz hurmeti baska birisine 
gostermediniz. Bunun sebebi nedir? dedim. 

Seyh Musa su cevabi verdi: 

— Evladim! Hazreti Seyh AbdulkadTr GeylanT, zamanimizdaki insanlann en 
hayirhsidir. O, devrimizdeki butun evliyanin ve ariflerin efendisidir. Huzurunda 
meleklerin bile gekindikleri boyle ali bir zatm yanmda ben nasil edepli durmayayim ve 
hurmet gostermeyeyim? 

* * * 

Cenab-i Gavsu'l-azam §eyh Seyyid AbdulkadTr GeylanT Hazretleri anlatiyor: 

— «Ben tarn uykuda ve yarim uyku halinde veya dalgin bulundugum zaman bile 
emir ve nehiy ederdim. Oyle ki: Konu§masam adeta bogulacak, patlayacak gibi 
olurdum. 

Ilk once benim sozlerimi birkag ki§i dinlerdi. Sonra halkin kulagina galinip her 
yerde §eyi olunca kalabalik fazlala§ti. Ben Bab-i Halebe musallasinda otururdum. 
Orasi halka dar geldiginden kursum surun igine ve beyn-et Tenanire gikanldi. 

Halk Me§'ale ve mumlarla beni dinlemek igin gelmege ba§ladi. Yer kapmak igin 
erkenden geliyorlardi. Beni dinleyenlerin sayisi yetmi§ bin ki§iye gikinca hocam Kadi 
Ebu Said Mahzumi'nin okulunun civannda bulunan binalarda okula Have edildi. Yeni 
bina in§aasi igin zenginler mallanni verdiler. Fakirlerde bedenen gali§tilar. Hicretin 
528'inci yilinda yapi ikmal edildi. Bir taraftan ziyaretler, adaklar, diger taraftan da pek 
gok ki§ilerin; alimlerin, §eyhlerin ve nice buyuk zatlann beni dinlemek igin uzak 
yerlerden gelmeleri ba§ladi.» 

* * * 

Cibafden naklen. Buyuruyorlar ki: 

§eyhim Seyyid AbdulkadTr bir gun bana soyle buyurdu: 

— «Eskisi gibi gollerde, kirlarda, dag ve tepelerde bir ko§eye gekilip oturmagi o 
kadar bzluyorum ki, ne ben halki goreyim;ne de halk beni gorsun istiyorum. Fakat ne 
yapayim ki halkin hayir ve menfaati igin Cenab-i Hakk bana irade buyurmu§tur, 



-174- 



Yahudi ve Hiristiyan 500 ki§iden fazla insanin dalaleti birakip hidayeti segmesine 
ve halka kotuluk eden, zarari dokunan 1000 ki§iden fazla insanin tevbe ederek 
gafletten kurtulmalanna Cenab-i Hakk beni sebeb kilmi§tir. 

Bu birhayiri§i ve halkin faydasi konusudur...» 

Gavsii'l SamedanT, Heykel-i NuranT AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin 1975'de 
zuhur eden bir kerameti... 

— Bir yakinimizm bir yakininin oglu asker olmus ve Ankara Etimesgut'a egitim 
igin gonderilmis. ikibuguk ay gegtikten sonra babasi yakinimiza rica eder o da bize 
gelip yakinda kur'a gekildikten sonra kitalanna gonderilecegini; oglunun dogumu 
Kastamonu oldugundan istanbul'a gelmesinin mumkun olacagini ricada bulundu. 

Dostlanmdan bir emekli subaya tavassut mektubu yazilip gonderilir. Akabinde 
Ankara'ya gidilip tabur komutani ve Ge-nelkurmay'dan bir albay ve bir korgeneralle 
gorusulur, ogrenilir ki kur'a gekilmis ve gocuk Erzurum'a gikmis. Pasa: Cocuk yerine 
gitsin de bilahere aldirinz der. Zahiren yapilacak higbir sey kalmadigi anlasilmca 
batmen sebebi aksesine (Yani Ab-dulkadTr GeylanT Hazretlerine iltica etmek iktiza 
eder.) 

«Ya Gavsu'l SamedanT bizi mahcup etme, bu gocugun is-tanbui'a gelmesine 
gayret ettik, mumkun olmadi. Himmet sizdendir.» diyerek onun sifat-i manevisine 
munacatta bulunduk. 

Ve istanbul'a avdet ettik. Aradan az zaman gegti Aksaray'da Solen Restoran 
sahibi dostumdu, ugradim. igeride birkag dostum ve Ankara'ya tavassut mektubunda 
bulunan zat da oradaydi. «Yahu simdi seni konusuyorduk, iyi ki geldin» dediler. 
«Hayrola» dedim. Dedi ki: «Ankara'dan sizin igin gonderdigimiz mektuba, boluk 
komutani, geg kahp, kur'a gekildiginden dolayi sizin isinizi goremedigimizden 
muteessiriz diye cevap yazmis» dedi. Guldum, «Hayrola» dedim. «Merak etmeyiniz 
dua mustesab olmus» dedim. «Nasil olur iste boluk komutaninin yazmis oldugu 
mektup» dedi. Mektubu gosterdi. «Arz edeyim» dedim. «S6yle ki askerler gekilen kur'a 
icabi Erzurum'a gitmek uzere Etimesut tren istasyonuna gelmisler. O anda meghul iki 
tane yuzbasi gelmis, demisler ki: Sukru Pekdemir kirn? Demisler, sen istanbul 
Davutpasa Topgu Kislasina gideceksin, oradan baska bir er gagirmislar sen bunun 
yerine Erzurum'a gideceksin. 

Sonra §ukru'ye «Senin torpilin kim» demisler. Hicab ettim, hicabimdan higbir sey 
soyleyemedim, tekrar israr ettiler. 

Yine birsey bilmedigim igin birsey soyleyemedim. Tekrar mutlaka soyleyeceksin, 
senin torpilin kirn dediler. Higbir sey bilmememe ragmen ancak aklima genelkurmayda 
demek geldi. Bunun uzerine peki simdiye kadar nigin bize soylemedin, dediler. 
Hicabimdan, ancak, luzum gormedim diyebildim. 

— «Oyleyse Adresini ver seni ziyarete gelelim» dediler. Ben ise istanbul'un 
Edimekapi semtinde oturuyorum. Bu sebeple semtte onlan davet etmeye taacub ettim 
ve adres veremedim. iste bu Tacu'l-Evuya ve Burhanu'l-Esfiya Gavsu'l-azam 
AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin Himmeti Aliyesi. 

Enel Hakuru'l Fakir. Rivayet edildigine gore: 

Gavsu'l-azam Sultan §eyh AbdulkadTr Hazretleri soyle buyuruyor: 

— «Herhangi bir musluman benim medresemin kapisi onunden gegerse, Cenab-i 
Hakk kiyametgunu onun azabini hafifletir.» 

Kabristanda birinin aci aci bagirdigmi ve o mahalle sakinlerini fena halde 



-175- 



korkuttugunu kendisine haber ettiler: 

Bunun uzerine Gavsu'l-azam Hazretleri soyle buyurdu: 

— «0 adam bir kere beni gormu§tur. Bunun himmetine Cenab-i Hakk ona 
merhamet edecektir...» 

Seyyid AbdulkadTr Hazretlerinin boyle buyurdugu andan itibaren adamin sesi 
kesildi. 

Ve bir daha bagirmaz oldu. 

* * * 

Rivayet edildigine gore: 

Mesahir-i evliyadan Seyh Ebu Medyen Hazretleri garpdan boynunu uzatti; 
kendisinden bunun sebebini sorduklannda; soyle cevap verdi: 

— Seyyidiniz Sultan Seyh AbdulkadTr su anda «Benim §u ayagim butun velilerin 
boynu uzerindedir...» dedi. Ben de boynumu uzattim. 

Ebu Medyen Hazretlerinin ashabi o ani tesbit ettiler. Ve Irak'tan gelen kafileden 
Sultan Seyh AbdulkadTr Hazretlerinin oyle deyip demedigini sordular. 

Kafile ehli ayni anda Seyyid AbdulkadTr Hazretlerinin oyle dedigini bizzat 
duyduklarmi soylediler. 

Gavsu'l-azam Seyyid AbdulkadTr Hazretleri, bu ustunluk derecesini vaazi 
esnasinda soylemisti. 

Seyyid Ahmed RufaT Hazretleri, Sultan Seyh AbdulkadTr'in boyle dedigini Ummu 
Ubeyde kasabasindan duydu ve; 

— «Benim boynum uzerine de...! » dedi. 

Diger sehirlerde bulunan velTler de hep boyle yaptilar. 

* * * 

Burhanu'l-Esfiya Cenab-i Gavsu'l-azam Sultan §eyh AbdulkadTr Hazreteri her 
gun ogleden sonra birkag kiraat uzerine Kur'an-i KerTm okurdu. Sesinde manevT bir 
cezbe vardi. Dinleyenleri mest ve hayran ederdi. Muctehidlerin igtihadina buyuk yer 
verir ve onlarm yaptiklan kiyasi kemal-i hormetle kabul ve ona gore amel ederdi. 

SafiT mezhebi uzerine fetva verir, verdigi fetvalar Irak alimlerince itiraz gormeden 
kabul edilirdi. 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr Hazretleri ne: 

— Himmet nedir? 

Diye soruldugunda soyle cevap verdi: 

— «Himmet: Kulun, nefsini diinya sevgisinden, ruhunu ahirete taalluktan, 
kalbini Cenab-i Hakkin iradesiyle beraber kendi iradesinden ayirmamasidir...» 

•k * * 

Seyh AbdulkadTr GeylanT Hazretleri manevT terbiyesini dogrudan dogruya 
Hazret-i Fahri Kainat efendimizin Peygamberlik ruhaniyetinden almi§tir. 

Hirka-i pTri ise Ebu SaTd Mubarek MahzumT'dir. Ve hirka silsilesi su suretle 
Hazreti imam-i Musa Riza'ya ulasir: 



-176- 



1 )Seyh Ebu Said Mtibarek Mahzumi 

2) Seyh Ebtil Hasan KaresTHaken 

3) Seyh Ebtil Ferec TartusT 

4) Seyh Abdtilvahid Temimi 

5) Seyh Ebu Bekir Sibil 

6) Seyh Ctineyd-i Bagdad? 

7) Seyh Sirri Sekati 

8) Seyh Maruf Kerhi 

9) Imam-i Ali Bin Musa Riza. 

* * * 

Rivayet olunur ki; 

Rical-i gaybden bir zat bir gun havada ugarken Bagdat'in tarn ustune geldiginde: 

— Bagdat'ta Allah ricalinden kimse yoktur... 

Diye fikir etti. Onun hatinndan gegen bu sey §eyh Ab-dulkadTr Hazretlerine 
ma'lum oldu. §eyh Hazretleri bu ke§if ve keramet uzerine havada ugantn halini 
kendinden kaldirdi. Ugan zat derhal havadan yere, Hazreti §eyhin ders takrir ettigi 
mahallin kapisi onune du§tu ve bir muddet baygin bir halde kaldi... Sonra buyuk 
§eyhlerden Ali Bin HeybetT'nin rica ve §efkatiyla onun o kustahga hareketini afva 
mazhar oldu. Ve tekrar eski haline dondu. 



* * * 



59. cu Men kibe 



TACU'L-EVLiYANIN 

§AHI BAHAUDDINE «NAK§iBEND» 

iSMJNi TAKMASI HAKKINDA 



Rivayete gore; Gavs'ul-Azam'in Hakk'a yurumesinden takriben yuz elli sene 
sonra Naksiye PTrgi §ah Bahauddin Naksi-bend'e muridleri sual ettiler: 

Gavsu'l-azam §eyh Seyyid AbdulkadTr: 

— «Kademi haza ali rekabeti ktilti veliyullaht teala» buyurmuslar, buna ne 
dersiniz? Bunun uzerine Hazret-i §ah Naksibend, elini gogsune koyarak dedi ki: 

— «Ala aynt ve ala basireti.» 

Yani: Hazret-i AbdulkadTr'in ayagi benim gozum ve basiretimin uzerine olsun... 
demistir. 

Zaten §ah Bahauddin Hazretlerinin, Naksibend ismini almalan soyle olmustur: 

Bir gun §ah Bahauddin sahrada dolasirken Hazret-i Hizir (a.s.)'i gordu. Hazret-i 
Hizir onu bir anda Bagdat'ta Hazreti §eyh AbdulkadTr'in yanma iletti ve Hazreti PTr ile 



-177- 



aralannda soyle bir konusma oldu. Sah Bahauddin: 

— Ey alemlerin elini tutucu! Sen benim elimi tut ki, sana el tutucu desinler. 
Hazreti PTr mubarek eiini uzatip Hazreti San Bahauddin'in kalbi uzerine koydu ve dedi 
ki: 

— «Ya Nak§ebendi alem, nak§i mara begir ki tura nak§ebend guyend...» 

Yani: Ey alemlerin naksini tutucu! Sen benim naksimi tut ki; sana Naksibend 
desinler. 

§ah Naksibend de kendi turbesinde ve Seyh Seyyid Ab-dulkadTr Hazretlerinin 
turbesinde yazih bulunan medhiyeyi soyledi. 

Padisahi herdualem Sahi Abdulkadirest 

Server i evladi Adem Sahi Abdulkadirest 

Afiitabu Mahitabi Arsi ve Kursiyyi Alem 

Nur-i Akdes, Nur-i Azam Sahi abdulkadirest. 

Yani: 

Dunya ve ahiretin padi§ahi San AbdulkadTr'dir 
Evladu Ademin serveri (*) San AbdulkadTr'dir. 
Afitab, Mahitab, Ar§, KiirsT, Kalem bunlarm ciimlesi, 
Nuru Sah Abdiilkadfr'in kalbinden alirlar. 

* * * 

Rivayet olunmu§tur ki: 

Tacu'l-Evliya Seyh Seyyid AbdulkadTr Hazretleri dunyayi te§rif buyurmazdan 
once, dunyaya nur sagan bir gok buyuk §eyh ve evliya-i kiram hazerati batmT nurlanyla 
onun zuhur edecegini evvelden ke§f ederek muridlerine anlattilar. 

Bu muhterem zatlardan biri de; Irak'in en buyuk §eyhlerinden keramet sahibi ve 
yuce bir makama mens up Seyh Ebu Bekir Betayih Hazretleridir. 

Seyh Ebu Bekir Betayih Hazretleri ruyasinda Hazret-i Ebu Bekir Siddik'i gormus 
ve dogrudan dogruya baglanaraktarikat hirkasini giymistir. Buyuruyor ki; 

Irak'in pTr ve mursidleri yedi kisidir. Bunlar: 

1 ) Maruf-u KerhT 

2) Imam-i Hanbel 

3) Bisr-iHafi 

4) Mansur bin Ammar 

5) Cuneyd-i Bagdad? 

6) Sehl bin Abdullah Tusterf 

7) Seyyid AbdulkadTr GeylanT. 



Bu ibarede her ne kadar mubalaga gorunurse de hakikatta muzaf hazfedumi§tir. Yani; 
Peygamber, sahabe ve kibar-i ummetin bir kismindan sonra Hazreti Adem (a.s.) evladinin ba§idir, 
demektir 



-178- 



Muridleri kendisine sual ettiler: 

— igimizde AbdulkadTr isminde bir kimse yoktur. Bu zat kimdir ve hangi yuksek 
hanedana mensuptur? 

Buyurdu ki; 

— Besjnci yuzyilda zuhur edecek, Irak'ta dogup buyiiyecek kamil bir zattir. 
Herkes ondan istifade edecek ve onun ya§ayacagi devir, nurlu bir devir olacaktir. 

Ebu Medyen §uayibu'l-Dekal?Radiyallahu Anh Hazretleri soyle buyuruyor: 

— Ben Hizir Aleyhisselama bir gun mulaki olarak Magrip ve Mesnkdan, 
Mesayihdan ve daha sonra Hazret-i Gavsu'l-azam AbdulkadTr Efendimizden sual 
ettigimde Hizir Aleyhisseiam buyurdu ki; 

— «Cenab-i AbdulkadTr imam-i Siddikiyn, hucceti aliyularifin ve Ruh-u marifettir. 
Evliya-i Kiram beyninde sani all, gavsiyeleri azimdir.» 

Rivayet olunmustur ki: 

Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hazretleri her gun bir rekat namaz kilar ve 
namaz igerisinde «Suretiii Muzzemmil'i, Suretu Rahman»'i okurdu. 

Eger «Suretul ihlas»'i kiraat buyuracak olursa yuz kereden asagi okumazdi. 

Bununla beraber her birfarz namazdan sonra Kur'an-i KerTm'i hatim ederdi. 

«Erbaiyniye» diye isimlendirilen esmayi her gun gece ve gunduz alti yuz altmis 
defa tilavet buyururdu. 

Duha, Asr ve Tehecciid namazlarmdan sonra Duau's-Seyf'i kiraat buyururdu. 

Ve «Salatu-l Kubra'i, Esmaul Husna'yi, Esmaun NebT Aleyhisselam»'! biner 
kere tilavet ederdi. 

* * * 

§eyh Ha§im Ni§aburi (aleyhirrame) bir risalesinde zikir ve beyan buyuruyor ki; 

— Cenab-i Feyyazi Mutlak Hazretleri abid kullarmdan birini VelT kilmak murad-i 
ilahTsini irade ettiginde ve ekmelittahiyya efendimiz Hazret-i Muhammedenil Mustafa'ya 
ihzar eylediginde, Cenab-i Serveri Kainat Efendimiz (s.a.v.): 

— «Bu adami aliniz! Mensibi celil velayete layik olup olmadigini ve hak 
kazanip-kazanmadigini gorsun!» 

Diye buyurarak Gavsu'l-azam Hazretlerinin yuce huzurlarma gonderirlerdi. Bu 
husus Gavsu'l-azam Hazretlerinin kendisine teblig olunca, Suitanu'l-Evliya, Hazreti 
Gavsu'l-azam, velayet derecesini hak kazanmaga layik oldugunu takdir ve tasvib 
buyurursa o kimsenin ismini Defter-i Muhammediyeye kaydeder ve muhur vurarak 
Hakipayi Cenab-i Suitanu'l-Evliya, Ekmelittahiyya Efendimize (s.a.v.) arz ve takdim 
buyurur. 

Bu halde Cenab-i Gavsu'i-azam, Suitanu'l-Evliya Hazretlerinin terkiym, tahrTr ve 
arz takdim buyurdugu risalesi uzerine Cenab-i Akdes Hazret-i Seyyidul MurselTn 
Efendimizden emri nebevT serefsadir buyrularak o kimseye velayet-i ahmediyye hil'ati 
Tsal buyrulur. iste bu suretle velayet makami kendisine ihsan buyrulan velT alemi gayb 
ve sehadette makbul olur. 

Bu temiz vazife (rivayete nazaran) kiyamet gunune kadar Suitanu'l-Evliya Cenab- 
i Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hazretlerine havale buyrulmustur. iste bundan 



-179- 



dolayi Evliya-i Kiram (kaddesallahu esrarehum)'dan bir kimse igin, bu hal ve 
memuriyete Seyyid AbdulkadTr Hazretleriyle beraber bir mumasil yoktur. 

Yani, Cenab-i Sultanu'l-Evliya AbdulkadTr Hazretleri Cenab-i Vacibul Vucud ve 
Seyyidul MurselTn Ekmelittahiyya Efendimiz katinda o kadar muazzez ve muhterem ki; 
bir kimseye velayet makaminin ihraz ve ihsan buyrulmasi dahi ancak 

Gavsi bi nazir Efendimiz Hazretlerinin layik bulmasi, caiz gormesi ve dilemesi 
uzerine kendisine tevdi kiliniyor. 

Maamafih her bir asir ve zamanda Cenab-i Gavsu'l-azam Sultanu'l-Evliya 
AbdulkadTr Hazretlerinden; Kutub, Gavs ve cemTevliyaullah istifade eder. 

Mesayihi zuyil ihtiram (Kaddesallahu Teala Esrarehum) Hazeratmdan menkuldur. 

* * * 

Rivayet olunur ki: 

Bir gun Gavsu'l-azam Hazretleri, mensup oldugu imam-i Ahmed bin Hanbel 
Hazretlerinin mezhebinden baska bir mezhebe intikal etmegi hatirma getirdiginde, 
alem-i manada gordu ki; Havvace-i kainat, efdalul mahlukat, Aleyhi Ekmelittahiyya 
Efendimiz ve cemT Ashab-i Kiram ve zuyil ihtiram ridvanullahi teala aleyhim ecmaTn 
efendilerimizle beraber oturmuslar. imam-i Ahmed Bin Hanbel Radiyallahu Anh, 
Cenab-i Hazret-i Fahri alem Efendimizden rica ve istirham ederek buyurdu ki: 

— «Ya Rasulailah; Evladiniz Seyyid AbdulkadTr'e emir buyurunuz! Su zayif seyhi 
himaye buyursunlar!» 

Seyyid AbdulkadTr Hazretleri diyor ki; 

— Cenab-i Risaletpenah Efendimiz tebessum buyurarak, bana: 

— « Ya Seyyid AbdulkadTr bu seyhin iltimasini kabul et!» fermanmi verdi. 

Cenab-i Ekmelitahiyya Efendimizin bu emir ve fermani ikti-zasinca Hazret-i 
Gavsu'l-azam'in iltimasini kabul buyurmasi sebebiyle o gun camide imamdan baska bir 
cemaat yokken, imamla namaz kilmak igin Gavsu'l-azajn Hazretlerinin bes vakit 
namazmi kilan bir kabilede hazir bulunmasindan dolayi cemaat pek fazla olup camide 
bos bir yer kalmamistir. 

Ravi beyan eder ki: 

Eger o gun Sultanu'l-Evliya bes vakit namazmi kilan kabilede hazir 
bulunmasaydi, kabilenin mezhebi munkatTve munkarizolurdu. 

* * * 

Cenab-i Seyhul Ekber MuhyiddTn Arab? Radiyallahu anhul bar? Hazretleri 
«Futuhatul Mekkiyye» adli kitabi kudsiyeleri-nin yetmis uguncu babmda soyle beyan 
buyuruyor: 

«Evliya-i Kiram Kaddesallahu Teala esrarehum hazeratmdan her bir zamanda bir 
zat olur ki; 

«Ve hiivel kahiru fevka ibadihT» ayeti muktezasmca Nas celil ve furkan-i 
cemTlinde Cenab-i Halikul levhu vel kalem hazretlerinin fermani lemyezelTsi veghile o 
zat igin her seye uzun, genis ve kudret vardir. Pek bahadir kimseler korkar, gekinir. Pek 
gok meselelerde hakhyim diyenler o zatm huzurunda hakki derhal soyler, tasdik ve 
itiraf ve adaletle hukum eder. 



-180- 



iste bu yuce makamin sahibi Bagdat'ta ali bir makamda bulunan seyhimiz Seyyid 
AbdulkadTr GeylanT Hazretleridir. Hazret-i Gavsu'l-azam igin pek uzun bir hucum, 
saldins vardir ki; mahlukat uzerine hakkiyla buyuk bir un oldugu meshursoylentidir. 

Vakia ben Gavsu'l-azam Hazretleriyle gorusme serefine nail olamadim ise de, o 
yuce makamdaki zamanimizdaki sahibiyle gorusme bahtiyarhgma erdim. 

Lakin Seyyid AbdulkadTr Hazretleri, gorusme serefine nail oldugum o zattan Allah 
indinde derecesi buyukve yucedir. 

Bununla beraber (umuru ahir) son gorev mahvolup o yuce makama bu ana kadar 
muhterem zat Cenab-i Gavsu'l-azam Hazretlerinden sonra malumat kazanmis kimse 
yoktur. 

Yani; Gavsu'l-azam Hazretleri oyle bir makam-i aliyyul ala'ya sahibdir ki; o yuce 
makama muvaffakiyet mumkun degildir. 

Ridvanullahi Teala aleyhim ve kaddesalahu Teala es-rarehum ecmain. 
Allahumme yessirlena §efaatehum. Amin.» 

* * * 

Seyh Arif Ebu Mehmed §ur Elbistiyyil MahIT (Kaddese sirruhussamT) 
buyuruyor ki: 

— Sultanul evliya, Cenab-i Bazul Esheb Mevlana Seyyid AbdulkadTr GeylanT 
Hazretlerini ziyaret ve feyz bahgesine baglanmak niyetiyle Misir'dan Bagdat'a geldim. 

Vaktaki Cenab-i Gavsu'l-azam Hazretlerinin huzurlarmdan sonsuz kivanca iktisab 
eyleyerek bir muddette hakipayi velayetlerinde ikamet ve gayret feyzinden seref ve 
hisseye nail olmaga muvaffak oldum. 

Dervis olarak Misir'a azimet edecegimi zati Akdes Hazret-i Muhyiddin Efendimize 
arzi ifade ve niyaz eyledigimde, Cenab-i Sultanul Evliya Efendimiz: 

— «Ya Mehmed! Kimseden sakin ha sakin bir §ey isteme, sorma!» diye emir ve 
ferman buyurdu. Ve mubarek parmaklanni agzima vuzuh ile emmekligimi irade 
buyurdu. 

Dusunmeksizin dogan bu yuksek fikir, yuce maksadi gav-siyeleri malum olup 
maamafih bir yuce buyrultu oldugundan emmege kostum... 

Cenab-i Gavsu'l-azam Hazretleri bana husnu hitabla: 

— «Va Mehmed! Olgun ve dogru yol tutucu oldun. Velayetimden pek gok feyiz 
aid in. Selametle git!..» 

Buyurdular. Cenab-i Gavsu'l-azam Hazretlerinin fermanma imtisalen Bagdat'da 
Bahgetul abaddan aynlarak Cenab-i PTr Efendimiz Seyyid AbdulkadTr GeylanT 
Hazretlerinin buyrugu muktezasmca dervisane bir suretde Misir tarafina dogru yola 
revan oldum. 

Surasini anlatmak gerekir ki; Bagdat'tan Misir'a kadar higbir sey yemedigim ve 
igmedigim halde kuvvetim evvelkinden iyi ve daha fazla oldu. Bu halde memleketime 
vasil oldum. 

* * * 



-181- 



«Mirkad-i Merakib-i Jlm-i Ledunn? Fi Menakib-i AbdulkadTr GeylanT» isimli 
kitapta mezkurdur: 

Seyh AM Bin idris Berkavtsoyle anlatiyor: 

— §eyhim ve seyyidim Ali HeybetT'den bir gun §eyh AbdulkadTr GeylanT 
Hazretlerinin meslegi, tuttugu yol ve isi hakkmda bazi kimseler bilgi edinmek istediler... 

O gun ben de o mecliste bulunuyordum. Seyh Ali HeybetT Hazretleri soyle 
buyurdu: 

— «Cenab-i Gavsu'l-azam AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin eserleri ve tarikati 
Hak Teala Hazretlerinin hukumlerine tamamiyle uygundur. O, kayit ve kuyudattan 
munezzehtir. Butun is ve hakikati Hakka ve hakikata uygundur. 

«Ve Hiima haramen aia ethillahfa hadTsi muktezasinca dunya ve ahirete ait 
maksatlarda hig bir hususT, sahsT gorus ve du§uncesi ve kendisine ait kafiyen ve asla 
bir arzu ve istegi yoktur. 

Her ne islerse HakkTeala Hazretlerinin emri muktezasinca olur. Cenab-i 
Hakk'dan gayn her seyden ilgisini gekmistir. Hep Cenab-i Hakk'a arz-i ubudiyet eden 
olgun bir kuldu ve daima ser'T hukumlere basvururdu.» 

* * * 

§eyh AdT Bin Misafir soyle anlattr: 

— Ben Ebil BerakatT'den isittim. Amcam §eyh AdT Bin Misafir'den, Cenab-i 
Gavsu'l azam §eyh AbdulkadTr Hazretlerinin tarikat ve meslegiyle gergekgidisine dair 
malumat edinmek istendi. O meclisde ben de hazir bulunuyordum... Hazret-i Sultanul 
Evliya hakkmda amcam: 

— «0 zatin yolu kalb ve ruhun muvafakati, zahir ve batmm biriesmesi, menfaat 
ve zarar gozetmemesi, uzaktan ve yakmdan maddT hig bir seyle ilgilenmemesi nefsine 
ait sifatlardan kesilip siyrihp gikmasi, kadere baglanarak gizdigi yoldan yurumesinden 
nasi solup yok olmasiydi...» diye buyurdu. 

* * * 

Halil Bin Ahmed SarsarT anlatiyor: 

§eyh Beka Bin Betayi'den isittim. Hazret-i Gavsu'l-azam §eyh AbdulkadTr'in 
meslek ve tuttugu yol; 

«Ve hiim yekulune ma la yef'alune...» muktezasinca sozle isin birbirini 
tutmamasi nev'inden olmayip bilakis sozle hareketve gidisin birbirini tutmasi luzumu 
uzerine kurulmus bir prensipti. 

Gavsu'l-azam Hazretleri; ihlas ile kendini Hakka teslim etmifti. Her attigi 
adim Kur'an ve sunnete uygundu. Kader ve Cenab-i Hakk'a tabi olmak 
hususunda ahdi vardi. 

Yine Halil Bin Ahmed SarsarT anlatiyor: 

— Ben Seyh Eba Saad Fuluyi'den isittim. Hazret-i Gavsu'l-azam Seyh 
AbdulkadTr'in seyr ilallah, seyr fillah ve maaallahta kuvvet ve saglamligi ve metaneti 
o derecede idi ki; onun kudret, metanet ve muhkemligi yaninda saglam, dimdik agag- 
larm, kati kayalarm kuvveti kugulur kugulur, gok hafif kahr. 

iste bunun igindir ki Hakk Teala Hazretleri onun sanmi yuceltmis, onu aziz ve 
muhterem kilmis ve buyuk bir mertebeye ulastirmistir. 



-182- 



Bunun sonucu olarak da pek gok arifler, pek buyuk veliler ona baglanmislardir. 

* * * 

Ebu Muhammed Hasan anlatiyor: 

Bir gun Seyh Ali KarvinT tarikat mensuplanndan birine dedi ki: 

— Eger sen Gavsu' l-azam Seyh AbdulkadTr GeylanT Hazretlerini gormus 
olsaydin kamil bir insan ve fazil bir adam olurdum. Qunku onun seyir ilallah yolundaki 
kuvvet ve kudsiyeti butun tarikat ehlinin kuvvetine ustun gelmistir. 

Tevhid yolu onun vasfi olmustu. ZahirT ve batmT butun hareketleri seriat uzere ve 
bir hakikattan ibarettir. 

Kalben, ruhen butun dunya islerinden elini gekmis, alakasini kesmis ve her 
yonuyle, butun varligiyla rabbi zulcelal hazretlerine baglanmisti. 

Onun hakkmda kimsenin ufak bir suphe ve tereddudu yoktu. Olamazdi da. Higbir 
kimse onun hakkmda bir kuruntuya kapi-lamazdi. Ve hig bir kotu zanda bulunamazdi. 

Dunyaya higbir meyli, zerre miktari ragbet ve iltifati yoktu. Gozu gonlu, akli fikri, 
kalbi ve ruhu Cenab-i Hakk'a muteveccih idi. 

* * * 

Gavsu'l-azam Seyyid AbdulkadTr Hazretlerine muridleri bir gun: 

— Ya Gavsu'l-azam eger ruhsatmiz olursa huzuru saadetlerinize bir hekim 
getirelim. Bir miktar Mag tertip eder de izdirabmiz def olur, dediler. 

Cenab-i Gavsu'l-azam Sultan AbdulkadTr bir muddet tefekkur ettikten sonra soyle 
buyurdu: 

— «Hekim-i hakikt Lemyezeliye varken baska bir tabibe goriinup sihhat 
matlubunda olmak nasil miimkun olabilir?» 

Gavsu'l-azam Hazretlerinin idrarmdan tebevvulu iktiza etti. Muridlerinden biri bir 
ganak hazirladi. Gavsu'l-azam Hazreti AbdulkadTr, ganagin igine tebevvul buyurdu. 
Murid o ganagi alip bir yahudi hekimin yanma goturdu. Hekim ganaga bakip: 

— Bu ganak hangi zatin ganagidir? diye sordu. Murid: 

— Bu ganak Evliya-i Kiram Kaddesallahu Teala Hazeratindan bir zatin ganagidir. 
Ey Hekim! Bu ganagin igindeki bevlden nasil bir maraz kesfeyledin? dedi. Hekim: 

— Bu tebevvulun sahibi olan zatta zahirde hig bir sey anlasilmaz. Lakin benim 
anladigima gore, bu mubarekzatda ask-i ilahi vardir. 

Dedi ve hemen o anda Kelime-i sehadet getirerek islamin serefiyle muserref 
oldu. Kerametin vukuunu duyan yahudi ahalisinden kimseler takim takim gelip durumu 
ogrenince islamin serefiyle muserref olan hekime: 

— Bu hal nedir, sana ne oldu? 
Diye sordular. Hekim cevaben: 

— Bu dervisin elindeki ganagin igine nazar ediniz, benim halime muttaiT ve 
keyfiyetime vakif olursunuz. 

Dedi. Yahudiler dervisin elindeki ganagin iginde ne goruldugunu merak ederek 
ganagi ellerine alip baktilar. O anda inayet-i RabbanT, Hidayet-i subhanT erisip hepsi de 
kelime-i sehadet getirerek seref-i islam ile muserref olarak necat-i ebediyeyi, derecat-i 



-183- 



sermediyeyi buldular. 

Canaga bakmak igin yanma yaklastiklannda mis gibi bir koku etrafa dagilmisti. 
Bu esnada dort yuzden fazla buyuk zat ve halk aglayarak Gavsu'l-azam'a: 

— Qanaga bevlinizden dolayi nazar kilmasiyla kendisinin fena, karanlik bir yolda 
yurudugunun farkma varan ve dolayisiyla islamm serefiyle muserref olan ve istikamet 
yolunu sayenizde bulmus olan hekim gibi eger bizlere de musahede ettirirseniz bizler 
de islamm serefiyle muserref oluruz. 

Ne suretle dogru yolu gostermeniz mumkun oluyorsa bizlere de oyle gosteriniz. 

Diye istirham ve niyaz ettiler. Gavsu'l-azam Sultan Seyh AbdulkadTr Hazretleri 
derhal hadime: 

— « Var git o dalalet yolunda olanlan huzuruma getir!» buyurdu. 

O kimseler huzuruna geldiginde bir kere nazar buyurdu. O erbab-i dalalet kelime-i 
sehadet getirerek dogru yola ve bir yuce mertebeye eristiler. 

* * * 

Bir gun Sultan AbdulkadTr'e biri geldi ve: 

— Ucubden kurtulmanin yolu nedir? 
Diye sordu. Gavsu'l-azam cevaben: 

— «Bir ki§i ki; her §eyi Allahu Teala'dan bilir ve o hazir i§i yapmaga muvaffak 
olursa nefsini aradan gikarabilir ve i§te o zaman ucub halinden de kurtulur.» buyurdu. 

Seyh AdT Bin Misafir anlatiyor: 

Sultan AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin tuttugu yol: 

1) Kalb ve ruhun muvafakatiyla 

2) Zahir ve batinin bir olmasiyla 

3) NefsanT hallerden soyunulmuf bulunulmasiyla Ve... 

4) Bu hallerin tarn olmasi igin fayda, zarar ve yakinlik, uzaklik gibi §eylerin 
mutalaa edilmesiyle KADERE tarn manasiyla teslim olmakdir. 

* * * 

Sultan §eyh AbdulkadTr diyor ki: 

— «Havas kullannda §irk olur. §6yle ki: onlarin §irki §ahsi iradelerin Allahu 
Teala'in iradesine kar§i tutmaktir. 

Fakat bu hal onlarda sehven veya hig halin ta§masi ve deh§ete du§meleri 
neticesi olur. Onlar bilmeden boyle bir hataya du§unce de Hakk Teala Hazretleri onlara 
ayiklik ihsan eder, hatalanni hatirlatir. 

Onlara boyle bir hatirlama ihsan olununca du§tukleri §irk halinden hemen doner 
ve istigfar etmeye ba§larlar. 

Bu iradenen peygamberler masum oldugu gibi yalniz melekler masumdur. 
Bunlann di§inda kalan, cin ve insanlann hig biri masum degildir. Fakat su var ki, evliya 
nefsani arzudan, ebdal zumresi de iradeden mahfuzdur. 

Her ne zaman nefsinle mucahede edip onu maglub etsen ve oldursen Allahu 
Teala onu yine diriltir. 



-184- 



Nets dirilince de §ehevf §eyler ister. Haram olan lezzetleri diler. Haram veya 
mubah... hepsini ister, seninle anlasmazUk uyu§mazlik gikarir. Bu boyle devam edip 
gider. 

Bunun boyle olmasinin sebebi: 

Onunla tekrarmucahede etmen, onu oldurmen igindir. 

Ta ki sana sevap yazila, nurun arta ve boylelikle Cenab-i Hakk'in nzasini 
kazanmi§ olasin...» 

Bu sozun manasini Peygamber (s.a.v.) Efendimizin: 

— Biz, en kuguk cihaddan en buyuk cihada donuyoruz. 
HadTs-i serifinin iginde gizlidir. 

* * * 

Rivayet olunur ki: 

Sultan Seyh AbdulkadTr Hazretlerinin Aliyyul HalevT admdaki muridi seyahat 
etmek maksadiyla Bagdat'tan gikmis ve bir nice zaman sonra tekrar Bagdat'a avdet 
etmisti. 

Arkadaslan seyahatinin nasil gegtigini sordular. Aliyyul HalevT §6yle anlatti: 

— Sam'i, Misir'i, iran'i ve Magrib'i dola§tim Me§ayih ve evliyaullahdan ugyuz 
altmi§ zatla mulakat ettim. Bunlann her birinden ittifakla i§ittigim soz §eyhimiz 
Muhyiddin AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin buyuk bir §eyh ve Allah'a kavu§turan 
tank oldugudur. 

* * * 

Bir gun Cenab-i Gavsu'l-azam Sultan Seyh AbdulkadTr'e biri gelip: 

— Ya Gavsu'l-azam, a§k nedir? 

Diye sordu. Cenab-i Gavsu'l-azam §eyh Seyyid AbdulkadTr ona: 

— «Basraya gidip selamimla birlikte Seyyid AhmederRufaiden sor!» diye 
buyurdu. 

O kimse Basra'ya gidip Seyyid RufaT Hazretlerini buldu. Ve Sultan AbdulkadTr'in 
selamini bildirerek: 

— A§k nedir? 

Diye sordu. Cenab-i Ahmed RufaT Hazretleri bunun uzerine yerinden kalkarak: 

— ENNARU ASKUN, ENNARU ASKUN! (A§k ate§tir) diye donmeye basladi ve 
done done gozden kayboldu. 

Adam hayret ve saskinhk iginde iken o sirada Gavsu'l-azam Hazret-i Seyh 
AbdulkadTr'in ruhaniyeti tecelli edip: 

— «Ya falan ibni falan, karde§im Ahmed Rufai'nin etrafini giz ve oraya misk-u 
anber dok!» 

Diye ferman buyurdu. Cenab-i Gavsu'l-azam Hazretlerinin dedikleri yapildi. Biraz 
sonra Seyyid Ahmed RufaT Hazretleri yine done done gorundu ve suali soran zata: 

— Gorduklerini Hazret-i Gavsu'l-azam'a bildirirsin! 



-185- 



Diye buyurdu. O zat Bagdad'a dondu. Gavsu'l-azam Hazretlerinin yanma vardi. 
Basindan gegen seyleri bir bir nakil eyledi. Gavsu'l-azam Hazretleri: 

— «G6rdun mu a§k neymi§?» Dedi. Ve: 

— «Ahmed Rufai bir gok evliyanin a§amadigi bir mertebeyi a§ti..» buyurdu. 

Bir gun bir kisi Cenab-i Gavsu'l-azam Hazret-i Sultan Seyh AbduikadTr'den bahis 
agip: 

— Hig bir velT boyle zengin degildi, seklinde konusmustu. 
Biraz sonra o zatm uykusu gelip yatti. Ve soyle bir ruya gordu: 

— Kiyamet koymus... Herkesin gunah ve sevaplan nurdan terazilerle tartihyor; 
gunahkarlar, cehennemlikler bir tarafa, cennetlikler de diger tarafa aynhyor... 

Sira kendisine de geldi... Kendisi de cennetlikler tarafina ayrildi. Tam bu sirada 
ahali arasindan bir yahudi firlayip: 

— Bu adamda benim on para alacagim vardi, vermedi. Adalet isterim. 

Deyince melekler onu cennet yolundan geri gevirdi ve o yahudi ile cehennemlikler 
katina koydular. 

Yolda giderlerken birden karsi tarafta bir isik peyda oldu... Yaklastiklannda gordu 
ki; altin ve cevahire burunmus bir sum atlar uzerinde bir kalabahk... Bu kalabaligm en 
onde bulunan ay yuzlu zat, cehennem kafilesini durdurdu: 

— iginizde bir cennetlik var. Nigin cehenneme gidiyor? Diye sordu. Bunun uzerine 
kendisi yerinden firlayip: 

— Ama sultanim, su yahudiye on para borcum var diye cehenneme 
gonderiyorlar. 

Deyip yalvardi. Bunun uzerine sultan arkasina dondu. Ve adamlardan atla keseyi 
ahp iginden gikardigi parayi yahudiye uzatti. Ve: 

— Al iste alacagm, dedi. 

Boylece cehennemden yakasmi kurtardi, Segirtip ozengiye kapandi. Seving goz 
yasi doktu. Basini kaldinp bir de bakinca ne gorsun, at uzerinde duran Cenab-i 
Gavsu'l-azam Hazret-i Seyh AbdulkadTr degil mi?.. 

Uykudan uyanmca hemen Gavsu'l-azam Hazret-i PTr'in huzuruna kostu. Ve yanhs 
dusundugunden dolayi Gavsu'l-azam Hazretlerinden kusurunun afvini diledi. Cenab-i 
Hazreti PTr: 

— «§imdi anladin mi biz neden zenginiz? Butun paramiz, bizi, Allah'/ sevenleri 
korumak, onlara yardim etmek igindir...» dedi. 

* * * 

Rivayet olunur ki: 

Seyh Mitir'm vefati yaklasmisti. Oglu pederinin yanma vanp dedi ki: 

— Ey Muhterem pederim! Vefatinizdan sonra ben hangi mursidin yanma 
gideyim? 

Pederi: 

— Seyh Seyyid AbdulkadTr GeylanT Hazretlerine git. 

Diye buyurdu. Bir muddet sonra §eyh Mitir vefat vetti. Evladi Kerim pederinin 



-186- 



sozune ehemmiyet vermedi. Gidip Hazret-i PTr AbdulkadTr'in elini opmedi, onu mursid 
edinmedi. 

Gunlerden bir gun Hazret-i Gavsu'l-azam Medine-i Munev-vere'den Bagdat'a 
avdet ediyordu. Bir gegit noktasina geldi. O esnada bir eskiya pusu kurmus gegecek 
yolcuyu bekliyordu. Fakat bu eskiya digerleri gibi degildi, guzel giyinmisti. Hig kimse 
onun haline bakip da onun eskiya oldugunda karar kilamazdi. Uzaktan Cenab-i 
Gavsu'l-azam'in geldigini gorunce onune gikti. Hazret-i Gavsu'l-azam ona: 

— «Sen kimsin?» Diye sordu. O: 

— Ben bir sehirliyim, diye cevap verdi. Lakin Cenab-i Gavsu'l-azam Hazret-i 
AbdulkadTr, onun aslma vakif olmus, hirsiz oldugunu anlamisti. 

O anda eskiya Cenab-i Hazret-i PTr'i tedkik ediyordu. Ve onun nurlu simasina, 
heybetli durusuna bakarak: 

— Bu kimdi acaba? Sakm Cenab-i Gavsu'l-azam AbdulkadTr olmasin! 
Diye dusunuyordu. Ve kendi kendine: 

— Bu muhakkak odur. Cunku bu bakis, bu tavir yalniz ona mahsustur, diyordu. 
Onun fikrinden gegeni bir anda Gavsu'l-azam §eyh AbdulkadTr kesfederek: 

— «Evet, AbdulkadTr benim!» 

Buyurdular. Hirsiz aglamaga basladi ve Gavsu'l-azam Hazretlerinin ellerine, 
ayaklanna sanldi. Ve: 

— Ya Seyyid, Ya Gavsu'l-azam bana merhamet et! Beni iyi kullar arasina gegirt! 

Diye yalvardi. Hazret-i PTr AbdulkadTr onun igin Cenab-i Hakk'a yalvardi ve: 

«Ya AbdulkadTr! O kulum igin yaptigin dua makbulum-dur. Ona nazar et, 
evliya kullarimm arasina gegsin!» 

ilahT hitabmi duydu. Ve bu hitap uzerine eskiyaya kimya gibi nazanni dikerek 
onun mulevves kalbinin temizlenerekyerine ilahT askm dolmasina sebeboldu. 

Bir gun Gavsu'l-azam Hazret-i Seyyid AbdulkadTr dedi ki: 

— «Bundan ikiyuz sene sonra Horasan ilinden Baheeddin isminde bir §eyh 
gikacak. Kendisi gayet alim ve buyuk bir zat olacak!..» 

Vakta ki aradan bu kadar zaman gegti. Cenab-i Gavsu'l-azam'in sozleri aynen 
gikti. Seyh Bahaeddin (NaksibendT,) Horasan illerinde zuhura geldi. 

Sah Bahaeddin NaksibendT anlatiyor: 

— Seyhim Gulal bana ism-i Celal, yani ALLAH ismini telkin etmisti. Ve bu isimle 
mesgulolmami isterdi. 

Ben de bu ismi geker, tefekkur ederdim. Lakin isim yalniz dudaklanmda kalir, 
kalbime bir turlu islemezdi. iste bundan dolayi sikmti igindeydim. 

Bu ahvalde kirlarda dolasirken Hizir Aleyhisselam benim hacetimi bir anda 
kesfedip bana: 

— «Ey Bahaeddin! dedi, sikilma! Elbet senin de derdinin garesi bulunur...» 
Ben ona sual ettim: 

— Benim derdimin garesi nasil bulunabilir? O dedi ki: 

— «Yeryuzunde tasarruf sahibi bir buyuk velivardir. Ismi Abdulkadir'dir. Turbesi 



-187- 



Bagdat §ehrindedir. Kim ondan hacet dilerse hacetine yeti§ir.» 

Bunun uzerine Seyyid AbdulkadTr'den istimdat etim. Ve o gece manada kendimi 
Gavsu'l-azam Sultan Seyh Ab-dulkadTr'in huzurunda buldum. Ve ona derdimi anlattim. 
Haz-ret-i Gavsu'l-azam bir kere: 

— « Allah !» 

Dedi ve elini gogsumun uzerine koydu. O anda kalbimdeki sikmti gitti ve bana 
hikmet perdeleri agildi. 

Sabah olup uyandigimda kendimi nur ve surur iginde buldum. Gozumu gogsume 
gevirdigimde orada biryazi ile ALLAH ismini okudum. Ve ismim de Nakfibend oldu. 

* * * 

Gavsu'l-azam Hazret-i Sultan AbdulkadTr bir mecliste sohbet ediyordu. Yanmda 
bulunanlarm kalbinden: 

— Bize bir keramet gostermez mi ki? Diye gegti. Seyyid AbdulkadTr: 

— «Eger benim sozlerimi i§itmeleri igin buraya ye§il ku§lar gag nisa elbete 
gelirler...» 

Dedi ve daha sozlerini bitirmemi§ti ki; bir an da sema ye§il ku§larla doldu ve biraz 
sonra yanlanna hig gorulmemi§ acaip bir ku§ geldi. Oradakilerin baki§lan o ku§a 
takildi... 

Seyyid AbdulkadTr dedi ki: 

— «Mabudumun izzet hakki igin yemin ederim ki eger ben bu ku§a §urada parga 
parga ol desem parga parga olur.» 

Seyh Seyyid AbdulkadTr Hazretlerinin sozleri henuz bitmemi§ti ki, ku§ kanatlarmi 
girpmaga ba§ladi ve ortaya du§up oldu. 

* * * 

Gavsu'l-azam Seyyid AbdulkadTr §6yle buyuruyor: 

— «Cenab-i Hakk'a yalvar, ondan iste, derler. Ayetle sabittir ki Can da onun... 
Ten de onun... Hepsi ona ait. 

Eger Arab in takvasi olmasa onun Arab olmasinin birfaydasi yoktur. 

Cunku Hadis-i §erifde buyuruluyor ki; 

Meali: 

— «Arabin baska kavim uzerine ve baska kavmin Arap kavmi uzerine, siyah 
insanlarm beyaz insanlar uzerine ve beyazlarm siyahlar uzerine tercihi ve 
ustunlugu yoktur. Ancak takva sahiplerinin ustunlugu vardir.» (Hadisi Serif) 

Gavsu'l-azam Hazret-i Seyyid AbdulkadTr §6yle buyuruyor: 

— «Cenab-i Hakk'a yemin ederim ki, kendimden hig bir soz soylemedim. Hepsi 
Cenab-i Hakk'in emriyledir. 

Evliya varisi evliyadir. Cenab-i Hakk Kur'an-i Kerim'de Sure-i Necm'de; 

«VE BAYENTiKU ANJL HEVA JN HUVE iLLA VAHYUN YUHA» buyurmu§tur ki; 

Meali: 



-188- 



«Peygamberler vahy-i ilahi ile konu§urlar. Kendiliginden konu§mazlar. 
VelTler de sozlerini Haktan ve Resuliinden alarak soylerler. Onlann vucutlan 
yoktur. Onlar Fenafillah ve Fenafilrasul olmu§lardir.» 

Gavsu'l-azam Seyyid AbdulkadTr'e biri bir sey sordu mu hemen dusunur, 
teveccuhe vanr ve oyle cevap verirdi. 

Ey Okuyucu sen de sunu iyi Bil_!.. 

Kullarmin muratlanni veren ALLAH'tir, velTler bir vasitadir. Himmetleri suretadir. 

* * * 



60. ci Men kibe 



GAVSUL-AZAMIN 

MUHTAQ BiR FAKiR KADINA 

YARDIMCI OLMASI HAKKINDA 



Bir ihtiyar kadinin kizi alti oksuz biraksp Dar-i Beka'ya intikal etmisti. Bu hatun 
haftada bin dirhem iplik egirir, pazara goturup satar ve aldigi para ile oksuzlere bakardi. 

Bu saliha hatunun alem-i ahirete gogmesiyle oksuzlerin iase temini onun annesi 
yasli kadin uzerine dusmustu. Yasli hatun elinden geldigi kadar galisiyor ve: 

— ilahT bu oksuzlerin rizkini gonder, benim is islemege gucum yetmiyor. 

Diye Cenab-i Hakk'a dua ediyordu. 

Bir gun altiyuz dirhem iplik hazir edip sabahm erken saatlerinde pazara gidiyordu. 
Tesadufen Sultan Seyh AbdulkadTr'in hanesinin onunden gegerken Gavsu'l- azam 
Hazretleri de sabah namazmi kihp mescidden gikmis muridleriyle hanesinin onunde 
durmaktaydi. O esnada kadin seyhe rastlayip tazimde bulundu... Seyh de: 

— «Gulbaci ho§ geldin, nereye gidiyorsun?» Diye sordu. Hatun: 
Pazara gidiyorum, ipligim var onu satacagim. Seyh: 

— «ipligi bana vergoreyim!» 

Hatun ipligi AbdulkadTr'e verdi. Gavsu'l-azam: 

— «Ya hatun benden bukulmu§ iplik isteniyor. Bunu bana ver de ben satayim!» 
Hatun: 

— Lutuf edersiniz, dedi. 

Sultan AbdulkadTr latife eder gibi elindeki ipligi mescidin damma atti. Ve o anda 
bir kus gelip ipligi kapip kagti. 

Hatun kendi kendine: 

— Bu nasil latifedir? 



-189- 



Dedi. Muridler hatuna isaret ettiler; 

— Ses gikarma!., dediler. 

Zira biliyorlardi ki Gavsu'l-azam Sultan Seyh AbdulkadTr'in her latifesinde bir 
hikmet vardir. Hatun dahi hig ses gikarmadi. Seyyid AbdulkadTr kadina: 

— «Hatun canin sikilmasin, ipligi satmaga gonderdim. Parasi gelsin ne kadar 
satildi ise akgeni alirsin.» dedi. 

Hatun: 

— Pekala, deyip hanesine gitti. Ertesi gunu Gavsu'i-azam'a geldi: 

— Sultanim satildi mi? dedi. Seyyid AbdulkadTr: 

— Satildi, lakin parasi gelinceye kadar sabret, dedi. 

Hatun hanesine gitti. Ve bir hafta sonra Gavsu'i-azam'a yine geldi: 
Gavsu'l-azam: 

— «Hatun yarm gel!» 

Dedi. Hatun huzurundan gikmca kendi kendine soylenmege basladi. Muridler: 

— Sertlenme, bir hikmeti vardir. Bir iki gun daha sabret. Bakalim ne hikmet zuhur 
eder! 

Dediler. Hatun yine hanesine gitti. Bir muddet sonra Gavsu'l-azam AbdulkadTr'in 
huzuran birkag tuccar geldi. El opup azim tazim gosterdikten sonra Gavsu'l-azam 
Hazretlerine bin fibrin takdim ettiler. Huzurdan giktiklannda muridler dahi merak edip, 
bunlara: 

— Efendiler seyhimize getirdiginiz fibrinler ne igindir? Diye sordular. Onlar dediler 
ki; 

— Fibrinler seyhindir. Biz tuccarlar Hindistan'dan ipek ve kumak almis donmekte 
iken siddetli bir ruzgar esti. Yelkeni parga parga etti. Biz az daha boguluyorduk. 
Kaptana: 

— Buna gare yok mudur? 
Diye sorduk. Kaptan: 

— Alti yuz dirhem kadar iplik olsaydi yekleni dikerdik, gemi de yururdu. 
Dedi. Bizferyad edip: 

— Ya Gavsu'l-azam, Ya Sultanimiz Seyh AbdulkadTr bize bes alti yuz dirhem iplik 
gonder. Malimizdan sana bin fibrin nezr olsun, dedik. Derhal gorduk ki o ipligi bir kus 
getirdi ve gagasiyla gemiye birakti. Teraziye koyup tarttik. Alti yuz dirhem gikti. 
Elbirligiyle yelkeni tamir ettik. Gemiyi yurutup bu fena durumdan kurtulduk. Bunun 
uzerine borcumuzu ifa igin Seyhe bin fibrin takdim ettik, dediler. 

Ertesi gun kadm geldi: 

— Efendim para geldi mi? 

Dedi. Gavsu'l-azam gikanp bin fibrini hatunun eline koydu. Hatun Gavsu'l-azam 
Seyyid AbdulkadTr Hazretlerine arz-i te-sekkurat etti. Ve paralan alip hanesine gitti. 
Fakirlikten kurtuldu. Ve seyhin muridi oldu. 

iste Mesayihin bin turlu oyunlan vardir. Kimine kahir yuzunden gorulurler, kimine 
lutuf yuzunden gorunurler. Bunlara teslimiyetten baska gare yoktur. Bir dilegin husulunu 



-190- 



Cenab-i Hakk isterse bir kusu hayra vasita kilar. 

* * * 

Irak'ta ufak bir hayvan vardi... Bu hayvan fazla sur'atli kosuyordu. Kosarken de 
islik sesine benzer sesler gikanyordu. Bu hayvan atlara musallatti. Atlarin bulundugu 
yeri kokusuyla ahyor ve ishklar gala gala oraya hucum ediyordu. Ata yetisince ufacik 
gagasiyla vucuduna vuruyor, ondan kan emiyordu. Bir muddet sonra atin kani 
zehirleniyor ve at oluyordu. At, bu hayvani islik galismdan anliyor ve kisneye kisneye 
kagiyordu. (Bu hayvan tahminimize gore; Yarasadir...) 

Bagdatve civari ahalisi bu hayvanm gelisini uzaktan gorduklerinde: 

— Yetis ya Gavsu'l-azam, yetis ya Hazreti AbdulkadTr! Su hayvani def et! 
Diye nida ediyorlardi. 

Bunun uzerine hayvan dahi geri donup gidiyordu. 

KISSA 

Sozune guvenilir bir dostum Gavs'ul-Azam'm sikmti igersinde olanlara yardim 
ettigini gosteren bir mucTzevi olayi soyle nakletti: 

Kirim harbi esnasinda Ali isminde muttaki bir Edirneli Kirim savasina istirak 
etmisti. Ruslarla kanli bir muharebeden sonra yaralanip oldugu yere yigilip kaldi. Rus 
askerleri yerde yatanlara bir bir durtup bakiyorlar, eger sag ise olduruyorlardi. Ali'ye 
dogru yaklastilar. Ali gordu ki; kurtulus garesi yok. 

— Ya Sultan Seyh AbdulkadTr! Sen benim imdadima yetis, beni bu kafirlerin 
elinden kurtar, Allah askma! 

Diye nida edip can-u gonulden Cenab-i Hakk'a yalvardi-gmda birden kendini 
kaybetti. 

Gozunu agtigi zaman kendini baska bir yerde buldu. KatT taaccup edip: 

— Acaba burasi neresi? 

Diye tefekkur ederken o sirada birkag koylunun gelmekte oldugunu gordu. Dikkat 
edip bakti ve bunlann Turk koylusu oldugunu anladi. Koyluler dahi onu gorunce hayret 
ettiler. Bu yarali askerin yanina yaklastilar. Ali onlara bulundugu yerin neresi oldugunu 
sordu. 

Koyluler ona Edirne'nin civari oldugunu soylediler. O zaman Ali durumu kavradi 
ve Gavsu'l-azam Hazreti AbdulkadTr'in nasil buyuk bir veil oldugunu anladi. 

Rivayet olunur ki: 

Gavsu'l-azam Sultan Seyh AbdulkadTr Hazretlerine: 

— Neden raks ve sema ediyorsun, bu seriatda haram degil midir? 
Dediler. Sultan Seyh AbdulkadTr: 

— «§eriatta haram olan bir §eyi bir kimse bilerek i§lerse onun cezasi nedir?» 
Diye sordu. Cevaben: 

— Cezasi olumdur! Dediler. O halde: 

— «Ben tarn semaya ba§ladigim zaman bana balta ve bigakla vurunuz!» 
Buyurdu. Hazreti Sultan-ul Evliya bir gun semaya basladigmda uzerine balta ve 



-191- 



bigaklarla hucum edip vurdular. Lakin balta ve bigaklann agzi egrildi, Cenab-i Hakk'in 
aski ile yanan Hazreti Sultan-ul Evliyaya hig bir sey olmadi. Bunun uzerine bunun 
sebeb-i alTsini sual eylediklerin de buyurdu ki: 

— «Demek ki soyleyen BEN degilmisim!» 

* * * 

Nakildir: 

Sultan Seyh AbdulkadTr'e Hakk Teala Hazretleri mahbubi-yet mertebesini ihsan 
buyurmustur. 

Hatta Geylan'da bulunduklan sirada dinlenmek uzere otururken Cenab-i Hakk'tan 
soyle nidayi lem yezeli erismistir: 

«Ya AbduikadTr! Nezdi uluhiyetimde iki yuce makam vardir; biri asjkhk, 
digeri ma§ukiyet makamidir. Bunlann hangisini sende ihal buyurayim?» 

Diye iki defa tecelli-i RabbanT vaki olmustu. ikinci defasinda Seyyid AbduikadTr, 
muhterem validesine arz ve if§a ettiginde validesi cevaben: 

— Ey oglum! AbdulkadTr'im! Bundan sonra tecelli-i Temye-zeliye tekrar vaki olursa 
«Ma§ukiyet makami alisini» isterim, diye niyazeyle buyurdu. 

Bunun uzerine, Hazreti AbduikadTr: 

— «Ey benim validem benim haddim degildir, Cenab-i Vacibul Vucud Hazret- 
lerinin huzuru uluhiyetlerinden bir§ey niyaz ve istirham edeyim...» dedi. 

Buna validesi son derece memnun oldu ve Seyyid AbdulkadTr'e: 

— Ey benim gozumun bebegi evladim! dedi. Soyle bil ki; sen bu yuce ahlak ile 
mevsuf olunca hig suphe etme ki; Hakk Teala Hazretleri o iki yuce makami da sana 
inayet ve ihsan buyurur. 

Hemen o anda Tecelli-i samadani su merkezde serefsadir olup: 

«Ya AbduikadTr! Sana mubarek olsun ki; nezd-i uluhiyet ve ehadiyetimde 
makbul olan asjkhk ve ma§ukluk yuce makamlarini sana ihsan buyurdum!» 

Ferman-i ilahT, nida-i lemyezeliyesi ile Cenab-i Hakk'in lutfuna mazharoldu. 

* * * 

Arifi Billah'dan nakildir: 

— Cenab-i Hakk, Hazreti Adem aleyhisselatu vesselamin zurriyetini insanlann 
antlasma gununde, saglam gunde huzuru Uluhiyet Hazret-i Vacibul Vucudda ug sinif 
uzere hazir olmalanni hukum buyurdu. 

Birinci sinifda: 

Bulunan ruhlann hepsi Enbiyayi izam Aleyhimusselati Vesselam hazerati... 

ikinci sinifda: 

Temiz, pak ruhlar Evliya-i Kiram Kaddesallahu Teala Esra-rahum Hazerati... 

Ocuncu sinifda: 

Sair salih halk rahmetullahi aleyhim ecmain hazir olurlar. 

O esnada ruhu fethlerle dolu Hazret-i Gavsussakaleyh ikinci smifm en yuksek 
mertebesinde ikamet etmekte iken hemen Ruhu saadetleri Evliya smifindan kalkip 



-192- 



birinci sinifa, Enbiya sinifina yukseliyordu... 

Cenab-i Hakk'm birligine yaklasan, yani kendini «Onda bulan Gavsu'l-azam 
Hazreti sultan Seyh AbdulkadTr zikir edilen mahalde, yani birinci sinif, Enbiya 
sinifindan, ikinci sinifa, Evliya sinifina getirilip orada ikamet ettiriliyordu. 

iste bu minval uzere bu hal ug defa boyle olunca Cenab-i Gavsu'l-azam'i hususi, 
hakikat uzere seyyidul murselin Fahri alem Efendimiz Hazretlerine ifade-i arz ile 
istirham edildi. 

Cenab-i Resulu ekrem Efendimiz kemali lutuf ve sefkati Muhammediyeleri uzere 
tebessum buyurarak Gavsu'l-azam Sultan AbdulkadTr'den tutarak dogrular ve sevgililer 
sinifinda yer verip; 

— «Ey Seyyid AbdulkadTr! Senin makamin burasidir. Sana sonsuz mujde 
olsun. Ki ah i ret guniinde makamin Cennetulmevaid, ovulmus. yiice makamda 
beraber olsak gerektir.» 

Diyerek mujdelerini tebsir buyurmustur. 

Aleyhisselatu vesselam radiyallahu teala aleyhim ec-main ve kaddesallahu 
teala esrarahum ecmain. Allahum-me yessirlena §efaatehum. 

AMJN. 



Cenab-i Gavsu'l-azam Sultan §eyh AbdulkadTr soyle anlatiyor: 

— «§ehir ve kasaba hayatindan tamamen uzakla§mi§tim. Qogu zaman yalin 
ayak bir halele ta§lik dikenlik gezerdim. Yunden bir cubbe giyer, ba§ima da bir bez 
pargasi baglardim. 

Butun gun yedigim tereotu, marul yapragi ve diken gigegi olurdu. Nefsim kendini 
gosterdigi vakit bunlari da yemez, ter-kederdim. Boylece hig durmadan nefsimle 
sava§tim... 

Ta ki Cenab-i Hakk'dan inayetler ula§ti, yollar agilmaya ba§ladi. Bu arada bana 
bazi nailer vaki olmaya ba§ladi. Qyle nailer ki; nerede olursam olayim benden bir ses 
gikardi. 

Ben de hemen yuzu koyun yere yatardim. Ara sira bende delilik gibi haller de 
kendini gosterirdi. Bazilan bunu bilmez, hakkimda ulu orta konu§urlardi. Ben de onlarin 
konu§malanni yadirgamaz, tabiikar§ilardim. 

Bir gun bana muthi§ bir hal aki oldu. Oyle ki; hareketsiz kaldim, 610 gibi oldum. 
Beni yikamak igin tene§ir tahtasina kaldirdilar. Yikamaga ba§ladnnda benden o hal zail 
oldu ve hemen ben kalkip oturdum.» 

* * * 



Ben hakikatde, mevcut kutuplann kutbuyum, 

Ve... vardir sair kutuplar uzerinde soziim ve hiirmetim. 

Tevessiil et bize butun korku ve siddetde, 
Himmetimle yardimciyim sana dokunan §eylerde 



-193- 



Ben oyle erlerdenim ki korkutulmaz onlarla oturan 

Zamanin siiphesiyle ve gormez, kendisini korkutan (§eyi). 

GA VS'UL-AZAM ABDULKADIR 

Mesayik-i Zevil ihtiram Kaddesallahu Teala esrarehum ha-zeratmclan nakil ve 
hikaye olunur ki: 

Cenab-i Gavsu'l-azam Seyyid AbdulkadTr Hazretlerinin mubarek gozu, KudsT-yi 
pTr nularmdan hemen yas akardi. Hakim-i mutlak Rabbil felak hazretlerinden korkusu 
gokdu. Muhabbeti gavsiyeleri hadden gok askmdi. Hayra davetleri, hacetleri yerine 
getiren Vacibul Vucud Hazretleri katmda makbuldu ve ahlakTyuksekti. 

Hakk Teala Hazretlerinin; 

«VE iNNEKE LEALA HULOKIN AZTM» buyurulan ayeti celTlesine mazhardi. Ki 
Peygamber Efendimizin izinden git-mekde oldugu sabit olmus ve onun yolundan zerre 
mikdari ayrilmadigi isaret buyurulmustur. 

Fena tavirlardan gayet sakmir ve gekinirdi. Cenab-i Hakk'm yolunda mahrem 
olan hususlarda diger insanlarm en yakm olanlan arasindaydi. 

Nefsine ofkelenmez, Cenab-i Hakk'm yolunda gitmekten gayn bir §ey 
gozetmezdi. 

Kendisi gibi ayni yolda olan ve bir gaye etrafinda birle§en, Fakr-u zaruret 
igerisinde bulunan bir kimse gordugunde uzerindeki elbiseni dahi olsa ona hediye 
ederdi. 

* * * 

Me§ayih-i kiram Kaddesallahu Teala esrarehum hazeratmdan nakildir: 

Bir gun Hammad Dabbas Radiyallahu Anha Hazretlerinin meclisinde bulunan 
muhterem zatlar Cenab-i Gavsu'l-azam'in halinden sual buyurdu. Fakat o zaman 
Hazret-i Bazul Esheb geng idi. §eyh Hammad vaki olan sual uzerine soyle cevabda 
bulundu: 

— Cenab-i Gavsu'l-azam'da iki velayet nisanmin alametini gordum. Onlardan 
birisi melekut-u alaya nisbet edilmis olmasiydi. Digeri afak-i alada siddTkiyn ile sayha 
eyledigini isitmis olmamdir. 

Cenab-i Sultanu! Evliya genglik aleminde iken §eyh Hammad Dabbas 
Hazretlerinin huzuruna geldi. §eyh Hammad hemen ayaga kalkip Hazret-i Gavs'a 
hitapla: 

— Uluvv-i kadri, kuvve-i kudsiye-yi velayetleri ali olan zat merhaba! Deyip yanma 
oturdu ve: 

HadTs ile kelam arasmda fark nedir? 

Diye sordu. Cenab-i Gavs soyle cevapda bulundu: 

— «Hadis: Cevabdan seni mustagni kilar. Kelam: Hitapdan sana garpi§ma, 
mucadele hazirlar. Binaenaleyh kalbin enbiya-i kiram aleyhimussalatu vesselam 
efendilerimiz hazeratina rucuu en ala amelleri i§lemekten na§idir...» 

Diye cevab buyurmalan uzerine §eyh Hammad: 

— «ENTE SEYYiDUL ARJFJYN Fi ASRiK.» 

Yani: Ya Gavsu'l-azam! Zat-i velayet-penah-i asr-i gavsiyende ariflerin seyyididir. 



-194- 



Diyerek takdir ve tasdik buyurmu§tur. 

* * * 



61. ci Men kibe 

GAVS'UL-AZAM'IN VAAZLARINA 

BA§KA BELDELERDE BULUNAN ARJF-I 

BiLLAHLARIN 

KATILMASI HAKKINDA 

El-Hafiz Ebu Zer'a bir mu§ahedesini anlatiyor: 

— Bir gun §eyhin meclisinde bulundum. Halka ate§li ve tesirli konu§malar 
yapiyordu. Bir ara dedi ki: 

— «Benim bu sozlerimi, Kaf dagi arkasinda ayaklan havada, kalbleri Hazret'ul 
Kuds'un yaninda olan bir topluluk dinlemektedir. Ba§lanna giydikleri takkeleri, 
neredeyse Rablanna olan §evklerinden dolayi tutu§up yanmak uzeredir... » 

Oglu Abdurrezzak (k.s.)'da orada oturup bu sozlerini dinliyordu. Bir ara ba§ini 
goge kaldirip bakinca durumu mu§ahede etti, ba§indaki takkesi tutu§up yanmaga 
ba§ladi. Babasi derr-hal kursuden inip onu sondurdu ve ilave etti: 

— « Ey Abdurrezzak, sen de onlardansin...» 
Sonra Abdurrezzak'a; 

— «Anlat bakalim gdrduklerini!..» diye ricada bulundum. 
Biraz du§undu ve §6ylece anlatmaya ba§ladi: 

— «Ba§imi kaldirip goge bakinca bir gok kimselerin, ba§larmi egmi§, hu§u iginde 
babami dinlediklerini gordum. Biraz daha dikkatle bakinca bir de ne goreyim, kimisinin 
elbisesi tutu§mu§ yaniyor, kimi feryad ediyor... Kimi §eyhin bulundugu meclise du§up 
bayiliyor... Kimi de oldugu yerde korkudan tirtirtitriyordu! » ALLAH cumlesinden razi 
olsun... 

E§-§eyh Abdullah EI-CebelT [O'na uzun zaman Lubnan daglannda ikamet 
ettiginden «CebelT» (*) denmi§tir] der ki: 

— «Lubnan daginda mehtapli bir gece hukum suruyordu. Baktim ehl-i tankat 
havalanmi§lar, Irak'a dogru uguyorlardi. Arkada§lanmdan birine: 

— Nereye dogru uguyorsunuz bu gece? diye sorunca, 

— «Hizir bize, Bagdat'a gidip, Kutbun huzurunda hazir bulunmamizi emr etti.. .» 



Cebel kelimesinin Arapga lugatta kar§iligi; Dag anlami nadir. CebelT kelimesi ise; Dag'da ikamet 
eden kimse manasina gelmektedir. 



-195- 



diye cevap verdi. 

— Kimdir o Kutub? dedim. 

— §eyh AbdulkadTr... dedi. 

— Ben de sizinle beraber gelebilir miyim? dedim. 

— Elbette!., dedi. Bunun uzerine hepimiz birden havada ugtuk, gok gegmeden 

gabucak Bagdat'a geldik. Ve §eyhin vaaz verdigi o kalabalik cemaat arasina katildik 

Bizimle beraber oraya uganlardan ileri gelen buyukler §eyh AbdulkadTr'e; 

— Buyurun, emrinizdeyiz... diyorlar, §eyhin her emrini igten yerine getiriyorlar... 
Sonra birden onlara ve bize: 

— «Haydigidiniz!..» diye emir verdi. Derhal havalandik, biraz sonra daga vasil 
olduk... 

— Neydi, hepiniz birden o §eyhin her dedigine, «Buyrun emrinizdeyiz» 
demenizin sebebi? diye sorunca su cevabi aldim: 

— Bu nasil olmasin ki O, «Ayagim her veltnin boynundadir!» buyurmustur. Bu 
sebeple biz hepimiz ona itaat etmekle emr olunduk... 

* * * 

Musullu El-Hidir El-Hiiseyni anlatiyor: 

Bir gun Ebul-Muzaffer El-Mustencid Billah'i §eyhin yanmda gordum. 

§eyhe hitabetti: 

— Bana bir keramet gosterir misiniz? 

— «Nasil bir keramet istiyorsunuz?...» 

— Elma istiyorum, dedi -Elma mevsimi degildi.- 

Bunun uzerine §eyh elini havaya uzatti. Hemen iki elma geldi, birini kendine 
alikoydu, digerini El-Mustencid Billah'a verdi. 

§eyh kendisininkini yardi... Kendi elmasmin igi bembeyaz misk kokuyor bir 
sekilde idi... El-Mustencid Billah kendisine verilen elmayi yannca igi kurt dolu olarak 
buldu. 

Sordu: 

— Neden seninki misk kokulu bembeyaz elma da benimki kurtlu?.. 
§eyh: 

— «Seninkine zulum eli degip kurtlanmi§tir, benimkine develayet (velilik) eli 
degmi§, misk kokmu§tur...» diye izah etti... 

* * * 

§eyh Ebus'suud El-Harim? anlatiyor: 

Ebul Muzaffer El-Hasan bin Naym adinda bir tacir, §eyh Hammad ed-Debbas'a 
gelip danisti: 

— §am'a gidecek olan ticaret kafilemi hazirladim. Yola gikmak uzereyim. Bu 
kafilede yedi yuz dinar tutannda mal vardir. Ne dersiniz bu sene gikayim mi? 

— «Su sene gikarsan sen olduruleceksin, malm da yagma edilecektir; bana 



-196- 



kalirsa gikma bu yil!..» 

...diye cevap verdi. O'nun yanmdan gayet uzuntulu bir halde ayrihp daha o 
zaman geng olan §eyh AbdulkadTr'in yanma geldi ve ona da ayni seyi damsti. §eyh 
AbdulkadTr: 

— «Gitmende birsakinca gormuyorum. Hatta gidersen salimen gidecek gok para 
kazanmi§ olarak doneceksin. In§allahu Teala.» 

§eyh AbdulkadTr'in bu sozune uyarak §am'a gitti, mahni bin dinara satti. Bu 
arada kaza-i hacet igin bir helaya gitti. Uzerindeki parayi onun rafina koydu. isini 
gordukten sonra parayi orada unutarak dogru evine gitti. 

Otururken uyku basti ve uyuyunca ruyasinda eskiyalarm, kendisini soymus ve 
kilmg darbesiyle oldurmus olduklanni gordu. Kan-ter iginde uyanmca bir de bakti ki, 
gergekten kan basindan akiyordu... 

Hemen orada birakmis oldugu parayi hatirladi. Dondu, parasini alarak §am 
yolunu tuttu. Bagdat'a sag salim donunce: «Once §eyh Hammad'm yanma mi gideyim, 
yoksa sozu dogru gikan geng AbdulkadTr Hz.'lerinin yanma mi? diye dusundu. 

Boyle bir kararsizlik iginde sokakta yururken §eyh Hammad rast gelmez mi ona!.. 
§eyh Hammad ona: 

— Once §eyh AbdulkadTr'den basla, gunku O mahbub (Allah'm sevdigi) bir 
adamdir. 

O, senin hakkmda Allah'a onyedi defa basvurdu da hakkinda mukadder olan 
felaketi sana Allah ruyanda gosterdi. Yoksa AbdulkadTr'in o yalvans ve yakansi 
olmasaydi, benim dediklerim basina gelecekti... dedi. 

Bunun uzerine nefesini dogru §eyh AbdulkadTr'in yanmda aldi. Daha bir soz 
agmadan §eyh ona: 

— «§eyh sana, senin hakkinda on yedi defa Allah'a ba§vurdugumu soyledi. 
Halbuki, ALLAH hakki igin on yedi defa ba§vurdum. Bir on yedi de dua ve 
niyazda bulundum. YetmisJ tamamlaymcaya kadar bu on yediler devam etti. 
Bu sayede hakkinda mukadder olan felaket sana ruyanda gosterildi de 
kurtuldun!..» dedi. 



* * * 



62.ci Menkibe 



TACU'L-EVLiYA'NIN 
HAKKINDA BUYUKLERiN ANLATTIKLARI 



§eyh Azzaz bin Mustevde' §eyh Ahmed Er-RufaT'nin soyle soyledigini 
anlatiyor: 

— «Bagdat'a §eyh AbdulkadTr isminde bir geng geldi: O, yuksek makamlar ihraz 
edecek, kerametler gosterecek, muhabbet derecesinde hayli yol kat'edecek, kainat ve 
igindekilerin hepsi onun eline teslim edilecek, onun temkin babinda sabit bir kademi 
ezelde imtiyaz olarak kendisine bahs edilen bir yed-i Beyzasi olacak... Allah katmda 
sozu gegerli olacak... Birgok velileri geride birakacak, nice yuce makamlar ihraz 



-197- 



edecektir!..» 

§eyh Ahmed er-RufaT'nin arkadaslarmdan birinin yaninda §eyh AbdulkadTr'den 
bahs edildi. §eyh O'nun hakkinda soyle birfikir beyan etti: 

— «Bir zaman gelecek ki, herkes O'na muhtag olacak... §eref ve mevkii arifler 
arasinda en yuksek zirvesini bulacak... Vefat ettigi zaman ALLAH ve Resulunun en 
sevimli kulu olarak vefat edecek. iginizden her kirn O'na erisirse, O'na hurmet ve ikram 
etmesini bilsin! » 

§eyh Muhammed bin El-Hidir anlatmistir: 

Babamdan soyle dedigini duydum: Bir gun §eyhimiz AbdulkadTr'in onunde 
oturuyordum. Bir aralik kalbimden, §eyh Ahmed er-RufaT'yi ziyaret etmek gegti. 
igimden gegenleri anlamis olacak ki bana: 

— «Merak etme, §eyhi §imdi burada goreceksin!..» demez mi? Bir de baktim, 
yaninda heybetli birseyh beliriverdi. Kalkip elini opunce bana: 

— Ey Hidir! Evliya'nm en buyugu olan §eyh AbdulkadTr'i goren bir kimse nasil 
olur da benim gibi onun emrinde olan birini gormek ister? diye igerledi ve hemen 
gozden kaybolup gitti. 

Bir muddet sonra yani; §eyh AbdulkadTr'in vefatindan sonra Amm-u Ubeyde'yi 
ziyarete gidince, bir de baktim §eyh AbdulkadTr'in yaninda gormus oldugum o seyh 
orada oturmuyor mu? Beni gorunce 

— «Sana birinci ders yetmedi mi?» diye beni ikinci defa ir§ad etti. 

§eyh Abdullah el-BetaihTder ki: 

Daha §eyh AbdulkadTr hayatta idi. Ben Umm-u Ubeyde'nin yanma gittim ve §eyh 
AbdulkadTr'in revakinda kaldim. §eyh Ahmed bir gun bana: 

— Ne olur biraz §eyh AbdulkadTr'den bahs et! dedi. Ben ona §eyh AbdulkadTr'in 
menkibelerinden anlatirken bir adam igeri gelerek bana: 

— Burada bu seyhten (§eyh Ahmed'i gostererek) baska kimseden bahserdilmez! 
deyince §eyh Ahmed ona kizarak soyle bir bakti ve hemen adam dusup oldu. 

Ondan sonra §eyh Ahmed bana su bilgiyi verdi: 

§eyh AbdulkadTr'in derecesine kirn erisebilir ki?.. O adam ki, seriat denizi 
saginda, hakikat denizi solunda emre hazir duruyor; istedigine, istedigi zaman dalabilir. 

Bu asirda §eyh AbdulkadTr'in bir ikincisi bulunmaz!.. O'nun kizkardeslerinin 
gocuklan §eyh ibrahim El-A'zeb kardesleri Ebul-Farec Abdurrahman, kendi oglu 
Necmuddin'e su vasiyette bulundugunu duydum: 

Bagdat'a giderseniz, §eyh AbdulkadTr igin sag olsun, vefat etmis olsun, 
kalbinizden bir sey gegirmeyin, rezil olursunuz! 

(Er-Ravzul-Ebrar ve Mahasinul-Ahbar) kitabmm yazari der ki: 

«Bu hikayeleri §eyh Abdullah EI-YununT nakl etmistir. En dogrusunu ancak 
ALLAH bilir...» 

ibnu'l-Hidir anlatiyor: 

«Karakista §eyhin yanma girdigimde; §eyhi uzerinde tek bir elbise ve basinda bir 
takke oldugu halde vucudundan ter akmakta, birisinin de yelpaze ile onu 
serinlendirmekte oldugunu gorurdum.» 

§eyh Ebu Abdullah Muhammed El-Kuresj, §eyh Ebur-RabT'den soyle 



-198- 



duydugunu nakl etmistir: 

— «§eyh AbdulkadTr, asnnin en buyuk velTsidir...» 
Ebu Zahir diyor ki: 

Seyh El-Kuresi'ye: 

— «Seyh AbdulkadTr'in asnndaki insanlann en buyugu oldugu soyleniyor, dogru 
mu bu? diye sorunca su cevabi verdi: 

— Evet!.. VelTler iginde onlann en buyukleri ve en mukemmelleridir! 
Ulema iginde, onlann takvaya en ermis olani, en zuhd yolunu tutanidir!.. 
Mesayih iginde, en temkinli ve en kuvvetlileridir...» 

Seyh Ebu Muhammed El-Kasim bin Abdul BasrT (r.a.)'a sordular: 

— Hizir (a.s.)'la hig gorustun mu? 

— Onunla bulustum ve «tamstigm velTlerden gordugun acayibliklerden bana biraz 
anlat!» dedim. 

Konusmaga basladi: 

— «Bir gun Bahr-i muhTt sahillerinde dolasiyordum. Ustune bir aba orterek 
uyumakta olan bir adam gordum. Ayagimla it tim, uyandi ve: 

— «Ne istiyorsun?» dedi. 

— Haydi hizmete kalk! dedim. 

— «Ey Hizir, git kendi i§ine bak!..» dedi. Bunun uzerine ALLAH'a yonelerek: 

— «Ben velTlerin ba§iyim! Bu ne hal?» diye dua edince bana seslenildi: 

— Sen, bizi sevenlerin ba§ism. Bu ise bizimsevdiklerimizdendir. 
Bunun uzerine ondan, bana duada bulunmasini rica ettim. 

— «ALLAH nasibini gogaltsin, kismetini arttirsin!» diye duada bulundu. 

Biraz daha yurudum. Semaya yakin yuksek bir tepede, bir abaya burunmu§ bir 
kadmm uyumakta oldugunu gordum. Ayagimla iterek uyandirmak istedigimde birses: 

— «Ona kar§i biraz daha nazik ol, gunku O, bizim sevgimize mazhar olanlardan 
bir hanimdir!» Oracikta uyanmasmi sabirla bekledim. Nihayet ikindi vakti uyandi ve 
§6yle dedi: 

— «Hamd beni yalniz birakmayan ALLAH'a mahsustur!» 
Sonra bana donerek dedi ki: 

— «ikaz edilmeden once bana kar§i edebli ve nazik davransaydm gok daha iyi 
olurdu.» 

[Meger o kadin, o adamin hanimi imi§]. Sonra ayaga kalkarak kocasi gibi o da 
bana dua etti... 

Pekala, bu asirda butun bu velTlerin emrine muracaat edecek olduklan tek bir 
adam var midir? diye sorunca, «Evet» diye mukabele etti. 

— Kimdir o? dedim. 

— O velTlerin kutbu, buyuk sir sahibi, ariflerin taci Seyh AbdulkadTr'dir! dedi. 
Seyh Ebul-Hasen EI-CusekTder ki: 



-199- 



«Bu asirda §eyh AbdulkadTr gibi bir adam gorsem kulaklarim sagir, gozlerim kor 
olur!..» 

Seyh Ebu Said EI-KaylevT'nin tilmizi Seyh Halifetun-Nehr anlatiyor: 

Kalabalik bir sehre ugradim. Havada bir adam gordum. Selam verdim ve: 

— Nasil oldu da havada oturabiliyorsun? diye sordugumda, soyle cevap verdi: 

— «Ya Halife! Heva ve hevesime muhalefet ettim, takvaya bindim, havada 
yerle§tim...» 

Sonra Seyh AbdulkadTr'in yanina gelince, o havada oturan adami §eyhin onunde 
oturmus bir halde gormez miyim?.. Adam §eyhe hakikatlerin ve marifetlerin 
hukumlerinden, benim anlamadigim bir gok seyler sordu; O da tatminkar cevaplar 
verdi. Bir ara §eyh halkinca adamin yanina sokuldum ve konustuklarma dair 
kendisinden bilgi istedim. 

izahat vermege basladi: 

— Ne kadar tanidigim veil varsa hepsi buraya gelir, §eyh AbdulkadTr'den bilgi 
alirlar. 

— Konustuklannizdan hig bir sey anlayamadim, deyince su cevabi verdi: 

— «Her makamm hukumleri, her hukmun bir gok manasi, her manamn bir ifade 
tarzi vardir ki, bunu ancak hikmet erbabi bilir. Yukanda isaret edilen makama 
ulasamayan da asla Hikmet erbabmdan olamaz! 

— Pekala ne idi, §eyhin onundeki o tevazuun bugun? dedim. 

— Beni makam sahibi yapan ve beni tasarrufa kavusturan bir velTye nasil saygi 
gostermem?., dedi. 

— Ne gibi bir makam sahibi yapti? Ne gibi seylerde sana tasarruf kabiliyeti verdi? 
deyince: 

— Beni, havada dolasan ve oralarda yerlesen iki yuz velTden ileri gegirdi. Onlann 
ahvalinde beni tasarruf sahibi yapti.» cevabmi verdi. 

Seyh Beka bin Batu anlatiyor: 

Seyh Abdullah beraberinde bir geng oldugu halde, S e yh AbdulkadTr'in yanina 
girdi. Selam verdikten sonra; 

— Bu benim oglumdur, ona dua ediverL diye ricada bulundu (Halbuki o, onun 
oglu degil, bir cariyenin gocugu idi...) Seyh: 

— «Bu makama ne zamana kadar boyle yalanlarla girip gikacaksiniz?» diye kizdi 
ve odasina girip kapandi. Derken Bagdat kenarlannda evler yanmaga basladi. 
Yangmm sehre sirayetinden korktum, hemen igeriye kosup Seyhe yalvardim: 

— Ne olur halka merhamet et, nerde ise yangm her tarafi kiskivrak kusatacak, 
dedim. Benim bu sozlerimi duyunca ofkesi gitti ve o muazzam yangm derhal sonuverdi. 
Eski hal avdet etti ulkeye... 

Seyh Omer El-Bezzaz anlatiyor: 

Bir gun Seyhle Cuma namazi igin camiye gitmek uzere yola giktik. Hig kimse 
Seyhe selam vermedi. Gayet sakin bir halde yuruyorduk. Zihnimden, «Her Cuma 
kalabaliktan yol tikanir, herkes Seyhin eline sanlir, selam verirdi. Bugun ne oldu acaba, 
neden kimse Seyhe selam vermiyor?» gibi bir fikir gegmeye kalmadi, hemen etraftan 
halk usustu, Seyhin elini opmege basladi. O kadar izdiham oldu ki, o eski hali igimden 



-200- 



arzular oldum. 

Bunun uzerine §eyh: 

— «Sen boyle istememi§ miydin? Sen istedin biz de boyle yaptik. Biliyorsun ki, 
halkin kalbleri benim elimdedir. istersem onlari iterim, istersem kendime gekerim...» 
dedi. 

imdi hale uygun su misrayi zikretmeden gegemedik: 

«Biitun leylalar benim bend-i zincir imdedir » 

§eyh Ebul-Feth anlatiyor: 

§eyh AbdulkadTr beni Kur'an okutmak igin yanina gagirtti. Kur'an okuyunca 
aglamaya basladi ve: 

— «Seni mutlaka ALLAH'tan isteyecegim.» buyurdu. Derken yanmdaki velTlerden 
bir adam ayaga kalkarak dedi ki: 

— «Efendim ruyamda Rabbul izzet'i gordum. Cennet kapilan agildi, sana bir 
kursu dikildi ve sana haydi konus! Denilince «Seyh Ebul-Feth hazir olmayinca 
konu§mam!..» buyurdun. Nihayet §eyh Ebul-Feth geldi ve sen: 

— «§imdikonusmaya basliyabilirim, buyurdun!. .»» 

§eyh Ebul-Kasim Muhammed bin Ahmed EI-CuhenT bir musahedesini 
anlatiyor: 

Bir gun §eyh kursunun ustunden vaaz veriyordu. Ben onun kursusunun altmda 
oturuyordum. insanlar da makamlarma gore kursunun etrafinda yerlerini almislardi. 
§eyhin yanina dusen bir yerde arslanlar kadar heybetli olan velTler oturmus onu vecd 
iginde dinliyorlardi... 

Bir ara §eyhi istigrak aldi. Sangi gozulmeye basladi. Bunu goren cemaat 
baslarmdan sanklarmi, takkelerini gikanp yere atmaga basladilar. Sanki bir ana baba 
gunu idi o gun... 

Konusmasini bitirince sangi duzeltti ve bana: 

— «Ya Ebel-Kasim, haydi herkesin sangini ve takkesini sahibine ver!» emrini 
verdi. 

Herkesin sank ve takkelerini verdim. Hig kimsenin bir seyi kalmadi yanimda. 
Sadece biryasmak kaldi, bir turlu sahibini bulamiyordum. 

Oyle telash etrafa bakmip dururken birden §eyh bana: 

— «Onu bana ver!» dedi, verdim. Omuzuna koydu. Biraz sonra baktim ki o 
yasmak, omuzundan ugup gitmis... Kursuden inince omuzuma dayandi ve: 

— «Ey Ebel-Kasim, halk ba§liklanni yere atinca Isfehan'da bulunan bir kiz 
karde§imiz de ya§magini yere atti. Sen herkese sank ve takkelerini geri verip o 
ya§magi da omuzuma koyunca bu defa oradan elini uzatip aldi onu (ya§magini).» diye 
durumu izah etti: FuzulT'nin misragi gibi: 

«Kande olsam ey sevgili gonlum senin yanmdadir.» 

ALLAH ondan razi olsun. 

Efendi Hazretlerinin mahdumu Abdul-Cebbar anlatiyor: Annem karanlik bir yere 
girdigi zaman bir nur gelip onu aydinlatiyordu. Bir defasinda babam yanina girdi, o nuru 
onda gorup anneme bir bakinca o nur sonuverdi. Bunun uzerine babam ona: 



-201- 



— «Bu nur sana hizmet eden bir §eytandi. §imdi ise onu ben senden 
uzakla§tirdim. Onun yerine sana rahmani bir nur verdim. Bana intisab eden herkesi o 
halde gorunce hemen aynini yaparim. » 

Bundan sonra her ne zaman annemin yanma girdimse hep o rahmanT nur'un bir 
ay gibi etrafini aydinlattigini gordum. 

ALLAH ondan razi olsun. 

Ebul-Ganaim El-Huseyni anlatiyor: 

Bir gun (aksamla yatsi arasi) §eyh'in medresesinin daminda bulunuyordum. 
§eyh de onumde kibleye karsi bulunuyordu. Baktim, basinda ince bir sank bulunan 
beyaz elbiseli bir adam havada ok gibi ugarak dogru §eyhin yanma [Tasvancil kusunun 
avina inisi gibi] indi. Biraz sohbet ettikten sonra yine ayrilip uzaklasti. Bilahare §eyhin 
yanmagelip elini optum ve onun kim oldugunu sordum. Cevap verdiler: 

— «0, havada gegen Allah velilerinden bir tanidigimdir...» 

Seyh Ebu Omer'le Osman anlatiyorlar: 

555 tarihinde medresede Seyhin onunde oturuyorduk: Ayaga kalkti, abdest aldi, 
nalinlerinin uzerinde namaz kildi. Selam verince siddetli bir sekilde haykirarak nalinlerin 
bir tanesini havaya firlatti. Gozumuzden gaip oldu gitti (Nairn...) Bir daha bagirdi, bu 
sefer obur nalinini atti. Sonra geldi yerine oturdu. igimizden hig kimse ona bir sey 
sormaga cesaret edemedik. Aradan yirmi ug gun gegti. Acem'den bir kafile gelerek: 

— «Seyh igin bir adakta bulunduk, izin isteyin de girelim igeriye» dediler. izin 
istedik... Seyh: 

— «igeriye aim onlan!» dedi. 

igeriye aldik, elbiseleri gikardilar, baktik ki, Seyhin yirmi ug gun once havaya 
firlattigi nalinleri onlarla beraber degil mi? Hayret ettik ve sebebini sorduk. Anlattilar: 

— Saferin uguncu (bir Pazar) gunu (Nalinleri firlattigi gun) yolda yuruyorduk. 
AnTden eskiyalarm hucumuna ugradik. Mallanmizi aldilar, igimizden birgok kimseleri 
de oldurduler. Bir vadiye inip bizden aldiklan para ve sair esyalanmizi taksim etmeye 
koyuldular. Aramizda: 

— «Su anda mallanmizdan bir kismini Seyh AbdulkadTr'e adasaydik belki de 
kurtulurduk» diye konusmaga kalmadan ortahgi ginlatan iki haykins duyduk. O 
eskiyalarm da bizim gibi baskina ugradiklanni sanmistik... 

Meger keyfiyet hig de sandfgimiz gibi degilmis... Cunku onlardan birkag kisi 
gelerek bize: 

— Haydi gelin mallannizi aim ve bize neler olmus bir gorun! deyivermezler mi? 

Hemen kostuk, bir de ne gorsek: Kafile reislerinden iki kisi, yanlannda henuz 
islakhklan kurumamis birer nalin oldugu halde olu degiller mi? 

Bizi oraya gagiranlar, «Bu isi mutlaka buyuk bir sirn olmalidir!» diyerek 
mirildandilar. Ve bize; «iste o vakit adagimiz olan mallarimizm bir kismini takdTm'e 
simdi buraya geldik...» dediler. 

§eyh Muhammed bin Kaid El-Evani bir musahedesini nakl ediyor: 

BTr gun §eyhin meclisinde oturup nasihatini dinliyorduk. Hava gok ruzgarh idi. Bir 
karga gelip o meclisin ustunden gegti ve gurultu gikarip orada hazir bulunanlan 
rahatsizetti. §eyh bunu gorunce: 

— «Ey ruzgar, bunun ba§ini kopar!» diye beddua etti. Hemen basi bir tarafa, 



-202- 



cesedi bir tarafa karga yere du§tu... 

Sonra Seyh kursuden indi, karganin ba§mi aldi, Bismillah diyerek elini bir surdu 
ve hemen karga canlanip ugmaga ba§ladi ... Halk Seyhin bu kerametine §a§ip 
kaldilar... 



63.cii Menkibe 

TACU'L-EVLiYA'NIN EMRJYLE 
ACEMiN BAGDAD'DAN DONU§U HAKKINDA 

Seyh AbdulkadTr bizzat kendisi anlatiyorlar: Bagdat'tan ilk defa Tayy-i Mekan 
ettigim zaman henuz gengtim. Ummul-Kurun ismindeki yere geldigimde Seyh Adiy bin 
Misafir'e rastladim. O da o zamanlar gayet geng bir delikanli idi. Bana sordu: 

— Nereye boyle? dedi. 

— «Mukaddes Mekke'ye...» dedim. 

— Yaninda arkada§in var midir? dedi. 

— «Ben Tayy-i mekan sahibiyim...» dedim. 

— Ben de... dedi. 

— «Oyleyse beraber gidelim!..» dedim ve yolda yurumeye ba§ladik. Biraz 
ilerledikten sonra, yamali ve vucutga gayet zayif bir Habesli kiza rastladik. Onumde 
dump bana manali bakti ve dedi ki: 

— Sen nerelisin ey delikanli? 

— «Bagdatliyim.» diye cevap verdim. 

— Beni bugun yordun! dedi. 

— «Neden?» dedim. 

— Biraz once Habe§istan'da idim. Senin kalbine lutfu ve keremi ile Allah oylesine 
tecellT etti ki, bundan once hig kimsenin kalbine oyle tecellT ettigini gormedim. Bunun 
uzerine seni gormeyi ve seninle tam§mayi arzuladim. Onun igin geldim buraya... 

Simdi sizden aynlmayacagim, nereye giderseniz beraber gidecegiz ve bu ak§am 
iftari hep beraber yapacagiz, dedi. Sonra o, vadinin bir tarafindan; biz diger tarafindan 
yurumege ba§ladik. Nihayet ak§am oldu, yemek zamani geldi... Oturduk. Baktim 
gokten igi dolu bir tabak indi. Onumuze kondu. Agtim baktim ki iginde alti ekmek, sirke 
ve bakla var. Her zaman iki ekmek inerdi o ak§am alti ekmek iniverdi. Derhal; 

— «Bana ve misafirlerime ikram eden Allah'a hamd ederim!» diye §ukr ettim. 
Biraz sonra da ibrikler iginde bize oyle sular sunuldu ki hayretten sasa kaldik. Qunku o 
sular dunya sulanndan hig birine benzemiyordu. Gayet lezzetli ve tatli idi... Sonra o 
geng kiz bizden ayrilip gitti: 

Nihayet Mekke'ye gelip tavafa basladik. Allah arkada§im Adiy bin Misafir'e nuru 
ile oylesine tecelli etti ki o, dayanamayip bayildi. Herkes: 

— «OLDU..!» diye bagirmaya ba§ladi... 

Derken yolda kar§ila§tigimiz o geng kiz oraya gelip ba§u-cunda dikilmis soyle 
diyordu: 



-203- 



— «Seni mutlaka oldiiren diriltir.» 

Celalinin nuru tecelli edince hadisatin ancak kendi tesbiti He yerinde durabildigi; 
sifatlan zahir olunca, kainatin da ancak kendi teyidi He istikrar edebildigi o yuce varligi 
sonsuz te§bih ve tenzih ederim... 

Sonra da ayni oldu. igimden, derinden bir ses duydum: 

— «Zahir olan tecridi birak! Tevhidi tefrid'den ayrilma! TefridT tecride bulun! 
Sana mutlaka ayetlerimizden akillara §a§kmhk verecek garip §eyler 
gosterecegiz... 

Bizim muradimiz seninkine benzemez... Huzurumda ayaklann sabit olacak... 

Varhkta bizden ba§kasinm tasrife sahib oldugunu go-remiyeceksin! 

Sana huzurumuzda bulunmak bundan boyle; bu §ekilde devam edecek... 

insanlara yararh olmaga cah§L 

hsanlar arasinda, senin elinde yetisjp bizlere kurbiyet peyda edecek salih 
kisiler vardir.» 

Vine o gordugum kiz... Ban a §6yle haykirdi: 

— Ben bugun senin isinden bir sey anlayamadim. Adeta aklima durgunluk geldi. 
Kafam kansti ustune nurdan bir gadir gekildi. Melekler gelip seni gevrelediler. Bir uglari 
ta semada idi. Butun velTlerin gozleri sana dikildi, hayretle seni seyr ediyorlardi ...» 

Bu sozleri soyledi, gozden gaib oldu; onu bir daha goremedim. 

Ebu Muhammed Salih bin Vircan anlatiyor: 

Bana Seyh Ebu Medyen Bagdat'a gidip Seyh Ab-dulkadTr'den ders almami 
tavsiye etti. Bagdat'a gelince Seyh A'bdulkadTr'i gayet heybetli bir zat olarak gordum. 
Beni yaninda oturttu. Sonra bana bir oda gostererek; 

— «Buraya otur ve ben gelinceye kadar sakin aynlma!» diye siki sikiya tenbih 
etti. Dedigi yerde tam yirmi gun oturduktan sonra gika geldi ve bana: 

— Buraya bak! diye kibleyi gosterdi ve: «Ne goruyorsun?» diye sordu. 

— Kabe'yu dedim. Sonra batiyi gostererek bu tarafa bak, dedi. 
Baktim... 

— «Ne goruyorsun?» diye sordu. 

— Seyh Ebu Medyen'i goruyorum, dedim. 

— «§imdi soyle bakalim, Kabe'ye mi, yoksa §eyh Ebu Medyen 'e mi gitmek 
istersin ?» 

— Seyh Ebu Medyen'e gitmek isterim... 

— «Pekala bir adimda mi yoksa geldigin gibi mi gitmek arzu edersin?» 

— Geldigim gibi gitmek isterim, dedim. 

— «Bu senin igin daha iyidir...» dedi ve Nave etti: 

— «Eysalih!.. Sen fakn (fakirligi) istersen, basamagina gikmadan elde 
edemezsin... 

Onun basamagi tevhiddir. Onun ba§i da sir gozu He Allah'dan ba§kasindan 
gegivermek, kendini Allah'a adamaktir.» 



-204- 



— Efendimiz, bana bu anlattiklanndan biraz vermez misin? diye ricada 
bulununca: 

— «Bana birbak!..» dedi. 

Ona bakinca, kalbimden irade cazibelerinin, safak sokunce gece karanhgin 
ayrildigi gibi aynlmakta oldugunu gordum. 

O gun bugun ben o bakism tesiri altmdayim... 

ALLAH O'ndan razi olsun... 



Seyh Omer El-Bezzaz anlatiyor: 

Bir gun Seyh halvette iken yanmda oturuyordum. Bir aralik bana: 

— «Oglum dikkat et!.. Arkana bir kedi dusmesin yukardan!» dedi. igimden: 
«Buraya kedi nerden dusecek, tavanda aralik bir yer yok ki?..» diye minldandim. Bir de 
baktim, yukandan pat diye bir kedi du§tu sirtima. Hemen gogsume eli ile vurdu. 
Bundan sonra kalbimde bir nur parladi. O gunden beri o nurun bende gun gegtikge 
artmakta oldugunu gordum. 

Muhammed bin el-Hidr el-Hiiseyn? anlatiyor: Babamdan soyle duydum: 

Ǥeyh AbdulkadTr gayet guzel konusurlardi. Toplantismda herkesi mest edecek, 
gonulleri feth edecek kadar tesirli sozler eder ve gesitli ilimleri anlatirlardi. O'nu 
dinleyen halkta git olmazdi... O'nu gayet sakin ve terbiyeli dinlerlerdi. Hig kimse 
sumkurmez, hig biri aksirmazdi. Tam birsessizlik hakimdi meclisinde... 

Soyle derlerdi: 

— « Sozgegti... §imdi hale ba§liyoruz...» 

Yani soylenenleri yasamaga basliyoruz... Bu sozu duyan halkda bir tela§ 
ba§lardi. Birbirlerine girerlerdi. Herkes elini opmek igin kursuye dogru ko§u§urdu... 

Konu§urlarken herkesin haline ve kabiliyetine gore konu§urlardi. 

Herkes O'nu vecd iginde dinlerdi. Kursuye giktigi zaman hep birden ayaga 
kalkarlar ve ona son derece hurmet gosterirlerdi. «Susun!..» dedigi zaman susarlar, 
sessizce yerlerinde otururlardi... 

Onun tatli ve tesirli sozlerinden adeta kendilerinden gegerlerdi. istigrak bayilanlar 
da olurdu. Bayilip saatlerce ayilma-yanlar da... 

iste gergekten ermislerin halidir bu!.. 

Bu gibi kerametleri hakikaten Allah adami olmus kimseler izhar edebilirler... 

§eyh Ebu Said el-Kaylevtdiyor ki: 

— Seyhin meclisinde Resulullah Aleyhisselami muteaditdefalar gordum. 

Diger peygamberleri de gordugum olurdu. (Allah'm rahmeti ve selami onlann 
uzerine olsun...) Peygamber ruhlan ve butun melekler, onun meclisinde havadaki 
ruzgarlar gibi seyr ederlerdi. Bas dondurucu sesler ve ugultular gikanrlardi... 

Birgok velTnin onun meclisine dogru gitmek igin yansmakta olduklanni da 
musahede ettim... 

Ebul-Abbas Hizir'm bu meclise devam ettigini gordum ve kendilerine bunun 
nedenini sordugumda: 



-205- 



— «Felaha ermek isteyen, mutlaka bu meclise devam etsin!..» diye cevab verdi. 

Bir defasinda acem sultani, Bagdat'i feth etmek igin Bagdat uzerine yurumustu. 
Bagdat'taki Halife fena halde korkarak nefes nefese §eyh AbdulkadTr'in yanina kostu 
ve ondan imdat istedi... §eyh AbdulkadTr, 

— «Korkma ben bunu hemen hallederim...» dedi... Ve §eyh Ali bin el-HeytT'ye 
dedi ki: 

— « Onlara emr et derhal donsunler...» 
Ali bin el-HeytT hizmetgisine: 

— Git orada kulrulmus gadirlarm altmda ug adam goreceksin; onlara: "§eyh Ali 
bin-HeytT, burayi terk edip memleketinize donmenizi emr ediyor!.." de. §ayet biz, bir 
emirden dolayi geldik gitmeyiz derlerse sen de onlara: "Ben de bir emirle geldim 
mutlaka burayi terketmelisiniz!.." diye gikis... der. 

Nihayet hizmetgi gider, Ali bin el-HeytT'nin emrini harfi harfine teblig eder ve onlar 
da hemen gadirlarmi toplayiporayi terkederler... 

ALLAH ondan razi olsun... 



§eyh Mu hammed bin el-Herevtanlatiyor: 

Bir gun §eyh meclisinde vaaz veriyorlardi... Bir ara sozunu kesti ve soyle dedi: 

— « Allah isterse §imdi birye§il ku§ gonderip benim vaazimi dinlettirir...» 

Vaazina devam etmeye baslamadan havadan bir yesil kug ugup §eyhin yanina 
koydu. Vaaz bitmeyinceye kadar oradan ayrilmadi. 



EI-CubbaT, §eyh AbdulkadTr'den soyle dinledigini anlatiyor: 

— «Bagdat'a, Hz. Yusuf el-Hemedani(Bu zat hem devrinin kutbu'l-aktabi hem de 
dort koldan hilafeti olan bir zattir.) adinda zamaninin kutbu oldugu soylenen bir §eyh 
geldi. Bir tekkeye misafir oldu. Duyunca misafir oldugu eve gittim, kendilerini 
bulamadim. Serdaba gitti, dediler. Hemen oraya gittim, kendisi He goru§tum. Bana bir 
gok §eylerden bahsetti. Kendilerinden hayli istifade ettim. Bir ara bana donerek dedi ki; 

— «Sen halki irsad etmege, onlara dint ogutler vermege neden baslamiyorsun?» 
Cevab verdim: 

— «Ben Acem'im, fasih arapga konu§an Bagdatlilara nasil hitab edebiiirim ki?.. 

— Sen ki, Kur'an'i, fikih ve usul-u fikh, sarfve nahiv gibi birgok ilimleri ezberledin. 
Vaaz yapmaga neden ehil olmayasin. Haydi gik kursuye ve halka hitab etmeye ba§la 
bakalim? Sen ileride dalbudak salacak, meyve verecek bir koksun!..» diye ikazda 
bulundu...» 



Magrib'li §eyh Ebu Medyen'i dinleyelim: 

— «Ben, Hizir Aleyhisselami gordum. Hal-i hazirda yasayan butun seyhlerden 
sual ettim. Bu munasebetle §eyh AbdulkadTr'i de kendilerine sordum. §u cevabi 
verdi ler: 



-206- 



— «Seyh Abdulkadir, siddikterin lideri, ariflerin huccetidir. O, aym zamanda 
marifette birruhdur. VelTlerarasinda O'nun §ani ve nami hayli buyuktur!..» 

ALLAH hepsinden razi olsun. 

Seyh Muhammed bin el-HerevTder ki: 

Ǥeyh AbdulkadTr bir gun insanlara vaaz verdi. insanlar vecdden ig ige girdiler. O 
anda sozu kesdi ve soyle dedi: 

— « Eger Allah ye§il ku§lan gonderip beni dinletmek isterse yaparbunu... » 

Dana sozunu bitirmeden bir de baktik ki yesil kuslar gelip §eyhin meclisine 
kondular ve §eyhi istigrak igersinde dinlediler...» 

Yine o, anlatiyor. 

«Bir gun Seyh, meclisinde vaaz veriyordu. Bir kus gelip ustlerinde dolasmaya 
basladi. Herkes ona baka kaldi ve Seyhi dinlemekten vazgeger gibi oldu. Seyh onlarin 
laubali halini gorunce soyle haykirdi: 

— « Eger ben ku§a desem ki parga parga olarak 61!.. Hemen parga parga olarak 
yere du§up 6lur...» dedi. Sozunu daha bitirmemi§ti ki, hakikaten ku§ yukardan a§agi 
parga parga du§tu... 



§eyh Mes'ut el-Harisi anlatiyor: 

§eyh CagTr ile §eyh AN bin idris'in yaninda hazir bulundum. Konu§maya 
ba§ladilar. ilk defa soze §eyh CagTr ba§ladi ve §6yle devam etti: 

— Efendim §eyh Ebul-Vefa'dan sonra halce, tasarrufga, temkince, vasifga ve 
makamca §eyh AbdulkadTr'den daha buyuk veil gormedim... 

§eyh Ali bin el-HeytT'ye kutuplukondan intikal etmi§tir. 

§eyh AbdulkadTr, kutbiyet hususunda hepsinden daha ileridedir. Hig kimsenin 
erisemedigi makam ve mertebeler erismistir 0!..» dedi. Sonra Seyh Ali bin idris'le 
yalniz basimiza kalmca Seyh CagTr'in sozunun dogru olup olmadigmi sordum. §6yle 
cevab verdi ler: 

— O, gordugunu soyledi, Allah'in kendisine bildirdigini haber verdi. O, butun 
sozlerinde ve davranislannda son derece dogrudur. 

ALLAH ondan razi olsun. 



Seyh Ebu Omer ve Osman es-Sayreftnt ile Abdul-Hak el-Harimt derler ki: 
Seyh AbdulkadTr aglayarak soyle derdi: 

— «Yarabbi, ruhu sana nasil hediye edecegim ki, burhanla hepsinin senin oldugu 
sabit olmu§tur!..» 

Sunu da siksikagzmdan dusurmezdi: 

— «Takvaya ermedikge sozun ne faidesi vardir? Takvaya ermi§ gonule de 
mutecaviz dil zarar vermez!..» 

Yine bir beytinde soyle terennum etmislerdir: 

— «Sundugun §arabdan yalniz beni degil herkesi de doyur. Qunku ben belki cimri 



-207- 



olabilirim... 

Sen kerimsin: arkada§lanma sunmadan gegmek kerime yara§irmi?..» 

Bu soz uzerine orada hazir bulunanlar cusa geldi, hatta bir kag tanesi 
dayanamayipoldu. 



Es-Seyh Suveyd e§-SencarT demistir ki: 

— «§eyh AbdulkadTr bizim Seyhimiz, efendimiz, imamimiz ve Allah ve Resulune 
bizleri goturen yegane onderimizdir... 

O, hal ve makal ilminde asrinin butun alimlerini gegmis, hepsini geride 
birakmistir. Allah huzurunda sabit-i kadem uzere durmak babinda da O, pek ileri 
merhaleler kat' etmistir. 

Babam, Seyh AbdulkadTr'den gok bahsederdi. O kadar ki O'nu dinleyenler 
arasinda bir gok kimseler O'na, gormeden a§ik olmu§lardir.» 



Ebul-Feth el-Herevtder ki: 

— «Efendimiz AbdulkadTr'e tam kirk yil hizmet ettim... Yatsi abdesti ile sabah 
namazini kilardi. Abdesti bozuldugu zaman hemen abdest ahr iki rek'at namaz kilar ve 
sonra da yatsi namazini kihp halvete gekilirdi... 

Onun yanma hig kimse girip gikmazdi. Sabah olunca halvette bulundugu yerden 
giktigi gorulurdu. 

Hatta bir defasinda Halife onunla gorusmek uzere geldi ve igeriye giremedi. 
Sabaha kadar O'nun gikmasmi bekledi. 

Bir gun Tacu'l-Evliya soyle diyordu: 

— «Allah'in akilli kullari daha guzeldir. Noksan akillann akli bir nazarla ya da bir 
tecelliadimiyla alinmi§tir. 

Akilli ise Allah'in lutfuna mazhar olmu§, Allah tarafindan yuzune esen meltemler 
onu manevT bir hale koymu§tur. Onu nubuvvet mahmillerinde ta§iyan kuwet onun 
sakalmin bir kilini dahi hareket ettiremez...» 



Es-Seyh Suleyman Davud el-Muncibtanlatiyor: 

Birgun Seyh Ukeyl'in yanmda oturuyordum. O'na biri dedi ki: «Bagdat'ta 
AbdulkadTr ad i nda biracem genci manevTalanda sohretyapmis ne dersiniz?» 

— O, yalniz yer yuzunde degil, gokyuzunde de sohret ve isim yapmistir... 

O yigit ki, O'na melekut aleminde «Baz-i E§heb» derler. Kendi zamanmnda 
yegane soz sahibi o olacaktir... 



Bagdat'h ibnu'l-CevzT'nin torunu Seyh Muzaffer Semseddin, Yusuf Hasbek'in 
kendisine soyle dedigini haber veriyor: 

— §eyh AbdulkadTr pazar gunu sohbet yapiyorlardi. O gece orada kaldim. Soguk 



-208- 



bir gece idi. ihtilam oldum. Onun sohbetini kagirmayayim, sonra yikaninm dedim. 
Gittim dinlemege basladim. O, hutbede anlatiyordu. Birara gozlerini bana dikerek: 

— «Ey Debit! Sogugu bahane ederek yikanmadan geldin ve cunub olarak beni 
dinliyorsun!..» diye gikisti. 

Seyh Semseddin devam ediyor: 

— Bana Curmiye ahalisinden Muzaffer adinda salih bir adam anlatti. §6yle dedi: 

«Pazar gecesi §eyh'in medresesinin daminda uyumaktaydim. Hava gok sicakti. 
Canim soguk bir hurma suyu igmek istedi... "Ah, bes bardak hurma suyu olsa da 
igsem..." diye igimden gegirir gegirmez. Seyhin kaldigi odadan bir kapi agilarak, Seyh 
bana: 

— «AI istedigini!..» deyip bes bardak hurma suyunu ikram etti... 
Es-Seyh Omer es-SanhacT der ki: 

— Arkadaslanmizdan bazilan, §eyh Ebu Nuseyr'den Bagdat'a gitmek igin izin 
almaga geldiler. §eyh onlara dedi ki: 

«Bagdat'a giderseniz, AbdulkadTr isminde serefli bir acemi gormeden yapmaym! 
Sayen nasip olup da gorurseniz benim selamimi iletin! Ondan dua bekledigimi de 
soyleyin ve deyin ki; Ebu Nusayr'i kalbinizden gikarmayin. Allah'a kasem ederim ki 
butun Acem ulkesinde onun bir esi daha yaratilmamistir... Siz Irak'ta da O'nun gibisini 
goremezsiniz. §arklilar onun sayesinde garblilara ustun olmaktadirlar. 

O'nun ilmi ve §erefli soyu, O'nun butun velTler uzerine ustunlugunij saglami§tir...» 



E§-§eyh Savir e§-SebtT der ki: 

— Halite buyuk bir ziyafet tertip etmi§, butun alimleri ve §eyhleri davet etmi§ti. 
Hepsi gidip orada yemek yediler. §eyh AbdulkadTr, Adiy bin Misafir, §eyh Ahmed er- 
RufaT gitmediler, onlara i§tirak etmediler. 

Herkes dagildiktan sonra vezir, Halifeye: 

— Gordunuz mu, §eyh AbdulkadTr, §eyh Adiy bin Misafir ve §eyh Ahmed 
gelmediler... diye yakmdi. Nihayet Halite bir adama onlan huzuruna getirmek igin 
emretti. Onlar Halifenin emrine uyarak gelirlerken, yolda §eyh Ali bin el-HeytT'ye de 
rastladilar. Hepsi birlesip Halifenin yanma gittiler. 

Halite onlara son derece ikramda bulundu... Yediler igtiler. Biz de onlarla birlikte 
yedik igtik... Sonra hep birlikte oradan gikip imam Ahmed bin Hanbel'in kabrini ziyarete 
gittiler. Oraya geldiklerinde gece idi. Hava gok karanhk idi; goz gozu gormuyordu. Seyh 
AbdulkadTr; 

— «Beni takip edin!..» dedi. Gegtigi her yer, sanki elinde ay tasiyormus gibi 
aydmlaniyordu. 

O'nun nurundan (Sagtigi manevT isigm altmda) nihayet imam Ahmet bin 
Hanbel'in kabrine varabildiler. Ziyaret ettiler... 

Dordu ziyaret ediyordu. Biz kabristanm kapisinda bekliyorduk. Ziyaretleri bitip 
oradan aynlmak zamani gelince Seyh Adiy, Seyh Tacu'l-Evliya'ya tevazu iginde: 

— Bana ne tavsiye edersiniz? diye sorunca, Seyh AbdulkadTr Hazretleri: 

— «Kitab ve sunneti...» buyurdular. 



-209- 



Seyh Omer el-Bezzaz'dan: 

Seyh Adiy bin Misafir'i ozlemistim. Onun ziyaretine gitmek igin Seyh 
AbdulkadTr' den izin istedim. Bana: 

— «Gidebilirsin!..» dedi. Yola giktim. Hakkar dagma gelince Seyh Adiy'i 
zaviyesinin kapisinda, ayakta dururken gordum. 

Hos geldin ey Omer, denizi biraktin da kuyuya mi geldin?.. 

Seyh AbdulkadTr butun velTlerin basi, muhiblerin kumandanidir. Bunun iyi 
bilmelisin! ..» dedi. 



Seyh AM bin Vehb es-Sencarider ki: 

— Seyh AbdulkadTr, velTler arasinda bir tanedir. Seyh AbdulkadTr, kainat 
tuhfelerinden (hediye) bir tuhfedir. Seyh AbdulkadTr, Allah'in su varhga gonderdigi en 
kiymetli hediyelerindendir!.. 

Ne mutlu O'nun sohbetinde bulunanlara!.. Ne mutlu O'nu hatirmdan gikartmayan- 
lara!.. 

Seyh Yahya et-Tekrintanlatiyor: 

— §eyh Musa bin Haman er-ZQIT Hacca giderken Bagdat'a ugramisti. Ben ve 
babam onunla beraberdik. Seyhe ugradik. O, §eyh AbduikadTr'e kar§i hig kimseye 
gostermedigi bir saygt ve edeb gosterdi... 

Biz hayret ettik. Sonra ba§ba§a kahnca bunun sir ve sebebini sorduk. §6yle 
cevap verdi: 

— «§eyh AbdulkadTr bu zamanda en buyuk insandir. O, asnmizdaki velTlerin 
sultani, ariflerin seyyididir. Meleklerin hurmet gosterdigi zat'a ben nasil ihtiramda 
bulunmam...» de di. 

596 tarihinde §eyh Arslan'in §eyh AbdulkadTr hakkmda soyle fikir beyan ettigi 
sabit olmustur: 

— «§eyh AbdulkadTr varhktaki insanlarm en ileri gelenle-rindendir. Kendisine 
hikmet verilmis, zamanmin ehlinden her yakm ve uzaga karsi tasarruf yetkisi verilmistir. 
Almak, vermek, kabul edip red etmekte o, Peygamber (a.s.)'in bir vekili olmustur.» 

ALLAH ondan razi olsun. 

Sofiler §eyhi §ihabuddin Omer es-Siihreverdt der ki: 

— Bir gun amcam §eyh Ebun-Necib'le birlikte §eyh AbdulkadTr'in yanina girdik. 
Amcam yanmda son derece edebli ve sakin oturdu. Sonra Nizamiyeye donunce bunun 
sebebini sordum, soyle cevab verdi: 

— Kendisine buyuk yetkiler verilen birinin yanmda nasil olur da edebli 
davranmam?.. 

Melekut aleminde hurmet goren, Kevn aleminde yegane soz sahibi olan bir 
kimsenin yanmda edeb ve terbiye dairelerini asabilir miyim hig?.. 

Allah onu, benim ve butun velTlerin kalblerine malik kilmistir. 

istedigi gibi tasarruf eder. Boyle bir kimsenin yanmda konusulur ve gok soz edilir 



-210- 



mi hig?.. 

Seyh Ebu Muhammed, Seyh Ebu Bekr bin Hevara'nin §eyh AbdulkadTr 
hakkmda soyle dedigini naklediyor: 

— Besinci asnn yanlannda, Irak'ta oyle bir veil zuhur edecek ki, velTlerin 
makamlan kendisine gosterildigi zaman onlann basinda olacak; mukarreblerin 
dereceleri gosterildiginde en yuksek dereceyi alak, mukasefe erbabi ile tamstirildigmda 
onlan gegecek, hepsinden ileride olacak... 

O, ancaksiddTk ve mueyyedlerin mazharoldugu mertebelere mazhar olacaktir!.. 

O'nun sayesinde Allah bir gok kullanni yuksek makamlara gikaracaktir...Kiyamet 
gununde kendisi ile iftirah edilecektir... 

Dunya ve ahirette Mevlam bizleri O'nun feyizi ile feyizyab etsin... AMJN!.. 

* 

Hazreti Gavsu'l-azam AbdulkadTr Geylani (k.s.) zamanmda Irak'ta bir rahip vardi. 
Kendisi gayet alim ve zekT idi. Hazreti Bazul Eshep yolunu nesre basladigi vakit o 
butun dikkat ile Gavsu'l-azam'in vaazlarmi dinliyor, kitaplarmi okuyor, onun adamlarmi 
dinliyor, hareket tarzlarma dikkat ediyordu... 

Nihayet epey muddet sonra garbe dogru yola gikti. Tam bir KadTri seyhi 
kiyafetine burunmustu. Vardigi sehirlerde kendisini bir kadTri seyhi olarak tanitti. 
Etrafina az bir muddetle bir gok kimseler toplandi. Rahip onlan KadTrilerden ogrenmis 
oldugu tarzda terbiye etmeye ve onlan Hazreti AbdulkadTr'in evladi olarak yetistirmege 
basladi. Bu yetisenleri oyle bir zevk ve heyecanla manevT yolda ilerliyor ki, bunlardan 
kirk kisi Evliya mertebesine erismislerdi. Fakat ne kendisi bunlann ermis oldugunu ne 
de onlar §eyhlerinin Rahip oldugunu bilmiyorlardi. Bir gun den/isleriyle birlikte gezmege 
gikmislar. Bir nehir kenanna gelmislerdi. Bir de baktilar ki, nehrin obur tarafi daha 
guzel. Rahip dedi ki: 

— Karsi taraf daha guzel, fakat nasil gegecegiz? 
Dervisler: 

— Biz yuzerek gegeriz! dediler. §eyh dudak buktu. 

— Peki, gegin bakalim! Dervisler: 

— Destur, ya Hazreti PTr! deyip suyun uzerine yuruduler. Ayaklan islanmadan 
karsi tarafa gegmislerdi. Sira seyhlerine gelince; o evvela hayret etti. Sonra (ben de 
tecrube edeyim) dedi. Fakat suya basmasiyla ayaklan islandi. O zaman birden 
kendisiyle dervisleri arasinda olan farki anladi. Hazreti Muhammed'e (s.a.v.) Tman 
getirenlerin ne buyuk bir mevkiye eristigini idrak etti. Ve bu sefer butun kalbiyle: 

— Ya Hazreti AbdulkadTr, Ey Hazreti Muhammed (s.a.v. )'in sevgili oglu, ben 
simdiye kadar senin yolunda yurudum. Su dakikada buyuklugunu anladim. iman 
getiriyorum. «La ilahe illallah Muhammeden Resulullah... Beni mahcup gikarma Ya 
Hazreti PTr Destur! 

Seyh ayagmi suya basti. Ve o da yuruyerek karsi yakaya gegti. Dervislerine 
kendisinin o ana kadar isevT oldugunu ve artik Hak dTni bulmus oldugundan bahsetti ve 
isterlerse kendisinden aynlabileceklerinden bahsetti. Onlar: 

— Biz senin sayende velayet mertebesine eristik, senden aynlmayiz demistik. 

Ve o da bu olaydan sonra Seyh isa lakabini almis ve «isevT kolu» ondan 
gelmistir. 



-211- 



Bilahere Hazreti Gavs'a gider, hilat giydirir ve o yolda ir§ada devam eder. 

ALLAH hepsinden razi olsun. 



Bolum 5 



GAVSUI-AZAMIN TAVSiYE ETTiGi 
NAMAZ VE DUALAR 

Muteber kitablarda mezkurdur: 

Cenab-i Gavsu'l-azam (r.a.) Ban hazretleri buyuruyorlar ki: 

— «Bir kimse umur-u diinyeviye ve umur-u uhreviyye-den miiskilat ve 
zorluklara dugar olup gare ve iimidi kal-miyarakhal ve ahvali perisan olan zat, 
gavsiyyetimden tarn bir Ttikad He yardim istese o kimse giriftar oldugu dert ve 
musibetten halas olarak murad ve maksuduna nail olur. 

Bununla beraber bir kimse her bir rek'atda fatiha-i §erif eden sonra onbir 
adet sure-i ihlas-i §erifi okuyarak iki rek'at namaz ki isa ve ceddim Hazret-i sefi ve 
ashab yevmel arasat Fahr-i Hem Efendimiz hazretlerine onbir adet salavat-i §erife 
tilavet etse ve sonra Irak cihetine dogru onbir adim atmis olsa ve bir adiminda 
salat ve tazimat He ism-i §erif-i vilayetimi zikirle hacet ve maksudunu soylese ve 
istirham eylese, Cenab-i Vacibiil Viicud Hazretleri istirhamda bulunan o kisinin 
arzu ve hacetini ihsan buyurur. O kimse de gaye ve maksadma nail olur. 

Simdi namazin ve veghile eda ve if a olunabilecegine izah edelim! 

Soyle ki: Bir kimse hacet ve istimdat namazi kilmayi arzu ederse namaz 
kilacagi yerde evvela udagaci yakarak, yahut misk misilli guzel kokular etrafa 
sagtiktan sonra kible-i serife yonelerek §u yolda namaza niyet eder: 

— "Hakk Teala Hazretlerine tekarrub ve rizasmi tahsil igin Cenab-i Hakk'tan 
baska her §eyden alakami keserek Kabe-i muazzamaya tevecciihle iki rek'at esrar 
namazi, yahut kaza-yi hacet namazini kilmaya niyet eyledim... ALLAHUEKBER" 
der, diger bir tabirle; 

"ALLAH igin, ALLAH rizasi igin iki rek'at kaza-i hacet namazini kilmaya niyet 
eyledim." der, kible-i serife hulus-i kalb He yonelir. 

ALLAHUEKBER diyerek namaza baslar. 

Birinci rekatta; Subhaneke, Euzii besmele, Fatiha-yi §enfeyi okuduktan 
sonra onbir kere sure-i Ihlas'i okur. Riiku' ve secdeleri tamam eder. 

Bundan sonra ikinci rek'ata kalkar. 

Besmele-i §enf, Fatiha-i §erifeyi ve onbir kere sure-i Ihlas'i okur, riiku ve 
secdeleri tamam ettikten sonra ka'dede oturarak tehiyyat, salat ve selamlan okur. 
Selam verir ve hemen secde eder. 

Secdede onbir kere Ya Seyhiis Sekaleyn ya Kutbiir-RahmanT, ya Gavsiis- 



-212- 



Samedani, ya Mahbubes-Subhani, ya Muhyiddin Eba Muhammed Seyyid 
Abdulkadir Geylani egisni ve emdidnt fi kazayi haceti haza. ve ardindan «Maksadi 
her ne ise onu soylemelidir.» Ya Kadiyyel hacat der. 

Sonra secdeden kalkarak Irak cihetine dogru onbir adim yiiriir ve her 
adiminda; 

"Ya Seyhiis Sekaleyn! Ya Kutbur-Rahmani! Ya Gav-siis-Seyyid Abdulkadir 
Geylant!" der. 

Sonuncu adiminin nihayetinde Irak cihetine muteveccih ve kiyamda oldugu halde 
sag ayagim sol ayagmin uzerine yani sag ayagmin bas parmagini sol ayagmin 
bas parmagi uzerine koyarak evvela Cenab-i §efiy'i ruz-i ceza Fahriil Enbiya 
Efendimiz Hazretlerine onbir kere salat ve selam ve sonra onbir kere sure-i Ihlas-i 
§erifi, onbir kere «lza cae nasrullahi vel fethu...» suresini okur ve bunun sonunda 
(Ya ciinudellah ve ya ibadellah egiysum ve emidduni fi kazai haceti hazihi) 
muradi her ne ise onu soyleye. 

«Ya Kadiyel hacat amin amin ya seyhiissekaleyn ya kutburrabbani ya 
gavsus-Samedani ya mahbubus-Subhaniya muhiyyet diyni essiyidi Abdulkadir 
Geylani.» 

Der ve sonra seccadesine oturup murakabeye varir. Ve kelime-i tevhidi 
yani: LA ILAHE ILLALLAH kelime-i mun-ciye-i §erifeyi yuz seksen kere zikreder 
ve sonra istirham igin secde eder. Ve secdede 

"Ya Ruhul kudus ve ya ciinudellah ve ya ibadellah egiysuni ve umiyduni fi 
kaza-i haceti haza «muradmi soyleye.» Ya kadiyel haceti amin amin" der. 

Bu suretle namazini tamamlar. Ve onbir fakir kisiye de sadaka verir. Cenab-i 
Vehhabil etiyya hazretleri fazi ve kerem-i lemyezeliye atifat-i mahsuse-yi gavsiye 
He muradma muvaffak buyurur. 

* * * 

KADiRl 
TARiKATI VE KOLLARI 

KadTri TarTkati Abdu'lkadir GiylanT (k.s.) tarafindan kurulmustur. Kunyesi Ebu 
Muhammed, lakablan Muhyiddin, Bazu'l-Esheb ve Gavsu's-Sakaley'dir. 

Nesebi Hz. Ali (r.a.) dayanir. Annesinin ismi Fatima, Babasinm ismi Ebu 
Abdullah'dir. iran'm GTIan sehrinde dunyaya 1078 tarihinde dunyaya geldi. 

Sahih rivayete gore; dunyaya tesrif ettikleri vakit anneleri 60 yaslannda idi, ve 
mesayihin buyuklerinden olan babasini kugukyaslarda kaybetti.. 

Onsekiz yaslannda Gilan'dan aynlarak tahsil igin Bagdat'da geldi. Ve orada 
pekgok unlu hocalardan Fikih, Hadis gibi ilimleri ogrendi... HicrT 521 yillannda vaaz 
vermege baslayan Bazu'l Esheb Ahmed Debbas ile sohbetler ederek kendisinden 
tarikat aldi. 

Abdulkadir Hz.leri 1167 tarihinde Receb Aymm 8 veya 9.cu gunu Cumartesi 
gecesi Yatsi namazmdan sonra Hakk'a yurudu.. Kabirleri Bagdat'da Babu'l-Derc 
Medresesindedir. 

Abdulkadir Hazretleri'nin hayatmda o'nun irsatlarmdan faydalanan (rivayeten 
100.000 askin) insan daha sonra da onun yolu olan §enat ve Hak yolda devam 



-213- 



etmi§lerdir. i§te bu talebelerinin onun yaktigi geragi devam ettirmesi sonucunda 
KADIRI TARiKATI denilen ALLAH'a vanlan bir yol daha gikmi§tir ki bu EhIT Sunnet yani 
MUHAMMEDI'lerinyoludur... 

Talebeleri ve Ogullan bu i§igi devam ettirmi§ler ve bunlann kurmu§ olduklan 
dergahlarda (tekkelerde) bu dersler devam edilerek Kadiri tarikatinin devami olan bazi 
tankat kollan da olu§mu§tur ki bunlann me§hurlan sirasiyla §unlardir. 

REZZAKiYE: 

AbdulkadTr GeylanT Hazretlerinin ortanca oglu Abdurrezzak Hazretleri tarafindan 
devam edilmi§tir. 

ESEDiYE: 

KadirT tarikatinin bu §ubesini buyuk §eyhlerden §eyh Abdullah EsedT Hz. 
kurmu§tur. 

Bu tankata Musaveiye de denilir. 

iSEViYE: 

KadirT tarikatinin bu §ubesini §eyh isa Hz. kurmu§tur. §eyh isa sonradan 
musluman olmu§ bir hiristiyan rahibidir. (Menkibesi kitabm iginde mevcuttur). 

EKBERiYE: 

Bu §ube §eyhul-ekber Muhiddin ibnul Arab? Hazretleri tarafindan kurulmu§tur. 

Bu buyuk zat pek gok pTr'den tarikat hirkasi giymi§tir. 

YAFiYE: 

KadirT tarikatinin bu kolunu §afiT ulemasindan §eyh imam Abdullah YafT 
Hazretleri kurmu§tur. 

E§REFiYE: 

KadirT tarikatinin bu kolunu E§refzade §eyh Abdullah RumT Hz. E§refoglu, 
E§ref-i RumT, E§refzade diye anihr. 

KadirT tarikatinin ikinci pTrT (FTrTsanT). 

E§ref-i RumT Hz. Haci Bayram VelTnin kiziyla evlenmi§tir. Tankat feyzini Haci 
Bayramdan almi§;... 

iznik'e giderek KadirTligin E§reTiye §ubesini kurmu§tur. 

E§ref-i RumT'nin muridleri arasindan pek gok §eyh yeti§mi§tir. 

E§refoglu Abdullah RumT'nin Anadolu'da me§hur ve gok okunan «MUZEKKI-i 
NUFUS» adh tasavvufT eseriyle «TARiHNAME» adinda bir eseri daha vardir. 

E§refoglu Abdullah RumT 1470 senesinde iznik'de vefat etmi§ ve oraya defn 
olunmu§tur. 

HiLALiYE: 

Bu §ubeyi §eyh Hilalu'r-Ram HamdamT Hazretleri kurmu§tur. 

RUMiYE: 

Bu kolu §eyh ismail RumT Hazretleri bin Ali TusyevT kurmu§tur. 

GARtBiYE: 

§eyh Mehmet Garibul HindT Hazretleri tarafindan kurulan KadirT tarikatinin bu 



-214- 



§ubesi daha ziyade Hindistan'da kuvvet bulmu§, orada yayilmi§tir. 

Hindlilerin Bagdat'a Gavsu'l-azam Sultan AbdulkadTr Haz-retleri'nin turbesini 
ziyarete gelenler pek goktur. 

HALiSiYE: 

Bu §ubeyi Ziyauddin bin Abdurrahman el-Talibanii'l- KerkukT Hazretleri 
kurmu§tur. 

Seyh Abdurrahman TalibT'nin Turkge, Farsga §iirleri ve (HALJS) adiyla degerli bir 
divani vardir.' 

SEMADtYE: 

KadirT tarikatmm bu §ubesini Muslumussemadi Hazretleri kurmu§tur. 
MUKADDESiYE: 

KadirT tarikatmm bu §ubesini imam Abdulgani bin Elvahi-dul Mukaddesi 

Hazretleri kurmu§tur. 

* * * 



KADiRiYYE TARJKATI SiLSiLESi 

HZ. Muhammed Mustafa (S.A. V.) 

Hz. Ali (r.a.) 

Hz. Huseyin (r.a.), Hasan Basnfr.a.) 

Zeynel- Abidtn (r.a.), Habibu 7- A 'cemt (k.s.) 

Muhammed Bakir (r.a.), §eyh Davudu't- Tat(k.s.) 

Ca 'fer Sadik (r.a.), Ma 'ruf Kern? (k.s.) 

Musa Kazim (r.a.) 

Ali Riza (r.a.) 

Ma'ruf Kerhf (k.s.) 

Seriyyu's- Sakatf(k.s.) 

Cuneyd Bagdad? (k.s.) 

Ebubekr Sibli (k.s.) 

Abdii'l- Aziz et- Temimi(k.s.) 

Abul'- Ferec Yusuf et-Tarsust (k.s.) 

Ebu'l - Hasan A. Muhammed b. Yusuf el Kure§T (k.s.) 

Ebu Said el- Manzumi (k.s.) 

Abdii'l- KadTr GilanUk.s.) 



-215- 



DERGAHLARDA 
VERiLEN DERSLERDEN ORNEKLER 

Dergah'a vasil olan muride ilk once seyh'i bir nasuh tevbesi yaptinr. Daha sonra 
onun sag elini sag eliyle tutarak ona telkinde bulunarak soyle der: 

— «Ben, ALLAH'a, meleklerine, peygamberlerine sehadet ederim. Suphesiz ben 
ALLAH ve Rasulune butun gunahlarimdan dolayi tevbe ve Rasulunun emirlerine 
suphesiz uymayi yasaklarmdan kaginarak islemeyerek Hakk'a ibadete gayret ediciyim. 
Takatim nisbetince fakir ve duskunlerin hizmetine kosmamn buyuk vazife olduguna 
inancim tamdir. Abdu'l KadTr GilanT hazretleri dunya ve ahirette bizim seyhimiz olsun, 
Bu ikranmiza Cenab-i Hakk' sahittir... El Seyhimizin elidir, ornek tutacagimiz zat Seyyid 
Seyh Abdu'l Kadir Gilani (r.a.)dir.. Ahid ALLAH ve Rasulu iledir.» onun bu sozlerinden 
sonra ayni sozleri murid tekrarlar... 

Sonra; murid gozlerini kapatarak diz ustu gokerek (abdestli olarak) seyh'in tekrar 
ettigi ug kere Kelimi-i Tevhid'i tekrar eder. Daha sonra murid'in basmm aim kismindan 
sey bir tutam sag keser. (Bu hal diger tarikatlarda oldugu gibi, muridin kalbT baginin 
dunya masivasmdan kesilisini gosteren sembolik bir harekettir.) Bu islemlerden sonra 
seyh ve orada bulunan butun muridlerle birlikte tankata vasil olan murid hep beraber ug 
kere Tekbir getirirler. Ardmdan Seyh dua eder. Dua'dan sonra Peygamber efendimize 
Salavat getirilir. Peygamberimizin, butun Peygamberlerin ashabm gegmis velTlerin ve 
Abdu'l KadTr Giyla'ninin ve tankat ricalinin ruhlanna Fatiha okunur ve Seyh'i muridine ilk 
dersini verir. 

Artik murid mursidine teslim olmasi ve onun telkinlerine gore derslerine (ug 
yoldan birisine kabiliyetine gore) devam eder onun kendisine tavsiye ettigi seyleri 
yerine getirir... Ozellikle Farz ibadetlerini ve NafTle ibadetlerini (orug ve Te-heccud 
namazi gibi...), kendisine ait verilen Zikr'leri, evradi seyhinin tavsiyelerine uygun sekilde 
yapar. Belirli zamanlarda dergahta ki seyhinin sohbetlerine katilir orada yapilan toplu 
zikr'lere de icabet eder... 



HAKK'A VASIL OLMAK iSTEYEN A§IKLAR 
Og YOLDAN BiRiNDE YURURLER 



AbdulkadTr GeylanT Hazretleri HAKK'a vasil olmak isteyen talibe ug yol tavsiye 
etmislerdir. 

Bu yollar: Ahyar yolu, Ebrar yolu ve Settariye yoludur. Bunlan sirasiyla 
agiklamamiz soyle olur: 

AHYAR YOLU: 

Bu yolun salikleri gok namaz ve tesbih geker ve orug tutarak Hacca giderek 
Hakk'a vasil olmak isterler... 

Fakat bunlar igin uzun zaman lazimdir. 

EBRAR YOLU: 

Bu yola mensup olanlar mucahede yapanlardir... 

Bunlar; riyazatyaparak kotu ahlaklarmi iyi ahlaka gevirmeye galisirlar. 



-216- 



Bu yola mensup olanlar, ahyardan fazladir. 

Bunlar nefislerini adam edip ruhlanna tahakkum etmege galisirlar. 

§ETTARiYEYOLU: 

Bu yolun mensuplan riyazattan kagarlar ve avam sohbetinden hoslanmazlar. 

Bunlann nes'e ve §ukur ve zikirden baska isleri olmaz. 

Bu yol ile vasil olanlar Ahyar ve Ebrar yollanndan fazladir. Bu yolun salikleri 
teskiyeyi nefse ve hallu tafsiye etmege ve tediyeyi ruhla mesgul olurlar. 

Teskiyeyi nefs: 

Nefsi ne kadar kbtu huylar varsa onlardan kurtarmaktir. (Yalancihktan, 
sehvetperestlik, dedikoduculuk, hirs, tama, riya, bugzgibi.) 

Tasviyeyi kalb: 

Kalbin saf olmasidir. Kalbi temiz olanlara hakikatin isigi vurur. Orada Hakk'in 
hikmetlerini gorur. 

Tediyeyi ruh: 

Ruhun nuru ilahih ile parlamasidir. Bu yola mensup olanlar kesfi kerameti bir 
arpaya bile satin almazlar. 

Bunlann «6l_MEDEN EWEL OLUNUZ!.. » istikametinden gayn bir halleri yoktur. 
Kadiri (settariye) yoludur. 

ON ESASLI KISMA AYRILIR: 

1'incisiTOVBE: 

Olum halinde oldugu gibi butun HAK'tan ayri gorunen kalbde ikilik yapan 
isteklerden aynimaktir. 

Hakk'a yakm olanlar fena islerden aynhrlar. Bir insan tovbe etmek igin nefsinden 
gunaha kast etmegi gikarmah ve sonra gunahi kalbinden silmeli. Hazreti AbdulkadTr 
soyle buyuruyor. 

— «Masumlann tovbesi butun tovbelerden ustundur. Qunku onlar hem gunah 
i§lemezler hem de istigfar ederler.» 

2'ncisi ZUHD: 

Musahedenin gayn olarak olum halinde oldugu gibi dunyadan ve muhabbeti 
dunyadan ve dunya mail ve sehvetlerden aynlmak. 

3'unciisuTEVEKKUL: 

Olum halinde oldugu gibi sebepten aynhp Allah ile olmah. §u is soyleydi de soyle 
oldu dememeli, Haktan oldugunu bilmeli. 

4'unciisii KANAAT: 

Mevt halinde oldugu gibi dunya sehvetlerinden, zevklerinden aynhp aza goga 
bulundugu hale kanaat etmeli. Hazreti Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, 

— «Kanaat en buyuk tukenmez bir hazTnedir.» 

5'incisi UZLET: 

Mevt'te oldugu gibi halk ile alakayi kesip tenhada oturmaktir. AzamT kesrette 
vahdeti bulmaktir. 



-217- 



Zahirde halk ile olup batini ile HAKK'i tefekkur etmektir. 

6'ncisi TEVECCUH: 

Mevt halinde oldugu gibi Hak'tan baska bir sevgi ve istek birakan yasak butun 
masivattan yuz gevirip ALLAH'a teveccuh etmektir. 

HAKK'a ve Resulune asik olup onda fan? olmaktir. Kim ki Resule teveccuh 
ederse iki aleme de mes'ut olur. 

7'ncisi SABIR: 

Nefsin isteklerine, lezzetlerine sabretmek onlardan ayrilip mevt halindeki gibi 
olmaktir. 

Mevt halinde insanin cesedini bir gok hayvanat ve haserat isirdiklan, yedikleri 
halde o insan dogrulup; "Beni niye yiyorsun?.." Der mi? Demez yerinden bile 
kipirdayamaz. Cunku ruhu cesetle alakayi kesmistir. iste o andaki cesedin durumu gibi 
butun Haktan gelen belalara ve gilelere sabretmek (Eyup Peygamberin sabri buna 
misaldir). 

ALLAH dunya aleminde insanlan sabir ve tahammul ile imtihan eder... 

Onlara ve bilhassa sevdigi kullanna mal, evlat noksanhgi verir. Onlari turlu turlu 
sikintilara ugratir. 

Bakahm o kul Hak'tan gelen sikintilara; 

«EYVALLAH BU DA SENDENDiR...» diyecek mi? Eger insan bu cefalara 
sabrederse iyi mertebelere vasil olur 

8'inci RIZA: 

Nefisten ayrilip nzaullaha dahil ve ahkami ezeliyyeye teslimiyet ve tedbirati 
ebediyyeye bilaitiraz Allah'a vermekle nza'ya uyulur. 

9'uncu ZiKiR: 

Masivayi zikir etmekten vazgegmek 

«VE NE HEYTi KALBi AN MASiVALLA» 

Ya RabbT kalbimden masivayi gikart ve dilim de senden baskasini zikr etmesin. 
Cenab-i Hakk buyuruyor ki: 

«Beni 90k anan kimseye ben daha yakinim...» 

Cenab-i Hakk'i anmak, isimlerini zikretmek demir uzerine vurulan gekig pargalan 
gibidir... 

Yalniz onu adap ve usulle vapmahdir. 

10'uncu MURAKEBE: 

Havilden ve kuvvetten gikmak, yani kendi bildiginden gikip huzuru ilahide olup 
sende senlikten eser kalmiyarak HAK ile olmak ve HAK'tafani oldugu halde daima 
HAKK'i tefekkur etme halidir. 



Tacu'l-Evliya Cenab-i PTr Hazretleri AbdulkadTr GeylanT buyuruyor: 

— «Alemi ceberut ile alemi lahut arasinda olan tavir Hakikat tavridir. O 
mertebeye eren kainatin sirlanna vakif olur!..» 



-218- 



Bir buyuk veil buyurur ki: 
Ehad nutku kun olmustu hay idi hep dinleyen 
Buldu MuhyTden vucudu duydu duymak bilmezen 
Ettiler emre icabet hepsi tirtir titresip 
Bir esas oldu bu zilzal hepimizle titreyen 
Allah Allah ismini tekrar imis bu ihtizaz 
Sirri mahfiymis duyarmis kitabdan dinleyen 
Anmadan her zerre ismin etmedi fikri tamam 
Fahriya olmen areften arife ALLAH diyen. 

* 

Gavsu'l-az amTacu'l-Evliya, Burhanu'l-Esfiya: 
Hazreti AbdulkadTr Geylantsoyle buyurur: 

— «Cenab-i Allah'm bazi sevdigi kullar vardir ki onu kendinden baskasi 
bilmez. O kulun kendisi igin ve aski Muhammedisinden halketmistir. Onlar 
Haktan bask a bir §ey dusunmezler. Vucutlari nuru ilahf He yanan kalblerinde 
dunyaya ait hig bir §ey yoktur.» 

Hz. Omeru'l-Faruk'tan rivayeten Resulu Ekrem (s.a.v.) Efendimiz §6yle 
buyurmu§tur: 

— «ALLAH'in kullanndan bir takim insanlar vardir ki bunlar Enbiya degil, 
§ehit de degillerdir. (§ehit Hakki gorerek olen insandir). Ama kiyamet gununde 
ALLAH yanindaki makami ve rutbelerinden Enbiya ve §uheda onlara gipta 
edeceklerdir.» 

— Bunlar kimlerdir ya Resulullah? diye sordular. Resulu Kainat Efendimiz 
buyurdu ki: 

— «Bunlar oyle bir kavimdir ki beyinlerinde ne akrabahk ne de teati 
edecekleri emval alakasi olmayip ALLAH'in nuriyle ALLAH'ta sevisjrler... 
Yuzlerce bir nur ve kendileri nurdan bir minber uzerindedirler. insanlar 
korktuklan va kit bunlar korkmazlar ve alem mahruz oldugu vakit bunlar mahruz 

olmazlar!..» Ve su ayet-i kenmeyi okudu: 

«ELA iNNE EVLiYAALLAH LA HAVFUN ALEYHJM VELA HUM YAHZENUN». 

Manasi; 

«iyi bilin ki, hakikaten Evliyaullah hazeratmin korkulan yoktur ve onlar 
mahzun da olmazlar.» 

Evliyaullahin sozu dertlilerin dermanidir. 



-219- 




■ff 










«j™ 






'#*!: 



^^^ 













Evrad-i §erif in orijina lidir. 



-220- 






■ -■■, -*f ->l " + - V - 

. 1 j i I 

* i* JLjJI \->j 4ju juijfj * (jOLftjt Jit *^Cj 



* 

Jl 



-221- 



jli^i-C iCJi WLjTj S^jlJI * JUT ^il?L iCJi 

sjlljl * -JUT jZJbjjC iCl* ^JlS i^llaJl * jJjT 

(*LLc. .^LJFj tjJUaJl ^JLlI ^j vy^h ^^ jA*J1j 

^dJjT jjj^i ^C dCli *"iCJIj »jJlJ1 *rfOyl a^jJ o-*^ 

] * 

^L \iUi **iCjlj ijJidfl * Jjt Ja^ ^L dlllt 

*j^ *]Uij ajujj 4_jL_iL-jTj i^£^ij aI — ii w»y^ 

'* 1 * " " || > l" " * ' " ■* l' J " ' I' *Ji ^ 



-222- 



■ ^r" ■*" -~i--r-r- K - 

g^l oll-iAj JiVI 

L^l, ilJii^ ^T, * fjJl itrl^L* Jiail "Jikl I4DI 
ol!^l)lj>j * &(*■/! £l£l *^.j * iJCJYI 

jrfJtjJlj * ijjL *>j lljlj-i*VI L : f*J Jje tLjLt** jl 

jji-*- >-la** ^■ :: " HijfL aIl^I^j # jU"Lo ^ ££JL-Jl 

j^Jl ijl ajCj ft JM 'yJ\ . (p >£ ft iro^.1 



-223- 



it\j*~-J\ Jjkri£j * JjVijij^ljKiii * .j-HYi 



^ 



.*■ x- ^^ rr r' 

A- ^-i ■ ■■ ^ ^ ^ ■* ■» r " r "'" 

'•ulififl iijri i ^ *u>foi i#t& JssAJVi 



-224- 



EVRADI §ERiFE NJN TURKQE OKUNU§U 

Euzti Billahi Minesseytanirraciym. 

Bismillahirrahmanirrahiym. 

Elhamdu lillahi rabbil'alemiyn Errahmanirrahiymi. Maliki yevmiddiyn. iyyake 
na'budii ve iyyake neste'iyn. ihdinassiratal mustekiyme. Siratalleziyne en'amte 
aleyhim gayril magdubi aleyhim ve ledzalliyn. (AMJN) Ya mum. 

inallahe ve melaiketehu yusallune alennebiyyi. Ya eyyuhelleziyne amenu 
sallu aleyhi ve sellimu tesliymen. 

Allahumme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedin ve ala alihi 
ve sahbihtecma'iyn. 

Siibhane rabbike rabbil izzeti amma yesifune ve selamun alel murselTn 
velhamdu lillahi rabbil alemiyn. (*) 

Esselatu vesselamu aleyke ya Resuallah. Essalatu vesselamu aleyke ya 
HabTballah. Essalatu vesselamu aleyke ya HalTlallah. Essalatu vesselamu aleyke 
ya Nebiyallah. Essalatu vesselamu aleyke ya Safiyallah. Essalatu vesselamu 
aleyke ya Hayra Halkillah. Essalatu vesselamu aleyke ya Nure Ar§illah. Essalatu 
vesselamu aleyke ya Emiyne Vahyillah. Essalatu vesselamu aleyke ya men 
Zeyyenehullah. 

Essalatu vesselamu aleyke ya men §errefehullah. Essalatu vesselamu 
aieyke ya men Kerremehullah. Essalatu vesselamu aleyke ya men Azzemehullah. 

Esselatu vesselamu aleyke ya men allemehullah. 

Essalatu vesselamu aleyke ya Seyyidel Murseliyn. Essalatu vesselamu 
aleyke HatemennebiyyTn: 

Essalatu vesselamu aleyke ya Rahmeten lil'alemiyn. Essalatu vesselamu 
aleyke ya §efiy'al Muznibiyn. Essalatu vesselamu aleyke ya Resule Rabbil 
Alemiyn. 

Salavatullahi ve melaiketiht ve enbiyaihi ve rusulihi ala seyyidina 
muhammedin ve alihTve sahbihtecma'iyn. 

(Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin abdike ve nebiyyike ve 
habtbike ve resuliken nebiyyil ummiyyi ve ala alihi ve sahbihi ecmain.) 

(Allahumme salli ala seyyidina Muhammedinin nebiwil melihil sahibil 
makaamil a'la vellisanil rasth.) ( ) 

Allah ummec'al efdale salavatike ebeden. Ve emma berekatike sermeden. Ve 
ezka tehiyyatike fadlen ve adeden. Ala esrefil halaikil insaniyyeti. Ve mecma'il 
hakayikil iymaniyyeti. Ve turit tecelliyatil ihsaniyyeti. 

Ve mehbitil esrarirrahmaniyyeti. Ve arusil memleketirrabbaniyyeti. Ve 
vasitati ikdin nebiyyme ve mukaddimi cey§il murseliyne ve kaaidi rekbil enbiyail 
mukerremiyne ve efdalil halki ecma'iyne. Hamilil livail izzil'a'la. 

Ve maliki ezimmetil meed i I esna. 



§ukur makaammda iki el ile yuz meshedilecek. 

* Kavis igindeki alti gizili olan bu iki salavat-i §erife ug defa okunacaktir. 



-225- 



§ahidi esraril ezeli. Ve mu§ahidi envari sevabikil uveli. Ve tercemani lisanil 
kidemi. Ve menba'il ilmi ve hilmi vel hikemi. 

Mazhan sirril cudil cuz'iyyi vel kulliyyi ve insani aynil vucudil ulviyyi 
vessufliyyi. 

(Ruhi cesedil kevneyni) (*) ve ayni hayatiddareyni, el-mutehakkiki bi 
a'alerrutebil ubudiyyeti. Vel mutehalhki biahlakil makaamatil istifaiyyeti. El haltlil 
a'zam. Vel habTbil ekrem. Seyyidina muhammedin bin abdillah bin abdil muttalib. 

Ve ala sairil enbiyail ve murseliyne ve ala melaiketikel mukarrebiyne. Ve ala 
ibadillahis salihiyne min ehlissemavati ve ehlil ardiyne. Kullema 
zekerekezzakirune. 

Ve gafele an zikrikel gaafilune. Ve sellim ve radiyallahu an eshabi resulillahi 
ecme'iyne. 



EVRADI §ERIFE NJN MANASI 

Euzti Billahi Minesseytanirraciym. 

Bismillahirrahmanirrahiym. 

Cenab-i Hakk buyuruyor ki: 

«Benim sifat-i ilahiyyern olan Kelamullahi ya'ni Kitabimi okumak istedigin 
an, ona muhatab olmaya niyyet ettigin zaman, ben Allah'in rahmetine iltica eder, 
kalbimi, nefsimi Allah'imm fazlu rahmetine ilsak eylerim diye, rahmet-i ilahTden 
kogulmu§, uzakla§dinlmi§ §eytandan bana sigin.» 

hsan Rabbinin huzur-i mu§ahedesinde, fuyuzat-i ilahTsinde mustagrak 
kalmasina man? olan bilcumle §eyden Hakka iltica'i: istiaze'dir. Bu da 
ma'rifetullah ile olur. QLinku §eytan ancak arifin kalbinden korkar. Evet arifin 
kalbinin semasinda dogan §ems-i hakikat-i Muhammediyye §eytani yakar ve 
uzakla§dinr. 

Kul, Rabbine bu §ekilde duyarak istiazesini yapinca, Cenab-i Hakk: 
«Korkma! ismimi an, ya'ni Rahman ve Rahiym olan Allah'in ismi ile i§e 
bafhyorum de» buyuruyor. 

Onun igun besmelesiz i§e sonsuz i§ denir. 

Besmelede ug ismin; «ALLAH, RAHMAN, RAHIYM» isimlerinin beraber 
zikrolunmasinda ug cins kula i§aret vardir: 

1 - (Fe minhum zalimun linefsih) 

2 - (Ve minum muktesid) 

3 - (Ve minhum sabikun bilhayrat) 

Evet, Besmele, kalbin kandili, Kelamullahin anahtandir. Azametini kalemler 
degil, zamanlar tefsir etmi§ olan, nazim-i iyman bulunan, ma'nasini anlamayanlan 
bile, okundugu vakit dinlemekden usandirtmayan, ilimlere mevzu', san'atlara 
model veren Kur'an-i KerTm'in esrannin miftahi da (Fatiha)'dir. 



Kavis igindeki alti gizili olan bu bu cumle ug defa okunacaktir ve ug defa vucude meshed ilecektir. 



-226- 



«ELHAMDU LILLAHI RABBIL ALEMIYN» 

Bil'umum mevcudat ve zerrat-i kainatdan akvalen, ef'alen sadir olan 
bilciimle mehamid ve senaya-i namutenahT: Makaam-i rububiyyete tenezzul-i 
subhanTsiyle tenezzul eden, aleminin Rabbi olan Allah'a mahsusdur. 

insan kendisinin biiyiik bir alem oldugunu ve kendisinde mevcud varidati 
diisiinerek: 

— «Ben kimim, nereden geldim, nereye goturulecegim?.. Gelmemde, 
gitmemde ihtiyanm yok...» 

Diye tefekkur etmesi, Makaam-i Ademiyyete kadem (ayak) basmasidir. 
Ademiyyetde teklif vaki' olur: «Ashni teharri et!.» emri verilir, bu teharriye de 
(hamd) ile baslanir. 

Lisan-i hamd uc tiirliidiir: 

1 - Lisan-i insant ile hamd: 

Avvamin hamdidir ki: Allah'in ni'metlerine kar§i yapilan hamddir. Hakkin o 
ikramini kalbiyle tasdik edecek, onu yerli yerine sarfedecek. 

2- Lisan-i ruhant ile hamd: 

Havasin hamdidir ki: Zikr-i kalb ile olur. O kimsenin hali terbiye edilir, ef'ali 
tezkiye edilir. 

3- Lisan-i RabbanT ile hamd: 

ArifTn hamdidir. 

Ehl-i muhabbet hamdederler: O hamdleriyle envar-i muka§efata nail 
olurlar... 

Ehl-i ma'rtfet hamdederler: O hamdleriyle cemal-i mu§ahedata nail olurlar. 

Hulusa hamdetmek: Vacib Teala Hazretlerinin zatini sena etmekir. Onun 
igun hayatin evveli de hamd, sonu da hamddir. 

Allahu Teala'nin zatina layik olan ta'zimati kimse layikiyla bilemez, takat 
getiremez. Onun icun imdad Allah'dandir. 

Binaenaleyh hamd'u-sena: 

Zati ile, sifati ile, ef'ali ile mahlukati mertebe mertebe meydana getirip, 
imdad eden Rabbul Alemiyne mahsusdur. 

Rabbul Alemiyndir: 

Mu'minlerin kalbini sabr u ihlas ile, sidk u vefa ile terbiye eder. 

Rabbul Alemiyndir: 

Ariflerin kalbini fikr Li ibretle terbiye eder. 

Rabbul Alemiyndir: 

Esbahi vucud-i niam ile terbiye eder. 

Rabbul Alemiyndir: 

Ervahi, suhud-i keremi ile terbiye eder. 

§unu da iyi bilmelidir ki, mahlukatin evveli: Zulmetin mukaabili olmayan 
nur-i MuhammedT, ruh-i MuhammedTdir ki, akl-i kull'dur, alem O'nun tafsTlidir. 



-227- 



«ERRAHMANIRRAHIYM» 

Alemi halkeden: Rahman, imdad eden: Rahiymdir. 

Rahman: ism-i kidem. 

Rahiym: ism-i Bekaa. 

«MALiKiYEVMiDDiYN» 

Din gununun sahibi, yevm-i kiyametin maliki ALLAH'dir. Yevm-i kiyamet, 
ha§r ve ne§rdir ki: O da yevm-i hibasdir. Her sinifin maksadlan, himmetleri hisab 
edilen gundiir. 

Ariflerin Vech-i Kerime nazar etdikleri, erbab-i muamelatin hasenat ile 
kar§ila§diklan, zalemenin tecelliyat-i kahriyyede kaldiklan gundiir. 

giinde bu alemde kullandigimiz ciiz'-i tesarruflar miilgaadir. O giinde izn-i 
tarn, yalniz, Makaam-i Mahmud'un sahibi, 

(VE LESEVFE YUTIYKE RABBUKE FETERDA) fermaninin mazhan Zat-i 
Muhammedi (aleyhissalatu Vesse-lam)'dan ba§kasma verilmemi§dir. 

Simdi: istiklkal-i ruhu ve ne§ati i'lan eden, evvela ibadet, sonra yardim 
istemege i§aret eden ayetler geliyor: 

«iYYAKE NA'BUDU VE iYYAKE NESTE'IYN» YaRabbiL 

Her hususda yardimi Sen'den dilenir ve Sen'den aldigimiz varlikla ancak 
Sana ibadet ederiz. 

ibadetimiz bizim varhgimizla degildir. Havl-u kuvvet Sen'indir. Sen yardim 
etdin de Sana kulluk etdik. 

Biz Sen'in fazlina bakiyoruz, amellerimize bakmiyoruz. Ne muamelatimiza 
bakiyoruz, ne mukafat taleb ediyoruz, ancak Sana kulluk ediyoruz. inayetinin 
ziyadesini istiyoruz. 

Butun garazlardan ve alaikdan soyunduk. Bu halimizde bize yardim et. Bu 
halimizin devamini yalvanyoruz. Emrin ile kulluk ediyoruz, fazhnla yardim 
dileniyoruz... 

Butun varhklar gegici, SEN BAKJ'sin. 

ALLAH'a kulluk dort turlu olur: 

1 - Ragbet ile, 

2 - Rehbet ile, 

3 - Haya ile, 

4 - Muhabet ile. 

Efdal-i teabbud: 

Muhabbet ile olanidir. i§te tevhid, bu ayetin ameliyle olur. istiane hazret-i 
risalete tamamiyle baglanmadikga olmaz. 

«iHDiRASSIRATAL MU§TEKiYiM» 

Ya Rabbi!.. Bizi dogru yola bilfi'l hidayet kil. Senin muradin ne ise ona 
hidayet et. Zirve-i tevhidine giden yolu ihda etmeni dileniriz. 

«SIRATALLEZiYNE EN'AMTE ALEYHJM GAYRiL MAGDOBi ALEYHJM VE 
LEDDALLiYN» 



-228- 



O yol ki: Enbiya, §uheda, siddiklar vekamilTnin siratidir, ke§f-i hakikat 
yoludur, ma'rifet, husn-i edeb menzilidir. 

Onlara ihsan etmifsin. Gadabina mustehak olanlardan, dalaletde 
kalanlardan, eltaf-i rububiyyetini unutanlardan, tahkiki birakip taklidde 
kalanlardan, ubudiyyet kapusundan kogulanlardan, mekrk u istidraca mazhar 
olanlardan olmamayi yalvannz. Bu yalvarmamizi kabul et ya Rabbi!.. 

«iNNALLAHE VE MELAJKETEHU YUSALLUNE ALENNEBJYYi YA 
EYYUHELLEZiYNE AMEND SALLO ALEYHJVE SELUMU TESLJYMA» 

Allahu Teala ve Melaike-i Kiram hazerati, makaam-i mahmud ve makaam-i 
§efaatle kendisine tekrTm edilmi§ olan Nebiyy-i Ekrem Hazret-i Muhammed 
aleyhissalatu vesselama salat u selam ederler. 

Enva'i rahmet ve kerametle, fazl-i ahmedisini tebctlen ve ta'ziymen sena 
ederler. 

Ey inananlar ve istikbal inananlann olduguna inananlar!.. 

Gayeleri Hak olanlar!.. 

Hakkin «mu'min» ismine mazhar olanlar!.. 

Siz de O'na, O Peygamber-i ZT§ana salat u selam edin, zikr-i cemTI Me anin. 

Melaike, insan O'na salat u selamda bulunmakla terfi' eder. 

EYTALiB! 

Zat-i Muhammed? o kadar nazik bir manadir ki; bundan dolayi Cenab-i Hakk, 
HabTbine yapilacak salavati kendisine havale etdiriyor da: 

(ALLAHUMME SALLJ ALA MUHAMMEDiN) buyuruluyor. 

Biremr-i dtntde de: 

«BENiM RESUL-i EKREMJME BJR KJMSE BJR SALAVAT GETJRJRSE, BEN O 
KiMSEYE ON SALAVAT GETJRJRJM» diye ferman ediliyor. 

Lafskan salat u selam: 

«ALLAHUMME SALLi ALA MUHAMMEDiN VE ALA ALi MUHAMMEDiN» 
ma'na ve hakikat i'tibariyle de: Muhabbetle Resul-i ZT§ana mutabaat, izinden 
yurumek, bu kevn-i fesadda ayak kayacak yerlere rekzedilmis. olan semavt 
i§aretlere basTret gozu ile bakarak sayih nefesini HAK'siz tuketmemektir. 

Onun igun duanin, hakkimizda hayirh olarak kabul olunmasi icun, ewelini 
salavat ile ba§lamak ve sonunu da salavat ile nihayetlendirmek lazimdir. 

«SUBHANE RABBJKE RABBJL JZZETJ AMMA YESIFUNE VE SELAMUN 
ALEL MURSELiYNE VEL HAMDU LJLLAHi RABBJL ALEMJYN» 

Ey Ekmelerrusu!.. 

Mu§riklerin §irklerin, buhtanlanna gogsun daralmasin, asla ehemmiyyet 
verme. 

Hak kuvvetde degil, kuvvet HAK'dadir. 

«LA HAVLE VE LA KUWETE JLLA BiLLAH.» 

Her emrine gaalib, kudret ve kuvvet sahibi olan Rabbin; mu§riklerin, Onun 
§an u azametine layik olmayan sifatlarla vasiflandirmalarmdan munezzehdir. 



-229- 



Enbiya u murseliyne, (evliya u siddikiyne), ehl-i Tmana, (ehl-i irfana) selam 
olsun. 

Halen ve kaalen hamd u sena, alemlerin Rabbi olan Allahu Teala'ya olsun. 

imam-i AM Kerremallahu Zatehu Hazretleri: 

— «Her kim ahirette Cenab-i Hakk'dan husust bir ikram isterse, bu ug ayeti 
her meclisin sonunda okusunlar» buyurmusjardir. 

Ya Resulallah! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ya HabTballah! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ya HalTlallah! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ya Nebiyallah! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ya Safiyallah! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ya hayra halkillah! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ya nure arsjllah! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ya emiyne vahyilia! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ey zat-i ehadiyyetini Cenab-i Ahmediyyete fethederek Allah'in 
ziynetlendirdigi, §ereflerin kaffesiyle mu§erref kildigi, sureti Hak, siyreti Rahman 
HabTb-i Kibriya! Salatu selam senin uzerine olsun. 

Ey vucud etvarma cevlan HabTb-i Kibriya 

Vey vucud esranna seyran HabTb-i Kibriya. 

Vacid u mevcud seni mir'at edindi subhesiz 

STreti Hak, sureti Rahman HabTb-i Kibriya. 

(Men ream kad reei hak) nutku ikandir bize 

Gbrunen senden goren Subhan HabTb Kibriya. 

Tahir u HadT vii Yasin, Hay-i Hakk'm Mim'isin 

Nun u Sat u Kaaf u vei Kur'an HabTb-i Kibriya. 

Vech-i pakin nur-i §em Zat-i Hak meclasidir 

Ciimle Hem husnune hayran HabTb-i Kibriya. 

Sanini tevcTI iciin geldi hiivel hakkul mubi'n 

Elde biirhan sahidin Kur'an HabTb-i Kibriya. 

Hubb-i zatin mazhari, kenz-i viicudun matla'i 

Mebde-i kiill, aslina burhan HabTb-i Kibriya. 

Has ill Hak zatini m ah bub edip ba's eyledi. 

On sekiz bin Heme sultan HabTb-i Kibriya. 

Hizmet-i nat'-i serif in He Ruhi fahreder. 

Mahz-i lutfundan diler ihsan HabTb-i Kibriya. 

Ey Hakkin istifa kanunu ile tebcTI etdigi, ta'zimat-i subhantsine mazhar 



-230- 



kildigi Sah-i Resul!.. 

Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ulum-i evvelin u ahirin ile techTz edilen Sultan-i Resul, HadT-i Subul, Aleyhi 
Salavatul Kiill! Salat u selam senin uzerine olsun. 

Ya Seyyidel murseliyn! 

Vey imamel muttakiyn! 

Salat u selam senin uzerine olsun. 

EyRahmeten lil'alemiyn! 

Ya HatemennebiyyTn! 

Ya SefTal muznibiyn! 

Eyednayi a'la yapmak hakkini alan Resul-i Rabbul alemiyn! 

Salat u selam senin uzerine olsun. 

Allah'in, meleklerinin, nebilerinin, hamele-i Arsjn, butun halkin tehiyyati, 
salavati, ta'zimati, tekrimati, tayyibati; bizim Efendimiz Muhammed Mustafa 
Hazretleri ile Al u Eshabimn uzerinedir. 

ALLAH'im! 

Salat u selam; abd-i mahzin olan HabTbin ve Resulun, Nebiyy-i Ekremin, her 
sey'in masdan olan Muhammed'in (SALLALLAHU ALEYHi VE SELLEM) uzerine 
olsun. 

Ya ilahT! 

Efendimize, sertac-i ibtihacimiz Resul-i ZT§animiza, O, zatindan zatina 
tecellTnde zahir olan, ayine-i Hak bulunan nuru'l-envara, sahib-i makaam-i a'laya, 
her guzelligin ashna, lisan-i fastha sahib kildigin Resul-i Ekremine salat ii selam 
olsun. 

ALLAH'im! 

EbedT, sermedT fazi u ihsanin, hayr u bereketin, tehiyyatin, fazl u aded 
cihetinden mutahhar olanin: E§ref-i halik-i insaniyye ve mecma'-i hakaik-i 
Tmaniyye ve tur-i tecelliyyat-i ihsaniyye, mehbit-i esrar-i rahmaniyye, misafir-i 
subhanellezT esra ve ma yentiku anil heva, saray-i ehadiyyetinin mahrem-i esran, 
mahlukatin efdali, Liva-i Hamd'in sahibi, imamu'l-Enbiya, malik-i ezimmetil mecdil 
esna, §ahid-i esrar-i ezel, mu§ahid-i envar-i sevabikil iivel, lisani kidemin 
terceman-i hassi, ilm u hilm u hikemin menba'i, mazhar-i sirnl cudil cuz'iyyil vel 
kulli, nefs-i natika-i kainatin kalbi ve aynT ruhi cesedil kevneyn (iki alemin hayati), 
rutbelerin a'lasi olan (Ubudiyyet) rutbesiyle rutbeli, ahlak-i ilahiyye ile mutehalhk, 
HalTI-i A'zam, HabTb-i Ekrem, Seyyidimiz Muhammed bin Abdillah bin 
Abdulmuttalib Hazretlerinin uzerine olsun. 

Ve fair enbiya u murseliyne, melaike-i mukarrebiyne ve ehl-i semavat ve 
ehl-i arazmden salih kullannin uzerine olsun. 

Ya Rabbi! 

(Evet) Salat-u selam; seni zikredenlerin zikri, zikrinden gaafil olanlann da 
gafleti devametdigi muddetge onlann uzerine olsun. 

Not: Aynca Kadiri §eyhleri evradin ashna ilaveten; Once ug kere «Fatiha suresi» 
okunur. «Bakara suresi»'nin ba§indan «Ulaike humu'l-Muflihun»'a kadar, »Ayetu'l- 



-231- 



Kiirs?» ve «Amene'r-rasulu»'nin sonuna kadar tilavet edilir. 

Ug kere «Hasbunallah ve ni'me'l-vektl ni'me'l-mevla ve ni'me'n-NasTr» 

dedikten sonra, ug kere «Elem Ne§rah» ve «ihlas» sureleri okunur. Daha sonra birer 
kere «Muavvizeteyn» ve »Fatiha suresi» okunur, «salavat» getirilir. Bunlardan sonra 
ayakta ve sesli olarak: 

166 kere «Kelime-i Tevhid / La ilahe illallah » ve 166 kere «l_afza-i Celal / 
Allah» okunur. 

ilaht! selam, senin Peygamberinin biitun dostlannin uzerine olsun. 

Her bir veli kendi aynasinda diger bir veltnin kemalatini musahede etmek 
vahdet-i viicud ve tasavvuf lediinniyatindandir. 

Simdi bu eseri yazarken de ayni meslek-i celil-i sofi'ye mensup yiice bir 
veltnin esrara taalluk eden bir kissasiyle sahnelerimizi siisleyip bitirmek isteriz. 

Bu kissanin ozeti Arapga bir siirin muhtevasinda ifadesini bulmaktadir. 

Eger bana; "Gunahim nedir ki bunca yil benden kagtin..?" dersen cevaben 
derim ki; 

— "Hala kendine viicud vermekligin oyle bir giinahtir ki o nig bir giinahla 
olculmez. Iste bu mazmun asagidaki menkibede gergek ifadesini bulmaktadir. 

Bir gun, biitun mertebeleri gegtigi halde bir tiirlii vasili Hakk olamiyan 
(arada kiicuk bir perde kalan) Cuneyd-i Bagdad? Hz. hep bunun sebeblerini 
diisiinerek Bagdat sokaklannda gezmekte iken, bir Arap kizi da mecaza miiptela 
olarak sevgilisine §u siiri okurmus: 

«Ve inkulte ma eznebtu kullu mucubeten 

Hayatuke zenbun la yukasii bihi zenbu.» 

Yani; 

«Benim kusurum nedir ki bunca yildir benden kagtin dersen cevaben derim 
ki: Kendine viicud vermekligin yani hayatin oyle bir sugtur ki hig bir sugla 
olgiilemez, kiyas edilemez (kabil-i telif olamaz).» 

Cuneyd-i Bagdad? Hz. «Allah Allah» diyerek yere kapanip vasil-i Hak olur. 

ESERJN SONU 



-232-